15.Bölüm

1016 Kelimeler
SOPHIE Wolvesely Kalesi, artık bambaşka bir klana ev sahipliği yapıyordu. Burayı bir çeşit Kurtulan kampı olarak değerlendirebilirdiniz fakat bundan daha da fazlasıydı. Kalede şimdilerde Ölümsüzler, Ölüm Melekleri ve Cadılar’dan oluşan bir klan yaşıyordu. Dünyanın dört bir yanında geliyorlardı buraya. Elbette hepsi burada değildi. Kraliçe’nin onları toparladığı başka merkezler de vardı. Wolvesely Kalesi bunlardan sadece biriydi. Leydi Katharina, New York’tan yeni bir ekiple birlikte gelmişti. Bu kanlı savaşı bitirmek için bizimle birlik olacak yeni Ölümsüzler, Ölüm Melekleri ve Cadılar bize katılmıştı. Yeni gelenleri kalacakları yerleri göstermesi için bir hizmetliyi görevlendirdim. Leydi Katharina dinlenmek için kendi odasına geçerken, ben de plan yapmak için kendi dairemin yolunu tutmuştum. Çok fazla vakit kaybetmiştim. Artık bir an önce çalışmalara başlamalıydım. Burada çok fazla eğitimsiz savaşçımız vardı. Onları savaşa hazırlamamız gerekiyordu hızlı bir şekilde. Bu noktada Martin devreye giriyordu. Onların eğitiminde aktif rol almasını istiyorduk çünkü ordumuzun başında yer alacak isimlerden biriydi o. Kraliçe her an hayata döndüreceğimiz yeni avcıların listesini gönderebilirdi. Büyü için Genevive’in malzemelere ihtiyacı olacaktı ve bununla da ilgilenmeliydim. Çok fazla işim ama çok az zamanım vardı. Ben daireme çıktığım sırada arkamdan bana yaklaşan adım sesleri duydum. Bu seslere adımın seslenişi karıştı “Sophie bekle!” dedi biri ardımdan. Özellikle belirtmem gerekirse, Martin… “Bekleyemem. Ne söyleyeceksen hızlı ol,” diyerek yürümeye devam ettim. Şimdi durup canımı sıkmasına izin veremezdim. “Neler oluyor? Kaç gündür ortada yoksun ve şimdi de Ölümsüzler’in peşimizde olduğunu söylüyorsun. Bana bir açıklamaya yapmayacak mısın?” Bir anda durdu adımlarım. Hışımla ona döndü bakışlarım.  “Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma avcı!” “Onu beni mezarımdan çıkartmadan önce düşünecektin!” “Seni mezarından işime burnunu sok diye çıkartmadım! Şimdi misafirinin yanına dön ve işime karışma!” diyerek çıkıştım ve arkamı dönüp merdivenleri tırmanmaya başladım. Fakat pes etmedi. Nedense buna hiç şaşırmamıştım. Hızlıca attığı büyük adımlarıyla önüme geçti Martin “Derdin ne senin?” “Bir derdim yok! İzin verirsen işimin başına dönmek istiyorum.” “Şimdi mi geldi işin aklına?” Pekala, bu sorusunda oldukça haklıydı fakat bu, bana bunu onun sorabileceği anlamına gelmiyordu. Kaleye gelmek ona kendini yine benim sahibim filan gibi hissettiriyorsa, fena halde yanılıyordu. “Martin beni rahat bırak! İşim var diyorum sana. Git başkasının canını sık.” Bu defa yüzünde sinirimi bozan aptal bir gülümseme belirdi “Ama benim canım sizin canınızı sıkmak istiyor leydim.” “O halde canını sıkacak başka bir leydi bulmanı öneririm sana. Seni görmeye gelen bir tane var şu an kalede. Neden yanına gitmiyorsun?” “Olmaz,” dedi başını sallayarak “Bu kalenin bir tane leydisi var.” Gözlerimi devirdim bunun üzerine. O böyle söyleyince kalenin leydisi olmak bir anda sinirimi bozmuştu. Böyle devamlı keyfimi mi kaçıracaktı? “Canını almama az kaldı avcı!” “Neden bunu akşam yemeğinde yapmıyoruz?” Ne saçmalıyordu bu? “Leydim bu akşam benimle yemek yemeyi kabul eder mi?” diye sordu bu defa. Dalga geçiyorsa hiç komik değildi “Neden cehennemin kapılarını araladığını bana anlatman için uygun bir ortam olur diye düşünüyorum.” Bense ona hiç mi hiç katılmıyordum! “Olmaz!” diyerek itiraz ettim ona. “Ama neden?” diye sordu mızmızlanarak “Benden neden kaçıyorsun Sophie?” Henüz ben de bilmiyordum bu sorunun cevabını fakat kaçtığımı da asla kabul etmezdim. “Saçmalama, senden neden kaçayım ki?” Hızla reddettim sözlerini “Ben bir savaşçıyım. Her dakika sana bakıcılık yapamam. İşlerim olduğu için kaleden uzaktaydım ve şimdi de işlerim olduğu için buraya geri geldim.” “Bu benimle yemek yememen için bir sebep değil. Benden bal gibi de kaçıyorsun!” “Elbette kaçmıyorum! Olmaz dedim çünkü sana her şeyi anlatmam için seninle yemek yememe filan gerek yok. Bunu yarın herkes toplandığında da yapabilirim. Hem ayrıca, bu akşam başka birine sözüm var.” Neden böyle bir şey söylemiştim ki şimdi? Kimseye sözüm filan yoktu. Aptal bir bahaneden başka bir şey değildi bu! Fakat ardına saklanmayı seçmiştim manasızca. Zaten son zamanlarda yaptığım her şey böyle değil miydi? Manasız ve aptalca… ** SOPHIE “Başka birine sözüm var,” dedi Sophie. Yüzünde sinirimi bozan ukala bir yüz ifadesi belirdi. “Colin kasabada küçük bir bar keşfetmiş. Bu gece oraya gidip gidemeyeceğimizi sordu.” Yumruklarımı sıktım ve nefesimi tutarken bakışlarımı ona diktim. Aptal Colin’le mi çıkacaktı? Az önce çok işim var demiyor muydu? “Yani?” “Yani bu gece onunla çıkacağım” İçimden o aptala sıkı bir yumruk atmak geçti. Neydi bu isteğim sebebi? Neden onun davranışlarını kafama takıyordum bu kadar? Bir de o saçma rüya vardı tabii. Ölümden dönmek beynime tuhaf şeyler yapmıştı. Kendim gibi davranmıyordum. Bundan sebeptir ki bir saniye sonra kendimi “Onunla çıkamazsın!” diye gürlerken buldum. “Nedenmiş o?” Bir de nedenini mi soruyordu? Bir başkasıyla çıkamazdı çünkü … Bakışlarımı, gözlerini sinirle bana dikmiş olan Sophie’e çevirdim. Tanrı aşkına Martin! “Pekala, söylediğimi unut. Haklısın, yarın toplandığımızda da anlatabilirsin. Nasıl istiyorsan öyle olsun.” Arkamı dönüp gitmeye niyetlendim ancak içimde hâlâ beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Sophie’de beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Kabul etmiyor olabilirdi ama bal gibi de bir şeylerden saklanıyordu. Böylece bir kez daha ona çevirdim bakışlarımı. “Konuşmak istemiyor musun? Tamam, konuşmayalım,” dedim “Ama sana daha önce de söyledim. Çocukça oyunlarla uğraşmayacak kadar uzun süredir buralardayım,” Kimseyle kovalamaca oynayacak halim yoktu. Birlikte çalışmak istiyorsa, ona göre hareket etmeyi öğrenmesi gerekiyordu. “Ve seninle oyun oynamaya niyetim yok. Şimdi, izninle gidip ilgilenmem gereken bir misafirim var. Bir yetişkin olmaya karar verdiğinde beni nerde bulacağını biliyorsun,” dedim ve tek kelime daha etmesine izin vermeden arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. Basamakları tek tek indim ve Colin’in yanından geçerek salona doğru ilerledim. Lanet olsun neden böyle bir şey yapmıştım ki şimdi? Bu kadının üzerimdeki etkileri inanılmazdı. Beni olmadığım birine dönüştürüyordu. Salona döndüğümde Kate’i pencerenin önünde telefonla konuşurken buldum. Yüzünde gergin bir ifade vardı. Anlaşılan çok sevgili kocasıyla konuşuyordu. Onu rahatsız etmemeye karar verdim ve tekrar merdivenlere yönelip yukarı çıktım. Odama girdim ve kendimi öfkeyle yatağa bıraktım. Kontrolden çıkmış bir ölümsüzü alt etmek üzere mezarımdan çıkarılmıştım ama yine kendimi bir kadın yüzünden allak bullak olmuş olarak bulmuştum. Ancak bu sefer hiçbir şey eskisi gibi değildi. Bir zamanlar hayatın kontrolü tamamen ellerimde sanırdım. Artık son sürat düşen bir uçakta nefes alıp veriyordum. **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE