BEKLENTİ

1028 Kelimeler
Yatağımda uzanmış dakikalardır tavanı izliyordum. Pencerenin açık havasından içeri süzülen serin hava tenimi yaladı. Hafifçe iç çektim. Odamı aydınlatan tek şey, ayın ışığıydı. Karanlığın bir köşesine sinmiş olanları düşünüyordum. Bir belki de iki saattir. Elim yavaşça dudağıma doğru çıktı. Evran Beyin dudaklarının dokunuş çok hafifti. Kelebek dokunuşu gibi... Ama etkisi... Ah etkisi o kadar büyüktü ki! Gözlerim dolu dolu oldu, bu çok büyük bir yanlıştı ama ben Yandığımı hissetmiştim, dudaklarında sanki bir top ateş vardı ve dudağımı tutuşturmuştu. Sıkıntılı bir nefes alarak yatağımda sağa döndüm. İkimiz de ilk şoku atlatınca hemen geri çekilmişti. Vicdanım sızlıyordu, Alp'e bunu yapmış olmak canımı acıtıyordu yanlışlıkla dahi olsa kabul edilemezdi. Tek kelime etmeden kapıyı açıp arabadan inmiştim. Kaçar adımlarla evime girip kapıyı ardımdan kapattığımda nefes nefese kalmıştım. Üstümdeki elbiseyi çıkarıp iç çamaşırlarımla yatağa girmiştim. Uyuya kalamıyordum, bu halde çizim de yapamazdım. Aklım karışmıştı. Aylardır sevgilim olan adamdan etkilenmediğim kadar etkileniyordum Evran Beyden. Kendimden nefret ediyordum. Bu çok sıkıcı bir durumdu. O aklıma gelince bile nefesim kesiliyordu, bedenim beklentiyle dolup taşıyor dudaklarının dokunduğu dudaklarım karıncalanıyordu. İç çekmekten alıkoyamadım kendimi. Keşke her şey daha farklı olsaydı. Sabaha kadar düşünüp durdum. Arada uyuya kalsam bile rüyalarıma giren sureti yüzünden anında uyanıyordum. Rüyalarımda o öpücük o kadar kısa sürmüyordu. Günün ilk ışıklarında yataktan kalkıp duşa girdim. İki ders vardı bugün ama gidecek halde değildim. Berfu'dan notları alırdım nasılsa. Duş alıp kahvaltı yaptıktan sonra kuaföre gitmeye karar verdim. Yazlık olan sarı mini elbiseyimi giyip evden çıktım. İlk önce arabamı alacaktım. Küçük siyah arabamı tamirden aldıktan sonra kuaföre gittim. Belime kadar inen saçlarımı göğsümün hizasında kestirdim ve rengini değiştirdim. Üstleri açık kahve rengi olan saçlarım uçlara doğru sarıya dönüyordu. Aralara da ışıltı attırılmasını istemiştim. Daha havalı ve hoş durmuştu. Bu daha iyi hissetmemi sağlamıştı. Kuaförde geçen uzun dakikalardan sonra alışverişe çıktım. Alışveriş yapmayı gerçekten seviyordum. Hem kafamı dağıtıyor hem de daha iyi hissetmemi sağlıyordu. Birkaç şort ve tişört aldıktan sonra soğuk bir şeyler içmek için kafeye geçtim. Masaya oturup siparişimi beklerken güneş gözlüklerini saçıma geçirip telefona baktım. Berfu'dan gelen mesajlara tıkladım. Sırf gıcıklık olsun diye adını Berfu Su diye kaydetmiştim. Berfu Su: "Sühan dersi mi ektin sen? Berfu Su: Aman Allahım bu ponçik gözlerim neler görüyor? Berfu Su: Benim çalışkan ineğim resmen dersi ekmiş, gör de inanma! Mesajlarını okuyunca kahkaha atmaya başladım. Ardından cevapla yaptım. Sühan: "Evet ektim ve lütfen düzgün not al. Sühan: Hatta direkt ses kaydı yap. Mesajımı okuyunca trip atan emoji yolladı. Berfu Su: Şansını zorlama istersen kaçak. Kahkaha emojisi yollayıp telefonun ekranını kilitledim. Garson çilekli limonatımı getirince büyük bir yudum aldım. Şu an çok daha iyiydim. Telefonumu çıkarıp i********: için resim çektim. Hikaye kısmına saati ve konumu ekleyip paylaştım. Dudaklarımda hınzır bir gülümseme oluşmuştu. Evran Beyin görüp görmeyeceğini merak ediyordum. Dakika başı kimlerin baktığına baktığım sırada posta kutuma mail düştü. Karacalı Holding yazıyor. Heyecanla maile tıkladım. Sözleşmeyi yollamışlardı. Heyecanla maddeleri okumaya başladım. Maaş kısmını görünce gözlerim kocaman açılmıştı. Ayrıca çalışma saatleri ve tatil günler çok iyiydi. Tek sorun bir yılım dolmadan istifa veremeyeceğimdi. Eh, canıma minnet. Kesinlikle kabul edecektim. Maddeleri tekrar okumaya başladım. İkinci çilekli limonatamı içiyordum o sırada. Yüzüm sabit dursa büyük bir memnuniyetle okuyordum. Çalışmak istediğim şirketin bana son derece uyan maddelerini okumak benim için büyük şanstı. Sözleşmeye o kadar dalmıştım ki önündeki sandalye çekilince irkildim. Hızla başımı kaldırınca ağzım açık kaldı. Evran Bey hemen karşımdaki sandalyeye oturuyordu. Gözünde siyah gözlükleri üstünde her zamanki gömleklerinin aksine asker yeşili bir tişört vardı. Bu haliyle de son derece çekici duruyordu. Açık kalan ağzımı kapatıp karşımda oturan adama bakmaya devam ettim. "Sizin burada ne işiniz var?" Sesim yaşadığım şaşkınlığın kırıntılarını taşıyordu. Gözlüklerini çıkarıp masaya koyduktan sonra bana doğru eğildi. Ciddi bakan gözleriyle konuşmaya başladı. "Sözleşme için geldim." Kaşlarım çatılmıştı. "Bu ne demek oluyor?" Çenesini kaşıdı. "Şöyle ki anlamadığın ya da beğenmediğin bir madde varsa konuşabiliriz." Başımı yana doğru eğdim. "Neden?" Kısa bir sessizlik yaşadı. Cevap verip vermeyeceğini düşünürken aldığı derin nefes geniş göğsünü şişirmişti. "Dün gece olanlar yüzünden yanlış bir karar vermeni istemiyorum." Pekala, bu cevabı hiç beklemiyordum işte. Kaşlarım havalanmıştı, yüzündeki ciddi ifadeden anlaşılan sözlerinde samimiydi. "Yanlışlıkla oldu u daha tekrarlanmayacak." Bunu biliyordum zaten. Dün gece istek dışı gerçekleşen bu olaydan ötürü onunla çalışmayacağımı mı düşünmüştü gerçekten de? Beni hiç tanımıyordu. Dudaklarımda oluşmak isteyen gülümsemeyi bastırdım. "Dün gece mi? Benim hatırlamadığım bir şey mi oldu?" Dolgun dudakları sözlerimi duyunca kıvrıldı. Sağ kaşı havalanırken bakışları saçlarımda dolaştı. "Bilmem ben de hatırlamıyorum," diyerek oyuncu tavrıma ayak uydurdu. Yakıcı bakışlarla beni incelemeye devam ederken "Saçların güzel olmuş," dedi. Elim gayri ihtiyari eskiye göre kısa olan saçlarıma gitti. Beğenmesi beni neden bu kadar memnun etmişti ki? Hafifçe gülümserken "Teşekkür ederim," dedim. Meyve suyumdan bir yudum aldıktan sonra "Burada olduğumu nereden biliyordunuz?" diye sormaktan alıkoyamadım kendimi. Sırtını sandalyeye yaslarken rahat bir tavırla cevap verdi. "Hikayeni gördüm, yakınlarda olduğunu anlayınca konuşmak için geldim" Ah doğru, konumu belirtmiştim. Yanıma gelmiş olması zevkten dört köşe olmamı sağlamıştı. Dudağımın iç kısmını ısırırken erimiş çikolatayı andıran gözlerine uzun uzun baktım. "Çalışma teklifi sunduğunuz herkesin yanına gider misiniz?" Gözlerindeki ifade koyulaşırken yüzünde karanlık bir ifade belirdi. Kısık bir sesle "Hayır," dedi. Keskin cevabı netti. Kalp ritmim bozulmuştu. "Peki neden geldiniz?" Bu soruyu neden sorduğumu bile bilmiyordum. Tek bildiğim ateşle oynadığımdı. Başını aşağı doğru eğdi. "Öylesine." Yanaklarım kızarmış nefes alış verişlerim sıklaşmıştı. Öylesine olmadığını bilsem de bu defa üstelemedim. Üniversite sınırlarında olamadığımız için ondan neden uzak durmak zorunda kaldığımı bile hatırlayamıyordum. Sadece kendimi ona bırakmak istiyorum, öyle baskın bir istekti ki bu sağlıklı düşünemiyorum. Bakışlarım dudaklarına kayınca kalbim adeta boğazımda attı. Dünü anımsayınca içim karıncalandı. "Başka bir isteğiniz var mı?" Garsonun sesi irkilmemize neden oldu. Farkında olmadan masaya doğru eğilmiştik. Hızla toparlanırken geriye yaslandım. Titreyen sesimle "Yok," dediğimde kendime gelmek adına gözlerimi kırpıştırıyordum. Boğazımı temizlerken ona bakmamaya çalışıyordum. Aramızdaki elektrik ortamdaki sıcaklığı arttırmıştı. Tok sesiyle "Sözleşmeyi okudun mu?" dedi. Konuyu değiştirince rahatladım. Hızla "Okudum," dedim. "Sonuç?" Kaçamak bakışlarla yüzüne baktım. Başını yana eğmiş vereceğim cevabı bekliyordu. Daha fazla uzatmamaya karar verdim. Bu defa cesur bakışlarla yüzüne bakarken boğazımı temizleyip cevap verdim. "Kabul ediyorum." Dudakları yavaşça kıvrıldı, nefesim sekteye uğradı. Ayağa kalkıp elini uzatınca titreyen dizlerimle doğruldum. Bana uzattığı eline uzandım. "Pişman olmayacaksınız Sühan Hanım." İş konusunda olmasa bile başka konularda pişman olacağımı ilk o gün anladım. Elim elinde, gözlerim gözlerindeyken yasak olanı arzulayan bedenimle hem de... Evran, pişman olacağım tercihler yaptıracaktı bana, er ya da geç!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE