"Vallahi Nazire, senin aklına uyup yola çıktım. Ama hiç içime sinmiyor bu yaptığımız bilmiş ol..."
Nazire, güneş gözlüklerini başına yerleştirip tombul yüzünü kocasına çevirdi.
"Bana güvennn, endişelenme tatlım. Biraz gezip tozmak bizim de hakkımız. Para bizim, keyif bizim, el ne karışır." Sımsıkı tutunduğu direksiyonda, gözlerini kısacık bir an yoldan ayırıp, yaptığından büyük haz duyan birinin havasıyla kendine bakan karısına baktı.
"Peki madem, sen öyle diyorsan..."
Nazire önüne döndü. Tombul ayaklarıyla, paspasın üzerinde hareketli müziğe uyarak tempo tutturdu. Gözlüğü tepesinden indirip burnunun üzerine yerleştirdi. Göz alabildiğince uzanan yemyeşil ormana baktı keyifle. Elli yaşını devireli çok olmamıştı. Kendini genç ve güzel, seksi hissediyordu. Cemal'e yüzünde garip bir ifadeyle baktı.
Gözü yolda olan kocası, karısının kendine baktığını hissettiği için, "Bir şey mi var? Deminden beri bana bakıp duruyorsun. Hadi çıkar dilinin altındaki baklayı..." dedi.
Tam söylemek üzereyken bundan vazgeçen Nazire, bakışlarını yola çevirdi. Ayakları daha hızla hareket etmeye başladı. Yok, yapamayacaktı. Söylemeden rahat edemeyecekti.
"Biliyor musun Cemal? Hani gençken, gidecek bir yer bulamadığımızda gittiğimiz bir yer vardı. Neresi olduğunu hatırlıyor musun?"
"Aa, evet? Bu nereden aklına geldi şimdi? Elbette hatırlıyorum. Neden soruyorsun?" Şaşıran Cemal, karısına merak ederek baktı. Yıllardır hiç konusu açılmamıştı. Şimdi neden aklına düşmüştü?
"Aykut da evlenip balayına gidince eski günler aklıma geldi. Gençken ne yaramazlıklar yapardık. Aman kimse duymasın, aramızda kalsın," dedi Nazire, iri memelerini hoplatan bir gülüşle. Karısının tombul vücudunun koltuğun içinde hoplayışı Cemal'in komiğine gitti birden. Karısının kartopu gibi yusyuvarlak olmuş haline patlattı kahkahayı. Nazire, Cemal'in de eski günlere güldüğünü sandığından daha da katıldı gülmekten.
"Aklıma bak ne geldi hayatım?" dedi, gülmeye ara verip nefes nefese konuşarak.
"Ne geldi tatlım? Yoksa geline aldığımız kolyeden mi istiyorsun?" dedi Cemal karısına takılarak. Gözlerini geriye doğru yuvarlayan Nazire, "O da bir şey mi? Ben çok daha önemli bir şey isteyeceğim senden. Şöyle gözlerden ırak güzel bir yer bulursak duralım..."
*****
"Halen neden durduğumuzu söylemiyorsun? Gece karanlığına kalmadan gideceğimiz yere gitsek iyi olur Nazire. Nazire? Sen ne yapıyorsun orada? Neden o örtüyü çıkarıyorsun?" Nazire, kıs kıs gülüyordu içinden ama kocasına sürpriz yapacağı için ağzını açmıyordu.
Bagaj kapağını kapatıp elindekileri kocasına verdi. Kendisi de küçük bir hasır sepetle kocasını takip etti.
Örtüyü serip çimenlerin üzerine oturdular. Sırtlarını ağaca dayayıp, Bedriye'nin yol için hazırladığı yiyecekleri tombul beyaz elleriyle örtünün üzerine çıkaran Nazire, yaptığı işten aldığı keyifle gülümsüyor, kendinden emin bir şekilde kocasına göz süzüyordu.
"Ooo, şarap da varmış, vay be! Senden korkulur Nazire vallahi. Ne ara hazırlandı bunlar?" Gururla gülümseyerek kocasına baktı. "Bedriye'ye dünden söylemiştim. Hazırladı. O kadar maaş alıyor, çalışsın. İşi ne..."
Karısına bir şey söylemeden baktı. Bir parça köfteyi minik bir ekmek parçasıyla ağzına attı. Çiğnedikten sonra bir yudum şarap içti ve kolayca yuttu ağzındakileri. Yeşilliğin arasında, tabiatın kucağında, çimlerin üzerinde olmak gerçekten çok dinlendirici ve mutluluk vericiydi.
"Vallahi hayatım, seninle seyahat etmeyi çok seviyorum. Kalbime giden yolun nereden geçtiğini çok iyi biliyorsun sen..." dedi Cemal, dirseğini dayadığı çimlerden karısına beğeni dolu bakışlarla bakarken.
"Sen de benim kalbime giden yolu biliyorsun. Bu konuda berabereyiz. Hadi ye, şarabını da iç. Seni bir sürpriz daha bekliyor... Bu konuda bir tahminin var mı?"
"Hayır, vallahi yok, daha ne gibi bir sürpriz olabilir? Dansöz gelecek desem ormandayız. Vallahi merak ettim, hadi söyle..."
*****
Örtünün üzerindeki tabaklar ve yiyecekler toplanıp sepete yerleştirilmişti. Cemal ayağa kalkmış, keyifli keyifli ormanda gerinmeye başlamıştı. Nazire arkadan ona sarılıp, elini beline soktu ve kasıklarına doğru kaydırdı. İç çamaşırının içine sokmaya çalışırken Cemal, Nazire'nin elini tutup çıkarmak istediğinde karısının direnişiyle karşılaştı. "Sürprizz!.." diye bağırdı Nazire.
"Deli misin? Ev dururken ormanda mı sevişeceğiz? Bir gören olur..."
Nazire, kollarını daha çok sardı kocasının beline. Gömleğinin içinden göğsünü okşamaya, göğüs kıllarının arasından parmaklarını geçirmeye ve hafifçe tırnaklarını cildine batırmaya başlamıştı. Kedi gibi tırmalayıcı bir kadındı. Şehvetten coştuğu zaman kocasının canını acıtmaktan çekinmezdi.
*****
Dudaklarını öperken sırıttı. "Vallahi bu kadın deli," diye düşündü Cemal. Güneş, ağaçların sık dalları arasından ormanın içine ulaşamıyordu. Loş bir ortam vardı. Nazire acele ile kocasını bile beklemeden üzerindekileri çıkarmaya başlamıştı. Kısa sürede çırılçıplak kaldı. Tıpkı bir yumurta gibi soyulmuş, beyaz cildi loş güneş ışığının altında solgun bir renkle kocasını baştan çıkarmak için hazırdı. Nazire, kendini soyduğu gibi bir anda Cemal'in üzerindekileri de çıkarıp çimenlerin üzerine doğru fırlatıp attı. Yaşına karşın o kadar güzel bir vücut ortaya çıkmıştı ki herhangi bir kadın ona bakacak olsa aşık olurdu. Cemal, karısının üzerine uzandı. Yanan sıcak teni vücudunun altında onu da sıcaklığıyla sardı.
Cemal, farklı bir ortamda, tam anlamıyla çılgınca bir şey yapıyor olmanın heyecanıyla sırıttı. Bir eliyle Nazire'nin iki bileğini tuttu ve başının üstüne doğru götürdü. Diğer eli kalın belini takip etti ve yavaşça öne doğru hareket ederek yumuşak göğüslere ulaştı.
Sert parmaklarıyla uyanmış meme uçlarını sıkıştırırken altındaki kadında bir sarsıntı hissetti ve tüyleri diken diken oldu. Nazire'nin arzudan bir alev oluşturduğunu hissediyordu. Göğsü hoyratça sıkıştırılmaktan dolayı çok acıyordu ama şaşırtıcı bir şekilde acısı devam ederken karnında bir karıncalanma oluşturduğunu hissedebiliyordu.
Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Nefes alışları sıklaşmıştı. Cemal yaklaştı ve baskıcı bir şekilde dudaklarını ağzına aldı. Uzun ve ısrarcı dili ile açmaya zorladı. Tatlı küçük diline saldırdı ve diliyle oynadı.
Nazire'nin üzerindeyken ve çıplak vücudu onunkini örterken karısının tombul vücudundaki istekli oynaşmalar Cemal'in şehvetini daha da artırmaktan başka bir şey değildi. Adam, canavarını yakaladı ve sert bir itişle karısının bacak arasına soktu. Sıcak duvarları tarafından organının ezilme hissinin tadını çıkarmaya başladı.
Karı koca kendi zevklerine dalmışken yukarıdan gelen iki adamın onları seyrettiklerinin farkında değillerdi. Cemal aniden geldi. Dalgalarının yoğunluğuna karısı hazırlıksız yakalanmıştı. Çığlık atarken yukarı doğru beli kemerlendi.
Cemal, terlemiş vücuduyla sırt üstü kendini karısının üzerinden devirip çimenlere atarken gözü iki çift gözle temas kurdu. Bu, en başından beri olabileceğini düşündüğü şeydi ve olmuştu sonunda. Hemen, en yakında eline geçen bir giysiyi karısının tombul çıplak vücudunun üzerine örttü. Kendisi de giysilerini telaş içinde arandı. Nazire başını yana doğru çevirdi ve adamları gördü. Dudaklarından bir çığlık çıktı. Pişmiş kelle gibi sırıtan erkekler, halen karşılarında dikilmeye devam ediyor, bir şey söylemiyorlardı. Karı koca çabucak giyinmek için telaşla elbiselerini aradılar. Üzeri ot, yaprak ve çeşitli böceklerle dolu olan giysilerini bütün bunlara aldırmadan kaptıkları gibi arkalarına dahi bakmadan arabalarına doğru koşarlarken, erkeklerden bir kahkaha sesi duyuldu. Tipsiz, uğursuz bir kahkahaydı.
"Boşuna koşmayın, daha eğlence bitmedi. Biz de varız. Şimdi sıra bizim..." Sesleri yükseldi.