Veeeee iyi okumalar.
Wattpad ve i********::
hayalfreya
"Asparşah Ailesi"
Sırtımdan bir damla ter kuyruk sokumuma doğru yol aldı ve ben tüm tüylerimin diken diken olduğunu hissedecek kadar ürperdim, korktum.
Evet ben korktum, Gece Riva, Kalender Ağa'ya babasına bile rest çekip kafa tutan ben şuan çok korkuyordum, sabah ki konuşmamdan sonra bilerek evliliği hızlandırmışlar mıydı yoksa?
Derin bir nefes aldım ve kapının önünde duran Hevdem'e baktım.
"Neden gelmişler Hevdem?" diye sordum zor çıkan sesimle.
Hevdem'in bana doğru gelen adımları karşımda durdu, "Niye olacak abla gelinlerini merak etmişler gelmişler, yıllardır sakladığın güzelliği merak ediyorlar, gerçi Mardin senin güzelliğinle çalkalanıyor ama işte düzgün görmek nasip olmadı pek bilirsin."
"Hevdem sen salak mısın kızım hayırdır!" Dedim sinirle solurken.
"Abla vallahi ben bilmem annem koş çağır gelsin misafirleri karşılasın dedi, aşağıda avluya girmek üzeredirler hadi."diyerek kolumdan tutup çekiştirmeye başladı, "Gel şunlara bakalım söz hemen çıkaracağım seni yukarıya, bak anam dellenirse kimse elinden alamaz beni gözünü seveyim gel." demesiyle hızla çektim kolumu.
"Hevdem çıldırtma beni defol git! Anneme de gelmiyor göndersin milleti!"
"Ha!" Diye şokla baktı bana. "Abla! Sanki seni almaya geldiler bir görün yeter kurban olayım! Bak aşağıdakiler diyorum Asparşah aşireti diyorum. Ayıp olur kurban olayım nolur."
Bakışlarım banyo kapısına kaydı aynı anda onun da kaydı ne yapacağımı anlamış gibi gözleri irileşti. Hızla öne atılırak koştum banyoya ama Hevdem pisliği de atıldığından girmeme izin vermeden kapının önüne geçerek engelledi beni. "Kaçamazsın, hiç boşuna kilitlemeye kalkma kendini abla!"
Onu çekmeye çalıştım kolunu çekiştirerek, "Çekil önümden Hevdem!" Diye çıkıştım ama pislik benden beterdi çekilmiyordu.
"Yahu sadece kadınlar gelmiştir Boran ağa değil, o gelse önceden haberim olur herhalde," demesi ile duraksadım, kaşlarım çatıldı.
"Nerden haberin olacakmış senin bakayım, tamam her şeyde meraklı olduğunu söyledim ama bu kadar haşır neşir olman mantıklı gelmiyor pek." diye sordum şüpheyle, Hevdem ise gözlerini kaçırdı.
İşaret parmağımı ona sallayarak "Bana bak hemen konuş, süpürgeden farksız saçlarını yolmayayım." diye tehdit ettim. Hevdem'in gözleri irileşirken, "Aman abla nereden olacak, kız kardeşi ile aynı okula gidiyoruz ve arkadaşız oradan biliyorum." Diye konuştu hızla. Gözlerimi sıkıca yumup açtım, "Hadi bak söz diyorum sana bir görün merhabalaş ben bir yolunu bulup kaçıracağım seni." Umutsuzca düştü omuzlarım.
"İyi peki! Ama sorarım bunun hesabını elbet!" Odadan çıktım seri adımlarla.
Üzerimde mavi dar kot pantolon, siyah ince triko boğazlı kazak, ayağımda ise siyah topuklu botum vardı, oldukça iyiydim. Elimle düz karamelin en açık tonu uzun saçlarımı hafifçe düzeltip merdivenlere yöneldim. İlk bahar mevsimlerinde olsakta hâlâ tam olarak havaların oturduğu söylenemezdi hele de bu sene.
Merdivenleri inerken Hevdem kolumu tutarak yaklaştı, "Bak o mavi gözlerine kurban olayım ters tepki yok hanım hanımcık ol tamam mı abla." Dedi kısıktan bir yalvarışla.
Sert bir nefes vererek çektim kolumu, "Anam mısın babam mısın nasıl bir belasın anlamadım ki." Diye söylendim.
"Bende seni seviyorum." Diye karşılık verdi. Sadece sabır çektim.
Konağın avlusu oldukça büyüktü, merdivenlerden inince avludaki büyük masanın etrafına oturduklarını gördüm. Dış kapının önünde genç bir adamla ufak bir erkek çocuğu vardı, çocuk yüksek ihtimalle ölen abilerinin Melkan Asparşah'ın çocuğuydu diğer adam'da Boran ağanın kardeşiydi büyük ihtimalle, "O adam Boran ağanın kardeşi Merih." diyen Hevdem'i bakışlarımla onaylayıp merdivenleri inerken sesleri çıkan topuklu ayakkabım ile herkes bana döndü. Bu beni utandırsa da belli etmeyip nezaketen gülümseyip, yanlarına vardım.
Aslında zerre kadar hoşnut değildim bu durumdan hatta her an kovadabilirdim misafirleri ancak babamla papaz olmak istemiyordum.
Herkes hâlâ bana bakıyordu ve bu beni fazlasıyla geriyordu.
Bana beklentiyle gülümseyerek bakan orta yaşlardaki hafif kilolu başına yarısına şal takmış kadının yanına gittim önce ama tuhaf bir şekilde tanıdık bir siması vardı ve daha önce gördüğümüde hatırlamıyordum. Önce elini öpmek için uzanınca elini çekti, "Olmaz benim güzel kızım, o kadar yaşlanmadık daha." diyip sarılınca bende ona aynı şekilde sarılmıştım, "Hoşgeldiniz," dedim sarılırken, iyi birine benziyordu, hele de gözleri ışıl ışıl bana bakarken. Ayrıldı elleri belime inerken, "Benim adım Lalezar kızım, bu iki kızın anasıyım," diye iki genç kızı gösterdi, kızlar gülümserken onlara da, "Hoşgeldiniz." dediğimde diğerine göre uzun boylu olan gülümserken, kısa boylu göz devirdi bu hareketiyle kaşlarım çatılırken Lalezar hanım bu seferde kırklı yaşlarda saçının yarısına şal örten kadını gösterdi.
"Bu kadında Bertan Ağa'nın kardeşi Gurbet, benimde görümcem olur." diyerek tanıttı, kadını da hoşgeldiniz anlamında sarılmak için yanına gittim gelmemi görmesine rağmen sandalyesine oturup yüzünü çevirdi. Ortada kalmışlıkla yutkundum.
Neden böyle davranmıştı diyemeceğim çünkü kimse kardeşinin katili olan aileden kız almazdı herhalde. Anlıyordum aslında onu. Ama bilmeliydiki benimde amcam ölmüştü ve bende bu evliliği zerre kadar istemiyordum.
Annem boşver der gibi kaş göz işareti yapınca dişlerimi sıktım, kadının yanında sap gibi kaldığımda ne yapıcağımı şaşırmış gibiydim ki uzun boylu yani benimle aynı boydaki kız yanıma gelip bana sarıldı buna şaşırsamda olduğum durumdan kurtardığı için teşekkür edebilirdim.
Kız benden biraz ayrıldığında gözlerinin içi gülüyordu resmen kara kaşlı kara gözlü ama beyaz tenli tenli fit vücutlu bir kız tam olarak bir kürt kızı gibiydi. "Benim adım Zara, seni hep çok merak etmiştim ama işte sonunda görebildiğim için çok şanslıyım sanırım." Heyecanlı çıkan sesine ve hallerine gülümsedim istemsizce.
"Beni zaten tanıyorsun, Gece Riva, tanıştığımıza memnun oldum Zara." dedim içtenlikle. Gülüşü büyüdü.
"Bu da ablam Mara." diyerek onu umursamayan aksine gözlerime baka baka burun kıvıran, Zara'ya göre kısa kızı gösterdi, bunların derdi neydi böyle bilmiyordum ama madem haz etmiyorlardı burda olmaktan o zaman gelmeselerdi. Sinirlenmeye başladığımı anlayan Hevdem'in elini kolumda hissettiğimde biraz olsun daha iyi gibiydim. Ortamda garip bir gerginlik vardı.
Annem ortamdaki gerginliği hissetmiş gibi gülümsemeye çalışarak, "Ee oturalım artık demi," diyerek sandalyeleri gösterince herkes tek tek oturdu. Ben ve Hevdem yan yana oturunca Hevdem, "Abla şu bakışlarını yumuşat biraz, insanlara öldürecekmişsin gibi bakma." dedi fısıltıyla bana eğilerek.
Hafifçe omuz silktim, "Öldürmek istemediğimi ne biliyorsun." dedim tek kaşımı kaldırarak. Gözleri irileşti, dudağımın kenarı hafif kıvrıldığında sandalyemi geri iterek ayağa kalktım.
"Ben mutfağa geçeyim, bir şeyler hazırlayayım," dediğimde annem başıyla onayladı.
Saçlarımı omzumdan geri attığım sıra Lalezar hanım tek bir ayrıntımı bile aklına kazır gibi inceleyerek bakıyor Gurbet ve Mara ise hoşnutsuz bir ifadeyle bakıyordu. Daha fazla dayanamayarak arkamı döndüğümde Hevdem'de kalktı daha sonra, "Bende yardım edeyim size," diye Zara'da kalkıcakken onu durdurdum.
"Olur mu öyle şey siz misafirsiniz oturun lütfen." dediğimde sesim benden izinsiz sert çıkmıştı biraz. Bu dediklerimle biraz bozulsalarda umursamadım gercek buydu, hiç bir zaman gerçek bir bağ kurulmasına izin vermeyecektim, çünkü bu evliliğin olmaması için elimden gelenin fazlasını yapacaktım madem Artık Mardin'deydim bir şeylere el atma zamanı çoktan gelmiş demektir.
Mutfağa gitmek istediğimiz de dış kapının önünden geçmek zorunda kalıyorduk ki Merih denen nerdeyse benim yaşımda olan genç adamla çocuk hâlâ kapının önünde duruyordu. Merih uzun boylu hafif kumral kara kaşlı ela gözlü gibi biriyken, tam bir manken gibiydi. Yakışıklıydı vesselâm.
Bunlar ailecek esmerlerdi herhalde gerçi buralarda sarışın bulmakta epey zordu, "Siz neden kapıda duruyorsunuz geçsenize içeri." diyerek elimle içeriyi gösterdim.
Merih boğazını ufak bir öksürükle temizlerken çekingen bir ifadeyle duruyordu öyle ki yüzüme bile bakamıyordu neredeyse, "Yok sağol yenge ben gideceğim şimdi zaten." diye çekinerek konuştu. Ama yenge demesi ile bir an kalakaldım, yenge daha bir kaç dakika önce gördüğü birine nasıl hemen yenge diyebilirlerdi. Genel olarak bakıldığında erkekler saygılarından ve edeplerinden olsa gerek genel olarak evli olan ya da yanlış anlaşılma olmasın diye kadınlara hep yenge derlerdi ama Merih Asparşah'ın bu kelimeyi bana fütursuzca kullanması hiç bir yönden mantık çerçeveme uymuyordu ve sabahtan beri zaten gerginken şimdi bastırmaya çalıştığım öfkemi kamçılayıp gün yüzüne çıkarmıştı ve bunu Hevdem pek iyi farketmiş gözlerini sıkıca kapatmıştı. Merih'in üzerine sert bir adım attım öyle ki topuğumun sesi sert yankılandı. Tedirgin oldu.
"Merih," dedim adını baskılayarak. "Saygılı ve nerede durmasını bilen insanları severim... Ama boş laubali tiplerden hiç hoşlanmam! Benim adım Riva, konağındaki yengenle karıştırdın her hâlde ama bir daha sakın bana yenge demeye kalkma! Sakın!" Gerek sözlerimle gerek bakışlarımla almıştı uyarısını.
Masadakiler uzak olduğu için bizi görüyor olsalar bile duymuyorlardı. Merih ise afallamış bir hâlde başını aşağı yukarı salladı hızla.
Kafası allak bullak olmuş şekilde önce Hevdem'e bakmış sonra hızla, "Ta-tamam yenge aman abla aman Gece." diye şaşkınca konuşunca kaşlarımı çattım.
Hevdem ortamdaki gerginliği dağıtmak için unuttuğum çocuğa doğru konuştu, "Renas hoşgeldin, hadi gel içeri geçelim biz belliki babaanne unuttu seni burada." dedi. Çocuğun ipek gibi ışıl ışıl saçları neredeyse gözlerini kapatacak kadar uzunken benim gibi çocuklara aşık biri için fazla ısırmalıktı.
Renas biraz çekingen duruyordu.
Tabi ya salak gibi ufacık çocuğun yanında adama sert çıkmıştım ondan böyle korkmuştu.
Çocuğun boyuna ulaşmak için biraz eğildim, "Demek adın Renas, cok güzel bir ismin varmış. Benim adım da Gece." diyerek elimi ona uzattım tanışma mabında, çocuk bir elime birde gözlerime bakıyordu elleri ceplerinde ayağının ucunu bir ileri bir geri oynatarak ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyor gibiydi.
Sonunda şu anlık pes edip doğruldum ve Merih'e döndüm, ona bakmamla dikleşirken, "Renas bize emanet merak etme, gidiyorsan git gitmiyorsan içeri gir. Hevdem sende ufaklığı al kızların yanına götür. Ne halt varsa burada zaten kapıyı açık gören geliyor." dedim ve cevap vermelerini beklemeden mutfağa yöneldim ve girdim, hemen arkamdan Hevdem'de geldi. Aysun abla ile Semra vardı, meraklılar nasıl izliyorlardı bizi camdan, sanki görmedim ben. Bir kaç kere zamanında insanların arkasından gereksiz kötü dedikodular yaptığını görmüştüm belkide bu yüzden onlara hiç kanım ısınmıyordu ve sevemiyordum. Zaten sevmek zorunda da değildim.
Bende böyleyim işte çok sevsem de ufak bir hatası ile tamamen soğuyabiliyordum karşımdakinden.
"Aysun abla çay koydun de mi?" Diye sorunca başını salladı onaylarcasına, "Koydum Hanımağam hazır sayılır."
Tepsiyi çıkartıp bardakları dizmeye başladım. Tabaklara Aysun ile birlikte tatlı dolduran Hevdem'le herşeyi hazırlayıp. Tepsilerle dışarı çıkacakken Aysun ile Semra beni durdurdu.
"Hanımım verin bize zahmet etmeyin siz, biz götürürüz." diyerek elimdeki tepsiye uzanınca geri çekildim.
"Gerek yok Semra ne zahmeti, hem siz akşam yemeğine başlayın artık bir zahmet, akşam babamlar geliyorlar ya hani aç kalmasın adam cağızlar, ne dersiniz?" dedim hafif iğneleyici bir şekilde. "Önemli olaylar olursa ben bizzat anlatacağım size meraklanmayın siz." Bir şey diyemediklerinde başımı iki yana salladım olumsuzca.
Hevdem'e yürü diye işaret edip önden çıkmasını bekledim, arkasından bende çıktım. Arka arkaya masaya gelince konuşmaları durdu ve işte yine aynı şey oluyordu. Sanki bir ben varım burda ya.
Hevdem ile birlikte tatlıları ve çayları dağıtıp masadaki yerlerimizi aldık. Masanın başında ben, sağ çaprazımda Hevdem, sol çaprazımda Zara onun yanında Mara, Lalezar hanım vardı. Karşısında Gurbet onun yanında bana bakan Renas vardı. masanın diğer başında da annem Sultan hanım vardı. Anneannem şuan neredeydi bilmiyordum ama olsa da bu masaya katılacağını zannetmiyordum.
"Nasılsın kızım iyi misin?" diye sesizliği bozan Lalezar hanımdı.
Gülümseyerek "İyi olmaya çalışıyorum diyelim Lalezar hanım." dedim altan altan mesaj vererek. Buraya gelinleri olacak birini görmek için gelmediklerini anlatmaya çalışıyordum diyelim.
Önce kısık bir gülme sesi duyduk, Gurbet hanım yan yan bakarken gülmüştü, "Allah Allah, hâlbuki senin yerinde kim olsa şimdi mutluluktan havaya uçuyor olmalı, senin neyin var gelin hanım." diye alayla konuştu. Saçını sıkı bir topuz yapıp taktığı şal ve sert duruşu, sert bakışları herkese bir çekinme hissiyatına soksa da bana işlemezdi bunlar, onun gibilerle büyümüştüm ben.
Annemin cevap verme diyen bakışlarını aldırmadan, "Benim yerimde olan derken ne demek istediniz? Anlamadım." diye sordum sakince. Ortamı aniden gerici bir hava kapladı.
Küçümseyici bakışlarını üzerimde gezdirdi, "Yani iyi yere kapak attın diyorum senden ballısı yok, zengin varlıklı bir aileye doğdun varlıkla yaşadın. Şimdide Mardin'in en büyük aşiretine gelin gelecen Hanımağa olacan. Valla doğdun, büyüdün, evlenecen, ölecen varlık ve bolluk içinde senden iyisi mi var. Bir de konuşursun iyi olmaya çalışıyorum diye." Tırnaklarımı avcuma batırdım.
"Gurbet Abla! Ne dersin sen!" diye susması için uyaran Lalezar hanıma omuz silkti.
"Kızım sen istersen oda-" Annemi dinlemedim.
"Beni kaç kere gördünüz!" Diye sordum sert ve net bir tavırla Gurbet hanıma.
Anlamazca kaşlarını çattı."Ne?"
"Diyorum ki beni daha önce kaç kere gördünüz ya da kaç kere konuştunuz benimle ve ya ne kadar vakit geçirdiniz." Bu seferde böyle sordum. Herkes bi bana bir kadına bakıyordu şaşkınca.
"Bence sen büyüklerine cevap vermemeyi öğren yazık Vallahi edep nerede saygı nerede, bunu mu alacağız koskoca Boran Ağa'ya karı diye." diye ayıplarca konuşması ile gözlerimi sinirle yumdum derin bir nefes aldım sonra bir tane daha sonra bir tane daha ama içimde tutamazdım asla laflarımı.
"Ben kime nasıl davranacağımı çok iyi bilirim siz merak etmeyin, değil siz babamda karşımda beni ezip haksızlık etse ona da susmam konuşur kendimi savunurum. Siz kim oluyorsunuz da size karşı susayım ben hemde bu tür ithamlarda bulunduktan sonra." konuşmamla gözleri irileşmiş bozguna uğramıştı üzerindeki şaşkınlığı attığında sinirlenmeye başladı kaşları derince çatılırken kimsenin ona karşı gelmesinden hoslanmadığı belliydi. Sen kalk istediğine istediğini söyle sana cevap verdikleri zamanda sinirlen öyle mi?! Hadi oradan be!
Sandalyemi itip ayağa kalktım "Ayrıca bir kadın olarak sesimi kesmemi isteyen kim olursa olsun susmam! Haksızlığa uğrayanında yanında olmaktan çekinmem, beni sadece şimdi görüp bu şekilde konuştunuz ama çok şükür ben elimdeki paranın kıymetini bilir fazlasını Allah'tan istemem, Çok şükür yemeyide yedirmeyide iyi bilirim hanım teyze, sende bir kadın olarak hemcinsini aşağılamayı değil yanında olmayı seç, seçki kimse bize kötülük edemesin kolay kolay," derin bir nefes aldım, "Şimdilik gitsem daha iyi olur, size afiyet olsun." diyerek arka bahçeye yöneldiğim sırada durdum ve geri döndüm bozguna uğramış suratlara doğru.
"He bu arada, ben öğrendiğimden beri bu evliliği durdurmak için her şeyi yaptım ve o güne kadar da bu evliliği durdurmak için her şeyi yapacağım, sizinde dediğiniz gibi iyi bir yere kapak atıp kuma gitmek istemem, bu şans değil büyük bir aptallık olur çünkü." diyip dönüp kimseye bakmadan arka bahçeye çıktım.
Büyük yaşlı ağacın sarkan koca dallarının dibine çöküp oturdum, gözlerimden yaşlar akmak için beni zorluyorlardı ama ağlamayacaktım yeterince ağlamıştım.
Daha çocukken babaannemin kulağıma fısıldadığı acı gerçekler vardı, beşik kertmesi olduğum benim için belirledikleri kişiyle evleneceğim gerçekler. Ben neden bilmem kendimi bildim bileli evlilikten korkan bir çocuktum, belkide anne ve babam yüzündendi bilmem ama tek bildiğim gerçekler beni günden güne eritmeye başlamıştı. Kafamı sadece derslerime ve okuluma odaklamam gerekiyordu ama benim aklımı aşiretlerle düşmanlarla nasıl davranıp nasıl bu aşirete yakışır kız olmamla doldurmuşlardı.
Ben... Bir çok kişinin ölümünü durduran bir kilit gibiydim.
Ne durabiliyordum ne gidebiliyordum kilitlenip kalmış gibi hissediyordum, tek bildiğim hayatımın mahvolduğu ve daha da beter olacağıydı. Bunu hissedebiliyordum.
Tanımadığım sadece kulaktan dolma bildiğim bir adamla evlenecektim. Dahası evli bir adamla. Onun bir karısı zaten varken bana niye baksın ki, hoş zaten bakmasını istemem ama düşününce bende genç bir kızım kim sevip sevilmek istemez ki, ya ilerde bende ondan bana karşı sevgi istersem, ya beni sevmez istemezse, hayatımı koca dört duvar arasında, her gece tek başıma yatacağım bir yatakta geçirmek istemiyordum, evleneceğim adamın başka bir kadının koynuna girip sonra bana gelmesini isteyemezdim. Bunlar bana çok ağır ve ters durumlardı. Ben asla sevgili hayalleri bile kurmamıştım ama sevdiğim adam sadece bana ait olsun isterdim, en doğru şekilde.
Kafamda cevapsız bir ton soru vardı, ve ben hiç birinin altından kalkamıyordum.
Ellerimi saçlarımdan geçirip gözlerimi yumdum, derin bir nefes aldım ki üstümde hissettiğim gölgeyle gözlerimi açtım. Gözlerimi tepeme dikilmiş Renas'a diktim.
Ellerini önünde bağlamış ve çekingen bir şekilde bana bakıyordu. Şaşkındım. Konuşmak istiyor ama korkuyor gibiydi. Muhtemelen masadaki çıkışım yüzündendi. Masada çocuk varken böyle bir şey yaptığım için içimden kendime sövdüm. Zaten hep bu çocuğa denk geliyordu.
"Bir sorun mu var Renas, neden böyle çekingensin, benden mi korkuyorsun yoksa."
Renas gülümseyerek başını sağa sola salladı.
"Gel bakalım yanıma niye ayakta duruyorsun," diyerek elimi yanıma çimene vurdum.
"Olmaz! Yani üstüm kirlenir." diyerek yüzünü astı. İçimden en azından konuşa biliyormuş dedim.
"Ne demek kirlenir! Sen çocuksun tabi ki üstün kirlenecek." Dedim. Renas'ın bir yere birde bana baktığını görünce oturmayacağını anladım ve kolundan tutarak bağdaş kurduğum kucağıma oturttum. Renas küçük çaplı bir şok geçirirken ağzı açılmıştı. Utanmıştı birazda.
"İşte böyle, hem üstün kirlenmez hem ayakta kalmazsın." Diyerek Renas'ın güzel yüzünü inceledim, kömür karası uzun tamda düşündüğüm gibi ipek gibi saçlarına, zeytin gözleri, ufak burnu ve temiz beyaz teni ile acayip derecede tatlı ve ısırılmalık duruyordu ve çocuklara aşık ben kendimi zor tutuyordum.
Benim yaptığım gibi oda beni inceliyordu, "Ee böyle beni mi izleyeceksin küçük bey, konuş bakalım kimsin, nesin, necisin?" dedim gülerek.
Gözlerini kaçırdı ellerini kucağında birleştirdi, sonra kısık sesiyle, "Adım Renas, 6 yaşındayım sonra okula yeni başladım," konuşması ile tek kaşımı kaldırdım 6 yaşında bir çocuğa göre fazla olgun gibiydi, hele birde konuşması, o kadar düzgündü ki. Yani burda neredeyse herkes kürtçe konuştuğundan Türkçe şiveli çıkardı insanların ağzından ve bu çocuğun Türkçe'yi bu yaşta bu kadar iyi telafuz etmesi harikaydı gerçekten.
"Sen neden mutsuz duruyordun? Gurbet halam yüzünden mi?" Renas'ın sorusu ile bana nefretle bakan kadın geldi yine aklıma. Zorda olsa gülümsedim. "Tabiki hayır üzgün durmuyordum sadece biraz kafa dinlemek istemiştim, hem beni kimse mutsuz edemez öyle kolay kolay."
"Buna sevindim üzülmeni istemem, sen iyi birine benziyorsun." Tek kaşımı kaldırdım.
"Demek öyle benim iyi biri olduğumu nereden çıkardın, beni çocuklar dışında pek sevmezler çünkü, hatta belki çocuklarda sevmiyordur ve aslında sen benim avımsındır!" Diyerek şakadan üzerine doğru kükredim, yani yapmaya çalıştım. Renas gülmeye başlayınca güzel gülüşüne baktım bana karşı çekingenliğini atmış gibiydi. Anne ve babası 4 yıl önce bir trafik kazası geçirmiş ve vefat etmişlerdi. O arabada Renas'ta varmış ama Renas ufak sıyrıklarla atlatmıştı. Anne ve babasız olmak gerçekten çok kötü bir şeydi bunu düşünmeye çalışmak bile insanın kalbini şıkıştırıyordu gerçi ben Renas'ı sanırım anlayabiliyordum. Acaba Renas nasıl dayanıyordu, daha 2 yaşındayken kaybetmişti anne ve babasına ait hiç bir anısı yoktu. Melkan Asparşah, Boran Ağa'nın abisi, Lalezar hanım ve kardeşlerinin acılarını da düşünemiyordum ama sanırım tek tesellileri onlardan bir parça olan Renas'tı.
"Sen canavar olamazsın ki," diyen Renas'la düşüncelerim arasından çıktım hızlıca.
"Nedenmiş o bakalım."
"Çünkü sen iyi birine benziyorsun işte, merdivenlerden inerken sana bakınca böyle hissettim hem senin gözlerin aynı annemin gözlerine benziyor, annemin fotoğrafı var bende hatırlamazsam da onu tanıyorum, Boran amcam bana babamında, anneminde bir sürü fotoğrafını verdi. Onları özlediğimde hep onlara bakıyorum zaten Boran amcam bana onların aslında hep yanımda olduğunu söylemişti, sencede öyle mi?" konuşmaya devam ettikçe susmuş sadece onu dinliyordum. Sorduğu son soruyla ne diyeceğimi bilemessem bile yinede içimden geleni söylemeyi seçtim.
"Elbette biricik oğullarının yanındadırlar hatta tam olarak burada." Diyerek parmaklarımı kalbini üzerine koydum "Kalbinde seni asla bırakmayacakları yerde, kendini asla kötü hissetme olur mu." Diyerek yanağına öpücük kondurdum.
"Hayır kendimi kötü hissetmiyorum, biliyor musun ben resim yapmayı çok seviyorum hatta geçen gün annemin bir resmini yaptım, gerçi pek benzemedi ama olsun, yaptıkça daha da iyi yapmaya başlarım." Konuşması ile şaşırdım birden, demek resim yapmayı çok seviyordu?
"Demek resim yapmayı çok seviyorsun he, o zaman sana bir haberim var şuan karşında bir ressam adayı duruyor." Ufacık çocuk ne bilsin ressam adayını diyecekken Renas, "Nasıl! Sen ressam mısın?!" diye sordu şaşkınlıktan irileşen gözleri ile.
Sanırım Renas büyümüşte küçülmüş biriydi, "Yani İnşallah ilerde kendi galerimi açarım, ama evet resimlerde iyimdir, hatta istersen annenin resmini yapabilirim ya da birlikte yaparız he, ne dersin." sordum. Parmaklarımı yumuşak saçlarından geçirip okşadım, rahatsız olmasından korkmuştum açıkcası ama kötü bir tepki vermemişti.
"Ciddi misin! Çok isterim birlikte yaparız...ama," diye heyecanla başlayan cümlesi sönünce kaşlarım çatıldı.
"Ama ne?" diye sordum alt dudağını bükmüştü.
"Dedem izin vermeyebilir yani bazen salonda falan resim yaptığımda 'erkek adamsın ne yapcan resim yapıp', diye söyleniyor sürekli bana, Boran amcam da ona hep karşı çıkıyor ve benim istediğimi yapabiliceğimi söylüyor zaten bütün boyalarımı ve defterlerimide o alıyor, hatta bazen birlikte resim bile yapıyoruz." Soluksuz konuşması ile şaşırdım. Boran Ağa kafamda çizdiğim profile şu an için hiç uymuyordu.
"Demek deden ne yapacan diye soruyor öyle mi," Diyince Renas başını onaylarca salladı.
"Bir daha deden sana öyle söylerse sende ona 'Gece ablamın sana selamı var' de o anlar tamam mı?" Anlamazca baksada tamam diyince onunla birlikte ayağa kalktım elini tutarak götürmeye başladım.
Bertan Ağa, onu bir kaç kere görmüştüm tanıyordum kim olduğunu ve resim ile ilgilide çok güzel bir anımız vardı, kesinlikle hatırlayacaktı.
"Gelde sana resimlerimi göstereyim belki ilham alırsın, gerçi sende ilham bitmez ama olsun."
"Gerçekten mi?" Sormasına gülümsedim. Onunla beraber ön avluya dönüp merdivenlerden çıkmaya başladık. Masa uzak olduğu için kimse fark etmemişti bizi.
🔗🔗🔗
Başımı nenemin dizine koydum ve nenemin saçlarımı okşamaya başlaması ile gözlerimi kapadım. Nenem Van'dan annemi görmek için gelmişti genel olarak yılın belli zamanlarında ya o gelirdi ya annem annesini görmek için Van'a giderdi ben de sadece iki kere falan gidebilmiştim herhalde o da ufakken gittiğimden tam hatırlayamıyordum, şimdi gitmek istesemde bir türlü nasip olmuyordu.
Renas ile vakit geçirmek çok iyi gelmişti bana uzun süre sonra ilk defa her şeyi unutmuş ve sadece onunla ilgilenmiştim. Tablolarıma hayran kalmıştı, ve bunu sürekli söyleyip durmuştu.
Hatta ona bir tablomu bile vermiştim ve onunla resim yapacağımın sözünüde vermiştim nasıl olacak bilmiyordum ama ona söz vermiştim ve gerisi önemli değildi.
Bir süre sonra fazla kalmadan Asparşah ailesi gidince onlarla kısaca vedalaşmıştım tabi o Gurbet denen kadının elini öpmek istemiştim her şeye rağmen ama o elini çekmiş ve yüzüme bile bakmamıştı.
Onlardan sonra akşam yemeği için gelen babam abim ve kuzenlerimle hiç konuşmamış ve onlarla yemek yememiştim. Onlara kırgın değildim sadece artık kafam kaldırmıyordu olanları.
Babam Kalender ağa ve Bertan ağa hiç bir zaman anlaşamamışlardı hâla daha, bide barış olsun diye evleniyorduk değil mi, gerçi nasıl anlasıp barışsınlar iki tarafta kardeşlerini kaybetmişti en son bizden biri onlardan can almıştı ve bunu durdurmak için böyle bir yola başvurmuşlardı.
Bir süre nenemin dizinde kestirdikten sonra odama çıktım.
Üzerimi değiştirdim saat on bire geliyordu burada geç uyur erken kalkarlardı benim içinde sorun değildi çünkü erken kalkmaya alışkındım yine de uykuya fazlasıyla düşkündüm bu yüzden bulduğum her fırsatta uyurdum. Mardinin havasıda gecesi de o kadar güzeldi ki anlatmaya kelimeler yetmezdi. Kendimi yatağa attığım sırada elimi telefona attım ve aldım, Hevdem'in Boran Ağa'nın bulduğu iş adresine baktım, bulmuştu akıllım, şimdi sırada Boran ağa ile konuşmak vardı, ve bunun için en uygun zamanı bekleyecektim daha doğrusu cesaretimi toplamayı bekleyecektim.
Telefonu kapatıyordum ki telefonuma bir çağrı düştü. Kayıtlı değildi dikkatli bakınca gözlerim fal taşı gibi açıldı, korku ve panik bütün bedenimi ele geçirirken hızla doğruldum ve ekrana tekrar, tekrar baktım. Hevdem adresle birlikte bir numarada vermişti kaydetmemiştim ama numara hafızam iyiydi.
Ve bu numara Boran Asparşah'dan başkasına ait değildi.
🩸🩸🩸Bölüm Sonu🩸🩸🩸