Kalbimden ayağınaydı yolum,
Gördüm, hep seni gördüm.
Kara gecede, kara uykuda yürüdüm.
Bomboştu herşey, elimde bir dünya tarağı
Gök ağlıyordu, ben zülfünü ördüm.
Birhan Keskin
***
Efla'dan içeri girerken, son zamanlarda alışkanlık haline getirdiği üzere derin bir nefes alarak Mevsim'in nerede olduğunu görmeye çalıştı. Kızın henüz gelmediğini anladığında sıkıntıyla saçlarını çekiştirmeye son vererek Gazel'in olduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Baş başa oldukları anlarda ruhu, bir demir kancanın ucunda gövdesinden çekiliyormuş gibi rahatsız ve tedirgin hissediyor olsa da adamı görmezden gelmeyi düşünmüyordu. Sonuçta Gazel Başman her şeyden önce, onun çocukluk arkadaşıydı ve aralarındaki kıymetli dostluğu kaybetmeye, hiç niyeti yoktu Sare'nin. Elinden geldiğince normal tavırlar sergilemeye çalışsa da hala adama nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu ama aralarındaki bağın, bunu en az hasarla atlatacak kadar sağlam olduğuna inanıyordu; en azından inanmak istiyordu. Barın önündeki taburelerden birinin önüne oturan adamın yanına geldiğinde uzanarak kollarıyla Gazel'in omuzlarını sardı. Normal şartlar altında adamın boyuna yetişebilmek için topuklu ayakkabılarının dahi üzerinde yükselmesi gerekirdi ama şimdi oturduğu için buna gerek kalmamıştı. Kollarını indirip kendini geri çektiğinde gülümseyerek Gazel'in yüzünü inceledi. Hafifçe aralanmış dudakları, çatık kaşları, ne olduğunu anlamaya çalışan mavi gözleri ile kesinlikle şaşırmış görünüyordu.
Kaşlarını sevimli bir tavırla havalandırırken konuşmak için adamla göz göze gelmeyi bekledi. "Selam."
Gazel tuttuğu nefesini bırakırken kuruyan dudaklarını ıslatarak Sare'ye kaçamak bir bakış attı. Kızın kokusu yoğun bir sis gibi ruhuna dolarken kim ondan kendini geri çekmesini bekleyebilirdi? Tüm varlığını üzerinden soyup bir kenara atmaya, istediği şekli verebilmesi için benliğini Sare'nin elleri arasına bırakmaya dahi razıydı. İçinde umuda dair ne varsa, ufacık bir ihtimalin dahi olsa ucunu tutuşturmak için kızın gözlerinin derin rengi yeterliydi. Gazel beklerdi, Gazel Sare'yi gerekirse ömrünün sonuna kadar da beklerdi. Kıza bakarken derin bir nefesle duraksayarak "Selam," diye cevap verdi. "Nasılsın?"
Sare'nin dudakları umursamazca büküldü; Gazel, içeride, derin bir yerlerde, ruhunun da büküldüğünü hissetti. Bakışlarını yeniden Efla'nın içinde gezdirirken "Mevsim'in ne zaman geleceğini biliyor musun?" diye sordu kız, adamın üzerindeki etkisinin farkında değildi.
Gazel sessizce dudaklarını birbirine bastırırken "Mevsim bugün gelmez," diye mırıldandı. Kızın kaşlarını hızla çattığını fark ederken, uzanıp iki kaşı arasındaki ince çizgiyi takip etmek için duyduğu istekle karıncalanan parmak uçlarını sıkıca dizlerine batırırken açıklaması gerektiğini düşünerek devam etti. "Bugün Ekin, Yasemin'i Gülşah teyzeyle tanıştırmaya götürüyormuş. Mevsim de onlara katılmaya karar verdi."
Sare gözlerini devirirken huysuzca homurdandı. "Burada buluşmak için sözleşmiştik."
Adam kaşlarını oyuncu bir tavırla havalandırırken sesinin beklentiyle titrememesi için büyük bir çaba harcayarak Sare'ye gülümsedi. Oysa maviye yeşil dalgaların eşlik ettiği gözlerindeki ışık her şeyi en başından ele veriyordu. "Benimle idare edeceksin artık."
Kız başını omzuna doğru eğerken Gazel'e bakarak muzipçe göz kırptı. "Öyle yapacağız artık."
Adam, kızın göz kırpmak için birbirine yaklaşan kirpiklerinin arasında ruhunun ufalandığını hissederken öylece durup bekledi. Üzerinde Sare'nin öyle bir etkisi vardı ki güzelliğine meftun olduğu zarif varlığı incele incele keskinleşerek şahdamarına yaslansa kılını kıpırdatmazdı. Aralarında sürüp giden sessizliğin durumu tuhaflaştırmasına engel olmak istercesine gülümseyerek "Ne içersin?" diye sordu.
Sare gülümserken kaşlarını çatarak kısa bir süre düşündü. "Karpuzlu limonata nasıl olur?"
Gazel hafifçe gülümseyerek yerinden kalktıktan sonra barın arkasına geçti. Öğle üzeri olduğu için Efla tenha sayılırdı. Hızlıca limonatayı hazırladıktan sonra bardağı yavaşça kızın önüne bıraktı. Onun, bardağın kenarındaki limonla oynayan ince parmaklarına bakarken teninin akıl almaz beyazlığına hayran kalarak iç geçirdi. Sare limonatasından büyük bir yudum alırken, yüzünde beliren ifadeyi kaçırmak istemediği için kısa bir an nefesini tuttu. Kız beğeniyle gülümsediğinde heyecanına engel olamadan saçlarını kulağının arkasına iten parmaklarını kıpırdattı. Bakışlarını kaçırırken "Nasıl gidiyor?" diye sordu, İz Üstünel meselesini duymuştu. "İz Üstünel'i ikna ettiğini duydum."
Sare kibirle gülümseyerek omuz silkti. "Benden hiç kaçar mı?"
"Aklında bir şeyler var mı?"
Kız, adamın görüntüsünü zihninin gerilerine atmak içine kadar çabaladığını kendine hatırlatırken neşeyle gülümsedi. "İz'in kirpiklerinden kendime yelpaze yapmayı düşünüyorum."
Sare, adamın gözlerinden de kendisi için bir yaz akşamına yakışacak ela bulutlar yapabileceğini düşünürken Gazel'in takıldığı çok daha başka bir konu vardı. İz? Sare, adama sadece ismiyle mi hitap ediyordu yani? Üstelik, herkes gibi İzge demeyi de tercih etmiyordu. Toparlanmak istercesine derin bir nefes alarak hafif sert bir sesle cevap verdi. "Dalga geçme Sare."
Kız hafifçe gülümseyerek başını salladı. "Henüz karar vermedim. Duruma göre bakacağız."
"Anladım."
Sessizlik içinde geçip giden birkaç dakikanın sonunda Sare konuyu değiştirmek için konuşmaya karar vererek hareketlenmişti ki birinin yanı başına geldiğini fark etti. Başını çevirip baktığında kaşlarının şaşkınca havalanmasına engel olamadı. Sevde Başer'in karşısına çıkmasını bekliyordu ancak bu kadar çabuk ve Efla'dayken değil. Gazel'e kaçamak bir bakış atarak bar taburesinin üzerindeki oturuşunu gergince düzeltti. Aynı anda Sevde'nin öfkeyle gülümseyerek dişlerini alt dudağına bastırdığını fark etti. Kızın sinirleriyle bu şekilde oynamak istememişti aslında ama onu da şartlar zorlamıştı. Şartlar derken, kesinlikle İz Gece Üstünel'in inatçı ve sinir bozucu tavırlarını kastediyordu. Sonuçta adam Sare'yi o şekilde reddetmeseydi, Sare da adamı ikna etmek için ona meydan okumak zorunda kalmayacaktı. İşin açığı Sevde, tüm bu olan bitenin içinde Sare'nin üzerinde durmaya gerek görmediği ufak bir ayrıntı olmuştu. Bu tavrından ödün vermeyi de düşünmüyordu.
Sevde'nin "Sare, değil mi?" diyen sesini işittiğinde bakışlarını ilgisizce ona çevirdi, sesinin tonunu sevmemişti.
Yine de fitili ateşleyecek hareketi yapmamaya dikkat ederek başını salladı. "Memnun oldum."
"Sevde ben de."
Dudaklarının umursamazca bükülmesine izin verdi. "Biliyorum."
"Tabi," derken sesinde çınlayan alay, Sare'nin kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Kapıda kalmak, gururuna ağır bir darbe indirmiş olmalıydı. Aslında Sevde yine de kibar davranıyordu, eğer Sare olsaydı... "Kapıda kalmasına neden olduğun birinin adını bilmesen komik olurdu." Sare kaşlarını onaylarcasına havalandırdı. Sevde onun bu tavrıyla iyice çileden çıkarken saçlarını yüzüne doğru bir kırbaç gibi savurarak burnunun dibine kadar girdi. Gazel, kötü bir şey yapmasından deli gibi korktuğu kadına doğru bir hamle yapacakken Sare onu tek bir bakışıyla durdurdu. Sevde'nin ne diyeceğini merak ediyordu. Kadının tam olarak neye kızdığını anlayamamıştı. O gece mekânın kapısında kaldığı için mi çıkarmıştı tırnaklarını yoksa İz'le baş başa olduklarını bildiği için mi? gururu için mi gelmişti yoksa hala devam eden eski aşkı için mi? "Ayağını denk al, Sare. Benimle bu şekilde uğraşmak istemezsin."
"Ve?"
Sevde bir adım geri çekilerek doğrudan Sare'nin gözlerine baktı. "Gece'den uzak dur."
Sare yüzünde tekinsiz bir ifade belirirken kaşlarını meydan okurcasına kaldırdı, tavırları öldürücü bir yavaşlığa sahipti. "Boş yere zahmet etmişsin."
Kızın ima ettiği şey Sevde'nin kafasının karışmasına neden olurken "B-Ben," diye mırıldandı.
Sare bu konuşmayı daha fazla devam ettirmek istemediğini hissederek sıkıldığını belli etmek istercesine iç çekti. Ardından içinde adeta bir cehennemin tutuştuğu gözlerini hiç çekinmeden Sevde'ye çevirdi. "Nasıl bir cesaretle buraya geldiğini bilmiyorum, Sevde." Can acıtan bir alayla gülümseyerek başını iki yana salladı. "Burada da kapıda kalmayacağından nasıl emin oldun, merak ettim."
"S-Sen... Nasıl böyle..."
Elinin sertçe havada savurarak kızın hezeyanına son verirken "Mesele neyse gidip İz'le konuş," diyerek konuşmayı noktaladı.
Sevde'nin gidişinin üzerinden saatler geçmişken masalardan birinde tek başına oturan kızın yanına bir sandalye çekti Gazel. Neler olup bittiğini anlamamıştı. Tek anladığı Sare'nin, adının Sevde olduğunu öğrendiği kadının bir mekânda kapıda kalmasına neden olduğuydu. Ah, bir de, tüm bu drama İz Gece Üstünel nedeniyle yaşanmıştı. Kızın, eskiz defterine eğdiği bakışlarını üzerine çevirdiğini fark ederken çizdiklerine kaçamak bir bakış atarak hafifçe gülümsedi. "Çeneyi tutmayı başarmak çok mu zor acaba senin için?"
Sare, eskiz defterindeki çizime kaçamak bir bakış atarken defteri kendine çekerek belli etmeden yavaşça kapattı. Adamın yüzünü tamamen çizmemişti; gözleri, sayfanın ortasında bir çift su damlası gibi kalmıştı. Parmaklarını defterin kapağı üzerinde ritm tutar gibi inip kalkarken Gazel'e sevimli bir gülüş göndererek omuz silkti. "Eski sevgilisi benmişim gibi davranıyor. Adam da onunla yemeğe çıkmaya o kadar hevesli değilmiş demek ki Gazel? Ben ne yapabilirim!"
Gazel cevap çok basitmiş gibi kaşlarını kaldırarak gülümsedi. "Durumu açıklayıp özür dileyebilirdin."
"İnan bana söylediklerini hak etmiştim." Neşeli bir gülümsemeyle saçlarını havalı bir şekilde savurdu. "Ama kimin umrunda?"
Gazel'in verdiği cevabı dinlemesine engel olan telefon bildirimi kulağına ulaştığında ezbere bir gülüşle ekrana dokundu, mesaj İz'den gelmişti. Adamın attığı adrese bakarken kaşları kendiliğinden çatıldı, ardından parmakları seri bir biçimde ekranda gezindi.
Beni bu dağ başına çağırarak ne amaçlıyorsun? Kesin yolda kaybolurum. Amacın ne senin?
Üstünel: Bu adreste ikamet ediyorum.
Şehirde de evin var. Unuttun mu, adreslerin elimde!
Üstünel: Buradaki evimin alt katı stüdyo, sarışın. Stüdyoda çalışırken yanımda olmak isteyen sendin. Yarın gelirsin, tabi seçim yine de senin.
Gözlerini devirirken durup derin bir nefes aldı Sare. Ardından hızlıca cevap yazdı.
Sanki başka bir şansım var. Turgut Hoca'dan nefret ediyorum.