bc

Ağanın Elmas Gelini (+18)

book_age18+
3.2K
TAKİP ET
32.1K
OKU
dark
love-triangle
family
love after marriage
forced
opposites attract
friends to lovers
mafia
heir/heiress
drama
secrets
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Elaya Demirci, Koçanoğlu Otelde sıradan bir garsonken, bir sabah iş çıkışı kız kardeşi Serap’ın arayıp yardım istemesi ile hayatı değişir. Korhan Koçanoğlu, Mardin’de aşiret ağası, İstanbul’da iş adamı, yeraltında ise mafya. Şeyh Tahir el-Hadid, Katarlı petrol milyarderi, tarihi eser kaçakçısı…

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Sabahın Beşinde Gelen Telefon
Sabahın beşi. Geceden kalma sessizlik henüz dağılmamıştı. Koçanoğlu Oteli’nin arka kapısında, elimdeki son çöp poşetini de konteynere fırlattım. 12 saattir durmadan çalışıyordum; ayaklarım zonkluyor, gözlerim kendini kapatmaya direniyordu. Tam içeri dönecekken, cebimdeki telefon titredi. Ani bir irkilmeyle elimi attım. “Bu saatte kim olabilir ki?” diye mırıldandım. Ekrana bakınca şaşkınlıkla gözlerimi ovuşturdum. Serap. Yorgun bir sesle, “Alo?” dedim. Telefonda nefes nefese kalmış bir ses, titrek… “Ely… Ely… bana yardım etmelisin! Başım belada!” Neredeyse ağlıyordu. Yorgunluğumu unuttum. “Serap, sakin ol. Derin bir nefes al. Ne oldu, anlat bana.” “Olamam Ely… Sakin falan olamam…” dedi yine aynı panik tonuyla. “Peki, neredesin? Yanına geleyim.” “Hayır! Sen gelme Ely. Ben yoldayım… Otelin oraya varmak üzereyim. Neredesin tam olarak?” “Otelin arka sokağındayım,” dedim. Tam o anda karşımda bir taksi durdu. Farları sokağı bembeyaz yıkadı. Motor çalışır vaziyetteydi. “Sokağın girişindeyim. Seni gördüm. Taksiye kadar gelir misin? Üstümde para yok,” dedi Serap, sesi hâlâ titriyordu. Bir elimde telefon, diğer elimle cebimi yokladım. Üç beş kuruş kalmıştı. Taksiye yürüdüm. Serap telaşla kapıyı açıp indi, göz göze geldik. Yüzü bembeyaz, gözleri doluydu. Şoföre uzattığım paramı alırken bile bana bakamadı. Cebimdeki son parayı da Serap için vermiştim. Şoför, parasını alır almaz gaza basıp uzaklaştı. Egzozdan çıkan duman soğuk sabah havasına karışırken, Serap dönüp gözleri dolu dolu bana baktı. “Abla… yardım et,” dedi, nefesi hâlâ düzensizdi. Yorgunluktan gözlerimi zor açık tutuyordum ama sesindeki panik beni ayılttı. “Ne oldu Serap? Anlatır mısın artık?” dedim, sakin kalmaya çalışarak. “Battım abla… bu sefer fena çuvalladım,” dedi ve başını omzuma koydu. İçim burkuldu. Onu biraz olsun yatıştırmak için başını okşadım. “Her ne yaptıysan çaresi vardır mutlaka. Ucunda ölüm yok ya…” dedim, sesim yumuşaktı ama içimde bir taş yavaş yavaş büyüyordu. Serap başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı. Dudakları titriyordu. “Ely… bu işin ucunda ölüm var. Ben bittim… Mahvoldum. Kimse beni kurtaramaz artık,” deyip hıçkırıklara boğuldu. Omuzlarından tuttum, gözlerine bakarak net bir sesle sordum: “Ne olduğunu söyle Serap. Kardeşimsin, ne olduğunu bilmeden nasıl yardım edebilirim?” Serap başını iki yana sallayarak geri çekildi. “Yardım edeceğine söz ver önce,” dedi. Bir adım geri çıktım, bakışlarımı hiç kaçırmadan konuştum: “Ne olduğunu bilmeden nasıl söz vereyim Serap? Söyle, dinliyorum.” Serap, yanaklarındaki yaşları elinin tersiyle sildi, derin bir nefes aldı. “Kolye…” dedi. Kaşlarımı çattım. “Kolye ne?” “Kolye kayıp…” “Ne?” dedim yüksek sesle. “Serap… hırsızlık mı yaptın yoksa?” “Hayır! Hırsızlık yapmadım!” dedi hemen. “Erkek arkadaşımın… Ozan’ın hediye ettiği kolyeydi. Ben de kaybettim işte.” “E, hediye kolyeyse sorun ne o zaman?” Serap gözlerini kaçırarak devam etti. “Ozan’ın bana verdiği kolye… meğer çalıntıymış. Onu başkasından çalmış. Şimdi kolyenin asıl sahibi Ozan’ı yakalamış. O da kolyeyi bana verdiğini söylemiş…” Bir an boşluğa baktım, sonra elimle alnımı kapadım. “Ah Serap… Ne yapacağız şimdi?” “Bilmiyorum abla. Bana yardım edecek biri varsa o da sensin. Ne olur, çaresizim…” “Peki, nerede kaybettin kolyeyi?” Serap gözlerini devirdi. “Ozan’la gittiğimiz barda olabilir.” Öfkem birden yükseldi. “Bravo! Hem kim olduğu belli olmayan biriyle görüş, hem de barlara git gecenin köründe. Ozan’ın beş kuruşu olmadığını bilmiyor muydun? O kolyeyi verirken hiç mi sormadın ‘Bu değirmenin suyu nereden?’ diye? Babamlar duyarsa ne yapacaksın? Nasıl açıklayacaksın bunu?” Serap dudaklarını büzdü, gözlerini kaçırdı. “Tamam abla, yeter. Bir hata yaptım. Cahillik ettim, oldu bir kere,” dedi. Sesindeki umursamazlık, yüzündeki yarım yamalak pişmanlık… midemi bulandırdı. “Bu kaçıncı cahilliğin Serap? Her seferinde olan bana oluyor. Babamlarla yine ben papaz oluyorum!” Serap kaşlarını çatıp sertçe cevap verdi. “Senden yardım istemeye geldim abla, azar işitmeye değil. Yardım etmeyeceksen söyle, başımın çaresine bakarım!” Göz göze geldik. O an, yorgunlukla öfke birbirine karıştı içimde. Ne olursa olsun, karşımda can havliyle bana sığınmış kardeşim duruyordu. Sessizce başımı eğdim. Barda kolyeyi aramaktan başka çaremiz yok gibiydi. Ama içimde bir his, bu işin sadece bir kolyeyle sınırlı olmadığını söylüyordu. Başım önümdeydi. Sesim alçak ama netti: “Tamam, yardım edeceğim… ama bu son. Bir daha da beni böyle işlere karıştırma, Serap.” Yüzü bir anda aydınlandı. Gözlerinin içi parladı. “Canım ablam! Bu son… Vallahi billahi yemin ederim, bir daha başımı belaya sokmak yok. Dersimi aldım.” Aynı cümleleri defalarca duymuştum ondan. Yine de hafifçe gülümsedim, başımı iki yana sallayarak mırıldandım: “Ah Serap… hep böyle diyorsun.” “Efendim abla? Bir şey mi dedin?” “Yok bir şey,” dedim. İçimdeki yorgunluğu bastırmaya çalışarak toparlandım. “Hangi bara gittin? Oradan başlayalım, birlikte ararız.” Serap bir an duraksadı, sonra kaşlarını kaldırıp, “Ben gelemem,” dedi. Kaşlarımı çattım. “Ne demek gelemem?” “Çünkü… adamlar beni barda arıyorlar,” dedi çekinerek. İçimde bir şey buz gibi kesildi. “Sana ulaştılar mı yoksa?” Başını salladı. “Evet. Ozan iti beni sattı. Kolyeyi benim aldığımı söylemiş.” İçimdeki öfke yüzüme vurdu. “Sana ondan adam olmaz dememiş miydim?” “Dedin… ama işte… aptallık ettim,” dedi başını eğerek. “Peki şimdi ne yapacağız?” dedim, elimle alnımı ovuşturarak. Serap yüzüme baktı. Gözlerinde suçluluk vardı, bir o kadar da çaresizlik. “Seni tanımıyorlar abla. O yüzden… sen tek başına gidip çantamı alacaksın.” O an her şey yerine oturdu. Taksinin parasını neden ödeyemediğini, neden bu kadar panik olduğunu anladım. “Yani… çantanı da orada mı bıraktın?” “Evet… can havliyle kaçarken alamadım.” Dişlerimi sıktım. Sinirlerim gerilmişti, patlamamak için kendimi zor tuttum. “Bar en azından yakındır herhalde?” “Taksiyle on dakikada geldim,” dedi başını eğerek. Derin bir “Offf…” çektim. “Son paramı da senin taksine verdim. Yürüyerek bir saat sürer desene.” Serap gözlerini yere indirdi. “Özür dilerim abla. Gerçekten… çok üzgünüm.” “Neyse,” dedim. “Yapacak bir şey yok artık.” Sonra gözlerinin içine baktım, içimden geçenleri yüzüne yansıttım. “Bana söz ver. Bir daha gizli saklı iş yok. Yoksa bir daha gerçekten yardım etmem, Serap.” “Söz abla! Bir daha asla,” dedi. Bu sefer sesi biraz daha yumuşaktı. Belki de ilk kez biraz olsun utanmıştı. “Ver bakalım şu barın adresini,” dedim. Serap cebinden buruşmuş bir kâğıt parçası çıkarıp uzattı. “Nereye gideyim ben şimdi? Seni nerede bekleyeyim?” diye sordu telaşla. Arkamı dönerek yürümeye başladım. “Otele gir, beni orada bekle,” dedim. Tam o sırada arka kapının önünde bir gölge kıpırdadı. Başımı çevirince, şef garsonun orada dikildiğini gördüm. Bizi dinliyormuş gibi bir hali vardı. Göz göze gelince irkildi, hemen kendini düzeltti, kollarını göğsünde kavuşturdu. Serap da onu fark etmişti. “Bizi mi dinliyor o?” diye fısıldadı kulağıma. Omzumu silkeleyip, “Bilmem ki,” dedim. Gözümü şef garsondan ayırmadan birkaç adım daha yaklaştım… Sonra, duraksamadan doğrudan ona döndüm: “Hayırdır şefim, bir şey mi oldu?” Şef, sigarasından derin bir nefes çekip dumanı usulca havaya üfledi. “Sigara içmeye çıktım, Elaya” dedi umursamaz bir sesle. Ardından da gözlerini kısmadan ekledi: “Bir şey mi olması gerekiyordu?” Bizi duyduğuna emindim ama ne kadarını duyduğunu kestiremiyordum. Gözlerimi ondan ayırmadan sakin bir tonla konuştum: “Tarık Bey, kız kardeşim Serap… birkaç saat otelde kalabilir mi? Ben gelinceye kadar burada kalsa sorun olur mu?” Şef garson başını hafifçe yana eğip Serap’a baktı. Birkaç saniye düşündü, sonra omuz silkti. “Tabii, kalabilir. Sorun olmaz,” dedi. İçim biraz rahatladı. “Teşekkür ederim şefim. Bu iyiliğinizi unutmayacağım,” dedim içten bir ifadeyle. Ardından Serap’a döndüm. “Ben dönene kadar bir yere kıpırdama. Tamam mı?” Serap başını sallayıp arkamdan bakakaldı. Otelin arka kapısından içeri yönelirken ben, cebimde para olmadan, üzerimde yorgunlukla, sabahın köründe, bilinmeyen bir bara doğru adımlarımı hızlandırdım. İçimde bir his, bu işin düşündüğümden daha karışık olacağını fısıldıyordu.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
225.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
527.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.9K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.8K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook