GÜZEL BİR YOL

1536 Kelimeler
Gözlerim kapalıydı ama evin içerisinde bir telaş hissediyordum. Elena'nın sesini duydum; "Evet ama Sib biliyorsun bu akşam şirket yemeğinde olmalıyım" Sib'in sesini ise hiç duyamıyordum. Arka odalardan birinde olmalı... Bir an yanağımda bir öpücük hissettim. Andrew'in yanağıma kondurduğu öpücükle tamamen kendime gelmiştim. Evdeki bir bebeğin enerjisi tamamen farklı oluyordu. Apar topar kalkıp Andrew'i kucakladım. Elena bu sırada hızla evin içerisinde hazırlanmaya çalışıyordu. Beni ayağa kalkmış görünce duraksadı. "Rahat uyudun mu" diye sordu gülümseyerek. "Evet evet çok rahat uyudum bu tatlı bey efendi sayesinde de harika uyandım" gülümsemeyi yüzümden alamıyordum. Dün gece gerçekten arınmış olmalıyım. Kendimi dinlenmiş hissediyordum. Andrew kucağımda boynuma doğru uzanmıştı. Bu sırada Elena; "Andrew seni sevmiş olmalı" diye devam ediyordu konuşmasına bir taraftan da gerçekten şaşıracağım bir hızda hazırlanmaya devam ediyordu. Sib o sırada yanımıza geldi Elena'ya bakmadan; "Kardeşimi arayıp gelmesini söyleyeceğim. Böylece iki saatliğine çıkabilirim." mırıldanmayı ben bile zor duymuştum. Elena'nın duymuş olmama ihtimalini düşünürken Elena çoktan duymuş ve hazır cevabını vermişti. "Asla! Geçen geldiğinde olanları unutmadım." Sib, huzursuz ve üzgün görünüyordu Andrew'i kucağına aldı. Andrew'i kucağına vermeden son bir öpücük kondurdum. Elena'ya yöneldim. Sanırım bir şey söylemem gerekiyordu. "Elena, yardımcı olabileceğim bir şey var mı? İsterseniz, yani eğer senin için de uygunsa iş çıkışı Andrew'i ben alabilirim." O sırada Sib'in minnettar gözleriyle karşılaştım. Elena bir an duraksadı. Karar vermeden önceki kısa bir an. Elena beni yeni tanıyor olmasına rağmen bana güvenerek tamam dedi. Sonra Sib'e baktı; "Minnettar olmalısın Sib." Sib hemen bana bakarak kararsız bir ses tonuyla cevap verdi "Minnettarım" Sadece gülümsedim. Yattığım yeri toparlamaya çalışırken cevap verdim; "Eve gidip hazırlanmaya başlamalıyım. Bu akşam çok hoş bir beyefendiyle randevum var." Elena çoktan hazırlanmıştı. Evden birlikte çıktık. Akşam için hızla konuşmuştuk. Dün gece için Elena'ya teşekkür ettim. Yeterince teşekkür ettiğimi artık durmam gerektiğini söyledi yine gülümseyerek. Elena'yı böyle hatırlamaya devam edecektim. Sürekli gülümsemesi ve her zaman bir yerlere yetişmeye çalışması aklıma kazınmıştı. Eve geldiğimde dünü hatırlamaya çalıştım. Babamın geldiğinde oturduğu sandalyeye oturdum. Kim bilir burada otururken, beni izlerken aklından neler geçiyordu. Bana neyi söylemek için gelmişti? Gerçekten iyi miydi? Telefonuma baktım. Dün gece aradığım hiç kimse dönüş yapmamıştı. Elena'nın dediğini yapıp akışına bıraktım. Hayat, kendiliğinden yürümem gereken yolu bana hazırlayacaktı. Güzel bir yol olmasını umarak güne hazırlanmaya başladım. Bugün iyi uyanmıştım ve öyle de devam etsin istiyordum. İlk önce bu akşam olan bütün planlarımı iptal etmeliydim. Andrew ile nasıl geçireceğimi bilmediğim bir akşamım vardı. Bir an yaşadığım tedirginlik aynaya baktığımda kayboldu. Aynaya baktığımda uzun koyu kahve saçlar ve kahverengi gözler görüyordum sadece daha da dikkatli baktığımda gözlerim bütün aynayı kaplayacak kadar büyüyordu. Paris'e ilk geldiğimde görür görmez çok beğenip aldığım kenarları ince sarı çiçeklerden oluşmuş, uzun açık kahve bir elbiseyi giydim ve topuklu ayakkabılar. Her zamankinden daha canlı görünüyordum. Sadece dudaklarımı boyamıştım. Kız kardeşimin iki yıl önce doğum günümde hediye ettiği küçük kahve vintage çantayı yanıma aldım. Elbisemle çok uyumluydu. Merdivenlerden inerken sanki kafamda hiç kötü düşünceler yokmuş gibiydim. Dilimde bir yerlerde duyduğum Fransızca bir şarkının melodisi vardı. Her sabah çörek aldığım yere uğrayıp insanlara selam verdim, sıcak çöreklerden birini alıp işe doğru yola koyuldum. Üçer üçer adım atmak ve hatta uçmak istiyordum. Yolumu güzelleştirecek olan bendim. Yürüdüğüm beton yol gözümde çiçekli bir yol olmuştu. Karşıma çıkan herkesi başımla selamlıyordum insanlarda selamımı nazik bir şekilde kabul ediyordu. Hayatta yaptığımız her jestin bir karşılığı vardı sanırım. Böyle düşünüyordum. İşe gitmeden hemen önce bir bisiklet ve önünde açılmış rengarenk, değişik desenlerle dolu şapkaları gördüm. Bisikletin başındaki kadın şapkaları kendi yaptığını söyledi. O kadından elbiseme çok uymayan kırmızı bir şapka aldım. Şirkete geldiğimde daha önce karşılaşmadığımı düşündüğüm insanlar tek tek beni selamlamaya başlamıştı. Bazıları durup şapkamı çok sevdiklerini söyledi. Dalga mı geçiyorlardı yoksa gerçekten ciddiler miydi bilmiyorum fakat şapkamı gerçekten sevmiştim. Ortam da genel bir koşuşturmadan ziyade ekstra bir hava vardı. Tabi her şey benimle ilgili değildi. Şirketteki Genel Yayın Yönetmeni bugün stajyerlerinde toplantıya katılmalarını istediğini söylediğinden beri herkes çok heyecanlıydı. Konunun ne olduğunu bilmiyorduk ama duyduğumuz haberlere göre potansiyel bir iş ortağı da toplantı da bulunacaktı. Toplantıya girmeden biraz önce herkes için kahve almaya gönderilen şanslı kişi ben olmuştum. Bugün keyfimi hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyecektim. Siparişler üzerine kahveleri beklemeye başlamıştım. Yoldan geçen insanlar beni gördüklerinde durup bana bakmaya devam ediyorlar gibi hissediyordum. Nihayet kahveleri alıp şirkete doğru yola koyuldum ışıklardan karşıya geçerken bir kadın yanımdan geçerken arkana bak dedi arkama baktığımda bir adamın fotoğrafımı çektiğini gördüm. Belki de benim fotoğrafımı çekmiyordur. Yüzü fotoğraf makinesiyle kaplı olduğundan yüzünü göremedim. Sadece yoluma devam ettim. Toplantıya çoktan başlamışlardı. Kahveleri masalara dağıtırken başımdaki şapkayı hala çıkarmamıştım. Bana bakarak gülümsemeye devam ediyorlardı. Potansiyel ortak dedikleri adam yönetmenin hemen yanında oturuyordu. Karşıda boş olan herhangi bir yere oturdum. Şapkamı çıkardım. Genel olarak toplantı da stajyerler de dahil herkesin belirlenen konuyla alakalı bir fikirle gelmelerini istediler. Beğenilen fikir kişi kim olursa olsun onun editörlüğünde çalışılmaya başlanacaktı. Sanırım bugün benim için yeni, çiçekli bir yol olmaya başladı. Hepsi Andrew'in sayesinde diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Genel yayın yönetmeni o sırada beni odaya çağırdı. Toplantıya katılan kişinin Türk olduğunu Fransızca'sının çok iyi olmadığını bu yüzden bir sorunla karşılaşmaması adına bu akşamki yemekte misafirimize eşlik etmem gerektiğini söyledi. Bunun için yeterince boş vaktimin olduğunu eklemeyi unutmadı tabi. Yeterince yoğun olduğumu söyleyecekten bugünkü planlarımın hepsini iptal ettiğim aklıma geldi ama bunu neden yaptığımı hatırlayamıyordum. Sonuç olarak Oğuz Bey'e eşlik edecek şanslı kişi ben olmuştum. Yıllar sonra o gece yeni bir arkadaş edindiğim için şanslı olduğumu düşüneceğim kimin aklına gelirdi... Şirket tarafından önceden ayarlanan bir yere gidecektik. İlk defa şirket kartı veriliyordu. Şirket kartına ihtiyacım olmasa da bu karta sahip olduğum için heyecanlıydım. Gayriihtiyari bir sınırın olup olmadığını sordum. Yayın yönetmeni gülümseyerek; "Lütfen, abartma" şeklinde yanıt verdi. O akşam için abartmayacağımı söyledim. İş yerinden birlikte çıktık. Aklımda yapmam gereken bir şey vardı diye düşünüyordum ama ne olduğu aklıma gelmiyordu. Oğuz Bey'e de henüz nasıl yaklaşmam gerektiğini kestiremiyordum ama sonuçta aynı dili konuşabiliyorduk. O sırada çoktan kapıdan çıkmışken Elena'nın mesajı geldi. "Andrew seni çok yormaz umarım. Hemen gelmeye çalışacağım" Bir anda yaşadığım aydınlanma. Olduğum yerde durdum. Şimdi ne yapmalıydım, İş yerinden çoktan çıkmıştık, Sib büyük ihtimalle beni bekliyordur. Oğuz Bey yüzümdeki telaşı görüp "Bir şey mi unuttun?" diye sordu. "Evet, sanırım. Onu da almak için önce evime uğrayabilir miyiz?" kibar bir cevap ardından geldi; "Tabi ki" bir anda karar vermiştim. Eve doğru yola çıktığımızda Elena'ya, Andrew'i yemeğe çıkartıp çıkartamayacağımı dışarı çıkmamızda bir sakınca olup olmadığını sordum. Elena, Sib'e Andrew'i hazırlamasını söyleyeceğini söyledi sadece. Kızmış mıydı bilmiyorum. Nasıl aklımdan çıktı onu da bilmiyorum. Eve vardığımızda Oğuz Bey'i de içeri davet etmem gerektiğine çoktan karar vermiştim. İçeriye girdiğimizde Oğuz Bey'e "Rahatınıza bakın hemen hazırlanacağım" deyip onu salona bıraktım. Sib, Andrew'i hazırlayıp bana bırakacaktı. O gelmeden benim de hazır olmam gerekiyordu. Daireme ilk defa yabancı birinin girmesinin verdiği tedirginlikle her şeyi aceleyle halletmem gereken o duygu arasında tedirginliği terk etmeyi seçtim. Evdeki koşturmam sırasında Oğuz Bey kitaplığımı kontrol etmişti çoktan. Çalışma masamdaki müsveddeleri kontrol ederken gördüğümde apar topar yarım yamalak halimle salona gelip kağıtları elinden aldım. Birbirimize bu kadar yaklaştığımız ilk andı. Kağıtları itirazsız elime verirken yüzünde güzel bir gülümsemesi vardı...Kapı zilinin çalmasıyla olduğumuz durumu fark edip uzaklaştım. Koşarak kapıyı açtım. Sib şüpheli gözlerle bana bakıyordu. Andrew beni görünce hemen kollarını bana uzattı. Sib, bana söylemesi gereken her şeyi bir anda söyleyip merdivenlerden inmeye başladı. Elimde bir bebek ve bir çantayla içeriye geçtim. Aklımda hiçbir şey yoktu. Yaşanılan kısa yakınlaşmanın şokunu atlatamamışken Sib'in hızla saydığı hiçbir şeyi de duymamıştım. Oğuz Bey bana bakıp gülümsüyordu. Yine o parlak gülümseme. Andrew'i Oğuz Bey'in kucağına verip; "Hemen geliyorum" dedim. Odama dönüp beş dakika içerisinde toparlandım. Saçlarımı düzgün bir şekilde toplamıştım. Biraz önceki halimden çok daha düzenli görünüyordum. "Hazırım" deyip geri döndüğümde Andrew çoktan Oğuz Bey ile kaynaşmış görünüyordu. Ayakkabılarımı giyerken; "Bu bey efendinin bize eşlik etmesinde sakınca yoktur umarım" diye sordum. Oğuz Bey'i yeni tanıyordum ama iş dışında konuşması rahat bir insandı. Kafasını hayır anlamında sallarken gülümsüyordu sonra yanıma gelip spor ayakkabılarımı önüme koydu. Bana bakıp; "Eğer yanımızda bu bey efendi olacaksa bunları giymek işini kolaylaştırır" dedi gülümseyerek. Yanaklarımdaki içi sıcacık kırmızılığı hissettim umarım sadece benim hissettiğim ve görülmeyen bir kırmızılıktır... Kucağımda bir bebek yanımda da yakışıklı bir adamla yola koyulmuştum. Süreç garip bir şekilde devam ediyordu. Şirketin rezervasyon yaptırdığı mekan göz alıcıydı. İçerisi sanki podyum gibiydi. Birbirinden şık kadınlar topuklu ayakkabılarını yere vura vura önümden geçiyordu. Gözlerim ayakkabılarıma kaydı. Sonra Oğuz Bey ile göz göze geldik. O birkaç saniyelik göz göze gelme durumunda ne düşündüğüm açıktı o da ne demek istediğimi gayet iyi anlamış gibiydi. Birbirimize gülümseyip içeri girdik. İçeriye girerken Andrew Oğuz Bey'in kucağındaydı. Dışardan bakınca evli bir çift gibi görünüyorduk. Andrew için de bir sandalye istedik. Oğuz Bey gerçek bir centilmendi. Gelip sandalyemi çektiğinde bu davranışı babamdan başka kimsede görmediğim için etkilenmiştim. "Çok incesiniz" yüzüne doğrudan bakmasam da gülümsemesini görebiliyordum. "Sizli bizli konuşmaya devam edeceğiz yani." Burada ne demem gerekiyordu. Aklımdan ilk geçen cümle ağzımdan çıkmıştı; "Şimdilik" ikimizde gülümsedik. Zaman bizim için hızla geçmeye başlamıştı. Keyifliydi ve artık rahatsız hissetmiyorduk. İkimizin de ne diyeceğini bilemediği yerde Andrew kurtarıcı görevini üstlenmişti. Çok fazla şeyden konuşmuştuk. Burada neler yaptığımı sormuştu, sonra ne zaman Türkiye'ye döneceğimi, bundan sonrası için hedeflerimi, sonra ailemi... Bu sırada sevgilimden hiç bahsetmedim o da hayatımdan birinin olup olmadığını sormadı. Bahsetmeli miyim emin değilim şimdilik böyle kalsın diye düşündüm. Ablasının da uzun zamandır Paris de yaşadığını bir konuşmaya sıkıştırdığında, sürpriz kişinin daha önce tanıştığım bir kadın olduğunu kestirememiştim. Dünya gerçekten küçüktü ve bu küçük dünya acaba daha kimleri karşıma çıkaracaktı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE