Ormanın derin ve dokunulmaz sessizliğinde, yalnızca ayaklarımın altında çıtırdayan ölü yaprakların ve uzaktaki bir şelalenin en hafif fısıltısının sesi vardı. Gümüşi ay ışığı, yoğun yaprak tavanından sızarak, zeminde hayaletimsi desenler oluşturuyor, yolumu belli belirsiz aydınlatıyordu. Bu dinginliğin içinde, bir an için her şeyin dondurulduğu bir âna, derinden gelen bir uluma tüm geceyi yırttı. Bu, sıradan bir kurt uluması değildi. Havayı titreten, göğüs kafesimin içinde yankılanan, katıksız bir duygu yüklüydü. İçinde taşıdığı acı öylesine keskindi ki, neredeyse fiziksel bir bıçak darbesi gibi hissediliyordu; öfkesi, yaprakların üzerinde titreşen bir sıcaklık dalgası gibi yayılıyordu; hüznü ise aniden bastıran bir nem, ciğerlerime çektiğim havaya karışıyordu. O anda, ormanın bizzat kend

