Silitsia, taşı boynundan çıkarıp avuçlarına aldı. Parıltısı azalmıştı, ama hâlâ içinde bir enerji titreşiyordu. "Henüz değil," dedi düşünceli bir sesle. "Ama burası sıradan bir köy değil. İçinde bir şeyler saklı. Bunu hissedebiliyorum. Taşın bize göstereceği daha çok şey var."
Rodrigo, onların konuşmasını duyup araya girdi. "Yani yine sıradan bir köye geldik diye düşünürken, aslında bir şeylerin ortasındayız, öyle mi?" diye sordu, biraz alaycı bir ifadeyle. Ancak gözlerinde de bir merak vardı. "Hep böyle oluyor zaten."
Silitsia hafifçe gülümsedi. "Bazen sıradan görünen şeylerin altında çok daha büyük sırlar yatar, Rodrigo. Şu an sadece sabırlı olmalıyız."
Rodrigo omuzlarını silkti. "Peki, o zaman dinlenelim. Ama şunu söyleyeyim, bu taş bana pek güven vermiyor. Yine de sana güveniyorum, prenses."
Silitsia, Rodrigo'nun bu şüpheci ama sadık tavrına karşılık bir baş işareti yaptı. Ardından taşla birlikte odasındaki yatağa yöneldi. Taşı boynuna geri taktı ve derin bir nefes aldı. Oda, hanın sıcak atmosferiyle dolmuştu, ancak dışarıda yağmur hâlâ inatla devam ediyordu. Pencerenin camlarından süzülen damlalar, Silitsia'nın zihnindeki karmaşık düşünceler gibi sürekli akıp gidiyordu.
Gece ilerlerken, Silitsia’nın zihni
durmaksızın taşın işaret ettiği bilinmezliğe odaklanıyordu. Gözlerini kapattığında, hafif bir uykuya daldı. Ancak çok geçmeden, taşı boynunda yeniden sıcak bir titreşimle canlandı. Gözlerini hızla açtı ve taşın ışığının yeniden parladığını fark etti. Bu defa daha önceki gibi hafif bir titreşim değil, daha güçlü bir enerji yayılıyordu.
Silitsia hemen yataktan kalktı ve odayı hızla terk etti. Sessizce koridor boyunca ilerleyerek grubun toplandığı ortak salona geri döndü. O sırada diğerleri de aynı hissi yaşamış olmalıydı ki, Rodrigo, Andres ve diğerleri yavaşça salona doğru gelmeye başlamışlardı.
Rodrigo, Silitsia’nın yüzündeki kararlılığı görünce kaşlarını kaldırarak konuştu. "Anlaşılan bir şey oluyor."
Silitsia, boynundaki taşı gösterdi. "Bu taş bizi burada beklememiz için yönlendirdi.
Ancak şimdi bize bir işaret veriyor. Sanırım köyün dışında bir yerlerde bir şeyler var. Taş bizi bir yere götürüyor."
Andres, ağır adımlarla yanlarına gelerek ciddiyetle sordu. "Gecenin bu saatinde mi yola çıkacağız? Ne bulacağımızı bile bilmiyoruz."
Silitsia, taşı sıkıca kavrayarak kararlı bir şekilde cevap verdi. "Bu taş bizi doğru yere götürdü. Şimdi neden burada olduğumuzu öğrenme vakti. Eğer beklersek, fırsatı kaçırabiliriz."
Rodrigo, bir an tereddüt etti, ama sonunda başını sallayarak gülümsedi. "Peki, prenses. O zaman bu geceyi macera dolu bir yürüyüşle geçirelim."
Grup, hızla hazırlıklarını yaparak tekrar dışarı çıktı. Yağmur hala devam ediyordu,
ancak Silitsia taşın parıltısını takip ederek köyün dışına doğru ilerledi. Ormanın derinliklerine doğru yürüdüler. Her adımda, taş onları daha karanlık ve gizemli bir yola doğru çekiyordu.
Bir süre sonra, ağaçların arasından büyük bir mağaranın girişini fark ettiler. Silitsia taşın parlaklığının burada zirveye ulaştığını fark etti. Mağaranın önünde durarak gruba döndü. "Burası," dedi alçak bir sesle. "Cevaplar burada."
Rodrigo mağaraya bakarak alaycı bir şekilde fısıldadı. "Tabii ki karanlık bir mağara. Maceralar hep burada başlar."
Grup, mağaranın karanlık girişine yaklaşırken, Silitsia taşı boynunda daha sıkı kavradı. İçeride ne olduğunu bilmeseler de, taşın güçlü parıltısı onları bu yere yönlendirmişti ve bu yerin önemini
hissettikleri her bir adımda daha da anlamışlardı.
Mağaranın içine girdiklerinde, ilk başta yalnızca derin bir karanlıkla karşılaştılar. Ancak Silitsia taşın ışığını kullanarak yolu aydınlattı. Mağaranın içi oldukça genişti ve tavanı, damla damla sarkan yosunlarla kaplıydı. Sıcak bir hava, mağaranın içindeki sessizliği bozan tek şeydi. Taşın yaydığı hafif ışık, mağaranın derinliklerine doğru geniş bir alanı aydınlatıyordu.
"Her şey burada başlayacak," dedi Silitsia, taşın parıltısına bakarak. "Bu mağaranın içinde bir şeyler bulmalıyız."
Grup sessizce ilerlerken, mağaranın duvarlarında eski yazılar ve semboller dikkatlerini çekti. Yüzeylerinde kimsenin
tanımadığı semboller, taşların üzerine işlenmişti. Andres, bir duvarda dikkatlice yazıları inceledi. "Bunlar eski Onir yazıları gibi görünüyor. Ama ne anlama geldiklerini çözmek zor."
Rodrigo, taşın parıltısına bakarak "Bu taş, bize sadece yolu değil, aynı zamanda geçmişin sırlarını da gösterebilir," dedi. "Ancak bu sembolleri çözmeden ne yapacağımızı bilmiyoruz."
Silitsia, taşı dikkatle inceleyerek "Bu taş, soyumuzun ve tarihin en eski köklerine işaret ediyor olabilir," dedi. "Bu semboller, muhtemelen taşın bizi yönlendirdiği geçmişle bağlantılı."
Mağaranın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ederken, bir odanın kapısını aralayıp içeri girmeye karar verdiler. Oda, taşlarla kaplı bir zemin ve duvarlar arasında geniş
bir boşluk içeriyordu. Odanın ortasında, eski bir taş tablet bulunuyordu. Üzerinde büyük, karmaşık semboller ve yazılar vardı. Silitsia, taşın ışığını tablete yansıttı ve sembollerin daha belirgin hale gelmesini sağladı.
Rodrigo, tableti inceledi. "Bu yazılar oldukça karmaşık görünüyor, ama belki de bu tablet üzerindeki bilgiler bizi bir adım daha ileriye götürebilir."
Silitsia, taşın parıltısının tablete odaklanmasına izin vererek yazıları okumaya başladı. Bir süre sonra, gözleri büyük bir heyecanla parladı. "Bunlar, tanrıların eski sözleri gibi görünüyor. Soylarımızın geçmişine dair ipuçları içeriyor olabilir."
Andres, bir köşede beklerken "Bu tablet, bize ne anlatıyor?" diye sordu.
Silitsia, tabletin üzerinde belirginleşen bir yazıyı okudu. "Burada 'geçmişin kapılarını açma' ve 'soyun gerçek gücünü bulma' hakkında sözler var. Anlaşılan, bu tablet soylarımızın tarihini ve belki de güç kaynaklarını açıklıyor."
Rodrigo, Silitsia'nın okuduklarını dinleyerek "Yani burada, geçmişimizi ve belki de gücümüzü bulacağız öyle mi?" dedi.