Siyah ormanın boğucu esintisi yorgun olan bedenimizi daha kötü hale getiriyordu. İlginç sayılabilecek bir mevsime sahipti. Üşüten bir soğukluk hakimken dilinizin damağınızın çölde kalmışçasına kuruması ve suya olan özleminiz...
Burayı azıcık bile özlememiştim. Dahası korkuyu iliklerime kadar hissediyordum. Lanetimin kokusunu alan her türde hayvanın peşimize düşmesi an meselesiydi. Bu yaptığım büyük bir aptallıktı ya anlarsa diye baktım bir kaç adım önümde yürüyen Lux'a. Kara kanatlarına inat sarı saçlar ve güzelim orman yeşili gözler. Cennetimi içinde barındıran gözler.
Asla kabul edilemeyeceğim cennet gibi onlarda yasak bana.
'Bu büyük bir aptallık!' diyorum ama onun umursadığı yok. Tek derdi kahin. Tabi Dep aşık işte oda Obelia'ya Kharon gibi... Senin gibi birisine aşık olamayacak kadar mükemmeller ikiside.
Bu düşünce en çok kalbimi acıtıyor. Sert bir şeye çarpana kadar kafam önümde eğik gittiğimin farkında değilim.
'Neyin var senin Dep, Obelia'yı kurtarmak istemiyor musun?' diyor Onun bedeniyle bütünleşmiş bir halde kalakalıyorum Evet çarptığım sert şey onun taş vücudu.
'Be-ben şe-şey..' diye kekeliyorum. Ne diyeceğimi bilemez bir halde etrafa bakarken T-Dor'un bize doğru hızla geldiğini görüyorum çığlık atıp koşmaya başlayana kadar çok yaklaşmış olduğunu farkediyorum. 'Lux öğrenecek, öğrencek o, o beni öğrenecek!' bu farkındalık beni daha da panikletiyor. Gördüğüm kırmızı ağaca can simidi gibi sarılıp tırmanıyorum. Lux'un kahkahaları kulaklarımda.
Neye uğradığımı şaşıyorum. Anlamamış olması güzel. Kırmızı ağaca içimden şükranlarımı iletirken ağacın etrafında dolaşan küçük tek boynuzlu siyah ata bakıyordum. Sarı karamel gözleri bana parıltılarla baksada onun yanına gidip onu kabul edemezdim.
Tek boynuzlu siyah atlar nadir bulunan laneti pegasus familyasından gelir. Genelde çok asil olan bu hayvanların lanetlenmlerinin tek sebebi insanların ciğerlerine olan düşkünlükleridir.
Bakmayın öyle bunu bilmeniz gerek efsanelerinizde bile yer almıştır. Diğer adı su perileridir.
Ne biçim peri bu demeyin sakın, atlar belirli bir erginliğe geldiğinde kendilerini adadıkları sahiblerinin yanında-Utra yakışıklı- koruma olarak insan şeklinde gezebilirler.
Lanetlerinin iyi yönü bu.
Evet artık durumumuza dönüş yapalım. Lux'un kahkahası aniden kesilirken sebebini sormak için çığlıklarımı kesmek zorunda kaldım. biraz olsun sakinleşmeliydim.
'Hadiii ama Dep bu hayvanlardan korkulmaz unutma sen insan değilsin. Belkie sadece kensini sana sevdirmek istiyordur'
Söylediği öneri onun benm lanetli olmam hakkında şüpelenmediğini gösterdiği için daha iyiydim. Sarı saçlarını geriye doğru sıvazlayıp alnını karıştırdı.
---LUX---
Dep küçük bir T-Dor'dan korkup ağaca tırmanırken bende izlendiğimizi hissettim. Babam beni gözetliyor olmalıydı. Kahkahalarımı aniden kesmem onu şaşırtacağını düşündüğüm için dikkatini başka bir şeye vermek adına
'Hadiii ama Dep bu hayvanlardan korkulmaz unutma sen insan değilsin. Belkide sadece kensini sana sevdirmek istiyordur' diye öneride bulundum. İlginç bir şekilde bu onu rahatlatmıştı hemde çok hızlı bir şekilde.
Şu kahini bulmalı ona Lucretia'nın kim olduğunu sormalıydım. Bu okul ve diğerlerine alışmamalıydım. Aksi taktirde bu beceriksiz olarak nitelendirebileceğim basit kız bende alışkanlık yapmaya başlayacaktı. İsmi gibi hareketleri de çok basitti.' Dep' diye mırıldandım. Ne kadar siyah bir kalbin vardı senin, tam aksine davranışların çok masum...
Bu zıtlık her geçen gün içime yerleşirken ona kaşlarımı çatarak baktım. 'Oyalanmazsan iyi olur' Uslu bir çocuk olup ağaçtan uzaklaştı.'Tanrım T-Dor'un peşimize takılması eksikti birde!' söylenmem ikisinide ürküttü. Çok mu sinirli gözüküyordum?
Sakinleşmeye çalışırken Dep T-dor'un başını deminki korkusuna çok zıt bir özgüvenle seviyordu. Hadi ama numaramı yapıyordu?
Düşünceler düşünceler... Birgün beğinim kafamın taşıyamayacağı kadar büyüyecekti.
...
-Dabria-
Lux önden giderken bende sevimli atı seviyordum. Okşarken bir yandan da onun beni takip etmesini engelleyecek şeyler arıyordum. Sonunda zafer kazanmışçasına çığlık attığımda Lux arkasını hızla dönmüş ardından beni baştan aşağı süzüp kaşlarını çatmıştı. Boş yere çığlık atmam onu sinirlendirmiş olmalıydı.
Boynuzlu atın kulağına eğilip 'Nomen peccatum. Si Lucretia sigillum. Finis autem est mors. Lyrics admirandi maioris, Si ex lege est, admiraldus. T-dor iam mea es.' (Adın günah. Mührünse Lucretia. Ölümse sonun. Sözlerim Emir, Emirlerse kanunun. Sen T-Dor artık benimsin.) dedim. At şaha kalkıp etrafımda üç tur döndü. Herşeyden habersiz Lux hafifce arkasını dönüp bana baktı. 'Sanırım seni sevdi.'
En sevimli halimle ona gülümsedim.
Tekrar yürümeye başladığımızda T-dor'u içimde hissedebiliyordum. Tıpkı onunda beni hissedebildiği gibi. 'Git' dedim hayvana ama o ısrarla etrafımda döndü. Ben sözlerim emir emirlerim kanun lafını boşuna mısöylemiştim ona. 'Git Peccatum!' dedim fısıltıyla. İsmini kullanmam fazla işe yaramadı sadece irkildi.
Gözlerimi öfkeyle kısıp hafifce sesimi yükselttim hala lux'un duyamayacağı kadar alçaktı.
'Git ve sana ihtiyacım olana kadar elme!'
Sonunda hayvan benden koşarak uzaklaştı. Luz dudaklarını büzerek bana baktı. 'Boynuzu bir işe yarayabilirdi.'
'Neee!' Onu öldürüp boynuzunu kesmek mi?
Öfke barındıran suratıma şaşkınlıkla baktı. 'Ne evcil bir hayvan olacağını düşünmedin heralde.'
Suratımı buruşturdum. 'Ne biçim meleksin sen?'
Alaycı bir gülüş kaçtı dudaklarından. 'Günahkarlardan...'
Bana söylenecek söz bırakmamıştı. Arkasından yürümek onun yuvarlak kalçasını gözlerimle taciz etmeme sebeb oluyordu. Çocuk taş gibiydi. Ne yapabilirim? Kaslı bir vücut yuvarlak sıkı kalçalar uzun bacaklar... Ve mükemmel ölçülerde bir sırt..
Tamam tamam daha fazla tacizci bir sapığa dönüşmeden gözlerimi kaçırıyorum...
Ve hop takıldığım dalparçasıyla kıçım yerle buluşuyor. 'Ah!' İnlediğimde ancak Lux durup arkada ki benim varlığımı farkediyor. 'Off!' diyerek bütün aldığı nefesi dışarı veriyor. Tamam bir insan daha çok kırılamaz lanetlide olsa!
Ama kimin umrunda! 'Ayak bağı olacağını bilsem seni de getirmezdim' diyor benim sinirler fırlıyor zaten üşümüş susasmış bir haldeyim. 'Hatırlatırım zorla kaçıran sendin!' diyorum. Açık yeşl gözlerini kıskıyor tanrım! Kimpikleri bu kadar uzun olabilir mi? Ve siyahhhh...
İç geçiriyorum gözlerinin güzelliği karşısında. Sarışın demiştim ama öyle civciv sarısı değil kahveye yakın bir sarılığı var...
ince kaşları iç çekişimle havaya kalkıyor ama hiçbirşey demiyor. Yanaklarımın ısındığını hissediyorum. Kızarmak istemiyorum! Hayır şimdi değil o bana bu kadar yaklaşmışken değil.
Ama olan oluyor. İşaret parmağıyla burnumun ucuna hafifce vuruyor 'Soğuk seni kıpkırmızı yapmış burnun yanakların yakında kırmızı bir suratın olursa şaşırmam'
Somurtuyorum ama o gülüyor çarpık çarpık. Beni kucağına alıyor. 'Sanırım böyle daha hızlı gidebiliriz' diyor ve hop saklanan kanatlar açılıyor uçuyoruz...
Kalbim güm güm atıyor.
Misk ve odun karışımı bir koku var. Dolu dolu içime çekiyorum. Rüzgar yüzüme daha şiddetli çarpılınca omuzundaki araya yüzümü gömüyorum. Kasıldığını elimin altındaki-Tşörü olsada- kasıldığını hissediyorum. Hoşuma gidiyor. Bu güzelim an beni hayallere daldırmışken Kharon'un gülüşünü duyuyorum sanki..
'Kharon mu?' O iblisin beni hayalimde ne işi var. Gömdüğüm kafamı sıcak yerinden istemeyerek çıkarıyorum. Durduğumuzu o an farkediyorum. Kharon'un alaycı gülüşü kulaklarıma tekrar ulaşıyor.
'Oooo çifte kumrularımız romantik bir gezide ha?'
Suratımı buruşturuyorum kusma isteğine engel olmak adına yutkunuyorum.
'Ne istiyorsun?' diyor Lux kızgın bir ses tonuyla. 'Benim olanı' diyor Kharon ... Kaşlarımı çatıyorum. Onun olan mı?
Lux beni daha fazla kendine bastırıyor. 'Senin olan hiçbirşey yok bende iblis!'
Bu cevap Kharon'u güldürmekten ileri gitmiyor. Mavi gözlerini bana çeviriyor. Sevimli çehresinde artık eser yok.
'Dep buraya gel!'
Evcil hayvanını yanına çağırır gibi söylüyor. Sinirlerim bozuldukça bozuluyor. 'Havlayım bir de istersen Sahip!'
Sinirle söylediğim şey onun hoşuna gitmişçesine gülümsüyor.
'Sahibin olduğumu hatırlaman güzel. Şimdi burya gel!'
Öfkeden çığlık atasım geliyor. 'Sen benim sahibim değilsin!' diye bağırıyorum Lux'un kucağından inmeye çalışırken. Lux beni yere indiriyor ama hala eli kolumda tutuyor beni.
Ne? gideceğimi düşünmüyor değil mi?
Tam aksine öyle düşündüğünü farrkediyorum gözlerini görünce. Gözlerinde ki o şey benden çok uzak ondan bambaşka biri.
Kaşlarımı çatıyorum. 'Buraya Obelia'yı kurtarmaya geldik!' diyorum iki elimle havada tırnak işareti açarken. Dikkatlerini buna çekmeye çalışarak.
Kharon omuz silkiyor. 'İyilik sever biri sayılmam Dep' diyor.
Sabrımın sonuna geliyorum. 'Tanrım sizin neyiniz var? Benim isteğimi sormadan biriniz beni ona yaklaşmak için kullanır biriniz kurtarmak için. Sevdiğiniz kızı kurtarmaya çalışıyorum daha neyin kavgasını yapıyorsunuz!'
Bomba patlatsam sözlerim kadar etkili olmayacağını düşünüyorum. İkisi de şaşkın afallamış. Öyle ki lux'un eli bile kolumdan iniyor.
'Tabi üstünlük yarışı herşeyi unutturuyor demi siz erkeklere ' diye içimden sitem ediyorum. Kalbim sıkışıyor üşüyorum. Ve çok fazla susamış durumdayım. Sevdiklerini inkar etmemeleri de cabası.
Çok canım yanıyor. İblise bakıyorum gözleri bende. Umursamıyorum. 'Lanet kahin'i bulalım artık!'
Ben ortalarında o da iki yanımda yürümeye devam ediyoruz.
Kharon e diye gelmiş te beni bulmuştu ki. Tabi ya Dep'i kurtarmak! yanlıyordum. Şeytan bile seviğini kurtarmak için birşey yapıyordu.
Ormanın sınırını geçtiğimizde çölle karşılaştık. Turuncu çöl'ün ortasında büyük bir girdap vardı. 'Nerde şu lanet kapı?'
Kharon parmağıyla girdabı gösterdi.
'Ciddi olamazsın!' diye mırıldandım. Aynı tepki Lux'an geldi. 'Bu çok saçma bu hortum bizi öldürür.'
Kharon şeytani bir gülümseme eşliğinde 'Aptal! Öylece atlamayacağız hortuma! Kahini öyle kolay görebileceğini mi sanıyorsun.'
'Peki nasıl gireceğiz?' diye sordum. İkisi e biririne baktılar ardından bana 'Bir adak...' birinin başladığı sözü diğeri bitirdi.
'Bir bakirenin kanı!'
Korkuyla açılmış gözlerimle bir Lux2a Bir Kharon'a baktım. Bu gerçek olamazdı değil mi? Beni kuban etmeyeceklerdi.
Obelia'yı kurtarmak için Lux'un nedne beni ayak bağı yaptığını şimdi daha iyi anlıyordum. Kafamı iki yana salladım. Aptallığıma kızarken. Lux'a dolu dolu olmuş gözlerimle kırgın bakışlar attım.
'Sana güvenmiştim(!)' ...
Bu duygusal sahne Kharon'un kahkahalarıyla son buldu.
'Seni adak mı edeceğimizi sandın? Tanrım!' dedi gözlerini büyüterek tekrar kahkaha attı. 'Ne büyük saflık.
'Sadece birazcık kanını alıp bir hayvanın kafasına işaret cizeceğiz ardından girdaba atacağız adak olarak'
Diye açıklamada bulundu Lux.Şimdi İkisinin gözlerinde de eğlenen bir ifade vardı. Rezil olmuştum. Hemde iki yakışıklı taş gibi çocuk karşısında. Kafamı eğit utancımdan kızaran yanaklarımı engellemek adına saçlarımı önüme getirdim. Elimi kanımdan almaları için uzattım.
Ufak bir sızı ardından başka bir şey hissetmedi. Ve sonunda elimi bir koyunun başına bastırdılar. Koyunun başında tuhaf bir şekil çıksada bu yeterliydi. Lux elimin içinde ki yarayı yaladığına ben beklemdeiğim bu harket karşısında sıçradım. Ne yapıyordu bu böyle. Hala bedenin onun dilinin tenime değmesinden dolayı titrerken o açıklamada bulundu.
'Tükürüğümde iyileştirici bir özellik var. Tükürmemin kaba olacağını düşündüm.'
Onu elime tükürürken hayal edemedim. Deminki yalayışını tercih ederdim. Kharon yanımdan geçerken hususi bana çarpıp düşünceleriimi dağıttı. İğneleyici bir ses tonuyla sesini olabildiğince inceltip 'Sana güvenmiştiiiiiim (!)' dedi. Tanrım eğer onu söylerken böyle duruyorsam benden iğrenmiş olmalıyı. 'Pİs şeytan!' diye tısladım.
O ise gülerek koyunu girdap'a fırlatttı.
Girdap koyunu parçalayacak kadar daha da hızlandıktan bir süre sonra aniden durdu. Turuncu kumun üzerinde koyunun kanı saçılmıştı. Mğdem bulandı gözlerimi kaçıırdım. Yerden açılan kapı bizi bir merdivenle karşıladı. Sonunda Kahin'i görebilecektik.
Uzun tünel boyunca kimse konuşmadı. Arada Lux'un dikkatli olmam adına bir kaç tuzağı göstermesi dışında herşey sıkıcı denecek kadar sessiz oldu. Susuzluğumu her geçen dakka daha çok hissetmeme neden oluyordu. Neden şuana bir gram bir su bile yoktu yada büyü ile bunu var edemiyordum?
Lanetler... Ah hiçbir işe yaramıyorlardı beladan başka.
Kharon'un arkkasından yapısana kadar geldiğimizin farkında eğildim. Tanrım... Özlem duyduğum bir koku gibi bütün hüçrelerime inen o günah kokusu irkilmeme neden oldu. Ondan bir kaç adım uzaklaşıca komik giysiler içinde ki fötr şapkalı aamı gördüm. Tanrım kahin alis harikalar diyarından fırlamış gibi görünüyordu.
'Ahhh inanamıyorum... Bende seni bekliyorum tatlım. Neden geciktiniz.?' diyerek eliden tutup beni masaya oturttu. Elinde bir bardak suyu ne ara doldurdu bilmiyorum. Acıkcası sorgulayacakta değildim. Zehir olabilme ihtimalini umurssamadan içitim.
'Evet evet susamış olma ihtimalini tahmin ettim' dedi sırıtarak.
Tekrar oturduğu yerden ayağa kalkarark Lux ve Kharon'a baktı. 'Sizi asla içeri almazdım normalde bir iblis ve bir melek Lucretia'yı tanımlıyorsunuz doğrusu'
İçtiğim su genzime kaçınca öksürdüm. Onlara Lucretia olduğumu söylemezdi değil mi?
Kahin rengaren çorapları kısacık lacivert pantolonu ve sihirbazların şapkasına benzeyen biçimde şeritler halinde siyah beyaz olan uzun fötr şapkasıyla hokkabazlara benziyordu. Ben pelerinli korkunç görünen yaşlı birşeyi bekliyordum açıkçası.
'Yanlış yer ve yanlış zaman' diye mırıldandı. Bir oyana bir buyana koşturuyordu daracık mekanda..
Benim korku dolu gzlerimi görünce sırıttı. 'A ben kendimi tanıtmadım' dedi. Ayaklarına kadar eğilerek şapkasını başından çıkardı. 'Ben deniz Kahin, Lucretia'nın Deli Kahin'i'
Gözlerim yuvarımdan fırlayacakmış gibi açıldı. Benim bir kahin'im vardıda benim mi haberim yoktu?
Kahin tavrımı görünce omuzları çöktü.
'Efendim'i aradım uzun zaman boyunca sanırım onunla karşılaşsak bile beni tanıyamayacak durumda' dedi bana üzgün bakışlar atarak arkasını döndü. Deminki sevincinden eser yoktu.
'Demek Lucretia'nın yerini bilmiyorsun' dedi lux. Olukça düşünceli bir hali vardı. 'Seni bulduğumda onun nerede olayacağını öğreneceğimi düşünmüştüm' dedi.
'Ne yani ya aşık olduğu kadını kurtarmak?'
Kharon yumruğunu duvara geçirdi. 'Kahretsin çok yaklaştığımı hissediyordum.'
'Obelia?'
Ne yani onu benden başka kimse düşünmemiş miydi? Tabi ya tek derleri Lanetliyi bulmak onların umrunda olan buydu. Bese bana söylenene kanmış yardım ediyordum bide onlara. Hayal kırıklıyla bana kaçamak bakışlar atan kahine döndüm. 'Seninle yalnız konuşmak istiyorum' Kahin tavrımdan umutlanmış 'Pekala' diyerek elini biribirine çırptı ve herşey herkes hareketsizdi. Etrafımızda sayam bir baloncuk vardı.
'Zaman hala akıyor sadece biz çok hızlandık' dedi etraftakileri gösterirken. Kaşlarımı çatarken ben o gülümsedi. 'Bir saniye bir saat en seviğiniz yeteneğimdi.'
Kafamı usulce salladım.
'Beni hatırlamadınız değil mi efendim?'
Kafamı terar sallayınca 'En azından kim olduğunuzu biliyorsunuz' dedi.
'Ne oldu. Hatırlayamadığım zaman diliminde yani?'
Hüzünle gülümsedi. 'Siz efendim Asla iyi olamazsınız. Siz kötü olarak var oldunuz. Dehşet acı kaos ve kan bunlar sizi güçlendirir iyilik, işte onun olduğu yerde siz yok olmaya mahkumsunuz. Sizii İyiliğin ve saflığın varlığını sürdürebilmesi için yarattılar. Tıpkı siyahın olmayacağı bir yerde beyazın değerinin olmaması gibi. Siz olmalısınız ki iyilik için hala bir savaş verilebilsin. Ve iyiliğin kazandığı bir yerde siz bütün herşeyinizi kaybettiniz. Parça parça da olsa hatırlamanız gerek. Ailenize yapılan saldırıyı...'
Gözlerimin önüne o sahne gelince hızla kapadım. 'Erkek kardeşim?' diye mırıldandım.
'Sizin kötülüğü içinize alıp beraberinize yok ettiğiniz iyiliğin hakim olduğu topraklarda hüküm sürdü. İnsanlar bu kötü zamanı hatırlamak istemediler. Adını karanlık çağ koydular. Yeniden başladılar.'
Biraz durakladı. 'Bizden yani sizin olanlardan başka kimse sizi hatılamadı. Ve yavaş yavaş terkettik. Buraya artık kaos'un anası olan bu topraklara sizi bulmaya gelik. Tıpkı diğer birçok defa gibi...'
Aklım karışmış halde baktım ona.
'Sizin lanetiniz efendim. Kaos'un ortasında yeniden doğmak. Esikeye dair pek birşey hatırlamadan kaybolmuş bir halde. Ve doğduğunuz topraklardaki kötülük siz var olduğunuz için birlik beraberliği çağırdı. Size karşı kazanmak için iyiler var oldu ve yine sizin sayenizde düzen geldi. Yine siz öldünüz bambaşka bir zamanda yeniden doğmak adına.Ve biz yardımcılarınız Sizin himayenizdekiler sizi aramakla lanetlendik. Her bulduğumuzda kaybetmekle...'
'Siz?' dedim duyduğum şeyleri sindirmeye çalışırken...
'Sizi seven bütün kötü doğanlar... Kötü olmaya zorlananlar... Yine sizin gibi.'
Midem kasılıyor duyduklarımı idrak edememeye başlıyordum.
Ben neydim kimdim?
Neden ... Ben bu olmak zorundaydım...
'Ya iyi olmaz mıyım?' dedim yalvarırcasına. Kahin hüzünlü gözlerini bana dikti. 'İyi olursanız sonsuza denk yok olursunuz efendim. Sonsuz yaşamınız elinizden alınır... Siz iyi olarak varolamazsınız. çünkü kötülük sizin ham maddeniz...'
hiç ateş su olabilir miydi?