11 bölüm

1007 Kelimeler
Andres, Rodrigo’nun sözlerine sinirlenerek, kanadını aniden çekti ve Rodrigo’nun yere düşmesine neden oldu. Andres'in gözleri, Rodrigo’dan kaçarken, Silitsia’nın gözlerinden bir an bile ayrılmadı. Rodrigo, düşmenin etkisiyle hafifçe sarsılmıştı ama çabuk toparlandı ve durumu gülerek karşıladı. Silitsia, kıpkırmızı olmuştu. “Üzgünüm… sadece… bazen düşüncelerim çok yoğun oluyor,” dedi, Andres’in gözlerine bakarak. Andres, sessizce başını eğdi ve ateşin etrafına döndü. Rodrigo, ayakta durarak, “Yani, burada biraz gizli romantizm mi var? Bu kamp yerinin en ilginç tarafı herhalde,” dedi, hala alaycı bir şekilde gülümsüyordu. Rodrigo’nun şakaları, gerilimi biraz hafifletmişti ama Andres ve Silitsia arasındaki göz teması hala devam ediyordu. Gece ilerledikçe, herkes kendi düşünceleriyle baş başa kaldı. Andres, Silitsia’ya duyduğu derin ilgiyi ve endişeyi gizlemeye çalışırken, Silitsia’nın gözlerinde gördüğü huzur ve destekten etkilenmişti.Gece geçerken, grup yavaşça tekrar ateşin etrafında toplandı. Herkes, yaşananların ardından bir nebze olsun rahatlamış ve yorgun gözlerle dinlenmeye çalışıyordu. Silitsia, Andres’in varlığıyla biraz huzur bulmuş olsa da, gece boyunca düşündüğü sorular ve duygular hala içini kemiriyordu. Andres, gözlerini Silitsia’dan ayırmadan, kampın güvenliğini sağlamak için dikkatli bir şekilde etrafa göz kulak oldu. Rodrigo, uyuduktan sonra Silitsia üşümemesi için Andres'e bir post götürmeye karar verdi. Gözleri uykusuz ve yorgun olmasına rağmen, iyilikseverliği ve arkadaşlarına olan düşkünlüğü ön plandaydı. Postu Silitsia'ya geri doğru uzatarak, "Uyuman gerek, Silitsia. Beni düşünme, bu senin postun. Ben alırsam sen üşürsün," dedi, endişeli bir şekilde. Silitsia, Andres'innazik davranışını takdir ederek gülümsedi. "Merak etme, sen ve arkadaşlarım yanımdayken ben üşümem," diye yanıtladı. Gözleri yorgunlukla dolu ama huzurluydu. Andres, Silitsia'nın verdiği postu nazikçe alarak, yanına oturdu. Ona nazikçe sarıldı.Kanatları, Silitsia’yı dışarının soğuk rüzgarlarından ve gece karanlığından koruyacak şekilde, onun etrafını sarıyordu. Dışarıdan sadece büyük ve güçlü siyah kanatlar görünüyor, ama içeriden bakıldığında Silitsia’nın başı, Andres’in göğsüne yaslanmış ve gözleri ona sabırla bakıyordu. Andres, Silitsia’nın alnına hafif ve nazik bir öpücük kondurdu. Kendisinin de gözleri yavaşça kapanıyordu. Başını, Silitsia’nın başının üstüne koyarak, uykuya dalma sürecine geçti. İçeride, sessiz ve rahatlatıcı bir huzur vardı. İki genç, bu samimi anı paylaşarak, bir süre boyunca yan yana uyudular. Andres’in sıcaklığı ve koruyucu kanatları, Silitsia’nın endişelerini ve üşümesini unutturmuştu. Uyku, yorgun bedenlerine ve zihinlerine bir nebze huzur getirmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, her şey yavaşça aydınlandı. Günün ilk ışıkları, ağaçların arasından sızarak kamp alanına yayıldı. Andres ve Silitsia, yavaşça gözlerini açarak uyanmaya başladılar. Silitsia, Andres’in koruyucu kolları içinde uyandığını fark etti. Gözleri, gecenin sonunda huzur bulmuş olarak parlıyordu. Andres, Silitsia’nın uyandığını görünce, yavaşça kalkarak ona yardım etti. “Günaydın,” dedi nazikçe, gözleri hala yorgun ama huzurlu bir şekilde parlıyordu. Silitsia, yavaşça gülümsedi ve başını sallayarak “Günaydın,” dedi. Sabahın erken saatlerinde, Andrés ve Silitsia’nın uyandığı an, bir dizi garip ve komik durumun başlangıcıydı. Andrés, Silitsia’nın yanından kalkarak kanatlarını açtığında karşısındaki manzara oldukça komikti ve aynı zamanda ürkütücüydü. Rodrigo, iki elini sıcak bir şekilde kapalı tutarak, kısık gözlerle onlara bakıyor ve hafifçe ayaklarını yere vurarak oldukça komik bir pozisyonda durmuştu. Alessandra, Rodrigo’nun yanına yaklaşarak dirseğini omzuna koydu ve “Neden öyle bakıyorsunuz?” diye sordu. Rodrigo, kısık gözlerle cevapladı, “Siz ya gerçekten salaksınız ya da biz.” Gülüşüyle, komik bir şekilde durumu biraz hafifletmişti. Kendilerini toparlayan grup, yola koyulmaya başladı. Alessandra, merakla Silitsia’nın yanına yaklaşarak, “Dün gece neler oldu, prenses?” diye sordu. Silitsia, biraz rahatsız bir şekilde cevapladı, “Hiçbir şey, biz sadece….” Alessandra araya girerek, “Siz sadece ne?” diye merakını sürdürdü. Silitsia, “Biz sadece uyuduk. Hadi ama, Alessandra, onunla aramızda bir şey yok,” dedi. Alessandra, alaycı bir şekilde güldü ve bu durum, Andrés’in dikkatini çekti. “Baksana sen,” dedi Alessandra, “Neden inkâr ediyorsun, prenses?” Silitsia’nın gözleri, biraz sinirli bir şekilde parlıyordu. “Yeter,” dedi, “Ben bir prensesim ve o da bir kanatsız. Hadi ama, davullar bile dengi dengine çalıyor.” Alessandra, “Bu kadar emin olma prenses,” diyerek gülümsemeye devam etti. Fakat Andrés, bu sözleri duymuştu ve kalbinde derin bir acı hissetti. Yol boyunca, yüzü sert bir şekilde donmuş, bakışları ve duruşu tam bir şövalye gibi görünüyordu. Silitsia, Andrés’e bir şey sormak için yaklaştığında, Andrés kısa ve kesik cevaplar vererek yanından uzaklaşıyordu. Bu durum, Silitsia’yı rahatsız etmişti, çünkü Andrés’in tavrı, daha önceki nazik ve destekleyici davranışlarının aksine oldukça soğuk ve uzak görünüyordu. Grup yola devam ederken, Silitsia’nın kafasında birçok soru dönüyordu. Andrés’in soğuk tavrı, onunla arasındaki ilişkiyi zorlaştırmış ve grup içindeki dinamikleri etkilemişti. Alessandra, Silitsia’ya bir şeyler söylemekte ısrarcıydı, ama Silitsia, Andrés’in bu tavrını bir şekilde anlamak ve çözmek zorundaydı. Yolculuk devam ederken, grup, her biri kendi iç dünyasıyla baş başa kalmış ve yolda onları bekleyen yeni maceralara hazırlanmaya başlamıştı. Silitsia’nın ve Andrés’in aralarındaki bu gerginlik, gelecekteki olayların gidişatını etkileyebilir ve grubun dinamiklerini yeniden şekillendirebilir. Silitsia ve arkadaşları, köyde konaklamak üzere odalarına çekildiler. Silitsia, Felix’i ormanda köyün yakınlarında gizlenmesi için yönlendirmişti; kanatsızların onu görmesini istemiyordu. Her şey yolunda görünüyordu. Odalarına vardıklarında, Rodrigo hemen iki kadın çağırttı. Birini, Andres’in odasına göndermesi için talimat verdi. Kadın, odanın kapısını çaldı ve Andres’in karşısına çıktı.Kadın izinsiz içeri girerek. "Yanlız olduğunu gördüm. Geceyi benimle devam etmek ister misin?" dedi. Andres, kadının teklifini duyduğunda düşünceli bir şekilde cevap vermek üzereyken, kapı çaldı. Andres kapıyı açtığında, karşısında Silitsia’yı görünce gözleri büyüdü. Hemen ne söyleyeceğini düşünürken içeriden gelen kadının sesi Silitsia’yı durdurdu. "Hadi kara şovalye, yatağında kurtarılmayı bekleyen bir kadın var," dedi kadın. Andres, kadına bakıp ardından Silitsia’ya mahcup bir şekilde bakarken "Sanırım müsait değilsin. Sana iyi eğlenceler," dedi ve odasına geri çekildi Silitsia. Andres, odaya döndü ve ona, "Buradan hemen çıkmanı istiyorum. Yorgunum, dinleneceğim," dedi. Kadın, Andres’in tavrını fark edip, "Tamam tamam, kızma. Neyse, iyi geceler," diyerek odadan çıktı. Silitsia, odasına dönerken, Andrés’in tavrı ve durumun karmaşıklığı hakkında düşüncelere daldı. Bu gece, köydeki dinlenme, planlarını gerçekleştirmek için bir fırsat mıydı, yoksa daha büyük sorunların başlangıcı mı? Gecenin ilerleyen saatlerinde.Andres'in odasına bir yabancı sessizce girdi. Andres, odasına sessizce giren kişinin kim olduğunu görmek için hızlıca refleks gösterdi. Elindeki silahı, içeri giren yabancının boğazına dayadı. "Ne yapıyorsun?" diye sordu,yabancı sakin bir ses tonuyla, "Samon, sen misin?" dedi Andres. "Evet, seni şapşal. Sana ne oldu böyle?" diye yanıtladı. "Sorma, Samon. O gece sarayda olanlardan sonra..." diye başladı, ancak Samon hemen sözü keserek, "Biliyorum dostum. Zaten bu yüzden buradayım. Size yardım etmeye geldim," dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE