Sabahın erken saatlerinde evden çıktığımızda içimde tarifi zor bir his vardı. Heyecan, umut, belirsizlik... Hepsi birbirine karışmıştı. Ada’yı ablamın kollarına teslim ederken, Asya’nın neşeli kahkahaları bir an için içimdeki gerginliği bastırmıştı. Ama Vladimir’in sert, ifadesiz yüzüne bakar bakmaz, gerçekler tekrar yüzüme çarptı. Ne kadar umutlu olmaya çalışsam da her şeyin düzeleceğine dair bir garanti yoktu. Ablamın kapısından ayrıldıktan sonra arabaya bindiğimizde Ecevit öne oturmuş, direksiyon başındaki şoförle kısa bir konuşma yapmıştı. Vladimir ise yanıma, arka koltuğa oturmuştu. Ellerini kavuşturmuş, bakışlarını sabit bir noktaya dikmişti. Yüzündeki o katı, ifadesiz maskeyi artık ezbere biliyordum. Onun böyle olması, beni hem endişelendiriyor hem de çaresiz bırakıyordu. “İyi misi

