Soğuk, rutubetli bodrumun taş duvarları sessizce yankılıyordu çığlıkları. Işık neredeyse hiç yoktu. Tavandan sarkan soluk bir ampul, yalnızca zincirlerin gölgesini yansıtmaya yetiyor, ne Atahan ’ın yüzündeki yaraları ne de yere sızmış kanın koyuluğunu tam olarak gösteriyordu. Zaman durmuş gibiydi. Üç gündür oradaydı Atahan. Üç gündür direndiği her saniye, bedeninden biraz daha bir şeyler alıp götürüyordu. Ayak bilekleri çürümüş deriler gibi şişmişti, bilekleri kelepçelerin altında kesilmişti. Gözünün biri neredeyse kapanmıştı. Dudakları kurumuş, nefes alırken dişlerinin arasından acı dolu bir uğultu çıkıyordu. Fakat en beteri, o sessiz öfkeydi… Susuyordu. Korkut ’un beklediği, onu konuşturacak bir çığlık, bir isim, bir yalvarış gelmiyordu. O sabah Korkut, kapının önünde durdu, içeriden g

