Heaven son gözyaşlarını da akıttıktan sonra kendisini toparlayarak ayağa kalktı. Boğazındaki kesikten akan kan kurumuş, kuruyan kan uzun bir çizgi halinde bembeyaz boynunda çirkin bir leke halinde parlıyordu. Kolundaki yara ise hala ince ince sızlıyordu. Kanayıp kanamadığından emin değildi. Eğilip bakamayacak kadar kendinden geçmişti. Yapması gereken daha acil işleri vardı. Arka kapıdan içeriye girdiğinde koridorda gördüğü meraklı gözlere öfkeyle baktı. Kendisine bakan gözlerde merakın yanında aşağılama, yargılama ve nefret vardı. Kendisine hakim olamadan, "Neden bakıyorsunuz?" diye bağırdı. "Ben o adamın saldırısına uğrarken sağır olan kulaklarınız, görmeyen gözleriniz bir anda duyularını geri mi kazandı? Hepiniz işlerinizin başına dönün! Buraya geldiğim günden beri istediğiniz oldu işt

