BEKLENMEYEN

1259 Kelimeler
...Evden çıkarken Buse'nin sesini duydum; "Defol git buradan, ne yüzle geliyorsun buraya, kimsin sen, tanımıyorum seni ben. Git buradan" Her şeyin üst üste gelmesi tam da böyle oluyordu. Sesleri duyduğum gibi aşağı koşmam bir oldu. Orta yaşlı bir adam elinde belgelerle uzaklaşıyordu. İçeriye geçtik, "Neler oluyor?" Şimdi sıra Buse'nin hikayesindeydi. Buse'nin anne ve babası o küçükken boşanmış, kendi hayatlarına yoğunlaşmışlardı. Buse ailesi boşandığı andan itibaren öteye beriye sürüklenmişti. Daha sonra annesi ve babası başka insanlarla bir hayat kurmuş Buse'yi de babaannesine devretmişlerdi. Buna rağmen anne ve babasının uzaktan hayatına yaptıkları müdahale yüzünden Buse uzun süre kendini toparlayamamış. Babaannesi sayesinde müzik eğitimi almıştı. Keman çalmayı öğretmiş, Buse'yi her alanda yetiştirmiş onun yetkin bir sanatsever olması için emek harcamıştı. Buse ondan ;"Bu dünyada en çok onu seviyordum." diyerek bahsediyordu. Babasının borçları yüzünden babaannesi elindeki her şeyi kaybetmiş. "Ölene kadar onu affetmeyeceğim." Bu cümleyi biliyordum. Başkasından duymak tuhaftı ama bu cümleyi biliyordum. Babaannesi Buse'ye herkesten gizli bu evi bırakmış. Onun adına açtığı hesabı avukatlar aracılığıyla babaannesinin ölümünden Buse'ye devredilmiş. Bunu günler önce öğrenen babası, Buse'den bu evi satıp onlarla yaşamasını istemiş. Kopuş noktası da burası olmuş. Bu noktaya bu yüzden gelinmiş...Her birimizin hayatında kimsenin farkında bile olmadığı kim bilir daha neler vardı. Bir birlerimizin acısına merhem basıyorduk. O yarayı kapatıyor, öpüp okşuyorduk. Zehra'dan sonra Buse de hikayesiyle karşımıza çıkmıştı. Korktuğum sıranın bana gelmiş olduğunu biliyordum. Benim hikayem biraz uzundu. Uzun ve rahatsız ediciydi. Paris... Güzelim Paris. İçerisinde Mehlika Sultan ile yeni anılara hazır mıydı? Komşu kadının ilk yalnız yolculuğu böyle başladı; Kendime burada küçük, sevimli bir daire kiraladım. Her sabah gün doğmadan uyanıp koşuya çıkıyorum. Şehrin en sevdiğim zamanları bu zamanlar. Sessiz... Dönüşte burnuma gelen kokulara yenilip yine bir çörek aldım. Sıcacık... Her gün olduğu gibi üst katımda yaşadığını düşündüğüm kadın yine topuklu ayakkabılarıyla koşturarak bir yere yetişmeye çalışıyor. Bir insan nasıl her gün gecikmeyi başarır diye düşünüyorum. Bu zayıf, çelimsiz bir o kadar da göze hoş gelen kadının her sabah olan koşuşturması beni gülümsetiyor. Bu sefer çiçekli bir fular takmış. Bir taksi durduruyor aceleyle. Hemen arkasından altmış yaşlarında bir amca çıkıyor. Biraz tombulca, şapkası, kıyafetiyle tam bir beyefendi. Elinde yıllanmış hissi veren bir baston var. Az önce çıkan kadının aksine bir o kadar yavaş. Adımlarını hiç de aceleye getirmiyor. Birkaç adım ileride onu bekleyen kadına yaklaşıyor. Kadının yüzünü göremiyorum. Hoş bir şapka takmış. Şapkasını çıkarıp adama selam veriyor. Bu sahneyi nedense ilginç. Adam kolunu kadına uzatıyor. Kadın adamın koluna giriyor. Birlikte yavaş yavaş yürüyorlar... Elimde bir süredir bekleyen çörekten bir ısırık aldım. Lezzetli... Günün koşuşturmasına başlamadan önce ailemin sesini duymak istiyorum. Merdivenlerden üçer beşer çıktım. Kaldığım daire 3.katta. Hayatımın her alanına dahil olmak, müdahale etmek isteyen annem yine telefonu açmıyor. Paris'e geldiğimden beri sürekli bir koşuşturma içerisindeyim. Günler planlarıma asla yetmiyor. Ailemden ve sevgilimden uzakta altıncı ayıma girdim. İlk başlarda sık sık iletişim halinde olduğum sevgilimle son 3 aydır görüşme şansımız olmadı. Ailemle sık sık konuşma şansımız olmuyor. Konuştuğumuzda da her şeyin her zaman yolunda olduğunu söylüyorlar. Her şey nasıl gidiyor diye sormadığımda bile annemden her şeyin yolunda olduğuna dair mesajlar alıyorum. İlk başta hoşuma giden bu süreç artık beni şüphelendirmeye başladı. Bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünüyorum. Babam şimdilerde şirketini yurt dışına taşımak istediğini olduğum yerde kalıp her şeyi organize etmem gerektiğini söylemeye başladı. Babamın işleriyle ilgilenmekten daha çok ilgimi çeken şeylere yoğunlaşmak istiyorum. Fakat bu işlerle ilgilenmesem bile bir şekilde ilgilenmek için mecbur bırakılıyorum şimdi de olduğu gibi. Bugün aile işimiz için bir toplantım var. Konuya neredeyse hiç hakim değilim. Babam sadece orada mutlaka bulunmam gerektiğini söyledi. Her zamankinden daha özenli olmam gereken günlerden biri. Genelde yoğun eğitim ve staj programından sonra aynı programa sahip yabancı arkadaşlarımızla buluşur bir şeyler içmeye gideriz. Bugün ise staj yaptığım şirketin erken yılbaşı yemeğine davetliyim. Gitmeye pek hevesli olmasam da her zamanki gibi ortamın keyfini çıkaracaktım. Neyse ki toplantı için görüşeceğim kişiler burada yeni olduğumu uzak bir konumun benim için zor olacağını düşünüp evime çok uzak olmayan bir yerde görüşmeyi teklif ettiler. Toplantıdan sonra hemen eve gelip akşamki yemek için hazırlanmalıyım diye düşünüyordum. Aylak aylak hazırlanırken saatin farkına varmamış olmalıyım eğer biraz daha oyalanırsam geç kalacağım. Tam evden çıkarken telefonum çaldı. Kız kardeşim. Uzun zaman sonra ilk defa belki. Aceleyle telefonu açıp konuşmasına müsaade etmeden; "Şu an yetişmem gereken bir toplantı var seni sonra arayacağım" dedim. Apar topar merdivenlerden inerken bir anda telefonunun ucunda biri olduğunu unuttum. Sesini bile duyma şansım olmadı. Kısa bir mesafe bile olsa geç kalma riskini alamazdım. Çağırdığım taksi çoktan gelmişti. Sabah ki kadının acelesini şimdi anlayabiliyordum. Demek bir yerlere yetişmeye çalışmak böyle bir his... Taksi beni şık bir restaurantın önünde indirdi. Épicure. Babamın bahsettiği muhteşem listede adı var mıydı hatırlamıyorum. İçeriye girmeden bile beyaz masalar, beyaz örtüler dikkatimi çekiyordu. Bugün her zamankinden özenli giyindiğim için şanslıydım. Sakince içeriye girdim. Rezervasyon için ayrılmış üç kişilik masa boştu. Kısa bir rahatlama. Garson eşliğinde masaya yöneldim. Gelen kişileri görebileceğim şekilde oturmuştum ve oturduğum gibi sıkılmaya başlamıştım. Ne zaman geleceklerini kestiremediğim için sürekli hazırlıklı görünmek zorundaydım. Arzu'nun aramasını düşündüm. Uzun zamandır konuşmamıştık. Sesini bile duyamadım. Bu kadar acele çıkmasaydım en kötü sesini duyabilirdim. Eve döndüğümde ararım diye düşünsem de içimde bir huzursuzluk oluştu çoktan. O sırada dikkat çekici bir kadın içeriye girdi. Yaklaşık yirmi dakika olmuştu. Şık, hoş, saçları sıkı sıkı toplanmış kırklı yaşlarında bir kadın garson eşliğinde masaya doğru yüzünde büyük bir gülümsemeyle masaya yaklaşıyordu. Gülümseyerek elini uzattı; "Çok beklettim mi?" Kadın içeriye girer girmez yaydığı enerjiyle diğer masalarında dikkatini çekmişti. Değişik bir şekilde geçmişimde tanıştığım ama adını asla hatırlayamadığım birini anımsatıyordu. Ayağa kalkarak elimi uzattım. "Hayır, buyrun ben de yeni geldim zaten" dedim. İyi o zaman der gibi başını salladı. Karşımdaki sandalyeye oturdu. Çantasında bir süre aradığı bir kalemi çıkarıp masanın üzerine koydu. Oldukça toplu görünse de dikkatsiz davranabildiğini fark ettim. O kalemi orada olduğumuz süre boyunca hiç kullanmadı. Ben karşımdaki kişinin nasıl biri olduğunu anlamaya çalışırken o bu sırada toplantıya katılacak diğer kişinin acil bir işi çıktığı için bu seferlik gelemeyeceğinden daha sonra benimle mutlaka bir görüşme ayarlamak istediğinden bahsediyordu. Tuhaf bir atmosfer olacağını düşünürken Özge hanım, ismini şahsen söylemese de bana şahsen uzattığı kartvizitinde yazan ismiyle Özge hanım rahatça konuşmayı yönlendirmeye başlamıştı. Sipariş verirken akıcı Fransızcası ilgimi çekmişti. Uzun zamandır burada yaşıyor olabileceğini düşündüm. Özge hanım bu sırada sıkmadan projeden bahsediyor, genel konularda beni bilgilendirmeye çalışıyordu. Kalkmadan şahsi numarasını bana vererek bir şeye ihtiyacım olursa veya sormak istediğim bir şey olursa çekinmeden onu arayabileceğimi söyledi. Onu aramam gereken herhangi bir durum yaşamayacağımı düşünsem de numarasını telefonuma kaydettim. Detaylar içinse başka bir gün ayarlamış bu sefer tam kadro tekrar buluşmak üzere sözleşmiştik. Mehlika, zamanla farklı karakterlerle tanışmaya başlar. Bunlardan biri küçük dünyanın büyük insanı Özge. Eğer Mehlika Özge'nin kim olduğunu bilseydi onunla daha çok zaman geçirmek isterdi. O zamanlar hala gülebildiği, eğlenebildiği zamanlardı. İnsanları tanımasa bile güvenebiliyor, yeni insanlarla tanışabiliyordu. Yeni kıyafetler alıyor, yeni yerler keşfediyor, yeni kültürlere yaklaşıyordu. Zamanın acıyla büyüttüğü çocuklardan olmamıştı. Hep gülmüş, istediği her şey önüne konulmuş, gözü tok bir çocuktu. Gönlü de tok bir genç kız olduğunu düşünüyordu. Eksikliğinin kalbinde olduğunu anladığında ilk kırık sesini duydu. Noel tatili yaklaşıyor. Sıkça zaman geçirdiğim arkadaşlarım ailelerinin yanına gitmişti. Babam sürekli bir işler çıkarıyor ve hareketlerimi kısıtlıyordu. Üstünde çok düşünmedim. Sıcak evimde koltuğa uzanmış kitap okuyordum. “Beni görüyor musun?” tanımadığım bir ses duydum. “beni görebiliyor musun?” arkama baktığımda yanımdan hızla geçen bir adam silueti hissettim. Rüya mı görüyorum? Rüyasının içinde rüya gören bu kadın kapı zilinin sesini duydu. Nihayet gözlerini açıp kapıya koştu. Ellerini iki yana açmış, yüzünde buruk bir his, gözlerinde özlem, dudak kenarlarındaki kısacık sevinçle karşısında duruyordu. Başka bir rüyada olduğunu düşünerek gözlerini ovuşturdu. Hayır hala oradaydı. Rüya değildi. Olabildiğince güçlü dudaklarından uzun zaman sonra bir kelime çıktı; “Baba!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE