SEVGİLİ

2387 Kelimeler
Anlar vardır hayatımızı soru işaretleriyle dolduran, anlar vardır üç noktaya boğulan. Ve yine öyle an vardır ki ünlemin tesiri altında kalan. Anlamlara boğulup anlam veremediğimiz zamanı yaşıyorduk şu an. Karşısındaki kadının halam olduğunu belli etmeden Destina'ya seslendim. ''Destina! Destina! Ne oldu da sapsarı kesildin?'' .............. Nutku tutulmuş bir şekilde duran kızın omuzundan dürterken halama kaş göz işareti yaparak gitmesini istedim. ''Destina, korkutuyorsun beni. Beğenmedin mi salebi?'' ............... ''Destina!'' Omuzunda duran elimi kollarına sürterek bileğine doğru getirdim. Yumuşacık tenini avuçlarımla kavradım. ''Bırakır mısınız?'' İşittiğim azardan sonra ellerimi çaresizce yere indirdim. Halam ise uzun uzun bize baktıktan sonra uzaklaşıp gözden kayboldu. Destina, halam uzaklaşana kadar onu izlemiş, donuk halini değiştirmemişti. Sonra kendini biraz topladı. ''Yengemlerin yanına gidebilir miyiz, lütfen?'' Mağazanın önüne geldiğimizde korumalar eşliğinde feryat figan bizi arayan Ayşe Hanım ve Saliha Anneyle karşılaştık. ''Neredesiniz, her yerde sizi arıyoruz? Az kalsın aklımı kaybedecektim?'' Ayşe Hanım direkt Destina'nın boynuna sarıldı. Destina'nın saçından, yüzünden öpücük alarak bir yandan sarılıp diğer yandan da etrafa ateş saçıyordu. ''İyiyim yenge bir şeyim yok.'' diyebildi ağzından zorla dökülen kelimelerle. Ayşe Hanım kendini toparladıktan sonra zihninde sarf edeceği kelimeleri hızlıca belirleyerek yönünü bana çevirdi, ilk defa duyduğum yüksek ses tonuyla zatı-şahaneme seslendi: ''Bu yaptığınız da nedir Emre Bey? Neyden güç alıp başıboş hareket edebiliyorsunuz? Korumaları göndermek de ne haddinize? Destina'nın bu dükkanda ne işi var?'' ''Destina'nın hiç dışarı çıkmadığını görüp üzülüyorum. Ona değişiklik olsun istedim.'' Ayşe Hanıma ne dedim, ne söyledim bilmiyorum. Ağzıma ne gelirse savunma namına sıraladım. Okuldan kaçan suçlu öğrencilerin müdüre yakalanması gibi bir durumdu bu. Kızgın kadın daha da hiddetlenerek devam etti konuşmasına: ''Destina'nın dışarı çıkıp çıkmama derdi size mi düşmüş? Bir sebebi var ki böyle davranıyoruz?'' konuşmasını bölüp hızlıca sordum. ''Peki sebep ne? Bir kızı ömrü boyunca hapsettiğiniz sebep... ''yutkunarak yüzüme baktı Ayşe Hanım. Ortamdaki herkes gerilmişti. Korumalar fırçayı yemiş, sus pus olmuş, Saliha Anne korkudan dilini yutmuş, Ayşe Hanım ise korku ve öfke karışık haliyle bana cevap yetiştirmeye çalışıyordu. ''Sebebi sizi ilgilendirmez. Görevinizi yapın, haddinizi aşmayın. Size verdiğim değeri çok iyi biliyorsunuz; ama bu kuralları aşacağınız anlamına gelmiyor.'' İkimizde sustuk bir an, sakinleştiğini anlayınca ses tonunu da değiştirdi. ''Bu ilk ve son olsun olur mu?'' ''Ayşe Hanım, bu ilk ve son olur elbet; ama şunu iyi bilin ki Destina'yı siz korumuyorsunuz. Koruduğunuzu zannediyorsunuz.'' Destina'nın iri gözleri daha da büyüyüp biraz da içine kızgınlık katarak bana yöneldi. Bense gözlerimi Ayşe Hanımdan ayırmayıp devam ettim: ''Hiçbir şey, bir insanın ömrü boyunca hapis hayatı yaşamasına sebep değildir. Siz suç ne ise, suçu işleyen her kimse hükmü Destina'ya yüklemişsiniz. Vicdanınız hiç mi sızlamıyor?'' ............. Cevap vermeyen Ayşe Hanım korumalarına yöneldi. ''Bugün yaşanan bu ihmalkarlık aramızda kalıp bir daha tekrarlanmayacak. Rahmi Bey ise asla duymayacak. Anladınız mı beni?'' Kafasını sallayarak onay veren korumalar işten atılmamanın sevinciyle görevlerine döndüler. ''Oğlum, sen köşke gelmiyor musun?'' ''Yok Saliha Anne, biraz gezeyim, siz gidin." Destina'nın üzülmüş ve sararmış yüzüne baka baka aracın yanımdan uzaklaşmasını bekledim. Şimdi bugünün hesabını sorma yerine, halamın yanına, gitmeliydim. *********************** ''Hala!'' Hızlıca merdivenlerden çıkıyor, halamın yanına bir an önce ulaşmak için önüme kim çıkarsa elimle itiyordum. ''Hala!'' Salona ulaştığımda kapısını hızlıca açarak elinde kahvesini sakince yudumlayan halamla karşı karşıya geldim. ''Derdin ne senin? Ne geziyordun orada, bizi takip mi ediyorsun?'' ''Sakin ol yeğenim.'' istifini bile bozmadı. ''Neye sakin olacağım hala, nasıl korkuttun insanları? '' dedim, o da: ''O zaman hedefime ulaşmışım demek ki?'' dedi tüm arsız tavrıyla. ''Ne hedefi hala, senin derdin Rahmi Alkanla, ailesinin ne suçu var?'' dedim, dedim ama kime? ''Onun kanını taşıyan, o hanede olan herkesin suçu var?'' diye cevap verdi. Yalvarır gözlerle baktım, başımı az biraz eğerek : ''Yapma hala, yapma! Oradaki insanlar değil senin günahına giren, ya git hesabını sana zulmedenlerle gör, uğraşma başkalarıyla.'' Başkaları derken kastettiğim kişi Destina'ydı, tek derdim ona bir şey olmamasıydı. '' Yıllar önce neler yaşadığımı biliyor musun? Nelerimi kaybettim, ne kadar incindim; aynalardan, insanlardan ne kadar kaçtım, her gün her gece ne intizarlar ettim? Bunları bilmeden bana yapma diyemezsin.'' ''Hala, anlıyorum seni; ama adamın babasını öldürdünüz ya! Daha ne yapacaksınız?'' ''Ne mi yapacağım, zamanla görürsün neler yapacağımı. Oyun yeni başladı Emre.'' diye devam etti. Üzerine doğru biraz ilerledim: ''Ne oyunu hala, oyun dediğin masum insanların hayatları. Git derdin neyse Rahmi'yle hallet, başkalarından çek elini.'' ''Hiçbir şeyden el çekme falan yok. Sen de kendine gel, biz seni Rahmi'nin ailesinin koruması ol diye göndermedik, görevin neyse onu yap.'' ''Görev, hah görev! Oraya giden ayaklarıma, size uyan aklıma sıçayım. Başından belliydi zaten her şey. '' ''Evet, belliydi. Benim derdim tek Rahmi değil, onunla ilgili her şey; özellikle en değer verdiği şey.'' İyice sinirlerim tavan yaparken sakinleşmek için nefes alış verişimi kontrol altına aldım, şişen boyun damarlarımın inmesini, kalp atışımın yavaşlamasını ve boynumdan beri kızaran tenimin biraz rahatlamasını sağladım. Halamın yanında bulunan sehpaya iki elimi dayayıp gözlerimi iyice ayırarak asıl merak ettiğim sorumu sordum: ''Hala, tamam ben senin isteğini anladım; ama Destina ile ne işin var, bana asıl bunu söyle.'' Ayağa kalktı ve etrafımda tur atmaya başladı. ''Sen muazzam portreleri seversin Emre. Her sabah uyandığında sol tarafında görmek isteyeceğin muazzam bir tablo gibi güzel kız.'' ''Hala kızın güzelliğini ne yapacaksın? Açık açık söyle ne planlıyorsun?'' Ellerimi bir top yapmış, iyice sıkmıştım. Halamın önüne durdum ve gözlerine baktım; çünkü artık niyetlerini tam olarak anlamalıydım. ''Merak etme, kız asla ölmeyecek yeğenim.'' dedi ve sinsi gülüşüyle konuşmasına ara verdi. Masaya yönelip bardağa su doldurmaya başladı. ''Kızla ilgili planınız ne? Bana artık net bir şekilde söyle, yoksa hala kendime hakim olamayacağım burada.'' ''Hahaha! Dedim ya merak etme ölmeyecek. Al şu suyu iç.'' Elindeki su bardağını aldığımla yere fırlattım; çünkü hırsımı bir nesneden çıkarmalıydım. Halamsa fırlattığım su bardağının yerde parçalanan kırıklarına baktı ve sonra bana doğru döndü. Sakinliğini hiçbir şekilde bozmuyordu. ''Hala! Artık öfkemin sınırına ulaştım. Bana kızla ilgili planını söyle!'' ''Aslında derdim tek kızla değil, anladığın üzere. Sadece o planımın can damarı.'' ''Söyle artık! Rahmi'yle ilgili, ailesiyle, kızla ilgili. Beni nasıl bir girdaba girdirdiniz öğrenmek istiyorum hala. Ne istiyorsun, bilmeliyim anlıyor musun?" ''Ne mi istiyorum? Yüzüme çarptıkları mehir parasına karşılık varlıklarını, kirlettikleri soyadıma karşılık soyadlarını, uzaklaştırdıkları yuvama karşılık yuvalarını, ... Neyse lafıma devam etmeyeceğim. Zamanla göreceksin zaten ne istediğimi.'' Dişlerimi sıkarak halamın nefesini hissedeceğim derecede içine sokuldum, az kalmıştı gırtlağına yapışacaktım; ama yapamazdım. Çünkü acısına saygım vardı, o ise acısını alevlendiren öfkesine saygı duyuyordu. Beklediğim cevap gelmemişti ve ben öğrenmeye çok kararlıydım. ''Hala, son kez soruyorum: Kızla ilgili planınız ne?'' ''Namusuma karşılık namuslarını...'' ''Ne?'' ''Doğru duydun.'' ''Namusuma karşılık namuslarını alacağım.'' halamın gırtlağına yapıştım. Patlayan volkan gibiydim şu an. Etrafa ateş saçan bir yanardağ. ''O kızın saçının teline zarar gelirse hepinizi öldürürüm, vallahi de billahi de öldürürüm.'' Sesimi duyarak içeri giren korumalar beni halamdan ayırmaya çalışıyordu. Babama da haber uçurmuşlardı ki hemen yanımıza gelmişti. ''Lan gebertirim seni. Ne haddine halanın boğazına yapışmak it.'' bu sefer babamla birbirimize girmiştik. İyi bir baba tokadı yedikten sonra yere kapaklanınca durdum, ayağa kalktım ve tekrar mücadeleye giriştim; maalesef korumalar mani oluyordu bana. ''Ulan şerefsiz, biz seni niye gönderdik oraya, yıllarca ne emek verdim senin gibi iti köşke girdirebilmek için biliyor musun? Şimdi geldin de bize hesap mı soruyorsun? '' ''Vermeseydin, emek falan vermeseydin. Gidip bütün her şeyi ötmezsem en adi şerefsizim. Sonra Rahmi'yle ne hesabınız varsa mertçe görürsünüz, öyle evindeki zavallıların namusuna göz dikerek değil.'' ''Hıh, duydun mu abla ne diyor, gidip bizi Rahmi'ye söyleyecekmiş. Hahahhah! Sen var ya hiçbir şey diyemezsin. Desen de boş, artık Rahmi'nin yanında tek senin mi olduğunu zannediyorsun? İki ay orada kızla öğretmencilik oynarken bizim elimiz armut mu topladı? Senden sonra köşke girme ihtimali olan üç öğretmen dahi belli. Ayrıca birkaç koruma... Şirketteki adamı saymayayım.'' ''İğrençsiniz. Midem bulanıyor size baktıkça.'' ''Haa, sen köşkten çıkarsan, Rahmi'ye de ötersen namus planı falan değil, artık başka planlar girer devreye.'' ''Daha ne kadar iğrençleşeceksiniz? Nasıl insanlarsınız siz?'' ''Mesela senin şu bilmiş öğrenci var ya Dertina mıdır Destina mıdır nedir, kızın ismi de bir garip her neyse, aylık kitap siparişini istemiş yine, kargocu da sabit hani; ayrıca paragözün teki . Bu hafta gelecek kargodaki notu iyi oku tamam mı evladım. '' Hiçbir cevap veremedim. Kinleri vicdanlarının önüne geçmiş bir grup vardı karşımda. Devam eden konuşmasını kollarım korumalara tutulu şekilde dinledim. ''Rahmi'ye gelince bu hafta ilk darbesini yiyecek, devamını da hep beraber izleriz. Şimdi aklını başına topla, git senden ne istiyorsak onu yap.'' ''Peki net bir şey söyleyin bana: Benden ne istiyorsunuz?'' Yerden kalkarak toparlanmış halamla babam göz göze bakıştı. ''Kartları açık oynayın, gizlemeyin bir şey. Madem piyon olarak seçtiniz beni, ne isteyeceğinizi bilmek en büyük hakkım.'' Halamın gözlerinden onayı alan babam konuşmaya başladı: ''Tamam söylüyorum. Köşkte ne görürsen, ne duyarsan bize söyleyeceksin.'' ''Onu biliyorum, başka ne isteyeceksiniz?'' ''Kızı bize getireceksin.'' ''Dediğiniz her şeyi yaparım; ama bunu asla. Kıza dokunmayacaksınız.'' ''Hahahha! Oğlum kötü bir şey mi yapacağız lan, nikahına alacağız kızı?'' ''Ne nikahı?'' Sanırım halamın verdiği onay bilgi bu kadardı, devamını söylemedi babam. ''İşte bu kadarını bil yeter. Haydi köşke git.'' ''Kız benim öğrencim, ayrıca beni sevmiyor. Nikahla namus intikamı ne alaka?'' ''Yeter, çok cevap verdik sorularına. Şimdi git o köşke kendini sevdirmeye çalış kıza, devamını sorma.'' gücüm tükenmiş, kafam allak bullak olmuş bir vaziyette kapıya doğru yürüdüm. Kapının kolunu elimle tuttuğum an babam son cümlesini de ekledi: ''Ha, kargoya iyi bak. Oradaki not önemli hani. Hahaha!'' Kapıyı çarparak çıktım. Köşke gittim ve kimseye görünmeden odamdaki yalnızlığıma büründüm. Saliha Anneye bile kapımı açmadım, yemek yemedim. Gece ise soğuk havaya inat penceremi açarak içimdeki yangını söndürmeye çalıştım. ************************ Sabah oldu ve içimdeki ölmüş ders anlatma hissiyatımın cesediyle köşke gittim. Zehra Saliha Anneye yardım ederken bir yandan da beni karşıladı: ''Günaydın Hocam.'' ''Günaydın Zehra, nasılsın?'' Mutfak masasına kuruldum, önümdeki kahvaltılıklardan ufak ufak atıştırdım. ''İyiyim Hocam da sanırım sizin pek keyfiniz yok bugün.'' ''Nereden çıkardın bunu?'' ''İştahınız yok gibi de ondan.'' 'Allah iyiliğini versin Zehra' dedim içimden. Beni ne de iyi tanımış. ''Hocam gözlerinizin de feri yok, yoksa siz de mi Destina gibi hasta oldunuz?'' ''Ne, Destina hasta mı? Nesi var?'' ''Bilmiyorum, dünden beri hiçbir şey yiyip içmiyor, odasından çıkmıyor. Bu sabah da derse katılamayacağını söyledi.'' ''Allah Allah! Bir bakayım o zaman ben ona.'' ''Yok, özellikle Emre Hoca gelirse alma, dedi. Yani bugün ders dinleyemeyecek.'' Zehra'ya aldırmadan masadan kalkıp merdivenlere doğru yöneldim. Merdivenin başında da iri gövdesiyle Ahmet dikildi. ''Emre Bey Destina hasta, bugün dersiniz yok. Siz en iyisi odanıza geçin.'' dedi. 'Bi göreydim' diyemedim. Bu Ahmet' le de kafa tokuşturmamıza az kaldı gibi bir hissiyattaydım. Köşkün çıkış kapısına doğru ilerledim, Ahmet gidince tekrar merdivenlere koştum. Bu sefer de Ayşe Hanım karşımdaydı. Ondan da aynı uyarıyı alınca 'Aman bir de Rahmi Bey tarafından uyarılmayayım.' dedim ve odama geçtim. Duvarlar üstüme üstüme gelirken saatte de sanki akrep ve yelkovan birbirine takılmış bana inat ilerlemiyordu. Halam ve babamın dedikleri beynimde uğuldaşıyor, kafamı duvara vurma isteği uyandırıyordu. Kaç saat geçti bilmiyorum, dayanamadım tekrar köşke gittim. Bu sefer de Saliha Anneden uyarıyı yedim. Biraz Simya'yı sevdim, köşkün etrafını dolandım, penceresinin orada bir iki tur attım. Zıpladım, zıpladım. Zehra halimi görmüş ki bir gülücük attı bana. ''Ne gülüyorsun?'' ''Çok komiksiniz de ondan.'' '' Zehra, Destina'yı gerçekten merak ediyorum, nasıl görebilirim onu?'' Gülüşü kahkahaya döndü bu sefer. ''Hocam, Destina bugün kimseyle görüşmek istemiyor, gerçekten rahatsız, yarın görürsünüz. Az sabredin.'' ''Of!'' dedim ve biraz atların, biraz da keçi ve koyunların yanına gittim. Onları sevdim, sevdim, böyle saatlerce sevilmez ki kardeşim. Yok, hayvanların yanına da gelmiyordu. Kış bahçesine geçtim; çünkü ikindi vaktiydi, çiçek sulama zamanıydı. Bekledim, bekledim. Maalesef buraya da gelmedi. Odama geçtim tekrardan ve acı bir gerçekle daha yüzleştim. Meğer ben ne kadar alışmışım Destina'ya. Hayatımın merkezi olmuş. Onsuz hiç yaşamamışım, var olmamışım sanki. Aldığım her nefes ona ait gibi. Babamın dediği evlilik ifadesi: Ne de güzel bir kelime. Ama tek taraflı bir olay da değil bu hani. Eğer intikamı bitirecekse , eğer Destina'da isterse neden olmasın ki. Aman Emre, yine saçmalamaya başladın. Baban ve halanın yüreği evlendiğinde soğuyacak sanki. Allah bilir ne düşünüyorlar evlilik kelimesinin ardından. Of hani seninle evlenen! Destina okumalı, farklı bir dünyaya yelken açmalı ve ben bu konuda ona yardımcı olmalıyım. Saatler acımasızca ilerliyor ve ben kalbimi kıskaca almışlar gibi hissediyordum. Gece geç vakte gelince dayanamadım ve gizliden köşke girdim. Merdivenleri yavaş yavaş çıktım. Destina'nın bulunduğu odanın kapısını açtım, pencereden vuran ay ışığıyla parlayan bembeyaz simayı izlemeye daldım. Ay kıskan bu güzelliği olur mu, vallahi senden daha parlak. Dalgalı saçları yanağını etraflıca sarmış, yastığın kenarından akarsu kıvraklığıyla yatağına akmıştı. Bembeyaz ellerinde tomur tomur pembeleşmiş, avucunun içi yatağının kenarına kaymıştı. Evet, halamın tabiriyle her gün sol tarafımda görmek isteyeceğim muazzam bir tabloydu. Küçücük burnu ince ince nefes alırken, kirpikleri tüy naifliğiyle gözlerinin altında birleşmişti. Kiraz dudakları, yıllarca dursa içmeye kıyamayacağım kırmızı bir şarap gibiydi. Niye bu kadar güzeldin ki? Canıma kastın mı vardı senin? Her geçen gün daha da aşık olurken sana, böyle erirken senin yanı başında nasıl mücadele edebilirdim ki insanlarla? Nasıl koruyabilirdim ki seni kendimden bile koruyamazken? Sen bana matematikçi zekamla şiirler okuturken, dudağımdan hiç düşmeyecek şarkılar ezberletirken, hayatıma ölmüş bir bedenle devam ettiğim anda ilham olup yeniden canlandırmışken nasıl uzak kalmamı beklersin benden? Sana 'sevgili' demeyi hem de herkesin duyacağı şekilde o kadar arzu ediyordum ki: 'AH SEVGİLİ!' İçimden dökülen nameler destanlaşırken gerdanına doğru yaklaşıp mis kokusunu ciğerlerime kadar çektim. 'Oh!' Eğer bir gün ayrılırsa yollarımız bu kokun mühür olarak kalsın burnumda. Elimi alnına doğru yaklaştırdım ateşi var mı diye. O sırada ayın ışığında parlayan iri iri bir çift göz bana doğru baktı. ''Hıh! Sizin ne işiniz var burada?'' ''Şşşş! Sadece seni merak ettim. Nasılsın?'' yatağından doğruldu ve pembeleşen yanaklarıyla, nefesi nefesime değen yakınlıkta bulunan yüzüme dikkatlice baktı. ''Size ne nasıl olduğumdan? Şimdi amcamı çağıracağım.'' Ağzını avucumla kapattım ve devam ettim: ''Şşşşşş! Gideceğim.'' Vurarak mücadele ediyor ve elimi çekmemi istiyordu. Ben de onu daha fazla yıpratmamak için elimi çektim ve güzel simasını izlemeye devam ettim, o ise yataktan doğruldu. ''Çabuk çıkın odamdan, yoksa bağıracağım.'' ''Bağırmayacaksın.'' ''Nereden biliyorsunuz?'' ''Amcanı çağırmak istesen elimi çekince çağırırdın.'' ''Siz delisiniz, vallahi delisiniz.'' ''Değildim; ama oluyorum galiba. Neyse boş ver beni nasılsın?'' ''Size ne?'' ''Ateşin yok, gördüğüm kadarıyla turp gibisin, yarın başlayacağız derse.'' ''Hayır, başlamayacağız.'' ''Başlayacağız.'' dedim ve omzuma gelen boyuyla bana kafa tutan kıza iyice yaklaştım. ''Yarın amcama sizi köşkte istemediğimi söyleyeceğim.'' ''Söyle; ama ben gitmeyeceğim.'' ''Gideceksiniz, sizinle ders çalışmak istemiyorum.'' ''Birkaç gün önceye kadar böyle demiyordun, dün ne değişti?'' ''Hiçbir şey, maalesef hiçbir şey değişmedi. Gideceksiniz.'' Vücudum vücuduna yanaşırken gözlerim gözlerine oradan da dudaklarına kayıyordu. O bana bu duygularla bakıyor muydu bilemem; ama benim niyetim gayet aşikardı. Aşıktım hem de Destina'nın tabiriyle beni deli edecek derecede. Bütün kararlılığımla kulağına doğru eğildim: ''Gitmeyeceğim. Sonuna kadar burada yanındayım. Ayrıca saçların gerçekten açık daha güzel.'' dedim ve odasından çıktım. Zaman ne gösterirdi, Destina beni köşkten gönderir miydi bilmiyordum; ama bugün sevindiğim tek bir şey vardı: o da Destina'nın hasta olmadığıydı. ***********************
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE