2021 | Highlands - İskoçya
SOPHIE
Kalbimin sıkıştığını hissettim. Sanki dünyada benim için yeterli hava yoktu. O giderken onu arkadan izlemek o kadar ağır gelmişti ki.
Neden onunla konuşmak istemişti? Benden ne saklıyordu?
Bu işte birlikte olduğumuzu biliyor olmalıydı. Nasıl olur da Leydi Katharina’yla konuşmak istediğini bana söylemezdi? Ben bu operasyonun başında değil miydim? Böyle önemli bir kararın dışında bırakılmayı kabul edemiyordum. Hayır, meselenin ikisinin arasında bir zamanlar yaşananlarla tabii ki de alakası yoktu! Böyle bir şey söz konusu bile değildi.
Oturduğum yerden kalktım. Burada daha fazla kalamazdım. Hızlı adımlarla yemek salonunda çıktım ve hiç durmadan doğruca odama çıktım. Bir zamanlar önce Lord Donovan’a, sonra da ona ait olan daireye.
Pencerenin önüne yaklaştığımda, Martin’in tam da benim odamın altında kendine sessiz bir nokta bulduğunu gördüm. Ağaçların altında bir gölgede oturmuş telefonla konuşan Martin’i izlemeye başladım böylece. Ne konuşuyordu onunla? Neden benim duymamı istememişti?
Çıldırmak üzereydim. Benden bir şeylerin saklanmasına dayanamıyordum.
Günlük!
Martin’in eşyalarıyla birlikte o günlükler de gelmişti. Belki de… Hayır, ona okumayacağımı söylemiştim. O günlükler onun özeliydi!
“Fakat bu senden gizli eski sevgilisini aramaya kalkışmadan önceydi bu!”
İçimdeki ses, görevimizin gizliliğini hiçe sayarak ona karşı iyi niyetimi kötüye kullandığını söylüyordu. Bu sese karşın başka bir sesse, bunun bir bahane olduğunu bağırıyordu bana.
Ancak belli ki çığlıklarını duyamayacak kadar sağır olmuştum.
O telefonla konuşmaya devam ederken, dairemden çıktım ve henüz yukarı çıkarılmayan eşyalarımızın yanında aldım soluğu.
Günlüklerin devamı da gelmişti. Her bir kutunun üzerinde tarihler yazıyordu. Gözlerim derhal üzerinde 2005-2015 yazan kutuyu buldu. Üzerine fazla düşünmeden o kutuyu hızla kaptım ve daireme geri çıktım. Bunlardan biriyle Leydi Katharina’yla ilişkisine dair bir şeyler yazıyor olmalıydı ve ben bunu bulmalıydım! Ona ne kadar güvenebilirdim ki? Bir zamanlar avcıya inanmamış mıydı? Onun için bizi terk etmemiş miydi?
2010 yılına ait deftere uzandı derhal elim. Doğrusu pek okumaya cesaretim yoktu fakat zihnimde dönüp duran bahaneler buna mecbur olduğumu fısıldıyordu. Derin bir nefes aldım ve emin adımlarla çalışma masama doğru ilerleyip defteri masanın üzerine bıraktım. Sandalyeyi çekip oturdum ve defteri masanın üzerine açıp okumaya başladım.
8 Ekim 2010
Kurtulanlar ordusu kendini cesur sanan bir grup kahramandan başka bir şey değil. Benimle başa çıkabileceklerini sanıyorlar ama sadece sanıyorlar. Ben güçlüyüm, akıllıyım ve onların tahmin edemeyeceği kadar çok yılın bilgeliğiyle yaşıyorum.
Onlarsa sadece çaresizler. Çektikleri acılar ve içlerinde besledikleri intikam ateşi onları bir grup zavallıdan başka hiçbir şey yapmıyor.
Bunlar tam da acımasız Ruh Avcısı Martin Benson’dan beklenecek sözlerdi. Kendine olan güveni insanı deli ediyordu. Zavallı olarak adlandırdığı o bir grup insan en sevdiklerini kaybetmeni acısına rağmen hayatta kalmaya çalışıyordu. Onun yaptığı tek şey ise… Öfkemi kontrol altına almalıydım. Bütün bunlar geçmişte kalmıştı ve onu mezarından çıkardığım andan itibaren Martin artık o iğrenç canavar olmadığını biliyordum. Derin bir nefes aldım ve okumaya devam ettim.
14 Ekim 2010
Bana ne olduğunu bilmiyorum. Sanırım hasta oluyorum. Bu mümkün değil. En son hasta olmamın üzerinden yaklaşık otuz yıl geçti sanırım ama onu gördüğümden beri kendimde değilim.
Sadece küçük, aptal bir kurtulan kızı beni nasıl bu hale sokabilir?
Midemin kasıldığını hissettim. Ondan bahsediyordu. Leydi Katharina’dan. Bana nasıl tanıştıklarını hiç anlatmamıştı. Belki de buna fırsatı olmamıştı.
16 Ekim 2010
Lanet olsun!
Onu bir türlü aklımdan çıkaramıyorum. Adını bile bilmediğim bir kurtulan savaşçısı nasıl olurda zihnimi böyle ele geçirebilir?
İki gün oldu ama dudaklarının tadını ve onu öptüğüm an gözlerinde gördüğüm o şaşkın ifadeyi hala unutamıyorum.
İşin en tuhaf tarafı ise bir tarafım onu tekrar öpmek istiyor ve o tarafıma çenesini kapamasını ne kadar söylesem de bir işe yaramıyor.
Nefesim büsbütün kesilmiş şekilde önümde duran kelimelere bakıyordum. Onu ilk kez görmüş ve öylece öpmüş müydü?
Kendimi Leydi Katharina’nın yerine koymaya çalıştım. Normal bir kurtulan Martin Benson’la karşılaştığında alacağı tek şey ölmeden önceki son nefesi olur. O ise Martin’in dudaklarının tadını almıştı.
Ne diyordum ben? Bu korkunç bir şeydi. O düşmandı. Kim bilir kendini ne kadar sefil hissetmişti?
25 Ekim 2010
Buna daha fazla dayanamayacağım. Kafayı o küçük kurtulan kıza takmış durumdayım.
Artık adını biliyorum. Katharina…
Bildiğim bir diğer şeyse ne pahasına olursa olsun onun benim olmasını istediğim.
Onu kendisiyle olması için zorlamış mıydı? Hayır, Martin Benson acımasız olabilirdi ama bir kadını kendisiyle olmaya zorlayacak kadar çaresiz değildi, değil mi?
30 Ekim 2010
İnanması güç ama o burada ve benimle. Onu dün, bütün gece kollarımın arasında tuttum. Hayatımda hiç bu kadar huzurlu ve güçlü hissettiğimi hatırlamıyorum. O başıma gelen en güzel şey. O kadar harika ve masum ki… Lanetli ruhuma rağmen beni seviyor. Bunu hak etmek için ne yaptığımı kesinlikle bilmiyorum. Büyük ihtimal hiçbir şey. Deneyeceğim. Onun için daha iyi olmayı deneyeceğim.
Artık ölümlülerin ruhlarına bulaşmak yok. İhtiyacım olan tek ruh bana ait ancak benim bir ruhum yok ama inanıyorum Kate benimle olduğu sürece bir gün onu bulacağım.
Şu an hissettiğim gibi hissetmeye devam ettiğim sürece her şeyi yapabilirim.
Kulağa berbat bir şaka gibi geldiğini biliyorum ama ona geri dönülmez bir şekilde âşık oldum.
Defterin geri kalanında çoğunlukla avcıları ve Kurtulanlar’la ilgili meselelere yer vermişti. Fakat benim şu an için öğrenmek istediğim bu değildi. Hızla bir sonraki yılın defterini aldım ve ilk sayfadan okumaya başladım.
1 Ocak 2011
Bir yıla nasıl girersen öyle geçer derler. Bir asırdan uzun hayatım boyunca bunun kadar saçma bir şey duymadığımı itiraf etmem gerek ama dün gece ilk defa bunun doğru olmasını diledim.
Yeni yıla sevdiğim kadınla birlikte girdim ve ben sadece bu yılı değil koca bir ömrü onunla geçirmek istiyorum çünkü onu sevi…
Son kelimeyi okuyamadan hızlı bir şekilde defteri kapattım.
Onu seviyordu.
Bir ruhu olmadığını düşünmesine rağmen ona aşık olmuştu.
Bana ilişkilerinden bahsettiğinde yüzünün aldığı ifade geldi aklıma. Onu kaybettiğini söylemişti. Bu ona tarifi imkansız bir acı veriyor gibiydi.
Bu muydu hayatı boyunca yaşadığı en büyük acı? Büyü etkisini gösterdiğinde duyduğu sesler ona mı aitti?
Daha fazla bunu düşünmeye devam edemeyecektim. Hızla banyoya doğru ilerledim ve küveti dolduran musluğu açtım.
Artık evdeydim. Dinlenmeli, gevşemeli ve sorumluluklarımı yerine getirmeliydim.
Bir savaşçıydım ben. Artık savaşmaya yeniden hazır hale gelmeliydim.
**
Birkaç saat içinde aşağıya yeniden indiğimde, kendimi çok daha iyi hissediyordum. Fakat bu Martin’le karşılaşmaktan kaçınmama engel olmadı. Neden saklanıyordum? Kimden kaçıyordum?
Burada olmamın düşüncelerimi rayına oturtması gerekiyordu fakat şu ana kadar pek de işe yaramamış gibiydi. Böylece daha etkili bir şeye ihtiyacım olduğunu anladım. Colin’e bir süre için ortalıklarda olmayacağımı, bir iki saatlik işim olduğunu söyleyerek, geçmişe doğru bir yolculuğa başladım.
Kalenin diğer tarafına doğru taşıdı benim adımlarım. Her karışını tanıdığım o yere.
Bir zamanlar bana, kocama ve çocuklarıma yuva olan yere.
Komutan Edward Donovan’ın dairesine girdim böylece.
Her bir köşesi geçmişin acı hatıralarıyla dolu yuvama, sığınağıma.