SENİ GÖRDÜĞÜME ŞAŞIRDIM

1119 Kelimeler
Mehlika beklemediği bir anda üstelik yüzünde tuhaf bir ifadeyle, babasıyla karşı karşıya kalır. Babam kapıda durmuş, kollarını açmıştı. Heyecanlı mıydım şaşkın mıydım tuhaf bir his vardı. Tanıdığım bir yüzü görmek uzun zaman sonra çok iyi geldi. Babam şaşkınlığımı fark etmemi sağlayan soruyu sordu; "Kızım, kucaklamayacak mısın babanı?" Babama o anda sarılıp ağlamaya başladım. Bir süre öyle kaldık. Gözyaşlarımı birazını sonraya saklamaya karar verdim. Babamın elinden çantasını alıp içeriye geçtim; "Hadi içeriye geçelim baba..." Babam eve adım atar atmaz nerede yaşadığımı incelemeye başladı. Gözü ilk önce yeterince eski görünen askılığa ilişki. Daha sonra onu değiştirmeyi teklif edeceğine emindim. Babama bakıp gülümsedim. Elini tutup salona götürdüm. "Küçük salonum ve küçük hayatıma hoş geldin, " babam bu evde yaşamaya başladığımdan beri hiç oturmadığım vintage görünümlü bir sandalyeye oturdu. Rahatlığını çoktan ölçmüş kafasıyla onaylamıştı. Olduğum yerde babamı izlerken gayriihtiyari bir soru çıktı ağzımdan; "Haber vermedin geleceğin için?" Babam sorum karşısında bir anda sessizleşmişti. Yüzüne bakarak anlayabileceğim bir konu değildi ama bu sessizlik de hoşuma gitmiyordu. Endişelenmeye başlamıştım. "Kötü bir şey mi oldu?" Babam endişelendiğimin farkındaydı cevabı da ona göre seçti. Önce yüzündeki ifadeyi gülümsemeye çevirdi. "Ne var yani kızımı özlemiş olamaz mıyım?" dedi tekrar kollarını açarak. "Tabi ki gelebilirsin" tekrar kocaman sarıldım ama bu kucaklama hangi konunun üstünü kapatmak içindi merak ediyorum. Bilmediğim bir şeylerin sancısı olduğuna artık eminim. Şüphelenmeye başlar fakat şüphesini açık etmez. Aksine oyunu kurallarına göre oynamaya karar verir. Babamı uzun zaman sonra görmenin şerefine yemeğe çıkaracağımı söyledim ancak babam gelmeden ikimiz için güzel bir yerde rezervasyon yaptırdığını söyledi. Gelmeye ne zaman karar vermişti, bu yeri ayırtacak vakti nasıl bulmuştu. Aklımda bir sürü soru vardı. Burası Özge Hanım'la toplantı yaptığımız şık restauranttı. Belki de Özge hanımın yönlendirmesiyle tekrar buradaydık. Aklımda onlarca soruyla hala ne olduğunu bilmiyordum ama beyaz iki kişilik masalardan birine yöneldik. Baba kız birlikte Paris de romantik bir akşam yemeği yedik. Telefonda konuşmalarımızın aksine yüz yüzeyken anlatacak daha çok şey vardı. Hocalardan, derslerden, stajımdan, şirketteki patronlardan bahsettim. Babam dikkatle dinleyerek yorum yaptı her konunun ardından. Daha sonra toplantının nasıl geçtiğini sordu. Özge hanımdan ve neleri konuştuğumuzdan bahsettim. Dikkatle dinliyordu. Bu proje hakkında neden fikrimi bu kadar önemsediğini anlamadım. İşlerinde hiçbir zaman söz hakkına sahip değildik bu işler içinde başka danışmanlar vardı. Özellikle benim ilgilenmemi gerektirecek bir durum göremiyordum. Konu hakkında yeterli bilgiye de sahip değildim. Babam bu proje ile ilgili bilgileri mail olarak göndermişti üzerinde henüz çalışacak vakti bulamamıştım. Babama neden bu yapmalıyım diye soracak cesaretim de yoktu sanırım. Sormadım. Her şeye rağmen harika bir gece geçirdik. Burada olduğu için çok mutluydum ama asıl konuşmamız gereken şeyleri hala konuşmamıştık. Konuyu açmasını bekledim. Babam konuyu açana kadar şimdinin keyfini çıkarmaya karar verdim. Yemekten sonra babamın koluna girmiş eve doğru yürürken babam bana seslendi; "Mehlika..." Sessiz bir seslenme. Arkasından çok fazla cümlenin geleceğini düşünmüştüm. "Bu gece dönüyorum." Belli ki babam asıl konuyu ötelemeye karar verdi. Kalması için ya da başka bir konunun varlığından şüphelendiğime dair herhangi bir konuda ısrar etmemeye karar verdim. "Peki..." Sadece bir peki. Nereye dönecekti? Madem bu gece dönecekti, neden yanında bir çanta getirmişti. Hiç açmadığı çantanın içinde ne vardı? Annemden, kız kardeşimden hiç söz etmemişti. Bu düşünceler başımı ağrıtıyordu. Kafamda onlarca soru vardı. Hem hepsinden uzaklaşmak hem de her şeyi bilmek istiyordum. Eve geldiğimizden babam çantasını aldı. "Çok geç olmadan çıkayım" dedi. "Seni uğurlamamı ister misin, ben de geleyim" dedim. Usulca "Geç oldu, araba çağırdım" dedi. Gitmeden sarıldı. Sıkı sıkı, saçlarımdan öptü. Bilmediğim bir hisle ağlayacak gibi oldum. Gitmesini istemiyordum. Hiçbir şey söylemeden kapıdan çıktı. Öylece bakakaldım. Babam merdivenlerden inerken pencereye koştum. Siyah bir araba aşağıda bekliyordu. Üçüncü kattaki dairemden babama seslendim, "Baba!" Tam kapıyı açacakken bana baktı. "Seni seviyorum." Kısacık bir gülümsemenin ardından yüzüne çöken siyahlıkla arabaya bindi. Mehlika'nın aklında onlarca soru vardı. İç dünyası o onlarca soruya cevap aramaya başlamıştı. Bu cevapların yanıtını başkalarından duyması gerekiyordu. Kimin arabasıydı. Nereye gidiyordu. Bilmiyorum. Annemi birkaç kez daha aradım açmadı. Kız kardeşimi aradım açmadı. Erkek arkadaşımı aradım açmadı. Kafayı yemek üzereydim. Buraya gelmeden bir koşuşturmacanın içine girilmişti. Benden saklanan şeyin ne olduğunu öğrenmem gerekiyordu. O gün doğru karar verip vermediğim sorusunu soran tek kişiyi aradım. Telefon ikinci çalışında açıldı. Şaşkın bir ses; "Mehlika." Şaşırmıştı. Panik halindeydim. "Kerem bir şeyler oluyor ve ben hiçbir şeyi bilmiyorum. Lütfen bana ne olduğunu anlat. Kafayı yemek üzereyim, kimseye ulaşamıyorum. Son olarak seni aradım. Lütfen." Bir an yutkunamadım. Ağlayacak gibiydim. Birinin bana kısacık da olsa bir açıklama yapması gerekiyordu. Endişelerimden kurtulup yoluma bakmam gerekiyordu. Kerem hiçbir şey söylememişken, tekrar konuştum; "Birine bir şey mi oldu?" Kerem sessizliğini o an bozdu; "Hayır Mehlika, Hayır. Lütfen sakinleş." Sakinleşmemi söylemesi beni tatmin edecek cümle değildi. Artık nefes alamıyordum. Bir açıklama beklerken Kerem panikle; "Şimdi değil, sana sonra mutlaka ulaşacağım" dedi ve telefonu kapattı. Bütün bunlar ne demek oluyordu. Bu konuşmanın asıl konusu neydi? Kerem'in son andaki ses tonu...Neyden çekiniyordu? Biriyle konuşmalıydım. Bir sorun olduğunda onu mutlaka aramamı söyleyen Özge Hanım aklıma geldi. Aradım, birkaç kere aradım. Açmadı. Bu gece iyi başlamış, kötü devam ediyordu. Evden çıkmalıyım diye düşündüm. Peki şimdi nereye gitmeliydim? Üst kata çıktım. Kapıyı çaldım. Her sabah koşturarak çıktığını gördüğüm kadın kucağında bir bebekle kapıyı açtı. Neden buraya geldiğime dair bir fikrim yoktu ama kötü göründüğümü biliyordum. Üst kat komşum Fransızca konuşmasını beklerken İngilizce konuşmaya başlamıştı. "Lütfen içeriye gel, kapıda kalma" dedi. Neden buraya geldiğim konusunda yaşadığım ufak bir aydınlanmayla konuşmaya çalıştım; "Rahatsız etmeyeyim" "Hayır, lütfen gel. Ben de seninle tanışmak istiyordum" samimiydi. Evi, evde bir bebek olmasına rağmen oldukça düzenliydi. Benim dairemden daha büyük ve daha modern bir havası vardı. Elena'nın bir iç mimar olduğunu, aslen Yunan olduğunu ailesinin İngiltere'de yaşadığını öğrendim. Büyük bir şirketle anlaşma imzalamış ve yaklaşık iki yıl önce bebeğiyle birlikte Paris'e taşınmıştı. Bekar bir anneydi. Ne kadar komşu bir ülke olsa da Türk kültüründen çok uzak bir sahneydi. Evde ikisinden başka bir de bir yardımcı vardı. Elena içerdeki odalardan birindeki kadına seslenerek; "Sib, Andrew'ın uyku vakti!" Sib, gelip Adrew'i aldı. İçerde herhangi birinin varlığına alışık olmalıydı. Elena'nın aksine soğuk görünüyordu. İçeriye geçtiklerinde Elena bardaklara viski doldurup geldi. Oturduğum yerdeki huzursuzluğumu fark ederek; "İyi görünmüyorsun" dedi. Dökülmem için yeterli iki kelimeydi. En baştan başladım. Elena, iyi bir dinleyiciydi. Endişelendiğim noktayı çok iyi anlamıştı. O da bir şeylerin benden saklanıldığını fark etmiş ama beni daha da endişelendirecek hiçbir cümle kurmamıştı. Sadece anlattığım kadarını biliyordu fakat ben zaten neyi biliyordum ki... Elena, beni sadece teselli etti. Herhangi bir yönlendirme yapmadan. Bütün endişelerimi dinledikten sonra nihayet şimdiye kadar anlatmak istediğim her şeyi anlatmış, bitirmiştim. Sıra Elena'daydı ve sanırım onunda anlatacak çok şeyi vardı. Anlatacak çok şeyi olmasını ummuştum. Yavaş yavaş kafamın gittiğini hissediyordum. Bir şeyler anlattı mı hatırlamıyorum, sanırım içimi boşaltıp olduğum yerde sızdım. Gözlerimi açtığımda Andrew'i gördüm. Üstüme ince bir battaniye atılmıştı. Andrew bana doğru emekleyerek geldi. Rüya gördüğümü sanıyordum. Bu yakışıklı bebek gülümseyerek koltuğa tutundu. Ayağa kalktı. Yattığım yerden kalkmamıştım. Yanağıma bir öpücük kondurdu. Andrew'e olan aşkım işte böyle başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE