AYORA DAN... Sürünün topraklarından geçiyordum. Ayaklarımın altındaki toprak yollar, sayısız patinin, insan ayağının iziyle doluydu; her bir çukur, her bir taş, tanıdık bir hikâye anlatıyor gibiydi. Evlerin arasından, gölgelerin koynuna sinerek ilerledim. Duvarların ardındaki nefes alışları, homurtuları, huzursuz uykulardan gelen inlemeleri duyabiliyordum. Her bir ses, beni buraya bağlayan görünmez bir iplik gibiydi. Kimsenin beni görmediğinden emin olmak için her adımımı ölçüp biçiyor, bir heykel gibi donup kalıyor, en ufak bir çıtırtıda soluğumu tutuyordum. Nihayet, yerleşim yerinin son kulübeleri de arkamda kaldığında, göğsümde sıkışan nefesimi bırakır gibi bir iç çekiş verdim. Başımı kaldırdım. Gökyüzü, lacivert bir kadife gibi uzanıyordu ve tam tepemde, muazzam, ışıldayan bir doluna

