Kapı çaldığında Elif balayı süitinin lüks banyosunda makyajını yapıyordu.
"Hadi tatlım aç kapıyı," dedi Levent parmaklarının ucuyla kapıya tekrar vurarak.
Makyaj pamuğunu çöp kutusuna attı ve kapıyı açıp Levent'e baktı Elif.
"Kahvaltıya geç kalıyoruz..."
"Tek geç kaldığımız kahvaltı mı?" diye sitem etti Elif. Levent, gece çılgınlar gibi sevişecekken Elif'in mızıkçılık yapıp arkasını dönerek yattığını hatırladı . Kendi de vücudunun ön tarafını karısına iyice yanaştırmış ve organı defalarca istekle seğirmesine rağmen, Elif'in göğüslerini parmakları arasında sıkıp onu hazza getirmeye çalışmasına karşın Elif'in inadında ufacık bir gevşeme olmamıştı.
"Beni suçlayamazsın... Arkanı dönüp yatan sendin..."
"Sen de bunu kabullendin..."
"Ne demek istiyorsun? Senin yüzünden kasıklarımın ağrısı halen geçmedi. Organımdaki şişlik inmedi. Sebepsiz yere tavır koydun. Karımsın ve aramızdaki ilişki gerçek bir evlilik. Arzularımız doruktayken, söndürmek yerine arkanı dönemezsin!"
"Ya neremi dönecektin?"
Üzerindeki şifon elbiseyi tutup kadını kendine doğru çekti ve elbisenin altına elini kaydırdı. "Buranı dönecektin..." İpek külotu aşağıya sıyırıp elini kadının bacak arasındaki sıcak yuvaya uzattı. Parmaklarıyla vajinasının dudaklarını ayırdı ve içeri ittirdi. Ilık, yumuşacık bir sıcaklığa sahip olan organ, Levent'i arzulamaktan sulanmıştı.
"Sen de beni istiyorsun. İkimize de eziyet ettin gece boyunca. Ama şimdi bunun cezasını çekeceksin Elif Hanım... Madem geç kaldığımızı söylüyorsun. Biz de geç kalmayız o zaman..." Bir eli kadının vajinasını okşarken serbest olan eliyle kalçasını avuçladı. Banyo duvarına yasladığı kadının dudaklarını hırsla öpmeye başladı. Elif, arzuyla kıvranırken, Levent'in parmağı içeriye, derinlere girip çıkıyordu. Penisi sertleşmiş, pantolonda kabarıklık oluşturmuştu. Bulunduğu yerden çıkmak, Elif'teki yuvasına girmek için sabırsızlanıyordu.
Elif'i öperken bir taraftan da onu sürükleyip az önce çıktıkları yatağa geri yatırdı. Üzerine uzandı. Elif, kendini kontrolü elden bırakmak zorunda hissetti. Çünkü bacak arasındaki küçük şeytanı zonklamaya ve bir şeyleri çok fena halde istemeye başlamıştı. Onun isteğine kulağını tıkamak sandığı kadar kolay değildi. Eskiden olduğu gibi sınırsızca sevişmek ve haz denizinde boğulmak, hep sevişmek istiyordu. Belki de Levent'ten hamile kalırdı. Yani ateşli bir sevişmenin bir hatırası olsa fena mı olurdu? Kesinlikle bebek istiyordu ama bunun için Levent'in de onu sevdiğini bilmesi gerekliydi. Birbirlerini bu kadar çok istiyorlarsa aralarındaki şey salt şehvet olamazdı değil mi? Eğer ikisi de şehvetli insanlar olsalardı ayrı kaldıkları zamanlarda başka kadın ve erkeklerle de bu şehveti yaşamaları gerekmez miydi? Oysa her ikisi ne yapmıştı? Beraber oldukları kişilerde hep birbirlerini aramışlardı.
Pantolonu Levent'in bacaklarından sıyırıp çıkaran Elif'in kendisi olmuştu. Bu gece yaptıkları konuşmayı ikisi de unutmuş görünüyorlardı. Birbirlerinin vücutlarını yeni baştan keşfe çıkmışlardı. Sırayla birbirlerinin üzerine çıkıp tenlerini öpüp yalıyorlar, bacak aralarını dil darbeleri ile azdırıyorlardı.
"Daha dayanamayacağım, içine girmek istiyorum, hazır mısın?" diye soran Levent'e bacaklarını olabildiğince iki yana açıp cevap verdi Elif.
"Gel, bekliyoruz..." Boğuk sesi Levent'i iyice coşturdu.
Küçük şeytanın sıcak yatağına giren sert organ, iriliğiyle Elif'i mest etti. Levent'in tüylü kasıklarına elini yerleştirip okşadı.
"Hep bu anın hayalini kurdum..." Sözcükler dudaklarından döküldü. Levent, bu sırada kadının poposunu kendine doğru kaldırmış, hızla ileri geri gidip geliyordu. Hazzın tüm vücudunu titreterek boşalmasından sonra terli vücuduyla Elif'in üzerine yığıldı. Kadın, onun diri ve erkeksi vücuduna narin elleriyle masaj yapar gibi dokundu.
"Çok özlemişsin..."
"Bana diyene bak, şimdi seninkine dokunsam altımda kıvranmaya başlarsın..." Evet, doğruydu. Kıvranırdı. Doyamamıştı Levent'le sevişmeye. İstiyordu tekrar. Onu baştan çıkarmaya daha dün gece karar vermemiş miydi? O halde kararında durmalıydı.
"Yok canım. Hiç de kıvranmam. Halt etmişsin sen..." Levent, elini bacak arasındaki yumuşak, tombul vajinanın üzerine koydu. Altı aylığına kendine ait olan bu organın dudaklarının içindeki tatlı şeftali yarığından parmaklarının ikisini birden içeri soktu. Gözlerinde parlak, arzuyla yanıp sönen bir ışık vardı. Hep olmak istediği yer bu iki dudağın içindeki ılık ve daracık yuvaydı. Sertliğini onun duvarlarına sürtmek, kasıklarını onun karnının üzerinde hareket ettirmek istiyordu. Bu nasıl tatlı bir zevkti? İnsanlar sevişmeden nasıl durabiliyor diye düşündü. Böyle narin bir kalçayı öpmeden, bu tatlı şeftalinin sularını yalamadan, diliyle tadına bakmadan nasıl yaşıyorlar? Bu tatlı dudaklar kendilerini yalamadan, dilleriyle penislerin etrafında dünya turu yapmadan nasıl yaşadıklarını düşünebiliyorlardı?
Aklından onca şeyi birkaç saniye gibi kısacık bir zaman diliminde geçiren Levent, Elif'in vajinasının dudaklarını ağzının içine alıp emmeye başladığında Elif zevkle kıvranmaya başladı. Şuan istediği şey, Levent'in sertliğini içinde hissetmekti! Klitorisini emerken, kendisini zevkin doruklarında gezdirirken onun ne kadar harika bir erkek olduğunu bir kez daha itiraf etti kendine.
"Sev beni," diye inledi.
"Sana doyamıyorum Elif... Ben seninkini sevmeye doyamıyorum... Seni zevkten inim inim inleteceğim. Dilimi içine sokup, tek tek her yerinin tadına bakacağım. Ama doyacağımı sanmıyorum... Bu kadar tatlı nasıl olmuş? Yaladıkça daha da tatlanıyor sanki. "
Levent, başını Elif'in bacak arasına gömmüş, poposunu da havaya dikmişti. Elif'in öyle bir iştahı geldi ki birden Levent'in kalçasına bir tokat attı. Genç adam, ani hareket karşısında hınk diye bir ses çıkardı. Elif'in arka arkaya attığı tokatlar ona o kadar çok zevk verdi ki bacak arasındaki sertleşmiş organı iyice irileşip kıpkırmızı oldu.
"Süpersin. Bunu nereden öğrendin?"
"Hiçbir yerden. İçimden geldi sadece. Zevk alıyor musun?"
"Belki şaşacaksın ama, evet!"
Yılların özleminin verdiği bir ihtiyaç ve istekle yatakta alt alta üst üste sevişiyorlardı. Elif, Levent'in memesinin ucunu emerken genç adamın içi gıcıklandı. Haz denilen zevk dalgası penisini arzuyla sertleştirmeye devam etti. Kadının üzerinden hafifçe yükselip küçük şeytanın ıslanmaktan kayganlaşan dudaklarını aralayıp penisini yuvadan içeri soktu. Sıcak, yumuşak ama dar bir yatağın üzerinde kaygan duvarlara sürtünen penisinin okşanması zevkten onu patlatacak hale getirmişti. Elif, halen dudaklarını memesinden çekmemiş, emmeye ve ısırmaya devam ediyordu. Kadının yüzünü yastığa geri itti ve yuvarlak dolgun memesinin fındık iriliğine ulaşan ucunu ağzına alıp lastik gibi çekti. Isırdı. Diğer meme ucuna da aynısını yaptı. Sonra birden kendini geri çekti ve çıktığı yere ağzını yapıştırdı. Islaklığı yalamaya, klitorisini emmeye başladı. Bu hareketin Elif'i iyice kudurttuğunu ve ona zevk verdiğini biliyordu. Aynı şekilde kendine de müthiş zevk veriyordu. Onu çıldırtmaktan, altında deli gibi kıvranmasından acayip zevk alıyor ve onu daha çok istemesine neden oluyordu.
"Hadi gir, dayanamıyorum artık..." Şehvetten boğuk çıkan sesi, kocasının daha da istekli hareket etmesine neden oldu. Az önce çıktığı deliğe geri girdi. Bu sefer ikisi de kıvranıyorlardı. Nihayet hep ertelenen orgazm, bedenlerini titrettiği vakit, hamur gibi olmuş vücutlarıyla yatağa yapıştılar.
"Duşa girelim canım, sonra da oda servisine sipariş veririz. Kahvaltıyı odada yaparız. Ne dersin?"
"Olur, ben banyoya gidiyorum o zaman. Sen de siparişi ver."
Elif, saten çarşafların arasından sıyrılıp kalktı. Narin poposu, ince bacakları, bu narin bedende nasıl yeşerdiğine akıl ermeyen tombul, dik memeleriyle her erkeği ve tabii ki de Levent'i baştan çıkaracak bir güzellikteydi.
Levent yataktan sarkıp Elif'in bacağına sarıldı. Onu yatağa doğru çekti ve elini bacaklarından yukarıya göbeğinin altına doğru kaydırdı. Küçük, tombul dudaklı küçük şeytanı avuçladı.
"Yedi yılın hasreti olmalı. Doyamıyorum. Bana ne yaptıysan, bir türlü tatmin olamıyorum. Sorumlusu sensin. Gel, yat üzerime. Seni çok istiyorum..."
Şuh bir kahkaha attı Elif. Tam da istediği şey buydu. Bunca sene sekse açlık duymuştu. Elbette birçok erkekle yatmıştı. Ama hiçbiriyle Levent'le olduğu gibi sevişmemiş ve onları içinde istememişti.
"Üzerine yatarım ama seni de içime alırım. Bil de..."
"Hoplayacak mısın? Hani şarkı söylerdin hoplarken, eskiden olduğu gibi..." Levent'in uyuduğu yerde kıpırdanmaya başlayıp uzayıp sertleşen organı, onu kadının sıcaklığını hayal ederken daha da gerginleştirdi. "Bu nasıl zevkli bir tat? Seninle sevişiyorum sevişiyorum sanki hiç sevişmemiş gibiyim. Seninle niçin sevişmek istiyorum devamlı? Neden hep içine girip seni altımda kıvrandırmak istiyorum? Bir fikrin var mı bu konuda? Of..." dedi aniden çünkü Elif onun dimdik olmuş penisini ortalayıp üzerine oturmuştu. İçine iyice girsin diye etrafında hafifçe dönerek girmesini sağladıktan sonra ufaktan zıplamaya başladı. Dudaklarından sözleri anlaşılamayan bir şarkı dökülüyordu.
Levent uzanıp onunla birlikte zıplayan memelerinin uçlarını tuttu ve sıktı. Bu, Elif'i zevke getirdi ve daha coşkuyla zıplamaya başladı. Levent de kadınla birlikte ona uyumlu hareket ediyordu. İkisi birlikte orgazm oldukları vakit, "daha yok, bu son," dediler ve yatağa yapıştılar. Gerçekten sondu. Artık sevişmeyeceklerdi. Şimdi eski tartışmalarına geri dönebilirlerdi.
Levent, Elif'in üzerinden bacağını aşırıp indi.
"Duşa giriyorum, sen de gecikmeden gel. Öğleden sonra balayı çiftleri için etkinlik var, oraya katılacağız canım," dedi.
Uzanıp kaslı kolu yakaladı ve kendine doğru çekti. "Ihıh bir yere gidemezsin. Seni istiyoruz," dedi ve bacak arasını gösterdi. Bacaklarını iki yana açtı ve tombul minik küçük şeytanı ortaya çıkardı.
"Olmaz canım. Yeter. Yoruldum, benimkinin dinlenmesi lazım. Uyanmaz şimdi. Akşama sakla hevesini."
"Ben istersem uyanır..."
"Elif... Lütfen canım. Kalkalım artık. Yataktan çıkmadan akşam olacak neredeyse."
"Kabahat bende. Seni istediğimi söylüyorum, sense yoruldum diyorsun." Dudaklarını sarkıtan Elif'in bir an için doğru söyleyip söylemediğinden emin olamayan Levent sessiz kaldı bir müddet.
"Bak, bir de susuyorsun. Cevap bile vermiyorsun."
"Bak canım, erkeklerin fizyolojisi farklı işler. Biraz dinlenmek istiyorum ki güç biriktireyim..."
"Tamam, anladım. Kahvaltı siparişinde bolca tatlı söyle. Kahvaltıdan sonra elimden kurtulamayacaksın Levent Bey!"
Şuh bir kahkaha atan Elif, son kez dönüp omuzlarının üzerinden yattığı yerden kendine şaşırmış bir yüzle bakan Levent'e baktı. Eli, kırmızı ojeli tırnakları bir an havada yarım bir daire çizerken görüldü. Sonra, kadının yanına sarktı. Öpüşmekten örselenen ve şişen dudaklarıyla bir öpücük attı.
Fikrin değişirse küvette yalnızım, bekliyor olacağım..."
*****