2.Bölüm

1117 Kelimeler
Gözlerimi araladığımda havanın kararmış olduğunu fark ettim. Belimdeki ağrı ve kasıklarımda derinleşen ağrı ile yerimden kıpırdayamaz oldum. Yüzümü buruşturdum. Acıdan inleyecektim bu kez. Zevkten inlemek tercihin de olsa. Bir kaç saniye beklediğimde tavana bakakaldım. Saat kaç olmuştu? Başımı yana çevirdiğimde onun yatakta olmadığını fark ettim. Nereye gitmişti? Nereye gittiği umurumda değildi gerçi, niye soruyorsam... Tek umurumda olan; buradan nasıl kurtulacağımdı. Eve gitmem lazımdı. Acımı, ağrımı umursamayarak yatakta doğrulduğumda kıyafetlerimi aradım. Eski yerinde değillerdi. Oflayarak çırılçıplak kalktım. Odanın her yerini gezerken kıyafetlerimi bulamıyordum. "Nereye gitti bu lanet olası kıyafetler?!" "Bunları mı arıyorsun?" Onun sesini duymamla arkama dönmem bir oldu. Üzerini giymişti, siyah takım ve beyaz gömlek. Zaafım. Üstelik duş almış ve parfüm sıkmış olmalıydı ki buram buram kokusu yayılıyordu. Dudaklarını sinsice kıvırmış kıyafetlerimi havada tutuyordu. Çıplak olduğumu umursamadan yanına hızla gittiğimde beni tepeden tırnağa süzdü. Umursamadım. Kıyafetlerime uzanmaya çalıştığımda geri çekildi. Bir kolu belime sarılınca bedenlerimizi birbirimize yapıştırdı. Burnunu yanağımın üzerinde gezdirirken gözlerini ayırmadı. "Ne dersin... Bu gece-" "Yeter artık!" Zorlanmadan kendimi geri çektiğimde ona kızgınlıkla baktım. "Tek gecelik demiştin lanet olası, tek gecede üç kez değil!" Kahkaha attı. "Bana kalırsa..." Gözlerindeki o hayran dolu bakışlara bakmak istemediğimden kollarımı bağlayarak kafamı çevirdim. "Aralıksız seninle olurdum da..." Ah ne kibar konuşuyordu! Oysa seni bir güzel beceririm demesi sevişme kalıbına tam oturuyordu pezevenk züppenin! Dişleri sıktım. "Üşüdüm, ver artık!" Yutkundu, bana bir adım atarak aramıza açtığım mesafeyi tek adımda kapatmış oldu. "Duş almayacak mısın?" Hınçla yüzüne döndüm. "Hayır!" "Ter kokmak istemezsin?" Sinirle gülümsedim. "Gece kokumun benimle ne kadar sevişirsen seviş asla kötü olmayacağını söylüyordun! Ter, vücut sıvısı... Bunlar da değil mi?" Dudaklarını kıvırarak şöyle şehvet dolu bakması... Ah sinirlerimi bozuyor kesinlikle sinirlerimi bozuyor! "Rahatlarsın diye söyledim, ama sen bilirsin tabii." "Elbette ben bilirim," Boşluğundan yararlanarak kıyafetlerimi onun güçlü tutuşundan kurtardım. Bir kaç adım geriye gittiğimde sütyenimi takıp askılarını düzelttim. Külodumu da giyecekken eğildiğimde ona baktım. Pervaza yaslanmış beni izliyordu. "İzlemesen mi acaba?" "Utanıyor musun yoksa?" Sinirle güldüm. "Hah, utanmak ve ben." Gerçekten olacak şey değildi. Ben Dilayda. Utanmaz, arlanmaz, içinde en ufak merhamet duygusu olmayan o kötü kızlardanım. Evet doğru duydunuz, o hikayelerin başrolündeki saf, iyi niyetli, Pollyanna kızlardan çok uzaktım. Annemin diğer kızının aksiydim. Bu yüzden annem beni sevmez, ölmüş toprağın altında ola o saf iyi kalpli melek kardeşimi bağrına basardı. Kendisi onunla kafayı bozduğu için akıl hastanesindeydi zaten. Bir kez melek tarafıma uyup şeytan tarafımı susturduğumda onu ziyarete, hastaneye gitmiştim. Tabi ki beni gördüğüne sevinmemişti, en başta beni İlayda zannetmişti. O hep bağrına bastığı kızını. Dişlerimi sıkarak o hastaneye bir daha adım atmayacağıma yemin etmiştim. Son kez o gece ağlamıştım. Tüm iyi niyetli vicdanı duygularımı o gecede bırakmıştım. O günden sonra bambaşka bir insan olup çıkmıştı. Her belanın altından ben çıkıyordum. Kumarhanelerde kurpiyerlik yapıyordum, bazen barlarda çalışıyordum ek iş olarak, bazen de gece yarışlarına katılıyordum. Hatta en son kadınlar için düzenlenen boks yarışmalarına katılmıştım. Ama hiç biri şu anki yaptığım iş kadar iyi para etmiyordu. Başkalarına göre bu iğrenç, illegal bir iş ama benim umurumda mıydı? Hayır. Belalı, kötü kalpli hatta oturduğu mahallede orospu damgası yiyen Dilayda'nın nah umurundaydı. Bir de utanmadan erkeklerin altında mı yatıyorsun orospu? Evet bunu öğrenen Nihal denen karıydı, yani kirada oturduğum evin sahibi, mahallede dedikoducu olarak tanınan Ayfer denilen şıllıktan öğrenir öğrenmez beni kapı dışarı etmişti. Omuz silktim. Onun evine mi kalmıştım be? Üzerimi giyinip siyah uzun dalgalı saçlarımı elimi dağıtarak salık bıraktığımda Erzen'in halen beni izliyor olduğunu gördüm. Bu kez pervazdan doğrulmuş ellerini pantolonun cebine sokmuştu. Yüzümde şımarık bir gülümsemeyle yanına gittim. Yüzüne doğru eğildim. Kafasını çevirdi. Gözlerindeki o az önceki hisler yoktu, yırtıcı sert diyebileceğiniz bakışlar hakimdi. "Paranı çekebilirsin hesabımdan, tabi 50.000 ha dur, 3 kez olduysa, 150.000 lirası hariç kalanını alabilirsin." Yanından geçip gideceğim sırada kolumdan tutup durdurdu beni. Sinirle dişlerimi sıktım ama ona belli etmemeye çalıştım. Kolumu sıkı tutuyordu ama acıtmıyordu. "Bu gece yanıma taşınacaksın," Kaşlarım çatıldı. Saat zaten sekizi geçiyordu? "Bu otelden beraber çıkacağız." Kolumu kurtararak yüzümdeki maskeyi indirdim. "Ne saçmalıyorsun sen be? Bu iş fazla uzadı. Ben kimseye ait değilim ve senin de sahipli fahişen olmayacağım!" Durdu, gözlerime öyle bir baktı ki yutkunmak zorunda kaldım. Ama hayır! Asla geri adım atmayacaktım! "Sana yatırım yaptım, anlaşmayı da feshedemezsin. 99 gece daha benimlesin." Yani bu demek oluyordu ki 3,5 ay onunla olacaktım? "3,5 ay sadece seninle miyim yani?" diye soramadan edemediğimde sinirle gülümsedi ki buna gülümseme bile denmezdi. "Sana her gece sevişeceğiz diyen mi oldu?" Siktir! Kaşlarım derinden derine çatılırken," Bir hafta ara veririz belki bir ay... Belli olmaz." Yani bu demekti ki onun yanında ne kadar süre kalacağım belli değildi. Koca bir siktir! "Bana ne, kabul etmiyorum! Feshediyoruz anlaşmayı!" "Yani sana milyon dolarlık girecek olan borcu kabul ediyorsun o zaman, bilirsin tazminat davası açarım?!" Sinirle elimle yüzümü ovaladım. "Ya sen ne manyak bir insansın ya! Sevişmek istemiyorum lan seninle! Zorla mı sahip olacaksın!" Yüzü kasıldı. Çenemden sertçe tutup havaya diktiğinde, "O kadar da alçalmadım! Ama senin de isteyeceğini bildiğim için rahatım." Kafamı hızla çevirip elinden kurtardım. Sinirle derin derin soluk aldım. "Tamam... Anlaşıldı madem başka türlü olmayacak, kabul ediyorum. Ama şartlarım var." "Güzel benim de var. Sen sırala önce." Arkasına dönüp koyu kahverengi deri koltuğa oturarak bacak üstüne bacak attı. Geniş kaslı omuzlarını da koltuğa dayadığında keskin bakışlarını gözlerime dikti. "İstediğim gibi davranabileceğim bana karışmayacaksın." Sinirle gülümsedi. "Hmm, misal?" Misal... Gergince bacağımı salladım. Güzel soruydu. Misal ne Dilayda? Dudaklarımı dişledim. "İstediğim gibi alışverişe çıkabileceğim hatta en pahalı en marka ne varsa istiyorum!" Belki gözünü korkutabilirdim... Yani umarım. Gülümsemesi derinleşti. "Olur, sana sadece dolardan oluşan kartlarımdan bir tanesini veririm." Siktir! Onu sıradan bir zengin olabileceğini düşünmemiştin değil mi Dilayda! Başka şeyler bul başka şeyler hadi! "Sadece bu değil ama!" "Hmm, başka ne istiyorsun?" Yutkundum. Ne olabilirdi ne olabilirdi diye düşünürken kafamda ampul patladı. Sinsice gülümsedim. "Benden başkasıyla sevişmeyeceksin!" Belki pes ederdi? Sonuçta erkek değil miydi? Aylar boyunca hep aynı kadınla olmak onu sıkacaktı biliyordum. "Başka kadınlarla olacaksam seni ne diye yanımda tutayım ki?" Kahretsin! Bu da doğruydu ve haklıydı da! Birden ayağa kalktı. "Ama sen de başka erkeklerin yatağını ısıtmayacaksın," Yüzümü ezmek istercesine baktı. "Anladın mı beni?!" Dişlerimi sıktım. "O kadar da değil herhalde, tamam." Zaten borç korkusundan yanaşmazdım bile. "İçki de yok o zaman?" Ne? Siktir? "Nasıl ya?" dediğimde yüzümü avuçladı. "Sigara ve içki. İkisi de yasak." Kaşlarım çatıldı. Sigara neyse de içki katiyen bırakamazdım her gece kadeh devirmek ritüelim olmuştu benim! "Bunu isteyemezsin!" Baş parmağını yanağıma dudaklarıma bastırdı. "Bırakacaksın," Durdu. Burnunu kulak mememin arkasına dayadı. "Sence de lüks bir hayat için değmez mi? Araba, ev, pahalı marka kıyafetler, takılar, telefonlar... İstediğin her şey." O kadar şeyim olacaktı ama içki içme hakkına sahip olmayacaktım. Cidden koca bir siktir! Genç yaşta sirozdan gitmek mi istiyorsun bok kafalı?! Dişlerimi sıka sıka çaresizce kabullendim. "Tamam lanet olası tamam." dediğimde boynumu öptü, öptüğü yerden huylandım. "Erzen diyeceksin bana. Sadece Erzen." Gözlerim yuvadan uçana kadar gözlerimi devirmek istedim ama yapmadım. "Tamam Erzen." "Güzel."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE