Bu adamla evlenmem nasıl bir mucizeydi? Kesinlikle aşık olmuş olmam gerekiyordu. Belki bir çocuğum olsa hamile olduğum için bunu yapacağımı düşünüyordum ama üç senedir evli olduğum bu adamdan çocuğum bile yoktu.
Kocam düzmece balayımızın tadını havuzda yüzerek çıkarırken ben şezlongda oturmuş onu izliyordum. Gözlüklerimin arkasından... Güneş tenimi yakıyordu.
Tenimi yakan kesinlikle sadece güneşti!
Tıpkı etraftaki birkaç kadının yanması gibi.
Boşuna evlilik pişmanlıktır denmiyordu demek ki! Evlilik sahiden de pişmanlıktı.
Havuzda salınıp dikkat çekmekten sıkılan benim için henüz oldukça yeni kocam, suyun kaldırma kuvveti ile kendini havuzun dışına taşımayı başardığında telefonuma uzandım ve kamerayı açıp birkaç fotoğraf çektim.
Bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum aslında.
Yanıma geldi ve ayak ucumda duran havlusunu alarak boşalan yere oturdu. İlgisizce telefonumla uğraşıyor gibi yaparak onu süzmeye devam ettim. Konuşmayı ilk başlatan kişi kesinlikle ben olmayacaktım.
"Tatildeyiz ve hala telefonunla mı uğraşıyorsun?"
Gözlüklerimi biraz indirerek ona baktım ve yalandan gülümsedim. Oldukça sağlıklı bir adamdı, abartılı olmayan bir beyefendiye yakışır kasları ve şık bir gülümsemesi vardı. Ona baktığımda içim kımıl kımıl oluyordu. Daima... Yani hatırladığım geçmişteki son bir aydır.
"Tatil anlayışlarımız çok farklı."
Bacaklarımı kendime doğru çekerek şezlongdan kalktım. Elimi sehpada duran şapkama uzattığım esnada beni kendine doğru çekti. Kendimi onun kucağında bulduğum an nefesimi tuttum.
İçimde onun için yanan bir arzu vardı fakat bunun tam olarak nasıl olduğunu bilmiyordum. Tanımadığım birine karşı cinsel bir çekim hissetmekten öte değildi hislerim ve bu adam bana hiç masum gelmiyordu.
Her şey karmakarışıktı.
"Balayındayız unuttun mu?"
Kucağında oturuyor olmam bile başlı başına stresken belimi okşayan parmakları durumu gittikçe zorlaştırıyordu. Ellerimi omuzlarına koyup kalkmak için ittirdim fakat buna müsaade etmedi bile.
"Unutturmuyorsun."
Eli usulca yanağımı okşadı ve derin bir nefes aldı.
"Senin için zor olduğunu biliyorum." diye mırıldandı. Sesi sahiden de anlayışlıydı fakat bana hiçbir şekilde hatırlayamadığım hayatımı anlatmaması ondan şüphelenmeme sebep oluyordu. "Yine de tadını çıkaramaz mısın? Beni tamamen unuttun ama sana hatırlatabilirim."
Elini kendimden uzaklaştırdım.
"Anlat o halde. Birilerinden değil senden duymak istiyorum her şeyi. Nasıl tanıştık? İlişkimiz nasıl gelişti? Evlenmeye nasıl karar verdik? Üç senede neler oldu? Seni seviyor muydum yoksa bu mantık evliliği miydi?"
"Ne çok sorun varmış!"
"Çalışma hayatının yoğunluğuna bakacak olursak tüm bunları merak etmem çok doğal değil mi?"
Bir ay önce gözlerimi bir hastane odasında açtığımda etrafımda koca bir bilinmezlik tanımadığım insanlar vardı. Tek başımaydım. Hafızam bile benimle değilken ben tek başımaydım. Kim olduğumu bilmiyordum, bana neyin doğru neyin yalan olduğunu bilmediğim halde tonlarca şey söyleyen insanların da kim olduğunu bilmediğim gibi...
"Çok doğal... Hepsini anlatsam da duygularını nasıl bileceğim. Ben sana deli gibi aşıktım, sense oldukça normal."
"Normal?"
O hastane odasında elimi tutan adam ben taburcu olduktan sonra beni "evimize" götürmüştü. İçi boş bir bardak gibiydim o an ve kim ne derse ona inanırdım.
"Normaldin. Aslında beni sevip sevmediğinden hiç emin olamadım."
"Seni sevmeyen bir kadınla evlendin yani... Neden?"
"Zamanla sevebileceğine inandım sanırım."
"Sevdim mi peki?"
Gülümsedi. Fakat bu gerçek bir gülüş değildi, gözlerine ulaşmıyordu ve biraz da soğuktu sanki. Yine de itiraf etmeliyim ki güven veriyordu.
"Tıpkı şimdi ki gibi.... Sevmedin ama kollarım arasında olmaktan hiç çekinmedin. Sana dokunmamdan rahatsız değilsin, seni öpmemden ya da sarılmamdan... Hatta daha fazlasını yapmamdan! Fakat rahatsız olmasan da sevdiğinden de emin değilim."
Yutkundum. Eğer şimdiki gibi hissediyorsam, o zamanlar da kesinlikle bundan hoşlanıyor olmalıydım.
"Aramızda bazı duvarlar vardı yani."
"Vardı."
"Evli çiftler konuşur. Hiç konuşmadın mı bunu benimle?"
Uzandı ve önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Eli yanağımı okşadı. Emanet gibi onun omuzlarına dokunmam nemli tenine rağmen sımsıcak oluşu içimde bir şeyleri hareketlendiriyordu. Kucağındaydım... Kabul etmek istemesem bile, hafızamda olmayan kocama karşı bedenim pek irade sahibi değildi.
"Bazen çok kaba bir kadın olabiliyorsun. Duvarlı bir kadın!"
Kendimi bile pek tanıdığım söylenemezdi. Bu sebeple ona bir şey diyemiyordum. Dediğim gibi ben, bana ne anlatılırsa ona inanacak kadar boştum.
Boğazımı temizledim ve kucağından kalktım. Bir an öyle durup ne yapacağımı hatırlamaya çalıştım. Etrafa göz attım istemsizce. En azından kocama bakan o bakışların çoğu beni az önceki halde görünce kaybolmuştu.
"Ama bu defa o duvarları yıkacağım hayatım."
Ona döndüm tekrar. Ayağa kalktı. Eli biraz önceki gibi yanağımı okşadı. Büyük bir arzu ile dudaklarıma, üstümdeki bikinin gizlediği göğüslerime bakışını gördüm. Tansiyonum fırladı, ateşim en az birkaç derece arttı... Bundan eminim!
Beğenilmek her ne olursa olsun hoşuma gitmiş olmalıydı. Hatırlayamadığım o geçmişte de!
"Bir anlaşma yapmıştık..." dedim. Belime kolunu sarıp beni dibine kadar çekti. İradem neredeyse kırılacaktı. Sesim kısılmıştı. "Ben hatırlayana kadar aramızda bir şey olmayacak."
"İstemezsen olmaz. Ama istersen..." diye fısıldadı. Neredeyse öpüşecek kadar yakınlaşmıştık. "Ben de aziz değilim sevgilim. Sana olan özlemim bu balayını ikimizin zirvede geçirmesini sağlayacak kadar fazla."
Boğazım kurudu.
Neyseki neredeyse kamusal bir alandaydık. Onun dudaklarına yapışmama en azından bu engel olabilirdi.
Şimdi evet... Fakat ya sonra?
Eğer bu şekilde devam ederse bu balayı sahici bir balayına dönüşecekti.