Samon çantasından birkaç harita çıkardı. Haritalar, Onir gezegeninin her şehri, kasabası, köyü ve en ufak mağaraları bile detaylıca çizilmişti. Andres haritaları inceledi ve "Sen bir dahisin. Bu harita işimize çok yarayacak," dedi.
,,O nasıl?"
,,Kim?"-diye sordu Andres.
"Kanatsız prenses-dedi Samon.
,,Ağır günler geçirdi ama sanırım şu an odasında bir şeyler kırıyor," diye yanıtladı Andres
"Anlamadım," dedi Samon ama konuyu açmadan, "Neyse, sonra anlatırım. Hadi gel, aşağıya içki içmeye inelim," diyerek Samon'u yatıştırdı Andres.
Andres ve Samon, köyde bir köşede otururken, Andres’in Samon’a olanları anlatmasını dinliyordu. Samon, "Anlat
bakalım, neler oluyor? Duyduğuma göre kanatsız prensese yardım ediyormuşsun," dedi.
Andres etrafına bakındı ve cevap verdi, "Kraliçe Beni bana bir büyü yaptı ve bu kanatlarla birlikte başka güçlere de sahip oldum."
Samon, "Peki neden?" diye sordu. Andres, "Samon, anlamıyor musun? Prensesi korumak için görevlendirildim."
Samon, gülümseyerek, "Sen mi?" dedi ve sonra ekledi, "Peki neden kraliçe kanatsız bir demirci ustasına kızını emanet etsin?"
"Bilmiyorum, Samon. Ama o bana güvendi ve ben artık kızı Silitsia'ya bağlıyım. Bütün bunlar bitene kadar onu korumak ve evine sağ salim götürmek için buradayım," diye yanıtladı.
"Sarayda işler çok karışık. Duyduğuma göre, kanatsız prensesin akrabası İrad Kralı Aris, onun peşine düşmüş. Buraya gelirken bir sürü vampir ve kurt adam ormanları arıyordu.
,, Buradan ne kadar uzaklar?" diye sordu Andres
"Sanırım iki gün kadar. Çünkü en son vampiri o zaman gördüm," dedi Samon
Samon ve Andres, içkilerini yudumlarken barın hafif loş atmosferi içinde eski günlerden bahsediyorlardı. Sessizlik anında yanlarına Silitsia, Alessandra ve Rodrigo geldi. Rodrigo, gözlerini Samon’a dikip, merakla Andres’e döndü.
"Bu yabancı kim?" diye sordu.
Andres hafif bir gülümsemeyle, "Eski dostum Samon," dedi.
Bu cevap üzerine Alessandra’nın yüzünde anında bir tedirginlik belirdi. Gözlerini Samon’dan ayırmadan, dikkatle sordu: "Evinden bu kadar uzakta ne arıyorsun?"
Samon sakince gülümsedi ve derin bir nefes alarak cevap verdi: "Size yardıma geldim. Ben de bu yolculuğa katılmak istiyorum."
Andres bir an duraksadı. Gözleri bir an için Samon’un yüzünde dolaştı, ardından kaşlarını çattı. "Bu çok tehlikeli hem..."
Tam o sırada Rodrigo araya girdi, gözlerinde ciddi bir bakışla: "Evet, Andres haklı. Gördüğüm kadarıyla sen bir kanatsızsın. Yani tehlikelerle başa çıkman zor olacak."
Samon, Rodrigo’nun sözlerine karşılık hafifçe başını sallayarak içten bir kahkaha attı. "Sorun değil," dedi. "Kanatsızlar sadece hizmet için eğitim almazlar. Dövüş yeteneklerini de öğrenirler."
"Bu tehlikeli," dedi Andres kendinden emin bir şekilde.
Rodrigo, koltuğuna yaslanıp içkisini yudumladıktan sonra sırıtarak, "Ee, anlat bakalım, sarayda neler oluyor?" dedi.
Samon derin bir nefes alarak konuşmaya başladı. "Kral Aris ve Kral Setis, kuzenleri Kral Artis'e savaş açmayı planlıyorlar. Yani söylentiler böyle. Kral Artis'in kızı, Kanatsız Prenses'i infaz etmeyi düşünüyorlar."
Silitsia, "Kanatsız Prenses" sözlerini duyunca yüzü birden düştü. Alessandra, bu tepkiyi fark edip hemen araya girdi. "Yanlız biz ona 'Kanatsız Prenses' demiyoruz," dedi, gözlerini Samon’a dikerek.
Samon mahcup bir ifadeyle başını eğdi. "Öyle mi? Özür dilerim, prenses."
Rodrigo ise şakacı bir tavırla lafa girdi. "Sen ona kısaca 'Kanita' de!" dedi ve etraftakiler bir an için ona döndü.
Andres öfkeyle Rodrigo’ya çıkıştı. "Ne yapıyorsun? Biri duyacak!"
Rodrigo umursamaz bir tavırla, "Hadi ama. Kara Şövalye ,Kanita'yı herkes biliyor. Sadece burada olduğunu bilmiyorlar," dedi etrafına bakınarak.
Samon kaşlarını çatıp, "Kimliklerinizi gizli tutmanız daha iyi olmaz mı?" diye sordu. Ancak Alessandra bir an düşündükten sonra cesurca yanıtladı.
"Bence bilmeliler. Prensesin kim olduğunu bilmek, bizim tarafımıza geçecek ve bizi destekleyecek kişilerin artmasını sağlayabilir."
Andres, Alessandra’ya bakarak alaycı bir şekilde başını salladı. "Evet, ve böylelikle bizi ifşa edip öldürmek isteyenlerin listesine daha fazla yaratık ekleriz."
Samon, bir süre sessiz kaldıktan sonra merakla sordu: "Peki, yönünüz ne tarafa?"
Alessandra, derin bir nefes alarak yanıtladı. "İlk durağımız İris Krallığı."
Samon, bu yanıt karşısında kaşlarını çattı. "Orası buradan yirmi günlük bir yol. Ayrıca öylece krallığın içinden geçemezsiniz. Kadim kurallara göre, başka bir krallığın üyesi ancak önemli bir toplantı ya da diplomatik bir sebeple diğer krallıklara girebilir."
Rodrigo, Samon’un endişeli tavrını fark edip hafifçe güldü. "Bunu biz de biliyoruz. O yüzden etrafından dolaşacağız," dedi.
Silitsia araya girerek hesap yaparcasına ekledi, "Ve bu da on gün daha yolculuk demek."
Samon gözlerini kısarak şaşkınlıkla başını iki yana salladı. "Siz kafayı yemişsiniz! İris Krallığı'nın etrafı kurtadamlarla çevrili. Daha ormana adım attığınız anda sizi parçalarlar! Kurtadamlar, özellikle de tam dolunayda, son derece tehlikelidir. Onlara karşı savunmasız kalırsınız."
Andres, Samon'un uyarılarını umursamaz bir ifadeyle karşıladı. Gözleri kısılmış, kararlı bir sesle konuştu: "Bunu denemeye mecburuz. Başka çaremiz yok. Hem bu bizim görevimiz. Gerektiğinde her türlü zorluğa göğüs gerebiliriz."
Alessandra ise Andres’e dönüp onaylayarak başını salladı. "Bazen tehlikelerden kaçmak yerine, onlarla yüzleşmek gerekir."
Rodrigo omuzlarını silkerek, "Hem, biz o kadar da savunmasız değiliz," dedi, şakacı bir tavırla.
Samon, grubun kararlılığını gördükçe içini derin bir endişe kapladı. Kaderin bu gruba neler hazırladığını kestiremediği için bir an düşündü. "Peki, ne tür bir planınız var? Kurtadamların saldırısından nasıl kurtulmayı düşünüyorsunuz?"
Andres bu sefer ciddi bir yüz ifadesiyle Samon'a baktı. "Tam anlamıyla bir planımız yok. Ama bir yolunu bulacağız. Her zaman olduğu gibi, birlikte hareket edeceğiz."
Gece ilerledikçe masanın üzerindeki içkiler tükenmeye başladı, hava biraz daha soğudu grup, içkilerini bitirip sohbeti sonlandırdı. Herkes, sabahki yolculuğa hazırlık yapmak için odalarına çekildi. Sessizlik çöktüğünde, Silitsia'nın aklında huzursuzca dolaşan düşünceler vardı. Savaşın yaklaşan gölgesi, onun gece boyunca gözlerini kapatmasını engelledi. Yatağında dönüp dururken sonunda yerinden kalktı ve bir şeyler yapma ihtiyacı hissetti. Savaşın getireceği zorluklara daha hazırlıklı olmalıydı.
Odasındaki küçük aynanın karşısına geçti ve üzerinde duran ipek kumaşı bir süre inceledi. Zarif ama savaşa uygun değildi. Silitsia, zarafetin arkasındaki gücü sergileyen, daha sert bir kıyafete ihtiyacı olduğunu hissetti. Kendi elleriyle bir savaşçının kıyafetini tasarlamaya karar verdi.
Dolabında bulduğu malzemeleri alarak işe koyuldu. Siyah deri bir pantolon seçti; pantolonun sağlam yapısı ona hem koruma sağlayacak hem de hareket kabiliyetini kısıtlamayacaktı. Üzerine yine siyah deriden yapılmış, vücuda oturan bir ceket giydi. İçine, yumuşak dokulu beyaz bol bir gömlek tercih etti; gömleğin geniş kolları, deri ceketin sertliğini dengeliyordu. Dizlerine kadar uzanan alçak topuklu siyah botlar ise hem savaşçı ruhunu yansıtıyor hem de pratiklik sunuyordu. Bu botlar, sert zeminde hızlı hareket etmesini sağlayacak, aynı zamanda rahat yürüyüşler için de uygun olacaktı.
Silitsia, uzun ve parlak saçlarına bakarken bir an duraksadı. Bu haliyle savaşa gitmek uygun değildi. Saçlarını savaşa hazır bir kahraman gibi şekillendirmeye karar verdi. Saçlarını ikiye ayırdı ve bir kısmını ince örgülerle özenle örmeye başladı. Diğer kısmını ise arkaya doğru serbest bıraktı. Saçlarının dalgalanan yarısı, neredeyse omuzlarına kadar beyaz ama kökleri hafif sarıydı; bu renk geçişi, ona mistik bir hava katıyordu. Örgüler ise onun içindeki savaşçı ruhunu dışa vuruyordu.