Heaven mutfaktaki işini bitirdikten sonra odasına gitmek üzere ayrıldı. Dinlenmeye ihtiyacı vardı. Kısa sürede yaşadığı onca şey üzerine biniyor, nefes almasını zorlaştırıyordu. Heaven bu tür durumlara alışkın değildi. Onun için babasının evindeki huzur ve sakin yaşam yeterliydi. Adrian'ın hayatına girdiği günden beri huzur adeta kuş olup uçmuş, Heaven'ı bu karmaşanın içinde bir başına bırakmıştı.
Odasının karanlığına kavuştuğunda elindeki mumu masaya bıraktı. Kedisi küçük yatağın ortasına kurulmuş, uykunun keyfini sürüyordu. Heaven yatağına ilerleyip uyuyan Nyks'i kucaklayarak yere indirdi. Sonra da üzerindeki elbiseden kurtulup, geceliğini üzerine geçirdi.
Aklını kurcalayan birden çok konu vardı. Ama Heaven'ın hiçbir şey düşünmeye gücü yoktu. Sırt üstü yatağına uzandığı esnada duyduğu hafif sese kulak kesildi. Anlam veremediği ses az sonra yeniden tekrarlanınca aceleyle yatağından doğruldu ve kapıya ilerledi. Kapıya ilerlerken silah olarak kullanabileceği bir şeyler bulabilmek adına etrafına bakınıyordu. Bugün yaşadığı korkudan sonra kendisini koruma konusunda daha dikkatli davranması gerektiğini fark etmişti.
Sonunda masanın üzerine koyduğu mumun elindeki tek silah olduğunu fark ederek onu aldı. Kapının arkasına geçip pozisyon alırken, "Kim o?" diye seslendi.
Ufak bir duraklamanın ardından kapının ardındaki kişi cevap verdi.
"Benim Heaven, müsait misin?"
Heaven rahat bir nefes verip, elindeki mumu masaya yeniden bırakarak kapıya döndü. Tereddüt etmeden açtığı kapının ardından içeriye giren Sally, Heaven'a bir baktıktan sonra kapıyı kapattı.
"Rahatsız ettiğim için üzgünüm," diye mırıldandı. "Sadece belki biraz konuşuruz diye düşünmüştüm."
Heaven arkadaşının ne hakkında konuşmak istediğini az çok tahmin ediyordu. Öğleden sonra olanlar hakkında bir kelime bile konuşmadıkları için, Sally'nin merakını körüklediğini hissetmişti. Aslında odasına bir ziyarette bulunacağının sinyallerini mutfakta çalışırken almış olması gerekirdi.
Heaven yatağına geçip oturdu. Başını sallayarak, "Sorun yok," dedi.
Sally de Heaven'ı takip ederek yatağa geçti.
"Bugün olanlar hakkında konuşmak istersen seni dinleyeceğim."
Heaven arkadaşına bir bakış attıktan sonra kaşlarını kaldırdı. "Sen daha önce ne yaşadığını bana anlatırsan ben de sana bugün olanları anlatırım," dedi.
Sally mahcup bir gülümsemeyle ellerini kaldırdı.
"Beni yakaladın." Derin bir nefes alıp bir süre tuttuktan sonra yavaş yavaş dışarıya verdi. Sonra aklına yeni gelmiş gibi kaşlarını çatarken Heaven'a garipsermiş gibi baktı. "Sen nasıl anladın?" diye sordu.
Heaven arkadaşının sorusu dünya üzerindeki en aptalca soruymuş gibi kaşlarını kaldırdı. Dudakları elinde olmadan yanlara doğru açılırken, " Beni oraya gitme konusunda uyarmaya çalıştın Sally," dedi. "Bir şeyler biliyor olmasaydın bu kadar ısrarcı olmazdın."
Genç kız hatırladıklarının hissettirdikleriyle titredi.
"Hayatımın en kötü anısı oydu diyebilirim," diye mırıldandı. Sanki kendi kendine konuşuyor gibiydi. Aklının gittiği yerde Heaven yoktu. Sonra silkinip kendine gelmeye çalıştı. Heaven'a hüzünlü bir gülüş yolladı.
"Burada çalışmaya başladığım ilk seneydi," diyerek anlatmaya başladı. "Anne ve babamın ölümünün ardından teyzemden başka kimsem kalmamıştı. Ve Teresa Teyzem Westcliff Kontu'nun çalışanlarından biriydi. Onun yanında işe başlarsam hem para kazanabilir, hem de kendimi kimsesiz kaldığım bu dünyanın kötülüklerinden koruyabilirdim."
Ara verip Heaven'a üzgün gözlerle baktı. Heaven arkadaşının anlattıklarını bölmemek için söze girmiyordu. Sally kendisine baktığında anlayışla gülümseyip başını salladı. Devam etmesi için teşvik ediyordu. Genç kız da arkadaşının verdiği sözsüz sinyalleri almıştı.
"En azından ben öyle zannediyordum," dediğinde Heaven yanlış anlamış olmayı diledi.
"Ölen Kont iyi biriydi. Ne çalışanlarına, ne de kiracılarına kaba davrandığını görmedim. Ama bir gün malikaneye gelen misafirle evde işler değişti. Gelen kişiyi tahmin edebilirsin," diyip Heaven'a baktığında, genç kız başıyla onayladı.
"Kont onu evden kovduğu halde, bugün yaptığı gibi geceyi burada geçireceğini söyledi. Görünen o ki, yıllar içinde yöntemlerini geliştirmek yerine kendini tekrarlamayı tercih ediyor."
Hala konuya girememiş olmasıyla merakı iyice kabaran Heaven, "Ee?" diye araya girmeden edemedi.
"Her neyse," diyen Sally dudaklarını ıslatıp Heaven'ı biraz daha bekletti. "Yine yiyecek bir şeyler istedi ve ben de bugün senin yaptığın gibi merakıma yenik düştüm. Ona hazırlanılan tepsiyi servis etmek üzere odasına gittim. Hata yaptığımı da çok kısa bir süre sonra fark ettim. Adam beni sıkıştırmaya, taciz etmeye çalıştı. Ben kaçmaya çalıştıkça daha fazla sıkıştığımı hissettim. Zaten bir odanın içinde en fazla nereye kaçabilirdim ki?"
Yine durup Heaven'a destek bekleyen gözlerle bakınca Heaven da tekrar başını salladı.
"Teyzem benim o adamın odasına tepsi taşıdığımı bildiğinden, kısa süre içinde dönmeyince merakına yenik düşerek yanında bir uşakla yukarıya çıkmış. Eğer yetişmemiş olsalardı ne olurdu düşünmek bile istemiyorum!"
Sally anlatmayı bitirdiğinde, belirgin bir rahatlama yaşadı. Fakat anlattıkları Heaven'ı çileden çıkarmıştı. Oturduğu yerden sinirle doğruldu. Küçücük odasında volta atmaya başladı. Pamuklu geceliği bacaklarına dolanırken, hareketleri uyuyan Nyks'in uyanmasına ve oyun oynama isteğiyle bacaklarına dolanmaya çalışmasına neden oldu. Heaven bacaklarına sürtünen kediyi eğilerek kucakladı. Kedi bir bebekmiş gibi kollarının arasına yatırıp, tüylerini okşarken Sally'e döndü.
"Bugün mutfakta olan herkes sana olanlardan haberdar mıydı?" diye sordu.
Sally arkadaşının ne demeye çalıştığını anlamadı. Buna rağmen saf saf, "Evet," diyerek onayladı. Cevabı Heaven'ın gergin olan sinirlerini daha da germekten başka bir işe yaramadı.
"Ve buna rağmen, beni o adamın yanına yollamakta tereddüt bile etmediler, öyle mi?" diye mırıldandı.
Gerçekten de bu kadarı da fazlaydı ama. Heaven çalışanların birisine bile kötülük yapmamıştı. Hiçbirisiyle kişisel bir derdi yokken, bu derece kötü olduğu bilinen bir adama karşı savunmasız bir şekilde gönderilmek, Heaven'ın hak ettiği bir davranış değildi.
Arkadaşının söyledikleriyle aklı başına gelen Sally korka korka ayaklandı.
"Sana ne yaptı Heaven?" diye sorduğunda aslında alacağı cevaptan adının Sally olduğu kadar emindi. Heaven da cevabını zaten biliyorsun der gibi baktığında daha fazla konuşmasına gerek kalmadı.
"Peki…" diye bir başka soru sormaya kalktığında cümlesi Heaven'ın araya girmesiyle bölündü.
"Lord Westcliff eve gelmek için daha uygun bir vakit seçemezdi. Eğer o olmasaydı, sende tamamlayamadığı eylemi tamamlamaması için hiçbir neden olmayacaktı."
Arkadaşının sormak üzere olduğu soruyu önceden tahmin ederek cevabını veren Heaven konuşacak başka bir söz bırakmamıştı. Yaşadıklarını hatırlayınca gerilen parmakları Nyks'i biraz sertçe sıkıştırınca, küçük kedi acı bir miyavlamayla kollarından kurtulup yatağın altına saklandı. Heaven da bıkkın bir nefesi dışarıya salıp yatağına geri döndü. Ayakta kalan Sally, arkadaşına şöyle bir bakıp "Merak etme, en kısa sürede gidecektir," diye teselli vermeye çalıştı. Heaven arkadaşına cevap verme gereksinimi duymadı. Adrian'ın kendisini o adamla aynı evde daha fazla bir arada tutmayacağını kadınsı bir içgüdüyle biliyordu.
Oysa meselenin derinlerinde yatan gerçek çok daha fazlasıydı. Heaven'ın Sally ile konuştuğu sıralarda birileri odasında hain planlar peşindeydi.
Lucas Adrian'ın odasından çıktıktan sonra kendisine verilen misafir odasına gitmişti. Uyumak gibi bir niyeti yoktu. Adrian'ı ortadan kaldırmadan Kontluğu alabilmesinin imkanı yoktu. Kontluğu alamadan da uyumak için cesareti yoktu.
Marcus'un şakasının olmadığını ve söylediği her şeyi tek tek gerçekleştireceğini bilmek, zaten olmayan cesaretini tamamen söndürüyordu.
Öncelikle hala avukatı olup olmadığını bilmediği Bay Price ile görüşmesi gerekiyordu. Bay Price ödemesini gerçekleştirmediği sayısız davasında yardımcı olmuştu. Belki sonunda parasına kavuşacağını öğrenmesiyle son bir yardımda daha bulunabilirdi. Yine de buna güvenmemesi gerektiğini biliyordu.
Lucas kendini bildi bileli kirli işlerin adamı olsa da, adam öldürtmek için kime gitmesi gerektiğini bilmiyordu. En kısa süre içinde yapacağı birkaç görüşmeyle bu soruna da bir çözüm bulmalıydı. Adrian'ın dikkatli bir adam olduğu gerçeğini atlayamazdı. Onu öldürecek kişi dikkatiz, acemi bir katil olamazdı. İşini hakkıyla yerine getiren bir adama ihtiyacı vardı.
Birkaç dakikalık düşünmenin ardından aradığını nerede bulacağını anladı. Yüzündeki sinsi ifadeyle uzandığı yatakta doğruldu ve yeni bir kadeh içkiyle keşfini kutlamak üzere aşağıya indi.
Adrian kuzeniyle yaptığı görüşmenin etkilerini üzerinden atamamıştı. Lucas'ın ne yüzle kendisinden Kontluğu talep ettiğini bilmiyordu. Adamın cesaretiyle karşısına geçip konuşmuş olmasına hakkını vermek gerekirdi. Gerçekten ödüllendirilmesi gereken bir deli cesaretine sahipti.
Yasal yollarla istediğine ulaşmasının olur yolu yoktu. Ve Lucas'ın odadan çıkmadan önce tehdit gibi sarf ettiği 'Göreceğiz', Adrian'ın aklına olası bir saldırının sinyallerini yolluyordu. Kendisi ve bu toprakların geleceği için gözlerini dört açmak zorundaydı. Dikkatini kaybettiği herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde hayatını kaybedebilirdi.
Adrian aklında şekillenen birkaç senaryonun ardından ölümü düşünmeye daldı. Her insan gibi ne zaman öleceğini ya da ne zaman öleceğini düşünmeden yaşıyordu. Her gününün son günü, her nefesinin son nefesi olabileceğini aklına getirmiyordu. Oysa şimdi tehdit altındayken bilinci ölümün karanlık varlığına uyanmıştı. Ve bu uyanış kendisinde soğuk duş etkisi yaratmıştı.
Genç adam, eğer ölürse geride kalacakları düşündü. Adrian İngiltere'ye temelli dönüp, Amerika'daki işlerine bir vekil atadığında, ardında başka kimseyi bırakmamıştı. Nişanlısını uzun süre önce toprağa vermiş, anne ve babasını ise kısa süre önce kaybetmişti. Anne tarafından görüşmediği onlarca kuzeni vardı. Yalnızca bir kuzeniyle iletişimini hiç koparmamıştı. Adrian, Aleksander ile Kont olduktan sonra da ortak yatırımlarda bulunarak, akrabalıklarını ticari ortaklıkla birleştirmiş, aralarında daha güçlü bağlar kurulmasını sağlamıştı. Kuzeninin tatlı karısı Miranda'yı düşündü. Genç kadın, tanıştıkları günden beri neşesiyle hayatına renk katmıştı. Adrian gibi, ruhunu ve duygularını soğuk bir maskenin altına gizlemeyi seçen kaba adama dahi sımsıcak yaklaşarak açılmaya zorlayan o tatlı kadın da ölümünün ardından, muhakkak ki çok üzülecekti.
Ve bir de Heaven vardı…
Adrian genç kızın hayatındaki yerini düşünmeye başladı. Eğer başına bir şey gelecek olsa, genç kız da üzülür müydü? Arkasından yas tutar, duygularını dışa kapatır mıydı? Peki ya Adrian, genç kızın kendisinin ardından bu hallere düşmesini ister miydi?
Genç adam, bencil duygularının esiri olmuştu. Heaven'dan tam da bunu isteyeceğine emindi. Heaven'a kendisinden başka bir erkeğin aynı duygularla yaklaşmasını düşünmeye bile katlanamıyordu. Kendi ölümünden sonra bunun için hiç kimsenin engeli olmayacaktı.
Oturduğu masa başında düşündüklerine kafasını salladı. Düşündüklerinin gittiği yön normal sayılmazdı. Varsayımlar üzerine tahminlerde bulunmak da Adrian'ın asla yapmayacağı davranışlar arasındaydı. Eğer geleceğin ne getireceğini biraz daha düşünmeye kalkarsa kafayı yiyecekti.
Yeterince oyalandığı masadan, daha fazla oyalanmamak adına kalkıp odasına geçmek üzere kapıya yürüdü. Çalışma odasının kilidini de çıkarken yanına alarak, kapattığı kapıyı ardından kilitledi. Evinde güvenmediği bir adam varken, bazı belgelerinin gizliliğini koruyabilmek adına fazladan güvenliğin hiçbir zararı olmazdı.
Odasına vardığında kendisi için önceden hazırlanan yatağına girdi. Bir meleğin süslediği rüyalarına dalış yapmadan önce, uzun zamandır olduğu gibi aklında yankılanan tek düşünce Heaven'dı…