Üçüncü Bölüm

2546 Kelimeler
Berdel kararı açıklandığında içimde bir volkan patlamıştı. Öfkeyle bağırdım, "Asla evlenmem!" Babam, öfkeyle karşıma geçti. Yüzü kıpkırmızıydı. "Mecbur evleneceksin!" diye bağırdı benim gibi. "Ağabeyinin ölmemesi için bu evliliği kabul edeceksin!" Kızgın bakışlarına karşı koydum. "Hayır, böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil!" dedim, sesim titreyerek. "Beni zorla evlendiremezsiniz!" Öfkesi bir saniye içinde doruğa çıktı. Yanağıma hızlı bir tokat attı. Acı acı yanan yanağımı tuttum, ama boyun eğmedim. Artık çaresizce boyun eğmeyecektim. "Ağabeyinin hayatı bu evliliğe bağlı. Onun için bunu yapmalısın." Gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama kararlıydım. "Benim de bir hayatım var. Beni zorla evlendirmeye hakkınız yok. Ağabeyim kendi hatasının bedelini ödesin." Yumruğunu omzuma vurduğunda acıyla inledim. "Bu aile için fedakârlık yapmalısın Dilan. Ağabeyin için gerekirse öleceksin." Direnç göstermeye devam ettikçe acımadan vurmaya devam ediyordu. Havin beni ellerinden almaya çalıştıkça tekmeleri ona da gelecek diye korkuyordum. “Çıkar şunu yukarı, yarın akşam yüzük takılacak hazır olun.” Havinden aldığım destekle titreyen bacaklarım beni odama taşıdı. Kapıyı hızla kapattım ve ardımı dönüp yere yığıldım. Gözyaşları, acı içinde boğazımdan fışkırıyordu. Kız kardeşim hızla yanıma geldi ve bana sıkıca sarıldı. Birlikte hıçkıra hıçkıra ağladık. Gözyaşlarımız, çaresizliğimizi ve acımızı yansıtıyordu. "Neden?" diye sordum çenem titreyerek. Neden beni sevmiyorlar, neden beni acımdan harcıyorlar. Nasıl böyle bir şey yaparlar anlamıyorum. Ağabeyim cezasını çeksin, ona acımıyorum.” “Ablam lütfen kendine gel.” "Neden böyle bir şeyi kabul etmeliyim? Ben de bir insanım, benim de bir hayatım var." Yaralarımdan öpüp, “Kenan ağabeyin yanına mı kaçsan?” dedi. Gözlerim gözlerinde sabit kalırken, “Nasıl?” dedim. “Abla Kenan abim bu aileye meydan okuyor sen de biliyorsun. Kimse onun gücüne yetişemiyor. Git sana yardım eder o.” “Bırakırlar mı peşimi sanıyorsun? O adam kafayı bana takmış eminim bile bile beni istediğini söylemiştir. Dağ ayısı, evlenmem onunla asla.” “Kaç git abla.” “Nasıl?” “Bu gece gizlice konaktan çık.” “Ama bu nasıl olacak? Çıksam otobüs nasıl ayarlayacağım, ayarladım diyelim otobüste hemen yakalanmam mı?” Bilmiyorum dercesine ellerimi tuttu. “Zafer abimi arayacağım.” “Sence telefonu açık mıdır? Kim bilir nereye saklanmıştır.” “En yakın arkadaşının numarası var ben de. Ondan yardım isteyeceğim.” “Şu beni eve bırakan mı?” “Evet. O seni götürür İstanbul’a, sen şimdi toparlan ben onlara ulaşıp haber vereceğim sana.” Zorlukla bedenimi yerden kaldırıp yatağa uzandım. Allah’ım yardım et. Gecenin karanlığı çökmüştü. Abime ulaşan Havin ona olan biteni anlattıktan sonra abim öfkelenmiş, asla o adamla evlenmemi söylemişti. Demesi kolaydı, sanki bilmiyordu töreyi. Kaçmam için arkadaşını konağa yollayacaktı ve arkadaşı gelmişti. Kalbim hızla atıyordu, her adımımın acilen atılması gerekiyordu. Ağabeyimin arkadaşı sokağın başında beni bekliyordu. "Hızlıca ve sessizce gitmeliyiz abla." Etrafı gözetleyen Havin’e başımı salladım ve yavaşça koridor boyunca ilerlemeye başladık. Her adımda kalbim daha da hızlanıyordu. Kapının önüne geldiğimizde eliyle kapının kilidini açtı. “Ablam bundan sonrası sana ait. Lütfen git kurtar kendini.” “En yakın zamanda seni de alacağım yanıma.” Kapıyı geçtikten sonra dışarıdaki karanlığa doğru ilerlemeye başladım. Araba, birkaç metre uzakta sessizce bekliyordu. Adımlarımı hızlandırdıkça, panik içindeydim. Herhangi bir aile üyesi veya gözcü tarafından yakalanmamam gerekiyordu. Arabaya vardığımda kapıyı hızla açıp içeriye atladım. “Bacım arka koltuğa uzan başımıza iş açmayalım.” Motoru çalıştırdı ve sessizce konağı terk etmeye başladık. Kalbim hala hızlı atıyordu, ama bu sefer özgürlük hissiyle birleşmişti. Evlenmeyecektim o adamla. Takıntılı psikopatın tekiydi. Onunla oyun oynadığım için kim bilir bana neler ederdi! Bir mesaj attım diye bir ay boyunca peşimi rahat bırakmamıştı. Normal değildi o, normal olmayan bir adamla evlenip hayatımı mahvedemezdim. Eğer bir kere gelinlikle çıkarsam konaktan kefenimle geri gelirdim. Zorlukla geçen yolculuğun ardından sonunda Kenan ağabeyin evinin önüne gelmiştik. “Bundan sonrası sana ait bacım. Ama benden söylemesi, kaçtığını iki ailede öğrenmiş.” “Nasıl?” “Mola yerinde konuştum bizim çocuklarla, Cihan ağa yola çoktan çıkmış.” Elim göğsümün üzerinde korkuyla arabadan indim. “Çok sağ ol. Allaha emanet ol.” Bahçeye girdiğimde koşar adım kapıya gidip peş peşe kapıya vurdum. İçeriden adım seslerini duymama rağmen hâlâ peş peşe vuruyordum kapıya. Sonunda Kenan abi kapıyı açtığında derin nefes aldım. “Dilan?” “Abi yardım et.” Karısıyla yüzümdeki yaraları incelerken gözleri şaşkınlık ve korkuyla açılmıştı. Perişan halimi görüyorlardı ve kötü bir durumun olduğunu elbette ki anlıyorlardı. “Ne oldu sana?” Hıçkıra hıçkıra ağlarken Kenan abim elimi tutup, beni içeriye aldı. Yürüyecek halim yoktu. Koltuğa oturduğumda elinde suyla gelen Nazlı yengenin elinden suyu zorlukla aldım. “Dilan ne oldu anlatsana?” “Abim Acem aşiretinin kızını kaçırmış abi. Aşiret kan dökülmesin diye berdele karar vermişler. Beni Cihan ağayla evlendireceklermiş.” “Böyle saçmalık mı olur?” Gözyaşlarım titrerken Nazlı yengenin elini tuttum. “Zorla evlendiremezler seni,” dedi. Söylediğine kendi bile inanmıyordu. Kocasına neler etmişlerdi, bana ne yapmazlardı ki? “Cihan ağa acımasız gaddarın teki, önüne gelene zarar veriyor. Ben ağabeyim ölmesin diye neden ölüyorum Kenan abi?” “Dur hele, amcamla bir konuşayım.” Yüzündeki öfkeyle oturduğu yerden kalkan abim babamı ararken, kalbim duracaktı korkudan. “Evlendirmesinler beni o dağ ayısıyla. Orangutan gibi bir adam o Nazlı yenge, söyle Kenan abime vermesin beni ona.” “Kimse kimseyi zorla evlendiremez Dilan, sakin ol.” “Yenge sen tanıyamadın mı bizimkileri? Kenan ağabeyimin öz ağabeyi neler etti ona görmedin mi? Ölmek istemiyorum, o adamla da evlenmek istemiyorum.” “Dur hele dur.” Kenan abi telefonu kapadıktan sonra dışarıya doğru yürüdü. “Dışarıya çıkmayın.” “Kenan ne oluyor?” “Bir şey yok güzelim, oturun burada.” Kapıya çıktığında, “Kesin geldiler,” diyerek ağlamaya daha çok başladım. O adam bırakmayacak peşimi, nasıl kurtulacağım ondan? Pencerenin önüne giden Nazlı yenge dışarıyı izlerken, “O ayı da burada mı?” diyerek sordum. “Ben hiçbirini tanımıyorum.” Korka korka yanına gidip tülün arasından bahçeye baktım. "Aha bak, orada dağ ayısı?" "Hangisi?" "İşte bak, siyah gömlekli olan." "En önde duran, hatta Kenan'a sarılan adamdan mı bahsediyorsun?" "Evet. Bu niye Kenan abime sarılıyor?" "Ne bileyim ben? Ayrıca adam dağ ayısına benzemiyor, oldukça yakışıklı." "Yenge sen kör müsün? Ben evlenmen bununla." Birlikte eve doğru gelirlerken, “Buraya geliyorlar,” diyerek tekrar ağlamaya başladım. Neden geliyordu eve, göndermesi gerekiyordu onu Kenan abimin. “Kız dur, adam seni zorla götürecek değil ya." "Götürür bu." "Bu kadar emin olduğuna göre sen bu adamı tanıyorsun?" Dudaklarım kapandığında kaşları yükseldi. “Tanıyor musun yoksa?" "Hayatım, müsait misiniz?" "Müsaidiz." "Ben müsait değilim." Yerimde gerilirken birlikte içeriye girdiler. Anında göz göze geldik. Kehribar gözleri öfkeyle yanarken yumruklarını sıktı. "Kim vurdu sana?!" Berdel kararını almasaydı şu an burada olmayacaktım. “Sesini alçalt,” dedi Kenan abim. "Söylesene, kim vurdu?" "Sana ne! Senin yüzünden dayak yedim ben. Berdel diye tutturmasaydın, şimdi böyle olmazdık." "Berdel olmasaydı ağabeyin ölecekti." "Ölsün, bana ne, ağabeyim beni düşünmüş mü?" Daha fazla öfkelenirken, “Oturun,” dedi Kenan abi. “Sakin sakin konuşalım şu konuyu." Ben onunla konuşmak istemiyordum. "Abi, gönder bunu evden." "Otur Dilan. Sen de." Kaşlarım çatılı koltuğa oturdum. Gözlerini üzerimden çekmeden tekli koltuğa oturduğunda bakışlarımı kaçırdım. "Cihan bana senin onu sevdiğini söyledi, Dilan." Yalancı! "Yalan söylüyor, sevmiyorum onu." Burnundan soluyup, “Emin misin?” derken, “Evet,” diyerek bağırdım. “Kendi kendine gelin güvey olmuş. Ben hiç bu dağ ayısını sever miyim?" Dağ ayısı dediğim için ortalığı yıkması gerekiyordu ama o sakin sakin karşımda oturuyordu. Onu anlayamıyordum. "Dilan bana açık ol." "Abi, ben onunla evlenmek istemiyorum. Gitsin başkasıyla evlensin." "Boşuna nefesini tüketiyorsun Dilan, evleneceğimizi ikimiz de çok iyi biliyoruz. Ben senin oynayacağın çocuk oyuncağın değilim. Bana attığın mesajlar hâlâ telefonumda duruyor, fotoğrafın hâlâ bende. Aklını başıma al, ters yanımı sana göstermek istemiyorum." Şerefsiz hemen mesajlarla tehdit ediyordu. Aptallık bendeki o gün fotoğrafımı çekip gönderdim ona. Akılsız başın ceremesini ayaklar çekermiş Dilan, çek yaptığın aptallığı. "Zorla evlenecek sanki." dedim kendimi haklı çıkarmaya çalışarak. "Zorla ya da güzellikle, evleneceğiz." "Asla evlenmem seninle." "Haftaya karım olacaksın, hazırlan. Kardeşim ben gidiyorum, o zamana kadar sana emanet." Ayaklarımı yere vura vura “Evlenmeyeceğim seninle,” diye bağırmama rağmen beni umursamadan evden çıkıp gitti. “Asla evlenmem ben onunla.” “Dilan sen biraz dinlen, dinlendikten sonra bu konuyu ayrıntılı konuşalım.” Akan burnumu çekerken, “Gel sana kalacağın odanı göstereyim,” dedi Nazlı yenge. Başımı salladım. Çok fazla yorgun hissediyordum. Birlikte merdivenleri çıkıp misafir odasına girdik. Yatağa oturdum. “Önce yaralarına bakalım.” Banyodaki ecza dolabından malzemeleri alıp yanıma geldi. Gözlerim dolu doluydu. Ne yapacağımı gerçekten biliyordum. Ya Havin’e zarar verirlerse benim yüzümden, ne yaparım o zaman ben? “Siz daha önce onunla sevgili miydiniz?” Hafifçe içimi çektim ama karşılık vermedim. Bana âşık değildi biliyorum, kızgındı. Onunla oynadığım için öfkeliydi ve bana aklı sıra ceza veriyordu. “Bununla yüzleşmek zor olmalı. Ama sen güçlü bir kadınsın, bu durumun üstesinden gelebilirsin. Kimse seni bu şekilde görmek istemezdi ve bunu hak etmedin. Şunu unutma ki seninle birlikteyiz.” Dolan gözlerimi ovuşturdum. Belki dikkatini çekmeseydim böyle olmazdı. Nasıl olmazdı? He türlü o berdel kararı alınırdı. Havin küçük olduğu için evlenemezdi, yine ben evlenirdim. “Ağlamak güçlü olmanın bir göstergesidir bunu unutma.” “O çok sert bir adam. Kiminle konuşursa konuşsun bir kere bile yüzünü yumuşatmaz. Bir gün bir düğünde bununla kısa bir an göz göze geldik. Bana sanki düşmanıymışım gibi baktığı için öfkelendim. Arkadaşlarımın gazına gelerek numarasını bulup buna mesaj attım. Nasıl cesaret ettiysem bir süre mesajlaştıktan sonra baktım bu durumu ilerletmek istiyor hemen bir daha bana yazma dedim ve numarasını engelledim.” “Ümit vermişsin ona.” “Hiçbir şey vermedim ona. Durumu açıklayıp özür diledim ama onun umurunda olmadı. Saplantılı boyuta getirdi beni.” “Seni seviyor olabilir.” “Sevmesin, ben sevmiyorum onu.” “Evleneceğiz diyor.” “Asla evlenmem.” “Evlenirseniz?” “Hayatı ona dar ederim.” “Hayatı dar olacak birine benzemiyor ama.” Oflayıp bedenimi yatağa bıraktım. “Abimden nefret ediyorum. Gidip kız kardeşini kaçırmasaydı bunlar gelmeyecekti başıma.” “Sen biraz uyu.” Diyerek odadan çıktığında yorgun gözlerim kapandı. Ne yapacaktım, nasıl ondan kurtulacaktım bilmiyorum... Bütün gece deliksiz uyuduktan sonra sabah Nazlı yengeyle odada konuştuk. Bir sürü şey söylüyordum ama ne dediğimi bilmiyordum. O kadar korkuyordum ki, ne yapacağımı bilmiyordum. Aslında sonu biliyordum. Ya ölüm ya da teslim olmaktı. “Dilan baban geldi.” Kenan ağabeyin sesiyle korkudan bacaklarım titremeye başladı. Yanımda duran Nazlı yenge, “İstersen burada durabilirsin.” Dediğinde başımı iki yana salladım. “Yenge ne zamana kadar kaçacağım?” Bana ulaşamayınca Havin’e zarar vermişlerdir. Eğer gitmezsem ona daha çok zarar verirlerdi. Kendi hayatım için kardeşimin hayatına kıyamazdım. Ben ağabeyim değildim. Korka korka merdivenleri inmeye başladım. “Dilan nerede?” diye soruyordu babam olacak adam. “İçeride.” “Kuralları biliyorsun Kenan, kaçamaz, kaçarsa ölür. Evlenecek Cihan ağayla.” “Kızı zorlayamazsınız.” “O utanmadan adamla konuşurken bizi ve kendini düşünmüş mü? Dünden beri kulağıma gelen lafların haddi hesabı yok. Elin herifiyle sürterken namusunu düşünmeyen kadın istediği hayatı yaşayacak öyle mi? Orada dur Kenan, biz senin kadar yoldan çıkmadık.” “Sesinin tonunu düşür ve laflarına dikkat et!” Yine yapmadığım bir şeylere inanmıştı. Evet, mesaj atmıştım ama pişman olup özür dilemiştim. Gezip dolaşmamıştım onunla. Yazıklar olsun, göründüğü gibi adama benzemiyormuş. Herkese yaymış attığım mesajı. "Kızını zorla evlendiremezsiniz!" "Dilan'ın hayatı bize ait, sen karışma! Senin bu işlerde söyleyecek sözün yok!" Keşke benim babam, ağabeyim Kenan abi olsaydı. O, o kadar iyi ve dürüst biriydi ki bu ailedeki en mert adamlardan biriydi. "Bunu yapamazsınız, bu yanlış. Dilan bir insan, onun da bir iradesi var. Yıllardır kadınlara baskı yapmaktan vazgeçmiyorsunuz amca! Artık durun." Durmazlardı! "Bu bizim yolumuz, bizim geleneklerimiz!" diye bağırdı babam, yüzündeki ifade giderek sertleşiyordu. "Bu yoldan çıkmamızı mı bekliyorsun? Bizim namusumuz bu!" "Bu sizin namusunuz mu?" Kenan ağabeyin sesi alaycı bir tını kazanmıştı. "Kızınızın hayatı üzerinde böyle bir hak iddia etmek mi sizin namusunuz? Onu sevmediği bir adamla evlendirmek mi?" "Namus, ailemizin onurudur!" diye bağırdı babam, yüzündeki öfke kontrolünü yitirmek üzereydi. "Dilan'ın yaptıkları bizi utandırdı, şimdi onu düzeltmek zorundayız." Oturup saatlerce ağlasam dinmezdi gözyaşlarım. Bir kere bile boynunu bükecek bir şey yapmamıştım. Öz babamdan bu lafları duymak o kadar kötüydü ki sanki diri diri mezara sokuyordu beni. Nazlı yenge, "Yeter!" diye bağırdı. Sonunda o da dayanamamıştı. "Bu kızın hayatıyla oynayamazsınız. Dilan'a, kendi hayatı üzerinde bir söz hakkı verin." Babam gaddar ifadesiyle, “Sen karışma!” diyerek bağırdığında, “Amcam demem suratını dağıtırım,” diyerek dişlerinin arasından konuştu Kenan abi. “Benim evimde kimseye bağıramazsın. Hele ki karıma asla.” Birbirlerinin üzerine yürüyeceklerken kapı çaldı. Kenan abi çatılı kaşlarını babamın üzerinden çekerek kapıyı açmaya gitti. “Utanmaz, bir de evden kaçıyorsun öyle mi? Eve dönelim senin o bacaklarını nasıl kırıyorum gör sen. Topal halinle çıkacaksın evden. Sırtına giydiğin beyaz gelinliğin kefenin olacak.” Sızlayan burnum gözlerimi doldursa da ağlamadım. “Senin ne işin var burada?” diyerek içeriye giren Cihan’la Nazlı yengeye yaklaştım. Bütün vücudum titriyordu. "Bu kızı dövdün, hangi yüzle karşısına çıkarsın!" diye bağırdı. "Seni dün uyardım! Dilan bundan sonra senin kızın değil, karşısına çıkmayacaksın dedim değil mi?” "Bu aile meselemiz, sen karışma!" diye bağırdı babam. "Aile meselesi mi?" Cihan'ın sesi yüksek ve öfkeliydi. "Bu kızın ailesi benim bu saatten sonra. Ailemin hayatına karışılmasına izin vermediğimi çok iyi biliyorsun Cabbar Ağa. Eğer karımın karşısına çıkarsan 'babası' demem, canını alırım senin." Karım mı? Ne diyordu bu? "Evimden çıkar mısınız? Gidin, nerede tartışıyorsanız tartışın," diye bağırdı Kenan abi. Ortada kalmış gibi hissediyordum. Gözyaşlarım durmadan akarken nefes alamaz hale geldim. "Karımı şimdi alıp gidiyorum, bundan sonra siz onun ailesi değilsiniz." "Ne demek bu!" "Anladın anlayacağını. Eğer karşısına çıkarsanız, sonunuz benim elimden olur." Bileğimden tutup beni kendine çektiğinde, “Bırak,” diyerek bağırdım. "Görüşürüz Kenan." "Gelmek istemiyorum," diyerek ortalığı yıkarken umursamadan evden çıkardı beni. “Evlenmeyeceğim seninle, bırak beni.” Kolunu belime dolayıp bedenimi siyah arabanının içine soktu. Kendi de içine bindiğinde arabayı kullanan adam hemen arabayı çalıştırdı. Aşağı inmeyeyim diye de kapıları kilitledi. “Bırak beni dağ ayısı, seninle asla evlenmem.” “Sakin ol.” Omzuna, göğsüne yumruklarımı vururken bileklerimden tutup, “Sakin ol,” diyerek bağırdı tekrardan. “Olmayacağım, seninle evlenmek istemiyorum.” “Eğer sen evlenmezsen kız kardeşin evlenmek durumunda kalacak. Kaç yaşındaydı o, on yedi mi?” Burnumdan hızlı hızlı solurken, “Allah belanı versin,” dedim. “Seni görende adam sanır.” Ellerinin baskısını arttırdı. “Küçücük kıza mı göz koydun?” “Daha çok ablasına koydum diyelim.” “Hastasın sen, hem de ruh hastası.” “Beni kendine bulaştıran sendin.” Bacağına tekme attığımda bu sefer bacaklarımı bacaklarının arasına sıkıştırdı. Bizi soktuğu pozisyon o kadar garipti ki kurtulamıyordum ondan. “İki mesaj attık diye âşık mı oldun bana? Kızdığın için böyle davrandığını biliyorum. Bak özür dilerim, bir anlık sinirle attım o mesajı. Lütfen uzatma.” Gözlerini kısıp başını iki yana salladı. “Ağabeyin olacak piç bacımı kaçırdı, karşılığında evleneceğiz.” “Git ağabeyimi öldür beni niye kendine alıyorsun?” “Bu kadar mı gamsızsın?” “Ağabeyim beni düşünmüş mü?” “Düşünmemiş. Ama merak etme ben seni düşüneceğim.” Bileklerimi kurtarmaya çalıştıkça canım her saniye daha da acıyordu. “Bırak beni! Sen adam mısın da beni düşüneceksin? İki mesaj attık diye herkese söylemişsin, demek ki konuşsaydık veya bir ilişki yaşasaydık bütün Urfa’ya yayardın.” Sağ elini enseme atıp yüzümü yüzüne yaklaştırdı. “Bana bak, o diline sahip çık koparmayayım. Alttan alıyorum damarıma basıyorsun. Canını yakmamaya çalışıyorum üzerime geliyorsun.” “Yalan mı?” “Yalan lan yalan! Ben kimseye bir şey demedim. Demem de! Beni tanımadan adamlığımı sorgulama!” Bedenimi geriye itip, “Rahat dur,” diyerek bağırdı. “Ağlasan da, kendini yerden yere atsan da yarın karım olacaksın… O zaman bütün Urfa duyacak Dilan Korhan Cihan Acem’in kadını olduğunu…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE