Gözü Kara

1500 Kelimeler
"Sevgili okur , fikrimce insanın yaşamı, zamanın akıl almaz hızında küçük bir süreden ibarettir. Fakat asıl önemli olan bu süreyi kiminle ,nerede ve nasıl geçirdiğimizdir." (Christian O'Sullivan 'ın Gustave Flaubert'in Bayan Bovary'sine bıraktığı 23.Not) Heaven gelecek hafta Albury deki topraklarını ziyaret etmeye karar verdiğinde annesiyle küçük bir tartışmanın eşiğindeydi. "Neden itiraz ettiğini anlamıyorum. " dedi.Bir yandan da elindeki New York Times gazetesinin politika konulu sayfasını inceliyordu. Annesine gazetenin üstünden kısa bir bakış attı "Hırsını taktir etmediğimi sanma sakın." Leydi Allyson başını olumsuzca sallarken "... fakat sürekli yeni işlere atılmamalısın." diye devam etti. "Bunun ne gibi bir sakıncası var?" Heaven bu hayatta yapabildiği , yaparken de zevk aldığı bir iş yapıyordu fakat ailesinin desteği her geçen gün azalıyor ve bu durumdan hoşnutsuzluk duyuyordu. "Babamın emeğine saygı duyuyor onu koruyor ve geliştiriyorum. " Bilinçli her insanın yapması gerekeni yapıyordu ama en ufak taktir emaresi bile göremiyordu. Ne yazık! "Bir erkek çocuğu olsaydın inan bu bir sorun olmaktan çıkardı?" "Bir kadın olduğum için de sorun olmamalı!" Heaven gazete sayfasını sertçe çevirdi. Şimdi gereksiz bir kaç köşe yazısının üzerinde gözlerini gezdirse de yavaş yavaş annesine öfkeleniyorken anlaması çok zordu. "Baban gibi mi olmak istiyorsun?" diye sordu Leydi Allyson en sonunda, hissettiği acıdan ötürü yüzü kızarmıştı. "Tüm hayatını çalışarak geçirdi ve en nihayetinde kalbi bu strese dayanamadı." "Babam seni duysaydı eminim bu sözlerini kınardı." Heaven annesinin endişelendiğini görebiliyordu fakat bu iş için aylardır uğraşıyordu. Sadece kendisi için değil Albury'de yaşayan herkes için iyi bir hayat sunmaya çalışıyordu. "Baban burda olsaydı gazabım üzerinde olurdu." Leydi Allyson sırtını koltuğa yaslayarak derin bir nefes koyverdi. Ne yaparsa yapsın kocasına söz geçirememişti. Onu işlerinden ayıramamış , tutkusundan vazgeçirememişti. Varlıklı olmaktan memnundu fakat bir gün Philip'in yaşlandığını göremeyeceğini bilseydi onu en başından vazgeçirmek için şüphesiz daha çok çaba harcardı. "Benden ne yapmamı bekliyorsun?" Heaven anlamsızca annesinin yüzüne baktı. "Evde tüm gün seninle oturup kanaviçe işlememi mi?" Heaven , diğer kadınlara benzemediğini annesinin fark etmemiş olduğunu düşündü. Bunca zaman sonra bile ... "Ya da artık yaşı geçmiş bir kadın olarak balolara katılıp tıpkı bana benzeyen leydilerle birlikte dedikodu arayışına girmeliyim. " "Biraz olsun kendine vakit ayırmanı elbette. " Leydi Allyson kızının sözleriyle kaşlarını olabildiğince çattı. "Evlenmek istememeni anlayabiliyorum fakat sen Bay Harrison'a bile şans vermedin. Üstelik seninle ilgilendiği apaçık ortadayken..." "Bay Harrison ile ilişkim tamamen iş üzerine kurulu." Annesinin bu konuşmayı nasıl da kendi istemlerine göre yönlendirdiğini şaşkınlıkla izleyen Heaven " Beklentiye girmeni gerektirecek hiçbir şey yapmadığımdan eminim." dedi. Katherine gibi annesinin de bu konuda üstüne gelmesinden rahatsız olduğunu saklayamadı. "Belki de yapmalısın. En nihayetinde prestijli bir işi olan saygın bir bey bulmak her genç leydiye kısmet olmaz. " Leydi Allyson kızının bu konudaki kati tavrını onaylamıyordu. Onun yaşında bekar bir hanım için böylesine bir talip bulmak kolay değildi. Fakat Heaven her şeyi elinin tersiyle itiyordu. Heaven annesinin ne düşündüğünü gayet iyi anlasa da evlilik önceliği değildi. Bay Harrison her ne kadar ilgi çekici olsa da bu tamamen kendi ilgisinin dışındaydı. "Bu konuyu seninle tartışma haline getirmemem için yapman gerekeni biliyorsun." Yerinde huzursuzca kıpırdanan Leydi Allyson kızının son sözleri üzerine en sonunda "Nasıl istiyorsan öyle yap. " dedi Heaven'ın her zamanki gibi kendi bildiğini okuyacağından eminken saatlerce dil dökmenin faydasız olacağını görebiliyordu. Heaven annesine uzun denebilecek bir süre boyunca onaylamaz bir bakışlar atarak ayağa kalktığında "Bu konuyu gereğinden fazla abartıyorsun." dedi. Bu işi yıllardır yapıyordu ve işle ilgili olan hiçbir konuda annesinin fikrini almamıştı. Onun abartılı bir hüzünle kendisini babasıyla kıyaslamasını ya da evlilik konusunda uzun uzadıya nasihat vermesini daha fazla dinlemek istemedi ve odasının yolunu tuttu . *** İnsan, çoğu zaman kendi düşmanını yaratır sevgili okur ... Christian öğle saatlerinde White Club'a giderek bir kaç iş arkadaşıyla görüşmüş , Walmer'de kuracağı tesis için fikir alışverişinde bulunmuştu. Keyfi her zamankinin aksine son derece yerindeydi zira Freya ,havanın normale dönmesiyle denize açılmayı başarmıştı ve sonuç beklediğinden çok daha iyiydi. Kaptan Fredrick yönlendirmesiyle çalışanlar beklenenin üzerinde bir performans göstermişlerdi. Tutulan balıklar cinsine göre ayrıştırılarak depolara taşınmış ve satıcılarla anlaşılarak çoğunu elden çıkarmayı başarmıştı. Bir kaç gün önce de avukatı aracılığı ile gerekli belgeleri imzalayarak resmen Gloucester Dükalığını devralmıştı . Artık Vikont olarak anılmayacak olmak tuhaf hissettirse de işleri sandığından çok daha iyi şekilde ilerliyordu. Tabi bu durum Bayan Watson'ın sözlerini de sık sık hatırlamasına neden oluyordu. "Eğer Walmer 'de iyi yatırımcılarla çalışırsanız bu sizin başarınız mı olur yoksa unvanınızın kayda değer saygınlığı sayesinde mi gerçekleşir?" Christian bu konuda her ne kadar Bayan Watson'a karşı gelmiş olsa da giderek ona hak vermediğini söylemek büyük bir yalan olurdu zira unvanı devralır almaz iş birliği için yığınla mektup almıştı. Fakat tüm bunlara rağmen "Sizin bu işteki kişisel varlığınızın önemi nedir ? " diye soran kadına kendisini ispat etme çabası içine girdiğini de itiraf edecekti. Bayan Watson, kendisini küçümsüyor, adeta alay edebilme nezaketsizliği göstermekten çekinmiyordu. Christian tüm bunları kendisine bir hakaret olarak algılamak konusunda ısrarlıydı . Heaven ona göre küçük bir savaş başlatmıştı ve silahlar tamamen zekaları ve yetenekleriydi. İyi olan kazanacaktı ve kazananın kendisi olması için çoktan hırsını bilemişti. "Ekselansları!" diyerek omzuna dokunan el ile düşüncelerinden sıyrıldığında Robert Burnham ve sık sık bir araya gelen dostlarına başıyla selam verdi. "Gecenin bu saatinde seni White Club'da böylesine düşünceli hallere sokan kadını merak ettik " dedi Robert imayla gülümserken " Ya da kadınları." diye ekledi Mateo Damien muzır bir ifadeyle Arthur Osborn'un omzuna vurdu. Christian o an onlara Heaven Watson'ı düşündüğünü söyleseydi ya inanmakta zorlanırlar ya da uzun uzadıya alay etmek için bahane bulmuş olurlardı diye düşündü. . "Ben ne bir kadını düşünüyorum ne de birden fazla " "Gloucester dükünün daha önemli ne işi olabilir?" Ryan Connor elinde tuttuğu viski bardağını masaya bırakarak " Yaşlanıyorsun O'Sullivan." dedi. Yakışıklı yüzüne ağır gelen bıyığı kıvrılan dudaklarının üzerinde eğreti duruyordu. "Beyler , kadınları hiçbir zaman öncelik edinebileceğim kadar önemsemedim fakat öyle bile olsa bu aralar oldukça meşgulüm." Christian başını iki yana sallayarak "Sizin aksinize." diye ekledi . "Meşgul olduğunun farkındayız fakat Heaven Watson ile rakip olmaya karar vermen, senin için endişelenmemize neden oldu ." Robert'ın alayla kurduğu cümleye gruptan bir kaç kişi sesli bir gülüşle katılmıştı. Christian karşısında her biri uzun boylu , yapılı adamları baştan sona incelerken dudakları alayla kıvrıldı "Heaven Watson gözünüzü fazlasıyla korkutmuşa benziyor. '" "O kadını tanımıyorsun." dedi Robert. "Söz konusu iş olduğunda ondan daha çetin cevizi yoktur. " "Beni tanıyana kadar Robert..." Christian Robert'in omzuna elini koyarak göz kırparken devam etti. "Heaven Watson İngiltere'deki bir çok kişiye nazaran daha zeki , aklı başında bir kadın olsa da en nihayetinde bir kadın. " "Fakat zekası dilini törpülemesine yardımcı olmayan bir kadın. " Mateo Damien başını olumsuzca sallarken Heaven Watson ile yaptıkları dansı hatırlayarak yüzünü buruşturdu. Katherine Watson'dan hoşlandığı zamanlardı ve bu nedenle ablasına biraz olsun yaranabilirse şansının diğerlerinden daha fazla olacağına inanmıştı. Fakat Heaven Watson sorularıyla ve akıl almaz kinayeleriyle danslarını bir çeşit işkenceye çevirmişti. "Heaven Watson'ı ve onun herhangi bir özelliğini umursamıyorum." Christian karşısındaki gruba dikkatle baktı . "Yakında Walmer'de Watson adını tamamen sileceğim ve siz Heaven Watson'ın ağır yenilgisini izleyeceksiniz." "Bu bir bahis mi?" diyerek araya girdi Robert Burnham. Yüzünde eğlendiğini belli eden bir gülümsemeyle devam etti "Öyleyse ben oyumu Heaven Watson'dan yana kullanıyorum." Ortada bir bahis yokken bile bahis oynayabilirdi Robert. Sosyetede kumara düşkünlüğü ile bilinen başka bir genç adam daha yoktu. Fakat onu özel kılan hiç bir bahsi kaybetmemiş olmasıydı. "Yerinde olsam Christian 'ın kararlılığını göz ardı etmezdim." Arthur Osborn, Dükün de en az Leydi Watson kadar inatçı olabileceğini onun gözlerinde görebiliyordu. "Yine de Dük, Heaven Watson gibi zor bir kadınla daha önce karşılaşmamış olduğunu kabul etmeli ." diyerek araya giren Mateo Damien 'a kısa bir bakış attı Christian. Bu kendisinin de kabul ettiği bir gerçekti. "Haklı olabilirsin Mateo fakat Heaven Watson da benim gibi biriyle karşılaşmadı." "Bu işleri değiştirir." Ryan sessizliğini bozduğunda "Adil olan kazansın." diye devam etti. "Adil olmaktan bahseden kim?" Christian'ın kaşları çatılırken "O kadın biraz burnunun sürtülmesini hak ediyor. " "Leydi Watson'a karşı olan bu nefretin sebebi nedir ?" Robert , geçen akşam onunla Katherine Watson hakkındaki konuşmalarını hatırladı. "Kız kardeşinden hoşlandığını sanıyordum." "Hayır Robert ... Katherine Watson tüm bu olanların dışında kalıyor . Heaven Watson ise Walmer'de bana açıkça meydan okudu." "Buna hiç şaşırmadım." Mateo başını olumsuzca sallarken devam etti Christian ." Ben de her centilmenin yapacağı gibi karşılık veriyorum ." "Centilmenler kulübü olarak seni desteklediğimizi bilmelisin. " Arthur Osborn alayla bir kahkaha daha attığında diğerleri de ona katılmıştı. "Teşekkür ediyorum Beyler . Arkamda olduğunuzu bilmek beni memnun eder." diyerek ayaklandı Christian. Hafiften çakır keyif olmuştu ve güzel bir uykunun tüm Heaven Watson'lu sorunlara iyi geleceğini düşünüyordu. "Fakat tüm gün çalıştım ve bedenimin dinlenmeye ihtiyacı var ." "Ya da bir kadına ..." dedi Robert Burnham masadan ufak bir kahkaha daha duyuldu. "Belki ..." Christian bunu şimdiye kadar düşünmemişti zira işleri o kadar yoğundu ki önceliklerini değiştirmesi gerekmişti. Yine de artık Londra'da olacaksa bu konuya da bir çözüm bulması gerekecekti. "Cumartesi , Cotswold'daki evimde bir davet veriyorum " Arthur ayağa kalkan Christin'a kısa bir bakış atarak "Tüm genç leydiler ve bekarbeyler davetli. Bunu bir tanışma partisi olarak düşün." Christian baloları sevmese de Cotswold doğa harikası bir yerdi . Biraz kafa dinleyebilmek için şehirden uzaklaşmanın iyi geleceğini ve böyle bir partiye hayır diyemeyeceğini düşündü."Pekala orada olacağım ." diyerek kulüpten ayrıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE