(Medya: Batuhan Kordel- Anıları Sakla)
Çalıştığımız odanın penceresini açtım, vücudumun yarısını dışarı çıkararak ağzımdan buharlar çıkaran havayı içime doğru çekip bıraktım. Görünen isteğim içeriyi biraz havalandırmaktı; ama gerçek sebep içimdeki sıkıntıyı havayla dışarı boşaltmaktı. Bugün bana verilen iki ay sürenin sonuna gelmiş bulunmaktaydım. Ne olacaktı, kalacak mıydım, gidecek miydim? Gitsem ne olacak, kalsam ne yapacaktım? Bir yandan gitmeyi istiyordum; çünkü Destina'ya bağlılığım iliklerime kadar işliyor, ilerde olacak ayrılıkta yaşayacağım acıdan korkuyordum. Diğer yandan da kalmayı istiyor, Ayşe Hanım ve babaanneye gözlerimle verdiğim sözü gerçekleştirmek istiyordum? Peki halam ve babam... Onları ne yapacaktım? Bu gizli savaşta biri zarar görecekti kesin; fakat bu Destina olmamalıydı. Bu hikayenin en masum yanıydı o. Gözlerinde görmüştüm masumluğu, sesinde hissetmiştim korkusunu. Endişeyle geçirmişti hayatını, hem kendi hem de sevdikleri için. İçinde bulunduğu mahkumiyetin nedenini dahi bilmiyordu.
Kahvaltımı da iyi yapmamıştım, canım bir şey istemiyor, elimdeki çay bardağıyla oynayıp duruyordum. Tam iki aydır köşkten dışarıya da çıkmamıştım. İnziva hayatı gibi... Dışarı çıkınca herhalde kendimi uzaylı gibi hissedecektim; saçları kıvırcık, biraz göbeği olan, matematikten anladığını zanneden, hayatın matematiğinde boğulan garip bir uzaylı... Ya Destina, o kendini nasıl hissediyordu? Böyle hayat mı yaşanır ya? Onu bir gün bu köşkten dışarı çıkarmalıyım; hem de ilk fırsatta.
''Oğlum çayını soğuttun, yenisini getireyim mi?''
Yeni çay, eski çay, soğuk veya sıcak çay... Şu an elimde hangisi olsa içmezdim, içemezdim. Hatta sevdiğim en güzel içkiyi bile verseniz içmezdim. İki aydır içmedim, içmeyi de istemedim. Ben bu köşkte ne buldum? Gitmek niye istemiyorum, kalmaya niye korkuyorum? Sigara günlük bir paket tüketirken yarıya düşürdüm. Gittikçe sigara içme isteğim de azalıyordu. Şimdi ise birini bitirmeden diğerini yakasım geliyor. Niye efkarlandım ki ben?
''Emre Oğlum, çay soruyorum sana, duymadın galiba, getireyim mi?''
''Teşekkür ederim Saliha Anne! İçmeyeceğim, canım istemiyor.''
''Canını sıkan bir sebep mi var? Kahve yapayım içelim beraber; belki anlatırsın, olmaz mı?''
Saliha Anneye cevap veremeden kapı açıldı. İçeri giren Destina'ydı, yanımıza doğru geldi ve meraklı bakışlarını bize çevirdi. Elini sandalyeye dayayıp vücudunu bana çevirdi.
''Ne oldu, canınız neye sıkılıyor Hocam?''
''Yok bir şey. Hem neye canım sıkılacak ki benim?'' dedim ve ellerimle ensemi kaşımaya başladım. Parmaklarım serçeden baş parmağa kadar sandalyenin üst kısmında kalkıp kalkıp iniyordu. Yığınla kitap okuyan kız benim bu hareketlerimi mi anlamayacaktı? Biraz muzipçe güldü.
''Sizin içinizdeki sıkıntı burada kalıp kalmama durumu olmasın hocam?''
Enseme kadar kızardım, göz bebeklerim bir oyana bir bu yana kaçışırken dayanamayıp gücünü tüketip Destina'nın göz bebekleriyle buluştu.
''Yani ne diyeyim, evet gerçekten bu durumu merak ediyorum.'' deyiverdim bozuntuya vermeden.
''Şimdi siz iki ay dediniz ya bana, ondan pek konsantre olamadım ve programımızı ona göre düzenledim; yani artık kesinliğe ulaştırırsak ona göre yol çizeriz.'' diye devam ettim. Destina kafasını yukarı aşağı salladı.
''Hı hı, tabi ki de hocam. Siz programımızı yeniden gözden geçirirsiniz tabi.'' diyerek kinayeli tavırlarına devam etti. Maşallah bugün de yüzü pek gülüyordu. Onu bu zamana kadar böyle mütebessim görmemiştim. Amcasıyla muhakkak konuşmuştu gidip kalmam konusunda. Belli ki bu gülüşünün sebebi kalıp gitmeme dairdi. Bir ağız arama bahanesiyle sordum kendisine:
''Destina amcanla konuştunuz mu bu konuda?''
''Evet, birazdan amcam da sizinle görüşecek zaten.''
''Peki kararınız ne? Yani ona göre ben de bir iş, özel ders falan bakayım kendime.'' diyerek lafı üslubuna göre devam ettirdim. Öyle bir niyetim yoktu aslında. Sahi burası olmasa ben ne yapacaktım veya buradan sonra ne olacaktı? Hayatımı yöneten kişiler bu oyunun sonunda beni nereye koyacaklarını düşünmüşler miydi? Bu konuda en ufak bir şey demiyorlardı. Muhtemel sevgili babacığım beni yurt dışına postalardı. Keşke Rahmi Bey işime son verseydi. Üzerime yük yükleyenlere karşı bir mazeretim olurdu.
''Hocam, amcam geldi.'' dedi ve ayağa kalktık.
''Oturun Emre Bey, rahatsız olmayın.''
''Yok efendim, estağfurullah ne rahatsızlığı?''
''Emre Bey, hemen şirkete gitmem gerekiyor; bu sebepten direkt konumuza gireceğim.''
Kalbimin atışı belki karşıdan duyulurdu. Haydi Rahmi Bey kov beni, kov da bitsin bu işkenceler ya da kovma ben ne yaparım onsuz. Gözlerimin içindeki kaygı etraftan sezilirken bütün dikkatimi Rahmi Bey'in dudaklarına vermiştim.
''Emre Bey iki aydır sizi tanıyoruz, buraya da iyi referanslarla geldiniz. Süreç içerisinde gerek Saliha Hanımın gerekse Ayşe Hanımın evladı gibi oldunuz. Biz köşkte kalmanızı, öğretmenliğinize devam etmenizi istiyoruz sizin için de bir sakıncası yoksa tabi.''
İstemsiz otuz iki dişimi gösterircesine bir tebessüm belirdi yüzümde. Tebessüm müydü, sırıtış mıydı bellisiz. 'Hoh!' dedim içimden; ama etraftakiler de baya hissetmişti ki gülüyorlardı bana bakarak.
''Efendim ne sakıncası, bilakis ben işimden ve sizden çok memnunum. Tabi ki de seve seve görevime devam etmek isterim.'' Biraz önce gitmeliyim diyerek içinde kargaşalar yaşayan Emre; meğer ne de kalmak istermiş. Destina'ya çevirdim gözlerimi gözlerinin içine içine baktım, sonrada köşkte bulunan diğer hanımlara çevirdim yüzümü. Anlık Rahmi Beyi unutmuştum. Sonra tok sesini duyunca afallayarak ona doğru döndüm :
''Yalnız, baştaki şartlarım aynen geçerli. Ders esnasında yanınızda mutlaka birisi olacak, siz yerinizde kalacaksınız. Bir de aile mahremiyeti malum, dersten sonra köşkte pek dolaşmazsanız sevinirim.''
''Tabi efendim, aynen dediklerinize dikkat etmeye devam edeceğim. ''diyerek el sıkıştık Rahmi Beyle. O işine gitti, ben de işimin başına geçtim.
''E o zaman biz dersimize devam edelim olmaz mı?'' diyerek Destina'ya her zamanki oturduğu sandalyeyi gösterdim ve salonda Ayşe Hanım hariç herkesi uğurladık.
Babaanne dünkü yağmurdan biraz hastalanmış galiba, bugün bize Ayşe Hanım eşlik etti. Destina'yla yazdık, çizdik, dersimizi işledik. Dersimizin bitimine dakikalar kala Ayşe Hanım salonu terk etti. Ortamda oluşan sessizliği bir soruyla Destina bozdu:
''Hocam buradaki işiniz bitince ne yapacaksınız? Var mı bir planınız?''
Evet, geldik mi zurnanın zort dediği noktaya, şimdi ben kıza ne diyecektim, var mıydı planım, ne uydurayım, ne diyeyim?
''Yani, yaparım herhalde bir şey, özel ders falan veririm belki ya da kurs merkezi... Açıkçası pek bir planım yok.''
''Atanmak, böyle uzaklara gitmek istemez misiniz? Bir kasaba ya da bir köye... ''
''Ben lise öğretmeniyim öyle köy falan olmaz; ama bir kasaba fena olmaz hani.''
''O zaman siz de benimle çalışın.''
''Neye?''
''KPSS'ye.''
Allah Allah! Öğrencim bana rehberlik yapıyor. Yüzüne tuhaf tuhaf baktım.
''Hım, güzel fikir bunu bir düşüneyim.''
''Sözel konuları ben anlatırım size.''
Allah'ım şimdi de bana öğretmenlik yapacak. Bir kahkaha koptu ağzımdan.
''Anlatamaz mıyım çok mu komik?'' diyerek yüzü hemen düştü. Bozdum galiba kızı istemeden.
''Bana ders anlatacakmış bak sen.'' diyerek ani bir hareketle ellerimi başına götürdüm. Saçlarını hafif sıvazlayınca yüzündeki kızgınlık biraz daha belirginleşti. Gözlerinin içine derin derin baktım, bir iç çektim.
''Sen ders anlatırsan sesine dalmaktan dersi anlayamam ki.'' Suratında kızgınlığın yerini utangaçlık aldı, apar topar kitap, defter ne eşyası varsa toparlamaya başladı. Ah Emre, neden çenen durmuyor ki? Bazen onun yanında ne konuşuyorum fark edemiyorum bile.
''Bugün dersimiz bitti galiba, size iyi günler Hocam.'' dedi ve hızlıca salonu terk etti.
''Sana da iyi günler Destina.'' dedim çaresizce arkasından bakarak.
Evet, günü yine müthiş bir şekilde başlayıp müthiş bir şekilde kapattım.
*******************
Offff! Yastığa kafamı koyup tavana bakmak, on numara aktivite. Az bir perdeyi de açıp yıldızlara bakarsan daha bir güzel. Rüzgarın etkisiyle pencerem gıcırdamasa ya, sessizliğe de ihtiyacım var hani. Allah'ım yine aklıma geliyor. Saçları ne güzeldi öyle yumuşacık. Şampuanının markası ne acaba? Salak sana ne şampuanından. Saçı, gözü, mimikleri her şeyi tavanda muazzam bir portre gibi görsel şölen oluşturuyor. Hayal gücüme de maşallah yani. Nereden geldi aklıma bu saatte? Ya biri birinin aklına gelince nezaketen sormalı ya. 'Ben senin aklına gelebilmeli miyim?' demeli. Hayır yani belki ben senin aklıma gelmeni istemiyorum . Belki sen benim aklıma gelince ben gülümsüyorum. Ve ben belki gülümsemekten korkuyorum. Yine düşlerimizi Destina'ya mahkum ettik iyi mi. Uyu artık Emre uyuyabilirsen.
********************
''Saliha, haydi çabuk gel! Destina hazır mısın kızım? Mehmet oğlum arabayı köşkün önüne getir hadi!''
Zor uyumuşum zaten gözlerimi de zor açıyorum, güne Ayşe Hanımın etrafa seslenişleriyle başladım. Gözlerimi ovalaya ovalaya dışarı çıktım. Bir esnedim, gerildim şöyle. Oh rahatladım. Ayşe Hanımın yanına giderek sordum telaşının nedenini:
''Günaydın, bu hazırlık ne böyle?''
''Günaydın Emre Bey, Destina'yla dışarı çıkacağız da onun hazırlığı. İki aydır çıkmadı kuzum benim.''
''A! Ne güzel. Bana da yer var mı araçta ben de çıkayım.''
''Bakalım, vardır herhalde. Mehmet hazır mı araba?''
''Hazır Ayşe Hanım.''
''Korumalar diğer araçla gelsin, bize Emre Bey katılacak tamam mı?''
''Tamam Ayşe Hanım.''
''Haydi Emre Bey, hazırlanın bekliyoruz sizi.''
Koşarak geçtim odama triko kazağım, pantolonum, saatim vs. ne varsa giydim, taktım, kuşandım. Montumu da aldım ve dışarıdaydım. Destina da her zamanki gibi zarif haliyle hazır bekliyordu dışarıda. Üzerine kiremit rengi bir elbise giymiş, bilekten botunu ayağına geçirmiş, saçlarını örgü yapmayarak tepeden sarkan bir at kuyruğu yapmış, üşümemek için de toprak rengi kısa bir mont giymişti. Sabah sabah ne de güzeldi.
''Günaydın Destina. Nasılsın?'' Dudağını hafif büküp küçük ilgisiz bir tebessümle karşılık verdi.
''Size de günaydın.'' 'İyiyim hocam, siz nasılsınız?' falan yok yani. Tabi ne bekliyordun ki Emre dünkü potundan sonra.
''Haydi araca geçelim. Öne siz oturun Emre Bey. Geç kızım arkaya. Saliha hadi gel artık.''
''Tamam tamam geldim Ayşe Hanım.''
Aracın önünde ben, arkada Ayşe Hanım, Saliha Anne ve Destina... Araç sanki uzay gemisi, biz de uzaya yolculuk yapıyorduk. İki ay dışarı çıkmazsa bir insan ne olurdu? Çevrede yürüyen insanlara bir garip bakıyordum aracın siyah camından. Arkadan da güvenlik güçleriyle dolu ikinci araç bizi takip ediyordu.
''Emre Bey, nereye gidecektiniz? Önce sizi bırakalım.''
''Siz planınız neyse onu yapın Ayşe Hanım, ben sonra ayrılırım sizden.''
''Tamam, Mehmet bizi her zaman alışveriş yaptığımız mağazaya götürür müsün?''
''Peki Ayşe Hanım.'' dedi ve şoförümüz Mehmet Bey bizi baya fiyakalı bir giyim mağazasına getirdi.
''Destina, sen bak kızım, biz de Saliha'yla diğer reyondayız.''
''Olur yenge.''
Destina kıyafetlere önce göz ucuyla bakıyor, bazısını askısından çıkarıp üzerine tutarak duruşuna, kumaşına ve dokusuna bakıyordu, bazısını da beğenmeyip geri asıyordu. Ben de ne işim varsa aval aval onu izlemekle vakit geçiriyordum. Yanına yaklaştım.
''Hiç mavi giymiyorsun, halbuki mavi sana çok yakışır.'' dedim, askıdan mavi elbiseyi çıkardım, önüne tuttum.
''Bana ne yakışır, ona kendim karar veririm Hocam, şimdi izninizle rahat bir şekilde kıyafet seçmek istiyorum.''
Payımı da aldım ve korumaların yanına çıkıp bir sigara yaktım. Ne yani insan güzel gördüğü bir kıyafeti güzel gördüğü bir hanımefendiye yakıştıramaz mı? Mavi ya mavi... Göğün rengi, denizin rengi, kuşumun rengi... Neyse... Sokaktaki çevre dükkanlara çevirdim gözümü. Ben niye çıkmıştım köşkten? Aha salep satan bir yer hem de mağazanın yanında. Destina'yla salep içmek... Niye olmasın ki? Bu aralar gayet hızlı kararlar alabiliyorum.
'' E Mehmet Bey, böyle ayakta onları beklemek de size zor oluyordur şimdi.''
''Haklısınız Emre Bey; ama ne yapalım ekmek parası vazifemiz.''
''Baksana ben buradayım, hanımları beklerim. Şu ilerde bir çay ocağı var. Gidin çay için.''
''Nasıl olur Emre Bey? Bir sıkıntı olursa ya, hepimiz işimizden oluruz vallahi.''
''Ya baksana burası görünüyor zaten, ben de buradayım. Hadi ama, al şu parayı gidin çay için bendensiniz hadi koçum.'' Kol kaslarına vura vura bir gazladım bir gazladım Mehmet'i. Çay ocağına gönderdim zor olsa da. Şimdi sıra Ayşe Hanımlardaydı. Baktım ki onlar da mağazanın üst katına çıkmış, tuttum kolundan Destina'yı, çıkardım mağazadan.
''Ne yapıyorsunuz? Yengem kızacak. Korumalar nerede?''
''Şt! Gönderdim onları, ilerde bir yerde çay içiyorlar. Gel biz de salep içelim senle.''
''Nasıl yani, ben dışarıda salep mi içeceğim?''
''Evet, hadi vaktimiz yok.''
Tuttum elinden, girdik salepçi amcanın yanına. Gözündeki ışıltıyı, dudağındaki tebessümü görmenizi isterdim; çünkü tarifi sözlere sığmazdı. Ayşe Hala ve Saliha Anne; ayrıca korumalar şu an hiçbiri umurumda değildi. An buydu ve ben bu anı doya doya yaşamak istiyordum.
******************
''Saliha Saliha!''
''Ne oldu Ayşe Hanım, renginiz atmış?''
''Saliha ben, galiba ben Senem'i gördüm.''
''Nasıl, nerede?''
''Saliha, Destina nerede?''
''Aşağı kattaydı.''
''Saliha Destina'yı bul. Korumaları çağır.''
''Ayşe Hanım sakin olun, belki de yanılıyorsunuzdur.''
''Hayır Saliha! Yanılmıyorum, oydu. Bana öyle bir baktı ki yılların kinini kusar gibi, içindeki ateşle etrafı yakacak gibi. Saliha Destina'yı bulmalıyız.''
Hızlıca aşağıya indiler Saliha ile Ayşe Hanım. Her yerde Destina'yı aradılar; ama nafile.
''Ayşe Hanım her yere baktım yok. Hoca da yok, korumalar da yok.''
''Nereye gitti bunlar? Rahmi Bey'e ne derim şimdi? Ya Destina'nın başına bir şey gelirse?''
''Allah korusun Hanımım, demeyin öyle şeyler.''
*****************
İki kadın feryat figan bizi ararken biz ne mi yapıyorduk? Kahkahalarımızla dükkanı inlete inlete salep içiyorduk. Tarçın kokusunu içimize çeke çeke boğazımızı yakıyorduk. Hayatımda hiç böyle eğlenerek salep içmemiştim.
''Teşekkür ederim Hocam.''
''Ne demek, rica ederim. Daha nerelere kaçıracağım seni?''
''Yaa!'' deyip bir kahkaha daha attı. Sonra yönümüz kapıya doğru çevrildi ikimizin de. Destina'nın elindeki bardak yere düştü tuz buz oldu. Aynı zamanda benim kalbimde. Halam dikilmiş ikimize bakıyordu, biz de halama bakıyorduk. Çok gülüp kahkaha atmıştık değil mi? Neden çabuk biterdi ki hayatımızdaki en güzel dakikalar. Bir halama baktım bir de Destina'ya. Peki Destina'nın pembe yanakları neden sapsarı olmuştu , dudakları titreyip gözleri neden dolmuştu? Hala mı nereden tanıyordu?
***********************