7. Bölüm Part:2

3541 Kelimeler
Ona doğru bir adım attım, "Çekil!" dedim tekrar, bakışlarımız birbirine girerken asasörden elini çekip elini çantamı tuttuğum koluma atıp tuttu, "Benimle geliyorsun." dedi tok bir sesle. Kolumdan tutup çektiği an ondan kurtarmaya çalıştım, "Ağır ol!" Diye bağırdım anında. "Sen ne diyorsun! Çek elini hemen." dedim hızla, asansörden çıkıcakken durdu ama bırakmadı bana döndü tekrar, "Konuşmak için geldin ve konuşacağız, o yüzden geliyorsun hadi." tekrar çekiştirmesi ile kolumu sertçe çektim ve kurtardım kolumu. "Yok ya, önce kov sonra cağır, kaybettin sen o hakkını Boran Ağa! Öyle her dediğini yaptıracağın biri yok karşında! Haddini bil!" dedim öfkeyle nefes nefese. Bakışları tuhaf bir yoğunlukla üzerime çökerken bana doğru bir adım attı koca cüssesiyle, istemsizce bir adım gerilediğimde, "Haklısın karşımda herkes gibi olan biri yok, Gece." adımı o kadar baskın kullanmıştıki tüylerim dikelmişti. Bir adım daha attığında asansör duvarı ile arasında kaldım. Hangi ara bu hale geldik ki? Yine o gün sokakta bana yardım eden adamı gördüm sanki. "Gece Riva var karşımda değil mi?" diye sordu ismimi tekrar baskınca tonlarken. Bakışları söylediklerini teğit etmemi bekler gibi duruyordu, her şeye rağmen cevap verecekken asansör hareket etmeye başladığında bakışlarımız aynı anda kapıya döndü, kapı kapanmıştı. "Hay ben senin." diye homurdanan Boran Asparşah'a baktım. Adamla aynı asansörde başbaşa kalmıştık, ben bunu hayal etmedimki ya sadece konuşacaktık. "Evet adım Gece ve sen Asparşah seninle asla konuşmayacağım." dedim hırsla. Yüzündeki gülümsemeyle bana döndüğünde gülümserken bu kadar iyi gorüneceğini tahmin edemezdim ayrıca suratında tatminkâr bir ifade varken. Boğazını kısa bir öksürük ile temizleyip, ciddi bir ifadeye büründü, "Kusura bakma her şey bir yanlış anlaşılma yüzünden oldu, yoksa o şekilde davranmazdım asla." dedi mahçup bir şekilde. Kaşlarım havalandı şaşkınlıkla, bu kadar çabuk pişman olacağını düşünmezdim ama bu umrumda bile değildi, dinlemeyen oydu sonuçta. "Özrün umrumda değil Asparşah! Umrumda değilsin." dedim net bir şekilde. Bakışları kısılırken sakin bir şekilde kafasını salladı peki der gibi, ondan uzaklaşıp asansörün dibine girdiğimde bir Ağa ile hele de Boran Ağa ile bu konumda bulunmam hiç doğru bir şekil değildi, bizi bu şekilde abim görse delirirdi herhalde. "Konuşalım lütfen bak buraya kadar gelmişsin." diye diretmesi ile sinirlerim gerilmeye başlamıştı yine. "Az önce kovdun unuttunuz mu Ağam?" Dudaklarını ıslattı hızla, "Hayır! Unutmadım tabiki de ama yanlış bir anlaşılma diyorum tamam mı senin Gece olduğunu kabul edemedim bir an." derken sesi kısıldı, neden bunu düşünmüştü. "Neden ben Gece olamam ki?" Sordum anlamazca. Adem elması hareket ettiğinde yutkunduğunu anladım bu adam herkese mi böyle dikkatli bakardı? "Orası bana kalsın tek bilmen gereken sana asla o şekilde davranmayacağımdı." dedi ve sert bir soluk çekti, "O yüzden yeniden tanışalım olur mu?" diye beklentiyle sorması üzerine kaşlarımı çattım derinden. Neyin derdindeydi bu adam. Az önce beni kovan sert davranan despot o değilmiş gibi şimdi karşımda oldukça kibar konuşmaya ve hata yapmamaya çalışıyordu. Hangisi gerçek Asparşah'tı? Cevap vermemi beklerken duran asansörle yanan kata baktım, zemin kattı, dudağımın kenarı kıvrıldı, "Kusura bakmayın ama size yeterince zamanımı harcadım ve daha fazla aynı ortamda bile durmak istemiyorum!" dedim ve asansörden çıkmaya yeltendim. Fakat kolumdan tuttuğu gibi geri çekmesiyle girişimim sekteye uğradı, "Hiçbir yere gidemezsin! deminden beri hakaret ediyorsun ses etmiyorum lakin zorlama beni, konuşacağız." dedi dişlerinin arasından, yüzlerimiz tuhaf bir yakın mesafeye girmesi ayrı sekteye uğrattı beni ama boy farkından kurtarıyorduk mesafeyi. "Bu iki oldu, elini üzerimden çek hemen yoksa o parmaklarını tek tek kırarım!" dedim dişlerimin arasından ona öfkeyle bakarken. Bakışları dudağıma kaydığında kalbim teklemeye başladı, ortamdaki koku bu adama ait olamazdı soluduğum koku bu adama hiç ait olamazdı. Parfümlerden haz etmeyen ben bu kokuyu sevmişte olamazdım. Ve bu adam bu kadar cüretkâr davranamazdı. "Konuşacağız dedim. Bırakta asıl misafirperverliğimi yapayım, Gece." adımı yine baskın bir şekilde söylemesi ile boğazım kurumuştu. Bakışlarım kehribar rengi gözlerine karışırken olduğum konumu sorguladım, bu adam kim oluyordu da beni durdurmaya çalışıyordu. Üstelik hâlâ kolumu tutarak teması kesmiyordu. Deli gibi yanan bakışlarımı kolumdaki eline kaydırdım ardından onun gözlerine baktım ağırca, "Elini çek!" Dedim bastıra bastıra. Bu sefer ciddiyetimi anlamış olmalı ki tamam dercesine çekti elini. Kabanımı düzelttim sert bir hareketle. İç çekti derince ve bedenimi süzdü tek seferde, "Fazla dik başlı ve asi'sin Riva." dediklerini zerre kadar anlamıyordum artık. Asansörden çıkmak için hareket edince önüme geçip tuşa bastı, yaptığının şokunu atlatamadan telefonum çalmaya başladı, ellerini ceplerine yerleştirip sırtını duvara yasladı rahat bir ifadeyle, asansör yükselirken ortamı dolduran sesi ile telefonumu çantamdan çıkardım. Ekranda beliren isimle yüzüm beyazlarken şansıma sövdüm içten içe, nasıl açıcaktım ben bu telefonu. Açmazsam daha fenaydı. Kafamı kaldırıp karşımdaki adama baktım, "Bana bak Ağa bozuntusu sesini çıkarma yakarım seni duydun mu?" Tek Kaşı şokla havalanırken, içimden cesaretime hayran kaldım Allah benim cezamı verecekti helede bu öfkeli bakışlar altında. Telefon kapanmak üzere açtığımda, abimin sert sesi duyuldu ahizenin öteki tarafından, "nerdesin sen! Sabahtan beri arıyorum Cahit'i telefonu açmıyor, sende kapanacakken açıyorsun!" Sesinin dışarı taştığına emindim, sertçe yutkunduğumda gözlerimi kapadım sinirle. "Duymamışım abi ne yapayım." Dedim sakin bir tonda. "Hadi sen duymadın o Cahit neden açmıyor telefonunu!" demesiyle Alt dudağımı dişledim, ben Cahit'i unutmuştum kahretsin. Demek önce Cahit'i aramıştı ona ulaşamayınca ki kesin Cahit bilerek açmamıştır sonra beni aramıştı. Derin bir nefes aldığımda Boran Asparşah'ın bana dikkatle baktığını gördüm bu durum daha da strese sokarken beni, düz tutmaya calıştığım sesimle konuştum, "Abi Cahit telefonu arabada unutmuştur o yüzden açmamıştır, bende ihtiyaçlarım, olduğu için ufak bir alışveriş yapayım dedim o kadar." Abimin sert soluklarını duyduğumda, "O yırtık etekle mi çıktın sen dışarı!" Demesiyle eteğime baktım hızla, "Neresi yırtık eteğimin ya!" diye çıkıştım abime, ama Boran Asparşah'ı unutarak yoğun bakışları eteğime döndüğünde kaşları çatıldı. Allah'ım ben nasıl bir durumdayım şuan. "Beni çıldırtma Gece! Çık gel hemen Konağa, bekliyorum." Diye emir vermesiyle dişlerimi kenetledim hırsla, çantamın olduğu elimi önüme düşen saçlarıma atıp geriye itmeye çalıştım öfkeyle, "İşim bitmeden dönmüyorum Ferman Ağa! Zaten az kaldı biter bitmez hemen dönerim. Arayıp arayıp rahatsız etme beni hem Cahit'te yanımda bir sorun falan olmaz. Hadi görüşürüz." dedim ve hızla kapattım telefonu. "Sanki uşağı var, gel Gece, git Gece, nerdesin Gece, napıyorsun Gece olmaz Gece onu giyme bunu yapma, Gece salak ya yapar her dediğinizi!" Öfkeyle söylenirken Boran ağanın büyümüş gözlerle baktığını umursamadım bile duran asansörle dışarı çıkıp bana yol verdiğinde öfkeli bakışlarla çıktım asansörden, şu an her şeyi bir kenara bırakmam gerekiyordu, o hemen yanımda adımlayıp tahminen odasına yönelince bende Cahit'i aradım açar açmaz hızla konuştum, "Alo Cahit," dememle adımları bir an için duraksayan Boran Ağa ile tekrar devam ettim konuşmama. "Beni iyi dinle abim ararsa aç, telefonu araçta unuttum de, sorarsa da çarşıda bir yerde beni beklediğini benim alışveriş yaptığımı söyle yerimizi öğrenmek istersede bir adres ver, gitsin beklesin akşama kadar orada.... tamam ben kısa sürede gelirim." diyip kapattığımda odasının önüne gelmiştik tahminen kapının önünde duran masada iki kadın vardı biri Beril'di diğeri sarışın kızdı ve bana yine samimiyetsiz bakışlar atarken Beril şaşkınlıkla bakıyordu. "Beril, odama kimse gelmiyor ve bizi rahatsız etmiyorsun!" Sert ve bariton sesi ile konuşan Boran ile şaşırdım kapısını açıp girmem için işaret edip, "Buyrun bakalım." dedi. Göz devirdim ve açtığı kapıdan içeri girdim. Burası misafir odasından daha büyük ve siyahtı şık deri koltuklar dosya arşivi dolapları ortada bulunan büyük çizim masası ve kendi masası ile duvardaki tablolarla oldukça hayran duyalası bir mekândı, gerçi şirketinde gördüğüm heryer fazla iyidi, buda mimar olmasının nedenleriydi sanırım.  "Geç bakalım," Demesiyle etrafı incelemeyi kesip gösterdiği karşılıklı ortalarında granit taş desen sehpanın olduğu tekli deri koltuğa ilerledim ve oturdum. Son dakikalarda yaşadıklarım oldukça fazla ve şaşırtıcıydı. Hele de bir daha aynı alanda durmak istemediğim adamla aynı odada olurken. Boran Ağa'da karşımdaki koltuğa geçip oturduğunda ceketini çıkarıp koltuğun kolçağına yerleştirdi katlayarak, oturmasıyla gerilen beyaz gömleği üstündeki yeleğe rağmen buradan bile belli olan sert göğüsünü ve karın kaslarını ortaya koymuştu, kol düğmelerini çözüp ikisinide dirseklerine kadar katlarken ortaya çıkan esmer ten ve kol damar... Hay ben benim düşüncelerimi! Düşüncelerimin Allah belasını versin, napıyorum ben. Resimle ilgileniyorum diye fazla detaycı ve inceleyiciydim sevmediğim insanları bile detaylıca süzerdim. Masanın üzerindeki kül tablasına takıldı bakışlarım, fazlasıyla izmarit çöpü vardı, buda Ağa'mızın çok fazla sigara içtiğini gösteriyordu. Oturuşumu düzelttim eteğimle. Bakışları dizlerime kayan Boran Ağa ile gerilsemde belli etmedim. "İyileşti mi dizin," dedi dizimi göstererek, başımı olumlu anlamda salladığımda, "Yara bandı takacaktım ama yanına gelen iki adamla gidince bir şey yapamadım." dedi. O gün aklıma geldiğinde yine mahçup bir ifadeye büründüm, "Onlar Amcamın oğullarıydı, şey ben o gün teşekkür edemedim sana çok yardımcı olmuştun o gün." dememle yüzünde bir ışıltı belirdi istediği cevabı almış gibi. "Dizini yaralamana rağmen hâlâ dizini açıkta bırakacak şeyler giymen ne kadar iyi ders aldığını gösterir değil mi?" Demesiyle az önce teşekkür ettiğim için kendime sövdüm, bakışlarım keskinleştiğinde bunu farkedip hemen dikleşip konuştu benden önce, "Bir şeyler içer misin sormadım." demesiyle sert bir soluk verdim ve ,"İstemez! Kısa keselim şu konuşmayı yeter." dedim net bir şekilde. "Peki tamam. Neymiş bakalım konuşucağımız konu?" diye sordu ciddileşirken, derin bir nefes alıp avuçlarımı eteğime sürttüm, "Konu... Konu evlilik meselesi." Dedim direkt olarak. Boş bir ifadeyle baktığında, "Evlenme konusu evet, ne olmuş ona tam olarak." dedi anlamayarak, çenesini sıvazladı. Kaşlarım havalandı. "Ne demek ne olmuş, bu evlilik olmayacak." dedim kesin bir dille. "Sen de bana bu konuda yardım edeceksin." diye tamamladım. 'Yapma ya' der gibi baktı suratıma, "Nasıl olacakmış peki o?" diye sordu alayla. Hayır hayır, kesinlikle umursamaz olamazdı. Ellerimi yumruk haline getirip sıktım. "Sen Asparşah Aşiretinin Ağasısın, ben Riva Aşiretinin Hanımağası, sen ve ben bir olursak neden durdurmayalım ki, yoksa sende mi kan dökülmesinden ve intikam almasından yanasın?" diye sordum ciddiyetle ancak içim tir tir titriyordu korkudan. Dediklerimle tekrar ciddiyete büründü, "Sence, intikam alma peşinde gibi mi görünüyorum." demesi ile gözlerimi kısıp kısa bir süre yüzüne baktım. "Bilmem, bunu sadece bana yardım edersen anlayabilirim." dedim açıkça. Boran Ağa göz odağını bozmadan yüzümün her yerine pürdikkat bakarken yapıcı olmaya çalıştım. "Yardım edecek misin Boran Ağa?" Vereceği cevabı merakla bekledim, yapması gereken en mantıklı hareket bu durumu engellemeye çalışmaktı aksi takdirde evlenmiyoruz diye dökülecek kandan daha fazlası evlendik diye çıkacaktı. Ve bu kimseyi memnun etmeyecekti. Boran Ağa bir süre öylece yüzüme baktı çatık kaşlarla. Burada olmaktan fazla rahatsızdım şu an. Ölüm gibi geçiyordu saniyeler benim için o ise sanki kafasında bir şeyler tartmaya çalışıyor gibiydi. Karmaşık bir yüz ifadesi vardı ve anlaşılmıyordu. "O kadar da zor bir şey sormadım. Evli bir adam başka bir kadın istemez, karın var kısır falan diye bir şeyde duymadım yani, muhtemelen birbirinizide seviyorsunuzdur, o kadına da yazıktır kocasının başka bir kadın daha getirmesini istemez sen zaten bunları düşünmüşsündür. Gel birlik olup biterelim şu saçma töre işini." Diye tekrar bir teklif sunduğumda Boran Ağa'nın tek kaşı sorgular bir şekilde havalandı, ayağa kalktı ve bir şey demeden camın önüne gidip dışarıyı seyretmeye başladı. Sırtı gergin dururken ellerini ceplerine yerleştirdi. Öfke bir yılan misali etrafımı kuşatıp zehrini saplamak istediğinde kendimi sakin kalmak için telkin ettim sonuçta öfkeyle kalkan zararla otururdu. Sıkı bir soluk aldım konuşmaması çözüm üretmemesi delirtiyordu beni ama asi tarafımı şu an için bastırmam gerekiyordu. Kalktım ağırca ve yanına gittim. Yan profiline baktım elimle kazağımın kollarını çekiştirdim hafifçe, umut kırıntısı hâlâ kalbimde bir köşede durmuş bana bakıyordu, "Bu dava neden çıktı neden bu durumdayız asıl sebepleri tam olarak ne bilinmiyor, tek bilinen amcam Neçırvan Riva'nın senin amcanı öldürüp bu davayı başlattığı ve asıl sebepleri bile hâlâ bilinmezken," Bana döndü odağı bu sefer yine ben oldum ancak ifadesizdi, "Daha sonra amcam A-agit," derken onun bakışları öfke ve nefrete bürünürken benim içim tiksintiyle kaynadı adını bile söylemek midemi bulandırıyordu. "Agit'te sizden bir can aldı kardeşine karşılık ve siz bu seferde kan dökülmesin diye bizden bir can istediniz, karşılığında ben verildim." Bakışlarım hırs ve öfkeyle bezelenirken devam ettim, "Seninle daha doğar doğmaz üzerinden saatler bile geçmeden sözlendirildim! Beşik kertmesi edildi aramızda sözler verildi, haklarım daha o hâldeyken alındı elimden bana herhangi hiç bir fırsat verilmeden. Tamam kabul o zaman tek çare buydu diyelim." dedim ve bir adım daha atıp gözlerine daha dikkatli baktım, "Ya şimdi? Şimdi de tek çare bu mu?" Göz kapakları kenetlendi ve kapandı sert bir soluk çekti burun kemerleri bir genişledi tekrar daraldı gözlerini tekrar açtı ve beni buldu kehribar rengi gözleri buz gibi mavilerimi, "Doğduğun günü çok iyi hatırlıyorum Gece," afalladım dediğiyle. "Tam yedi yaşımdaydım, o gün iki tarafta birbirlerini öldürmek için an kolluyordu ve sen Riva, sen büyük bir gök gürültüsü ve sağanak yağmurla aramıza girdin çekilen silahları indirdin," derken üzerime doğru bir adım attı adımıyla geriledim, "Akacak kanı durdurdun," bir adım daha attı, "Kesilecek solukları engelledin onlara nefes oldun, sen Riva, sen o gün umut dolu ışığınla yüzlerce insanın ölümünün önüne geçtin," artık camla onun arasındaydım ve bu konuma nasıl geldiğim hakkında bir fikrim yoktu, "Sen aslında Merih ile beşik kertmesi olacaktın ama o gün o kadar çok ağlıyordun ki seni kucağıma aldım, babandan aldım seni doğduğun andan beri susmayan küçük bebek benim kollarımda sustu sen Gece seni kucağıma aldığım anda sustun ve seni bana verdiler seni Merih'le değil benimle sözleyip beşik kertmesi yaptılar," Üzerime daha da eğildiğinde söylediklerine mi duyduklarıma mı şaşırsam yoksa bu kadar yakınlaşmasına mı şaşırsam karar verememiş dumura uğramıştım. Nefesi genzimi yakmaya başlamıştı. "Ve sen Gece Riva benim Kaderim oldun seninle ilk bağımız o gün oluştu ve o gün bağlandı, şimdiyse koparmaya çalışman boşa çabalar demektir." Konuşması bittiğinde bile dediklerini zoru zoruna algılıyordum, bakışları yüzümün her zerresini incelerken yavaşça boynuma doğru eğildi aldığı sesli nefesler beni soluduğunu gösteriyordu. Daha belkide bir saat bile olmamış tanımadığım sadece adını bildiğim bir adamla bu şekilde olamazdım, Boran Asparşah'la asla! Hele kaderimizin bir olması zırvası asla olamazdı, bu evliliği bozma çabama boş çaba demesi olacak şey değildi. Bütün inançlarımı ve umutlarımı tek dokunuşuyla domino taşı gibi yıkmaya çalışmıştı resmen. Başımı iki yana sallarken göğsümdem tüm gücümle ittim Boran Ağa'yı, beklemediği için sarsılarak gerileyen adam şaşkınca bana baktığında, "Asla!" Diye bağırdım onaylamayarak, "Asla olmayacak bu, kaderimiz falan bir değil asıl zırvalık bu saçma töre!" Öfkeden delirmiş gibi tekrar ittim onu, yine geriledi, "Sen bana yardım edeceksin," parmağımla göğsüne baskı yaparken, "Sen Boran Ağa bana yardım edecek bu işi bitireceksin duydun mu! Buraya bunun için geldim ve istediğimi almadan gitmem." dedim öfkeyle, aynı zamanda göğsüne baskı yaparken geri gitti ve onaylamaz şekilde başını salladı şiddetle."Asıl sen saçmalama kan dökülmesin diyorsun evliliği bozmak istiyorsun. Sen sanıyormusun ki biz bu işten vazgeçtiğimizde herkes duracak he! Kimse durmayacak bu anı kollayan kaç kişi var biliyor musun, Riva aşiretini yok etmek isteyen, aynı sekilde sizinde, sen dökülmesin diyorsun ama başka çıkar yolu yok! Kabullensen iyi edersin." Dedi acımasızca keskin bir dille. "Asla!" Dedim kafamı iki yana sallarken, "Asla kabullenemem bunu bu evlilik olmayacak, evli bir adama kuma gitmeyeceğim ben, benden yedi yaş büyük biriyle zorla evlendirilmeyeceğim. Bir konağa kapatılmayacağım! Çocuk doğurmam için baskı yaptırılıp bir doğurganlık objesi olarak görülmeyeceğim, hayallerimi bırakmayacağım kendimi öldürmeyeceğim! DUYDUN MU?!" diye deli gibi bağırırken gözlerim dolmuş akmamak için direniyorlardı. Sarsılmış bir ifadeyle bana bakakaldığında işaret parmağımı göğsüne bastırdım, "Bende Riva Aşiretinin Hanımağası Gece Riva isem seninle evlenmem, konağınada kuma gelmem!" dedim öfkeyle yüzüne bağırarak, artık hiçbir şey dayanılacak gibi değildi. Üzerime eğilip beni cam ile arasında kıstırırken aynı öfkeyle bana karşılık verdi, "Bende Asparşah aşiretinin Ağası Boran Ağa isem seni konağıma gelin getirir, altıma alıp inlete inlete bağırtırken bunları sana hatırlatırım!" Dişleri arasından dile getirdiği sözleri ile dumura uğrarken midem ağzıma geldi, hiçbir kuvvet beni durduramazdı onunla evleneceğime kendimi öldürürdüm daha iyiydi. Çenemi dikleştirip bedenimi kuşatan öfkem ile beraber hırsımı konuşturdum, "Konağını başına yıkacağım, zerre kadar huzur bırakmayacağım sana! Benimle evlendiğin güne lanet ettiriceğim seni duydun mu Boran Ağa!" Kehribar'dan kırmızıya çalan gözleri dudaklarımdan çıkan her kelimeyle daha da harlanırken sertçe yutkundu, bakışları dudaklarıma kaydı sonra ise hızla kaçırarak tekrar buz mavisi gözlerime baktı ve gözlerimin içine bakarak yavaşça boynuma doğru eğildi. Kalbimin ağzımda attığını hissediyordum, boğazımın ise görünmez bir el tarafından sıkıldığını, ondan kaçabilmek için cam ile birleşmiştim ama ondan kaçmaya çalışmak nafile çabaydı. Derin sesli bir soluk aldığını hissettiğimde gözlerim kendiliğinden kapanmıştı,"Ben senin kokunda şimdiye kadar tatmadığım huzuru tatmışken, sen bana nasıl seninle evleneceğim güne lanet ettirebilirsin ki Gece'm." dedikleri beynimde uğuldatma yaşatırken yine ve tekrar adımı baskın bir fısıldamayla kulağıma boğuk bir sesle söylemesi kalbimi zorladı nefesimi zaten zor alırken kesti. Ama asiliğim ve öfkem yine tüm duygularımı bastırdı. Kimse 1 saattir bile tanımadığı kızla böyle konuşamazdı ve o pisliğin tekiydi. "Sen Asparşah, sen gözlerimin içine her baktığında yanacaksın, benim gözlerimde kendi ölümünü her defasında izleyeceksin ve her dakika pişmanlıklarla kavrulup yok olacaksın. Çünkü karşında Bir Riva var Gece Riva ve ben seni yok etmekten zevk alacağım. Seçim senin beni kuman olarak mı alacaksın, yoksa benimle birlik olup töreye karşı mı geleceksin." şimdi karar Boran ağa'nındı. Hayatımızı belirleyecek olan karar onun iki dudağı arasındaydı. Ölecekmiydik? Yoksa birlik olup töreye başmı kaldıracaktık? Sessizliğin bir sis gibi dağıldığı odada gerginlik hat safadaydı, çünkü vereceği karar kaderlerimizi yönlendirecekti. Kader, insanın alın yazısı, değiştiremediği, boyun büktüğüydü. Gerçekten böyle miydi? Kaderimizi değiştiremez miydik? "Mantıklı düşün bu işin çıkış yolu yok." daha demin sarf ettiği tüm kelimeleri şimdilik sineye çekerken hâlâ diretiyordum. Dibimde oluşu yetmezmiş gibi birde susuyordu hâlâ, "Kararın ne Boran Ağa." Dedim sabırsızca gözlerinin içine beklentiyle bakarak. Tüm karmaşası gitmiş gibi dikleşti ve sert sesiyle konuşmaya başladı, "Hayır! Sana yardım etmeyeceğim ve bu evlilik olacak, kararımda hükmümde bu yönde. Unutmaki buranında seninde Ağa'n benim ve hükmümde bu evliliğin kesin bir şekilde olacağı yönünde. Sorun çıkarmayacaksın ve boyun eğeceksin. Kararlarıma itâat etmek zorunda olduğunu bil." Her sözü farklı bir hayal kırıklığı yaşatırken umudumun kök saldığı kalbimden her kökü Boran Asparşah'ın eliyle tek tek söküldü toprağından. Umudumu alıp koparmaya çalıştı benden. "Yapma," dedim titrekçe. Göz bebekleri titredi nefes alamadı göğsü şişti ama inmedi tıkandı. "Diyeceğimi dedim." Hayal kırıklığının yansımasını gösteren gözlerimle kaşları çatıldı ve yavaşça yutkundu bunu fark ettim. Gözlerimin dolması sağ gözümden akıp yanağımı ıslatarak çeneme doğru süzülen göz yaşımı izlerken bir adım geriye doğru sendeledi. "Senin farklı olduğunu düşündüm," konuştum hafif çatallaşmış sesimle boğazım gitgide doluyordu, kaşları daha da çatıldı, "Senin diğer Ağalar gibi olmadığını düşündüm, hatta seninde bu evliliği durdurmak için çabaladığını," gözlerini kaçırdı hızla benden, ona yaklaşıp yakınına kadar girdim bakışlarını kaçırmasın bana baksın diye baksınki neye sebep olduğunu görsün istedim, "Ama yanılmışım, sert görünüşlü çatık kaşlı olmasına rağmen adaletli kimsenin hakkını yemeyen, her şeyden önce kadınlara ve kızlara hiç kimseyi aldırmadan arka çıkan okumak isteyenlere arka çıkıp yanlız bırakmayan namus davalarında hiç bir şekilde kadınları diğerleri gibi ezmeyen sadece kadınlarda namus kavramının olmadığını erkeklerinde birer namusunun olduğunu söyleyip savunan herkesin biricik kahramanı ve sevdikleri Ağaları Boran Asparşah'ın tam bir iki yüzlü insan olduğunu bilememişler." Her sözümle gözle görülür bir şekilde sarsılıp pişmanlıkla bakan Boran Ağa'ya bu seferde alaylı bir gülüş ile baktım göz yaşlarım yavaş yavaş kendiliğinden akarken, "Şansa bak ki ağamızın karaktersiz yüzü ile tanışmak bana nasip oldu. Senin Mardin sokağında o yaralı kıza merhamet edip şefkat gösteren adam değil aslında buradaki yardıma muhtaç kıza en ufak bir yardımda bulunmayan acımasız adam olduğun bir gerçek, gerçek sen işte tamda burdaki sen." Diyip onu gösterdim. Başımı olumsuzca iki yana sallarken daha fazla onunla aynı yerde kalamazdım. Koltuktaki çantamı ve hızla alıp arkama bile bakmadan kapıya doğru ilerledim hâlâ odanın ortasında öylece duran Asparşah'a ise son sözlerimi söyledim çıkmadan önce, "Bu işin bozulması için elimden geleni ardıma koymayacağım sonuna kadar da savaşacağım sizden kurtulmak için her şeyi yapacağım gerekirse ölürümde." dedim ve kapıyı sertçe kapatıp kendimi dışarı atmıştım. İlerdeki masada duran iki kadının bana baktığını biliyordum fakat onlara bakmadan geldiğim koridordan ilerledim, kendimi hırs ve sinirle düzeltip derin bir nefes aldım ve sağlam adımlar atıp asansöre bindim. Asansörün durması ile çantamdaki gözlüğümü çıkarıp taktım ve asansörden çıktım. Lobiye gidip ileride oturan Cahit beni görür görmez ayaklandı. Durmadan hızla dışarı çıktık en fazla beş dakika sonra gelen arabaya binen Cahit ve kapımı açan valeye bir teşekkür mırıldanıp bindim kemerimi takarken son bir kez Duvarda ki ASPARŞAH HOLDİNG yazısına nefret ve öfkeyle baktım. Sizi kendi ellerimle yok edeceğim sizin yüzünüzden yok olan hayatımı sizin hayatınızı mahvederek düzelteceğim. Bende Gece Riva isem seni yok edeceğim Boran Asparşah! 🗝️ Gece arkasından etrafı darma duman edip çıkarken Boran karmakarışık bir şekilde odanın ortasına kalakalmıştı. Ne yaptığını kendi bile algılayamaz durumdaydı. Açılan kapı ile hızla kapıya baktığında içeriye giren Bahoz'u beklemiyordu, beklediği Gece'ydi yediği hakaretler yetmemiş gibi duyduklarını bile hazmedemeden tekrar karşısında o dik başlı asi kızı istiyordu. O kız nasıl olurda Gece olabilirdi. "Az önce koridorda şimşek gibi geçen bir kız gördüm, kimdi o? Ve sen niye böyle berbat görünüyorsun?" Bahoz'un sesi ve söyledikleri ile transtan çıkar gibi irkildiğinde aklına gelenlerle hızla cebindeki telefonu çıkardı ve amcasının oğlu Civan'ı aradı. "Alo, Civan" dedi telefonun diğer ucundaki Civan'a. Saatine baktığında 12.46'ydı. "Bir saate kadar herkesi topluyorum amcaoğlu merak et-" sözünü hızla kesti Boran, yaptığı doğru veya değil şuan tartışacak durumda değildi. "Kimseyi toplama Aşiret toplantısı iptal!" Dedi keskin bir sesle. Bahoz koltuğa oturduğunda duydukları ile dona kaldı. "Ne! Dalgamı geçiyon sen hem topla diyon hem toplama diyon. Neler dönüyor anlatacan mı artık." Diye sorgulaması ile derin bir nefes almaya çalıştı ama beyni bu fonksiyonu yitirmiş gibiydi. Hele de hâlâ duyumsadığı koku burnundayken. Bıkkınca soluyup burnunun kemiğini sıktı, "Civan, çok işim var sonra konuşuruz sen kimseyi toplama vazgeçtim ben, hadi eyvallah." Diyip kapattı telefonu. Arkasını döndüğünde Bahoz'un sorgulayıcı bakışlarına maruz kaldı. Karşısındaki deri koltuğa'da Boran oturup yayıldı ve şakaklarını ovmaya başladı. Kafası karman çormandı. "Sen kalk yıllardır uğraştığımız binbir zorlukla toplayıp avucumuza aldığımız o kadar kişiyi planı projeyi tek seferde bırak elinin tersiyle it. Madem vazgeçecektin ne diye o kadar uğraştık o zaman, ya da dur daha doğrusu fikrini değitiren ne oldu?" Bahoz'un sorularına karşın başını geriye doğru yatırıp gözlerini kapatarak cevap vermemek olmuştu. Gözünü kapattığı gibi önüne düşen sima boğazını kuruttu, gözünden düşen damlaları hatırlamak ise boğazını düğümledi. Doğru mu yapıyordu yoksa yanlış mı hiç bir soru beyninde cevap bulamıyor uzun bir sürede bulamayacak gibiydi. Sanırım bugünü tarihe yazacaktı çünkü unutulacak gibi değildi. •••••Bölüm Sonu•••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE