Bölüm 18

2338 Kelimeler
Elif yanına geldi ve yan tarafına yaslandı. Ona hayran hayran baktı. İyi bir oyuncu olmadığını hiç söylememişti. Onunla evli olmaktan heyecan duymadığını kimse düşünemezdi ama birleşmelerinden sonra düğün fotoğrafları çoktan popüler olmuştu ve özel bir röportaj için düzinelerce talep geliyordu. Levent kolunu onun beline doladı. Elif'in vücudunun sıcaklığını hissetmek omurgasından aşağı titremeler oluşmasına neden oldu. Ailesine evliliği ile ilgili yalan söylemekten hoşlanmazdı ama bu durumda buna ihtiyacı vardı. Kendi öz annesinin vefat etmeden önce özlediği huzuru ona sağlamak zorundaydı. Onun mutlu bir şekilde yuvasını kurduğunu görmeyi, sevme ve sevilme ihtiyacını karşıladığına dair bir güvenceyi ona vermeyi arzuluyordu ama aşk Elif ile yaptığı anlaşmanın bir parçası değildi ve geçmişte düzenli ve coşkulu açıklamalarına rağmen hiç de olmamıştı. Onu sevseydi onu terk etmezdi. Bu kadar basitti. Eğer ona karşı gerçekten derin duygular besleseydi ilişkileri ile ilgili endişelerini dile getirirdi. Onu bir sürü misafir önünde ayakta, yapayalnız bırakmazdı. İçinde onu asla affetmeyecek bir yan vardı. Aşağılanma o zamanlar canını yakmıştı ve şimdi de hâlâ canını yakıyordu. Bu yüzden aralarında olayların gidişatını sıkı bir şekilde kontrol altında tutuyordu. Elif herhangi bir işte bir profesyonel gibi çalışabilirdi. Bir an bile yanlış bir adım atma endişesi duymadan ya da gerçekten de birinin onun hakkında ne düşündüğü konusunda endişelenmeden. Ama nedense Levent'in ailesine ilişkilerinin gerçek olduğunu iddia etmek yanlış gelmişti. Gerçek olan tek şey aralarında kaynayan şehvetti. Levent onun elini her tuttuğunda nabzının farkındaydı. Parmakları sıcak ve güçlüydü. Ne zaman onunla bakışlarını birleştirse elini ağzına götürüp bükülmüş parmak boğumlarını veya parmak uçlarını her öptüğünde vücudundan onunkine yıldırım hızında bir erotik enerji akıyor ve onu istiyordu ama gerçek duygularını maskeleme de iyiydi. Levent'in bebeğine sahip olma düşüncesi ile içindeki kargaşayı kimse tahmin edemezdi. Levent onu sevmiyordu. Onu sevmeyen biriyle nasıl bir aile kurabilirdi? Kalp kırgınlıklarını sorguluyordu. Yedi yıl önce kaçtığı o kalp kırgınlığı, annesinin çektiği türden bir kalp kırıklığına çok benziyordu... Elif'in babasının bir zamanlar annesi ve sevimli ikiz kızları için hissettiğini iddia ettiği sonsuza dek aşk şimdi neredeydi? Daha ilginç birini bulur bulmaz bir tutam duman gibi uçup gitmişti babası hayatlarından. Elif kızaracak türden bir insan değildi ama Levent onu kollarına alır almaz yanaklarına bir ısı hücum etti aniden. Levent ile altı ay ya da altmış yıl evli kalmış olması fark etmezdi. Onu sevmek için can attığı gibi seveceğini asla garanti edemezdi. Seviyormuş gibi davranabilirdi. Şimdi ona bakan hiç kimse ona deli gibi aşık olmadığını düşünmezdi ama kalbini ona açacağını düşünemeyecek kadar alaycıydı. Hâlâ bir anlaşmaya bağlı olarak Levent'in karısıydı. Ölmekte olan annesine gösteriş yapmak ve onu bebekken bırakmakla yanlış bir şey yapmadığına ikna etmek için güzel bir ödül olarak sunuluyordu. Levent çenesini kaldırıp gözlerinin içine baktı. "Sana bu gece ne kadar güzel göründüğünü söylemiş miydim?" Elif, Levent'in sözleri onun haklılığını kanıtlamış olsa da gülümsedi. Levent onun görünüşünü seviyordu. Onu sevmiyordu. "Sen de oldukça harika görünüyorsun." Kollarını boynuna doladı. Gizli bir gülümseme ile gülümsedi. Levent'i nasıl baştan çıkaracağını biliyordu. Bunu daha önce pek çok kez yapmıştı. Bu sefer Levent kontrol istiyordu ama o da öyle ve onu fena halde baştan çıkaracaktı. Levent'in dudakları Elif'inki ile buluştuğunda vücudunda bir ateş peydahlandı. Hiçbir parçasını etkilemeden bırakmayan bir şehvet cehennemi kasıklarını gerdi. Bacaklarının arkaları karıncalandı ve kendine kontrol etmeye geri dönmek için çabaladı. Ama Elif hep böyleydi işte. Tutku ve asi doğası insanı baştan çıkarırdı. Bu baş döndürücü heyecan dalgası olmadan yedi yıldır var olmuştu. Nasıl dayanmıştı buna? Bu ateşli şehvet yoğunluğuna sürekli sahip olabilecekken standart altı şehvetli bir çölde yaşamış olması imkansız geliyordu gözüne. Ağzı yumuşak ve yine de ısrarlıydı ve dilinin itişiyle onu yanıtladı. Kasıklarına bir kez daha kan hücum etmesine neden olan eğlenceli bir düelloda onunkiyle buluştu. Artık kontrol ondaydı. Duygular bu sefer ilişkilerinin bir parçası değildi ve o böyle devam edecekti. Elif ayaklarını sürükleyerek uzaklaştı ve terastaki koltuğun üzerine oturdu. "Umarım tek gecelik ilişki konusunda bana çifte standart uygulamazsın." Levent'in alnında bir kaş çatması oluştu. "Ne demek istiyorsun?" Uzun bir nefes verdi. "Ayrıldığımızdan beri seksten zevk almadım," dedi ve uzun bir sessizlik oldu. "Çok sevgilin oldu mu?" Levent'in ses tonu yumuşaktı. Neredeyse sıradan ve yine de Levent'in gizlemek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığı gizli bir hevesli ilgiyi sezdi Elif. Kollarını iki yana açtı. "İnsanları inandırdığım kadar değil." Bir elini saçlarının gevşek buklelerinden geçirdi ve devam etti. "Başka kimseyle seksten zevk almadığım sanırım senin erkek egona büyük bir pohpohlama yapar..." Yüzünde neredeyse tek bir kas kıpırdamadığı için ifadesi değişmemişti ve yine de onun şok olduğundan şüpheleniyordu. Derin bir şok. Neden olmasındı? Basın son yedi yıldaki her hareketini ona çeşitli yüksek sınıftaki erkeklerle ilişkilendirerek belgelemişti. Popülerliğini yükseltmek için her fırsatı kullanarak kameralara oynamıştı. Flört ettiği erkeklerden çoğu hayatında yer almamıştı. "Gündelik seks herkese göre değil," derken Elif'in sesi de ifadesi kadar zor okunuyordu. Levent, Elif'e doğru bir adım attı ve onu kollarının üst kısmından tuttu. Gözleri onunkilerle kesişti ve dudaklarında çarpık bir gülümseme belirdi. Elini yüzüne doğru kaldırdı ve parmağını burnunun eğiminden aşağı kaydırdı. "Seninle ilgili kaçırdığım bir başka şey de bu, her zaman bana karşı kapalı bir kutuydun..." "Peki, o günden sonra senin yatağında biri olmadı mı?" dedi Elif, Levent'in cevabını merak ederek. Dudaklarıyla hüzünlü bir hareket yaptı. "Pek senin yaptığın gibi değil." Baş parmağıyla alt dudağını okşadı. "Çoğu zaman dalkavuklarla çevriliydim. İnsanlar beni memnun etmeye niyetlilerdi. Bir süre sonra sıkıcı oluyorlar." Elif ellerini onun göğsüne koydu. Sıcaklığının güneş ışınları gibi içine sızdığını hissetti. Alt bedeni onunkine sürtündüğünde içini bir özlem dalgası sardı. "Beni sıkıcı bulmadığına sevindim ama eski güzel günleri özlediysen neden beni aramadın? Eminim tartışacak bir şeyler bulabilirdik." Elif yarı şaka yapıyordu. Kavgalarını da özlemişti. Aslında bundan çok daha fazlasını kaçırmışlardı. Onunla ilgili her şeyi özlemişti. "İlk tanışmamızı hatırlıyor musun?" Gözleri ağzına kaydı. "O gece Bebek'te karşılaşmıştık..." Sanki anısı ona acı veriyormuş gibi yüzünü buruşturdu. "Faruk Elmas ile gittiğini gördüğümde seni ne kadar durdurmak istediğimi bilemezsin." "O gece beni kıskanmadığını söylemiştin," dedi Elif kaşlarını kaldırarak. Yüz ifadesinde biraz utangaçlık vardı. "Seni tekrar görmek zordu. Seni reklam panolarında, dergi sayfalarında ve televizyonda çokça görmüştüm. Ama bedenen değil." Gözleri tekrar onunkilere döndü. Karanlık ve ışıltılıydı. "Kıskandım, öfkelendim. Onun yerinde ben olmadığım için hayal kırıklığına uğradım. Sorun şu ki daha önce hiç kıskançlık hissetmemiştim. O zaman bunu hissetmem beni rahatsız etmişti." Elif kıskançlığının aşka işaret ettiğini düşünecek kadar aptal değildi. Onu terk etmesiyle herkesin önünde küçük düşürülen gururlu bir adamdı. Onu başka bir erkekle görmek onu o gece yakışıklı ve açıkça kendini Elif'e adamış yeni partneriyle görmenin tetiklediği hislerdi. Elif, ellerini onun geniş omuzlarının üst kısmına kaldırdı. Sonra onları kaslı kollarından güçlü bileklerine kaydırdı. Parmakları bileklerine dolandı ve vücuduna bir sıcaklık yayıldı. "Gelecekte yani boşandığımızda karşılaşma ihtimalimizle baş etmek zorundayız." Bunları söylemek, ona evliliklerinin zaman süresini hatırlatmak için iyi bir zaman gibi görünüyordu. Levent bir elini onun ince beline yerleştirdi ve onu kendine doğru çekti. "Annem vefat edene kadar boşanma kelimesinden bahsetmeyelim," dedi. "Ama ya bizim belirlediğimiz zaman diliminde ölmezse? Yani olabilir... bilirsin insanlar iyileşebiliyor. Ya da ne bileyim yeni bir ilaç piyasaya çıkıyor ya da başka bir sebep olabiliyor..." "Anlaşmamız sadece altı ay, altı aylık..." Levent'in sesindeki inatçılık, duygularını kontrol altında tutması için ihtiyaç duyduğu hatırlatma yerine geçti. "İyi." Kolunu çekti ve dikkatsizce bir elini saçlarının arasından geçirdi. "Ben yatıyorum." Ayağa kalktı ve gergin bir şekilde etrafına bir şeyler aranır gibi bakınmaya başladı. Levent arkasından gelip ellerini beline koydu ve onu kendine doğru çekti. Elleri göğsünü kavradı ve vücudunu bir beklenti ürpertisi kapladı. "Sana katılmamı ister misin?" Sıcak nefesi hassas tenine değer değmez omurgasından aşağı doğru yayılan ateşli bir sıcaklık bütün vücudunu sardı. "Sıradan aşıklarınla vakit geçirmekten hoşlanmadığını sanıyordum." Levent onu kendisine çevirdi. Gülümsemesi alaycıydı. Gözleri parlıyordu. "Sen sıradan bir sevgili değilsin. Sen benim karımsın," dedi. ** * * * Döndü Gama sabah erkenden uyandı. Kendini hiç iyi hissetmiyordu. Üzerinde bir gerginlik, hayattan keyif alamama, bir mutsuzluk hali vardı. Yatağın içinde tembelce sağa sola döndü. Esnedi, gerindi. Bugün iki randevusu vardı. Öğleden önce Coşkun'la öğleden sonra sevgilisi Kemal'le. Simsiyah uzun saçlarını ensesine doğru topladı. Esneyerek yataktan doğruldu. Ayaklarına Kemal'in çok sevdiği tüylü terliklerini geçirdi ve banyoya gitti. Sabah ihtiyacını giderip, kişisel temizliğini yaptıktan sonra tekrar odaya geldi ve pencereden dışarıya bakmak istedi. Gördüğü manzara o kadar iç açıcı o kadar insanı cezbeden, içini neşeyle dolduran çılgınlar gibi kırlarda koşma isteği veren hatta çimenlerde yuvarlanıp sevdiğiyle sarmaş dolaş uzanma hissi uyandıran bir manzaraydı ki az önceki ruh hali yavaş yavaş bu manzara karşısında onu terk etmeye başladı. Döndü Gama gördüğü güzel manzaranın kokusunu da içine çekmek istedi ve pencereyi açtı. Başını camdan dışarı uzattı ve temiz sabah havasını ciğerlerine çekti. Sonra berrak mavi gökyüzüne baktı. Pürüzsüz ipekten bir kumaş gibi, tek bir kırışıklık, tek bir desen olmadan boşluğu dolduran mavilik ona bir dinçlik aşısı gibi iyi geldi. Gökyüzünden sonra rastgele etrafa bakınırken bakışları birden Coşkun'la karşılaştı. "Günaydın Döndü Gama. Sizi görmek çok güzel. Buradayım," dedi Coşkun, yüzünde sevinçli bir gülümsemeyle ve el salladı yandaki balkondan. "Günaydın. Erkencisiniz sanırım..." Döndü, onun bu kadar yakınında olmasından hem korkmuş hem de henüz anlam veremediği bir sevinç duymuştu. Kemal'in bu gece otele geleceğini hatırladığında sevinci kursağında kaldı. Korku bir iş makinesi gibi vücudunun her hücresini kazmaya başladı anında. "Çok güzel bir hanımla randevum olunca uyku tutmadı. Bana verdiğiniz sözü hatırlatmama gerek yoktur umarım." "Hayır unutmadım. Aşağıda görüşürüz," dedi ve başını nedensiz bir telaşla içeri çekti. Arkasından Coşkun'un sesini duydu. "Sizi bekliyor olacağım." Coşkun gülümsedi. Gerçekten mutlu görünüyordu. Gökyüzüne bakarak sırıttı. Döndü Gama'nın kafasında elmas bir taç, ışıltılı pembe bir elbise ve uyumlu topuklu ayakkabıların ne kadar çok yakışacağını düşündü. Elbisesinin onunla birlikte dönerken daireler çizdiğini ve güldüğünü hayal etti. ***** Döndü Gama, yüzünün beyazlığını ortaya çıkaran siyah bir gömlek ve altına kırmızı bir pantolon giydi. Topuklu pudra rengi ayakkabılarını da ayağına geçirdi mi neredeyse hazırdı. Kemal'le buluştuğu zamanlar bu kadar heyecanlanmadığını fark edince canı sıkıldı birden. Tüm keyfi kaçtı. Şıpsevdi miydi o? Bir başka erkek ona güzel sözler söyleyip ilgi gösterdi diye bunca yıllık sevgilisini gözden çıkaracak biri miydi? Kahvaltıya inmekten vazgeçmeyi düşündü. Biraz düşündükten sonra bunun iyi bir fikir olmadığına karar verdi. Eğer gitmezse Coşkun illa onunla görüşmeye çalışacaktı. Bu daha riskli olabilirdi. Kemal gelmeden Coşkun'la olan iletişimini tamamen kesmeliydi. Coşkun'a ilerisi için ümit verecek herhangi bir konuşma ve harekette bulunmamaya karar verdikten sonra aynaya son kez baktı. Kırmızı dolgun dudakları, dalgalar halinde sırtına dökülen saçlarıyla kendini pek havalı buldu. "Hadi gidelim bakalım. Kemal gelmeden Coşkun'la olan alâkamı tamamen bitirmeliyim. Yoksa Kemal beni bitirir..." Asansöre doğru sivri ve ince topukları üzerinde nazlı bir salınmayla yürüdü. İnkâr edemediği bir heyecan içini doldurmuştu. Sık sık içinden Kemal'in Coşkun'dan haberi olursa çok fena kızacağını düşünmeden edemiyordu. Asansör düğmesine elini uzatmıştı ki kapısı açıldı. Dün gece sedye üzerinde gördüğü kadın ve yanındaki adamın asansörden indiğini görünce yol vermek için yana çekildi. Nursel, Aykut'un desteği ile asansörden inmiş, dağınık saçlarının çevrelediği soluk yüzünde adım attıkça canının yandığını gösteren bir ifadeyle yürüyordu. "Az kaldı, birazdan odamızdayız canım," diyen Aykut karısını yüreklendirmeye çalıştı. Nursel, perişan bir halde balayı süitindeki rahat koltuklara oturabilmek için bir ayağını öne doğru uzatıp karnını yukarı kaldırarak belini kavislendirip oturmaya çalıştığı sırada Cemal, elinde temizlik setiyle banyodan çıkar çıkmaz odada oğlunu ve gelinini görünce hemen heyecanla başını öne eğip hızla kapıya doğru yöneldi. Aykut, o sırada Nursel'in arkasına bir kırlent yerleştirdiğinden Cemal'in varlığını fark etmemişti. "Rahat mısın hayatım? Kahvaltıyı odaya söyleyeceğim. Yedikten sonra biraz yatar dinlenirsin. Tamam mı?" Nursel, bacak arasındaki sızıyı her hissettiğinde kocasının aç bir kurt gibi kendiyle sevişmesini hatırlıyordu. Dudaklarını acının verdiği bir üzüntü içinde dişledi. Başına gelenlere inanmak zordu. Hastanelik olacak kadar kızlık zarı yırtılması ve kanamasının olması hepten zor ve utanç vericiydi. Hastanede kendini tedavi eden doktor ve hemşirelerden ne kadar utanmıştı. Hele kendi aralarındaki alçak sesle fısıldaşmalarına şahit olmak... Dikiş atılırken soğuk demirlerinden tuttuğu jinekolojik masadaki hali... Çarmıha gerilmiş gibi iki yana açılmış bacakları ve apış arasında dikiş atan doktor rahat çalışsın diye bir hemşire tarafından bacaklarını utandığı için kapatmaya çalışırken dizlerinden tutup onu engellemeye çalışması... Hepsi beynine kazınmış olaylar arasında yerini almıştı çoktan. Aykut, kendinden ve dünyadan uzaklaşmış gibi boşluğa bakmaya devam eden karısına cevap beklentisiyle baktı. Ona göre karısının yaşadığı pek çok kadının başına gelebilecek ve gelen bir olaydı. Bunda büyütecek, küsecek ne vardı? Dikiş atılmıştı, bir hafta içinde iyileşir, eskisinden de sağlam ve iyi olacaktı vajinası. Bunu düşününce hoşnut bir şekilde gülümsemeden edemedi. Çok dar diktilerse ikinci kez yeni bir gerdek gecesi yaşama fırsatları vardı önlerinde. Yeniden kızlık zarı bozacaktı belki de... "Hayatım, kahvaltı için telefon ediyorum, canının istediği bir şey var mı?" Aykut, Nursel'in bir şey demeden küskün oturmaya devam ettiğini görünce telefona yöneldi. "Alo, resepsiyon mu? Hah, tamam. Çok özel bir kahvaltı servisi istiyorum odaya. Yanında kocaman kırmızı bir gül demeti de olsun. Üzerindeki karta şunlar yazılsın, "Hayatımın ışığı, kalbimin sahibi, seni çok seviyorum, Aykut..." Yaklaşık on beş dakika sonra kapı vuruldu. "Oda servisidir hayatım. Ben kapıya bakayım." Aykut, karısının yanından ayrıldı ve koşar adım kapıyı açmaya gitti. Kapıda, beyaz örtülerle kaplı dikdörtgen tekerlekli bir masayla yaşlı ve etine dolgun bir kadın vardı. Saçlarının ortasına kenarları lacivert, iç kısımları beyaz, genişçe bir kep geçirmişti. Üzerindeki lacivert, diz boyu dar iş elbisesi ve göbeğini ustalıkla saklayan beyaz, kenarlarında geniş fırfırları olan, belden üst tarafı iri göğsünün üzerine iğnelenmiş bir önlük vardı. Nazire, karşısındaki gencin oğlu Aykut olduğunu görür görmez yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başlayan kalbinin sesi duyulacak diye telaşa kapıldı. Aceleyle başını önüne eğdi ve masayı içeri itmeye başladı. "Masayı şuraya bırakın. Sonra da hanımefendiye yardım edin lütfen." Nursel'i işaret etti. Hiç konuşmayan Nazire, bir gecede daha da zayıflayıp çirkinleşen gelininden tarafa döndü. Kolunun altına elini yerleştirip onu kaldırmak istediğinde zavallı Nursel, kıpırdanınca acıyan dikişleri yüzünden suratını ekşitti. "Yavaş olun, bir dakika. Canı yanıyor, görmüyor musun?" diye kızdı Aykut. "Aykut, onun bir suçu yok, biliyorsun..." dedi acı dolu bir sesle Nursel. Önce duş almak istiyorum..." Nazire, kayınvalide olduğu düğün gecesinden sonra ilk kez gelinine hak verdi. Kızın bu halde olmasının tek sorumlusu oğlu Aykut'tu. "Kime çekmiş bu oğlan böyle," diye ağzının içinde mırıldandı. "Ne dedin?" Yaşlı kadının bir şeyler mırıldandığını duyan Aykut, halen Nursel'in kolundan tutan Nazire'ye sordu. Dudaklarını pek birbirine değdirmeden ağzının içinden konuşup cevap verdi Nazire. "Küveti doldurayım diyordum." "Çok iyi olur vallahi. Ben kahvaltımı ederken sen de Nursel Hanımı yıkarsın. Bahşişini veririm merak etme..." Nursel bir kez daha inledi ama bu sefer yarası acıdığı için değil, kalbi acıdığı için inledi. Kayınvalidesi olduğunu bilmediği kat hizmetçisine kendini emanet eden iki günlük kocası kendisi bu haldeyken karnını doyurmayı düşünüyordu!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE