ZOR BİR GÜN

2269 Kelimeler
******** Dünya dönme eylemini emredilen süre zarfınca soluksuz gerçekleştirirken biz insanoğlu ise üzerinde yaşadığımız hayat sayesinde dünyanın dönme hızından yakınıp içimizde oluşan bulantıyı çevremize kusuyorduk. Kusmak kolaydı da kusacak yer, zaman ve şahısları bulmak zordu. Boş boş etrafa bakarak elimdeki çayı bitirmeye çalışıyor, diğer yandan da geceki yaşadığım travmayı atlatmaya çalışıyordum. Mideme kramplar girse de düzeni devam ettirmek derdindeydim. Destina yine aşağı inmiyor, ders dinlemeyi reddediyordu. Ne derdi vardı bu kızın? Tamam anlıyorum, hayatı çok zor bir düzen içerisinde kuruluydu, her şey yaşdaşlarından çok farklıydı ; ama bu durumdan kurtulmanın yolunun ders çalışmaktan geçtiğini bilmiyor muydu? Adım gibi emindim hasta olmadığına. Yine de sordum Saliha Anneye: ''Saliha Anne, Destina nasıl bu gün, daha iyi inşallah?'' Saliha Anne de durumun farkına varmıştı ki bana geçiştirici cevaplar veriyordu: ''Oğlum bilmiyorum ki kendini iyi hissetmediğini söylüyor, ders çalışmaya da pek niyeti yok gibi.'' Zaten ders çalışmak istemediğindendi bu bahaneler. İçimden 'Ya Sabır!' çekerek Rahmi Bey ile Ahmet'in köşkten gitmesini bekliyordum. Ayşe Hanım mutfağa geldi ve ocaktan sıcak bir çay alıp yanıma yerleşti. Bir yandan o 'hüüüp' diye çayını içiyordu diğer yandan da ben. Benim çayım biraz daha soğuk olduğu için sesim daha az çıkıyordu tabi. Ayşe Hanımın geceden kalan gerginliği sabah da devam ediyordu. Yüzüme bile bakmadan bir tabağa doldurduğu kahvaltılıkları didikliyordu. Az kaldı diyecektim 'Ayşe Hanım karşınızdaki zeytin Rahmi Bey değil.' diye. Demedim; ama diyedebilirdim; çünkü patavatsızlığıyla meşhur acayip bir üslubum vardı. Ağzımı açtım, kapadım, açtım, yine kapadım. Konuşmaya yine yeltenecektim azarı yedim. ''Emre Bey, siz de ne diyecekseniz deyin yahu, iki saattir kıvranıyorsunuz karşımda.'' doğru söylüyordu vallahi, kıvranıyordum; hatta geceden beri kıvranıyordum. Ama kıvranma nedenimi Ayşe Hanıma kesinlikle söyleyemezdim. Şu an hedefim Destina'yı ders odasına tekrardan getirmek ve ona dair bir adım atmaktı. ''Ayşe Hanım Destina nerede?'' cevabını bildiğim soruyu sormuştum yine. Ayşe Hanım yüzüme bile bakmadan bu sefer de salatalıktan hıncını çıkararak cevap verdi. Evet, belki salatalık Rahmi Beye biraz benzeyebilirdi: ''Yukarıda, ne bileyim o da bir garip bu aralar. Günlerdir hasta olduğunu söyleyip ders çalışmak istemiyor. Haydi ders dinlememek istemesini anlarım; ama bizimle de konuşmuyor. Odasında takılıp saatlerce kitap okuyor.'' Destina'nın neden böyle davrandığını ben de dahil sanırım köşkte hiç kimse bilmiyordu. Destina hiçbir şeyden haberi olmayan; ama hayatı üzerine başkalarının planlar kurduğu tek insandı. Ben ise her şeyden haberdar, oradan oraya savrulan bir garip elçiydim. Şimdi tek hedefim onu bu esaretten kurtarıp yeni, güzel bir dünyaya çıkarmaktı. ''Eğer uyuyorsa uyandıralım o zaman.'' Ayşe Hanım Saliha Anneyi gönderdi uyandırması için; ama kadın hedefine ulaşamadan geri geldi mutfağa. Sonra ben de Zehra'ya dedim 'Zehra bir de sen dene' diye. Kızcağız da eli boş geldi aşağıya. Baktım Rahmi Bey ve Ahmet gitmiş köşkten fırsat bu fırsat deyip kalktım sandalyemden. ''Nereye Emre Bey?'' ''Destina'yı dersin başına getirmeye.'' ''Kalkmıyor ama.'' biraz da sinirli ifadelerle bana doğru yönelen Ayşe Hanıma döndüm. ''Ben biliyorum nasıl kaldıracağımı?'' ''Nasıl? Ay durun ben getiririm derse.'' diye atıldı ama nafile, artık benim için ok yaydan çıkmıştı. ''Yok, Ayşe Hanım. Siz artık bir durun. Bu sefer iş bende.'' elime mutfaktan aldığım bir kovayı su ile doldurdum, çıktım merdivenleri hızlıca, yöneldim odasının kapısına. Açtım kapıyı yatağının başına doğru yanaştım ve yukarıdan aşağıya bir kova suyu hop öylece bıraktım Destina'nın kafasına. ''Öhöö öhööööö! Öhöööööö öhööööö!'' Neye uğradığını şaşırmıştı herkes. Saliha Anne, Zehra odanın dış tarafında Ayşe Hanım ise iç tarafta mum heykellerini aratmayacak şekilde öylece kalakalmışlardı. ''Ağzınızı kapatın sinek kaçacak. '' Hastayım deyip günlerce yataktan çıkmayan kız ok gibi fırlamıştı yatağından. Tüm vücudu, yastığı, yatağı kısaca her yeri ıpıslaktı . Köşkün diğer kadınları ise odanın kapısına yığılmış hayretler içerisinde yaptığım hareketi izliyordu. Ayşe Hanım: ''Aaaa! Emre Bey ne yaptınız, ıpıslak ettiniz her yeri? Kız gerçekten hasta olmasa bari!'' diye atıldı hemen. ''Ne mi yaptım? Uyandırdım, keyfine kapattığı gözlerini açtım.'' ''Öhöööö öhhööööö öhhööö öhööö!'' ''Ay insan böyle mi uyandırılır ? Kızım hadi üstünü değiştirelim. Çıkın odadan Emre Bey. '' Saliha Anne de oradan: ''Artık kesin kanıya vardım yani, bu oğlan tam bir deli! Hem de zırdeli.'' Zehra da annesinin yanında benim duymayacağım şekilde: ''Anne sus, sen de yangına körükle gitme.'' diyordu. Kendini toparlayan Destina Ayşe Hanımın kollarından ayrılıp hızlıca yanıma gelerek başladı saydırmaya: ''Manyak mısınız Allah aşkına? Her yeri sırılsıklam ettiniz. Derse falan gelmiyorum tamam mı? Bitti, duydunuz mu bitti!'' önüne gelip dikleşerek ben de başladım bağırmaya. ''Hemen üzerini değiştirip derse geliyorsun, yeter kaç gündür hastayım bahanesiyle bizi oyaladığın.'' ''Gelmiyorum, sizinle de ders falan çalışmıyorum. Yenge gönder bu adamı Allah aşkına dayanamıyorum köşkte görmeye.'' ''Kızım ayıp oluyor, tamam hadi üzerini değiştir, konuşuruz yine.'' ''Yenge istemiyorum anlayın artık ya, istemiyorum ders çalışmak falan! '' üzerindeki ıslaklığa bir de yanağından dökülen ıslaklık eklendi, sonra da bana doğru döndü. ''Bakın yengem anlamıyor sizin çok iyi anlayacağınızı düşünüyorum ve tane tane söylüyorum: Gi-din köşk-ten, ben si-zin-le ders ça-lış-mak is-te-mi-yo-rum. Hı isterseniz bir de Fransızca söyleyeyim, yalandan cv nize iliştirivermiştiniz ya. Je ne veux pas étudier avec toi monsieur taupe (Sizinle ders çalışmak istemiyorum Bay Köstebek.) Ayşe Hanım da oradan atılıp Destina'ya doğru başladığı Fransızca konuşmaya: ''M. Taupe, a quoi ça sert, trés honteux. (Bay Köstebek ne alaka, çok ayıp.) Konuşulanlar Fransızca mıydı, ben mi Fransızdım ne oluyordu hiçbir şey anlamadım. Destina yine Fransızca Ayşe Hanıma bir şeyler diyor Ayşe Hanım ise onu yatıştırmaya, ortamı sakinleştirmeye çalışıyordu. ''Dors tu dors plus (Uyuyun siz, daha çok uyuyun.)'' Ayşe Hanımda: ''Assez d'extension (Yeter, uzatma.)'' diyordu. Sinirlerim en yüksek noktaya ulaşmış bir şekilde Destina'nın tam karşısına geldim. Bu arada da Ayşe Hanım 'Siz onun kusuruna bakmayın hocam, sinirlendi şu an ne dediğinin farkında değil hocam...'' gibi cümlelerle beni teselli ediyor, Saliha Anne ve Zehra ise elleri ağzında yaşanılanları şaşkınlıkla izliyorlardı. ''Ne konuşuyorsun sen öyle gavurca hı, küfür mü ediyorsun bana. Ne diyorsan Türkçe söyle yüzüme.'' Ayşe Hanım beni mi tutsun Destina'yı mı tutsun karar veremezken yardımına Saliha Anne yetişiyor, o Destina'yı tutarken Saliha Anne de Adile Naşit boyuyla belime sarılıp beni tutmaya çalışıyordu. Ayşe Hanım hala etrafa yatıştırıcı cümleler kurmaya devam ediyordu: ''Yok hocası küfür falan etmiyor, Destina sen de sakinleş artık.'' ''Yabancı diliniz Fransızca'ydı hı sizin, çakma kültürlü beyefendi. Gideceksiniz köşkten, göndereceğim sizi.'' ''Daha öncede söylemiştim sana, hiçbir yere gitmiyorum. Çabuk hazırlan ve salona gel.'' dedim ve odadan çıktım. Salona geçip Destina'yı beklemeye başladım. Bu hareketi asla yapmazdım; ama bir gerçek vardı ki Destina gibi zeki bir kızın böyle şartlar altında ders çalışmama gibi bir lüksü yoktu. Onu hem ailesinin bu abes koruma yöntemlerinden hem de halam ve babamın intikam yemininden anca ders çalışmasıyla kurtarabilirdim. Keşke benim bildiğim gerçeklerin birazını bilebilseydi. Bir az önce sarf ettiği cümleleri ise kızgınlık anında söylediğine varsayıyor, duymamış gibi kabul ediyordum. Yoksa çok ağırıma gitmişti . Ne kadar da yüzsüz biri olmuştum bu köşkte. Yoksa aşkta gurur olmazın tanımı bu muydu? Bir saate yakın beklememin ardından salona teşrif etti sonunda. Hardal sarısı giydiği elbisesinin belini toprak rengi bir kemerle kombine etmiş, yarım yamalak kuruttuğu saçlarını ise yana doğru gelişi güzel bağlayıp sarkıtmıştı. Yanıma oturduğunda şampuanının mı parfümünün mü kokusuydu bilemiyorum; ama acayip güzel kokuyordu. Biraz üşümüş olacak ki burnunu sık sık çekiyor ya da mendille siliyordu. O kadar çok silmişti ki küçücük burnunun yanları ve uç kısmı pespembe olmuştu. Yanakları yine beyazların ortasına oturtulmuş pespembe pamuk şekeri gibiydi. ''Hapşu!'' ''Çok yaşa!'' ''Hapşuuuu!'' ''Çok yaşaaa!'' insan nezaket icabı 'Siz de görün' derdi, demedi. Muhtemel göremeyecektim; ama deseydi de dua yerine geçeydi bari. ''Üşüdün mü biraz sabahki sudan.'' ''Sizi ilgilendirmez. Ders dediniz geldim, neyse işiniz ona bakın.'' Evet, güne formda başlayıp formda devam ediyorduk. Ben anlattım, o dinledi, anlattım dinledi. Böyle iki saat devam etti, belki de dinler gibi yaptı. Video açtım, izledi. Notlar tuttu kendince. Verdiğim soruları çözdü, çözemediklerini sormadı. Asgari düzeyde diyalog içerisinde dersimiz devam etti. Bir ara Destina test çözerken kanaviçesini özenle işleyen Ayşe Hanıma baktım sonra da Destina'ya. Daha önce niye fark etmemiştim ki birbirlerinin kopyası olduklarının. Hı huyu babadan almıştı belli. Ayşe Hanımın huyu daha yumuşak ve ılımlıydı. Ben kendi çapımda genetik bağlarının aktarımını araştırırken Destina birden kalktı masadan. ''Nereye gidiyorsun?'' ''Tuvalete, ilkokul gibi izin mi almalıyım?'' ''Yok, afedersin. Tabi ki gidebilirsin.'' Mahcubiyet içinde başımı eğdim ve önümdeki kağıdı karalamaya başladım. Biraz süre geçince elinde bir tepsiyle salona girdi ve tekrardan yerini aldı. Tepside bir bardak çay ile bir de kek tabağı vardı. Allah'ım bu kek tabağı tekrardan başa döndüğümüzün kanıtıydı. ''Bu ne şimdi?'' ''Ballı elmalı kek... Ben yaptım, çok güzel görünüyor değil mi?'' ''Evet, güzel görünüyor; ama ben sadece çayı içsem?'' ''Çok ayıp olur. Size özür namına kek getiriyorum yemiyorsunuz, bu sefer de ben kırılırım vallahi.'' Daldırdım çatalı keke, lan ağzımda çoğalıyor kör olası şey yumuşak yumuşak. Çocukken de ne çok severdim halbuki. Ayşe Hanım kanaviçesine sessizce devam ediyordu, hiç usanmıyor muydu o iğneyi aynı şekil batırıp çıkarırken? Baya bir sürede Ayşe Hanıma daldım bu sefer. Kek ve Ayşe Hanım beni geçmişe götüren şu an muhteşem ikiliydi. ''Hocam daldınız öyle, ne geldi aklınıza? Anneniz de işler miydi kanaviçe falan.'' ''Imm annemin sizin gibi oturup kanaviçe işleyecek gücü yoktu. Olan gücünü de bana kek yapmaya harcardı.'' ''Yaaa hastaydı değil mi anneniz?'' Ayşe Hanım sorularına devam edecekken Destina yeni bir kek tabağıyla içeri girmişti. Destina gelince Ayşe Hanım susma kararı aldı ve sessizce kanaviçesine devam etti. Benim karnıma giren ağrılarla ikinci tabağı yemeye başladım ve çayımı da hızlıca bitirerek karnıma ellerimle baskı yaptım. Artan sancılar sonucu dayanamayıp koştum lavaboya. Kustum, kustum, içimde ne var ne yoksa çıkardım, sifonu çektim. Tam lavabodan salona doğru giderken kargonun geldiğini fark ettim. Saliha Anne aşağıdan Destina'ya doğru seslendi: ''Destinaaaa, kızım kargon geldi. '' Birden babamın kargo paketinin içine koyduğu not aklıma geldi ve Destina 'dan önce almak için merdivenlerden aşağı hızlıca inmeye başladım. Allah kahretsin ki ayağım neye dolandı bilmiyorum merdivenlerden aşağı pata küte yuvarlanmaya başladım. Yere çakıldığımda köşkün hanımları çığlıkla başıma toplanmıştı. ''Hocam ne oldu size?'' ''Ay nasıl düştünüz?'' ''Doktor çağıralım hemen, Zehra çabuk.'' sorular havada uçuşurken benim gözüm ise gelen kargo paketindeydi. Koluma giren kadınların desteğiyle ayağa kalktım ve sağ kolumda oluşan sıyırıklarla belimdeki ağrıyı hissettim. ''İyiyim ben, doktorluk bir şeyim yok.'' dedim. ''Hocam niye alelacele indiniz?'' ''Kargo, kargo nerde?'' dedim. Destina eline aldığı bıçakla kargo paketini açmaya başladı bense kalbim küt küt atarken içinden ne çıkacak merakla bekliyordum. Kargo paketinden çıkan sadece dört tane kitaptı ve ben derinden bir 'ohh' çekerek yavaşça odamın yolunu tuttum. ********** (Müziği açabilirsiniz :) ) Elimde sigaram yatağıma uzanmış, penceren dışarı izliyordum. Karanlık olsa da köşkü çevreleyen ışıklar etrafı aydınlatıyor, ağaçların üzerinde güzel bir ahenk oluşturuyordu. Ağrılarım vücudumu ince ince uyarırken sigaranın verdiği uyuşuklukla acımı dindirmeye çalışıyordum. Bir an karanlığın içerisinde Destina'nın odama doğru geldiğini gördüm. Kalktım ayağa etrafa göz attım hızlıca, dağınık olan yerleri apar topar düzelttim. 'Emre lan kız yanına geliyor, bak sakın pot kırma' dedim ve ellerimi birbirine sürterek sessiz bir kahkaha attım kendimce. Sonra hop yatağa attım kendimi olabildiğince hasta görünmek için. Kapı çaldı ve ''Gir!'' diye seslendim. Sanırım Saliha Anneden anahtarı almıştı, kilidi açarak içeriye girdi. ''Nasıl oldunuz, ağrılarınız devam ediyor mu?'' diye sordu. Öyle dayanamayacağım bir ağrım yoktu aslında; ama bu anı sonuna kadar abartmaya kararlıydım. ''Yaa öyle bir ağrıyor ki sırtım, benim yatakta mı bir şey var yoksa belimde mi bilmiyorum sanki bir şey sürekli belime batıyor, o da acayip böyle böyle acılar veriyor işte.'' yine kelimeler karmakarış kafam kelimelerden de karışık bir hal alıyordu. Ne yapıyordu bu kız bana ya? Hardal sarısı elbisesiyle saçlarının kumrallığı öyle güzel birbirine uymuştu ki yana sarkan saçlar elbisenin aksesuarı gibi duruyordu. ''Kas gevşetici krem getirdim size bir de ağrı kesici hap. Ben gidince sürersiniz.'' Fırsat bu fırsat Emre hadi değerlendir dedim: ''Ahhh iki kolum da ağrıyor, belime nasıl sürerim şimdi bilemedim ki, elim yetişir mi? Neyse sen bırak oraya kendime gelince sürerim.'' Baktım gözlerinin içine içine, hiçbir tepki vermiyordu. Kendi çapında bardağıma suyu doldurup yutmam gereken hapı hazırlamakla meşguldü. ''Bir kolunuz ağrıyor diye biliyordum.'' ''Ya ikisi de ağrıyor, sol kolumda da yaralar var malum.'' Kollarıma baktı göz ucuyla: ''Sağ kolunuzu yaralı olarak görüyorum ama.'' ''Senin yanında sağım solum mu kalıyor benim Allah aşkına. Elim ayağım birbirine dolaşıyor baksana.'' Evet, yine bir gaf. Ağzıma boklu terliklerle çarpsa haklıydı. ''İlacınızı yutsanıza, buyurun suyunuz.'' Allah'ım öldüm galiba cennetteyim, bu suda Kevser şarabı herhalde, Destina da bir huri. Gerçi benim gibilerin pek cennete de işi yoktur ama araya kaynamış olabilirim. ''Arada bir merdivenden düşeyim ya sen böyle ilgileneceksen.'' ''Arkanızı dönün, kremi süreyim.'' ''Gerçekten mi?'' ''Evet, süremez miyim?'' ''Tabi tabi hemen.'' Hızlıca arkamı döndüm. İnce ince dokunuşlarla kremi sürüp ovalarken, onu o kadar derinden hissettim ki. Narin parmaklarının ucundaki krem olmasa bile o eller yine şifa verirdi bana. Gözlerimi kapattım, her bir dokunuşunu tüm hücrelerimle hissetmeye çalıştım. Her bir hareketi beni ona bağlayan ayrı bir zincir oluyordu. Esiri oluyordum parmaklarının, teninin, dokunuşunun, kokusunun. ''Bitti dönebilirsiniz.'' bense gözlerim kapalı öylece kalmaya devam ediyordum. Bitti dediğini duymadım bile. ''Hocam bitti, duymadınız galiba.'' ''Hııı, öyle mi fark etmedim, dönüyorum hemen.'' dedim ve döndüm ona doğru. Yavaşça sağ kolumu eline aldı ve dizlerinin üstüne doğru çekti. 'Destina ne yapıyorsun, canıma kastın mı var kızım senin?' diyemedim. Sultanına pervane bir emir kulu edasıyla kolumu ona teslim ettim. Kesip atsa gıkım çıkmazdı yani. İnce ince dokunuşlarıyla kremi kolumdaki sıyırıklara sürdü ve nazikçe üfledi, üfledi. Bende yaklaşabildiğim kadar ona yaklaştım ve onu ilk defa bu kadar yakından izleyebilmenin keyfini çıkarıyordum. İzledim, izledim, doya doya izledim. Arada başını kaldırdığında keman kaşları kalkıp gözlerim gözleriyle buluşunca yüreğimde şimşekler çakıyor ve gözlerim inip dudaklarına kayıyordu. Krem sürme işi bitince elini çekecekken elini sıkıca tuttum ve yüzüm yüzüne sürtünecek şekilde onu kendime yaklaştırdım. ''Teşekkür ederim, bugün olanlardan sonra böyle davranışlar beklemezdim senden.'' ''Kahvenin bile kırk yıl hatırı var Hocam, salebin niye olmasın? Hem öğretmenime gideceği günden önce son hizmetimi yapıyorum.'' ''Ne yapıyorsun sen? Önce cenneti gösterip sonra cehenneme mi atıyorsun? Hiçbir yere gitmiyorum?'' ''Gidiyorsunuz.'' cebinden bir zarf çıkarıp bana doğru uzattı ve devam etti: ''Bu zarfın içinde bugün kargoyla gelen notun fotokopisi var. Eğer yarın gitmezseniz aslını direkt amcama verip sizinle ilgili her şeyi anlatacağım.'' Şimdi sıçtın Emre, hadi bakalım. Süt döküp köşeye sıvışan kediler gibi Destina'nın arkasından öylece bakakaldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE