"Sonraki derste görüşmek üzere."
Hocanın sesini duyunca defterimi kapattım.
"Not almaktan parmaklarım acıdı," diye mızmızlandım.
Masadan başını kaldıran Berfu uykulu gözlerle bana baktı. "Ders bitti mi?"
Uzanıp koluna vurdum.
"Bitti tabii, kalk hadi."
Büyük bir esnemeyle doğruldu. "Ne güzel uyumuşum."
Çantasından telefonunu çıkarıp onunla uğraşmaya başladı. Eşyalarımı toplayıp ayağa kalktım. Geriye doğru bir adım attığım sırada birine çarptım. Çarptığım kişi düşmemi engellerken büyük ellerini belime doladı.
"Tuttum seni fıstık."
Başımı kaldırıp yüzünde kocaman bir sırıtmayla bana bakan Berker'e döndüm. Berker esmer hoş bir çocuktu. Özellikle koyu mavi gözleri ona farklı bir hava katıyordu. Kıvırcık saçları alnına dökülmüş dudaklarındaki yaramaz gülümsemeyle bana bakıyordu. Berker, tam bir çapkındı. Ters ters önce belime dolanan ellerine sonra da gözlerine baktım.
"Ellerini diyorum, çeksen mi artık?"
Göz kırptı. "Tabii, fıstık."
Belimi sıkıp geri çekilince iteledim onu. Yüzüme ciddi gözlerle bakarken "Benimle çıksana," dedi. Arada bir bu teklifi yaptığı için şaşırmamıştım.
"Zaten sevgilim varken bunu neden yapayım."
Beyaz dişlerini göstererek sırıttı. Bana doğru eğilip kısık sesle "Gerçek bir erkekle tanışman için," dediğinde alayla güldüm. O dediği ile zaten tanışmıştım. Bu yüzden sanırım sınıftaki herkes gözüme çocuk gibi görünüyordu.
"Gevezelik yapıyorsun."
"Senin için yanıyorum."
Yüzümü buruşturup cevap verdim. "Sen herkes için yanıyorsun."
Kaşları havalandı. "Ama senin için başka yanıyorum."
Başımı iki yana doğru sallayıp arkamı döndüm. Adım atacağım sırada dirseğimi tutup beni kendine doğru çekti. Yüzünü kulağıma doğru eğdi.
"Ciddiyim Sühan, birinci sınıftan beri seni istiyorum. Ve biliyorsun ki ben istediğimi alan biriyim."
Kaşlarım çatılmıştı. Başımı çevirip ters ters yüzüne baktım."Haddini aşıyorsun, istemediğimi söyledim."
Ellerini geri çekip havaya kaldırdı. "Tamam fıstık, sadece artık durmayacağım."
Göz kırptıktan sonra yanımdan geçip gitti.
"Bu da neydi şimdi?"
Berfu'ya dönüp omuz silktim. "Ne biliyim, manyak mıdır nedir?"
Berfu gelip koluma girdi. "Birinci sınıfta ondan etkilendiğini hatırlıyorum."
Yüzümü buruşturdum. "Sadece yakışıklı olduğu için."
"Bak işte fırsat ayağına geldi. Boş ver Alp'i bununla takıl."
"Of Berfu, ne işim var benim böyle çapkın erkeklerle."
Kıkırdamaya başladı. "Şaka yapıyorum zaten."
Berfu'nun telefonu çalınca yanımdan uzaklaşırken binadan çıktık. O sırada Alp'i gördüm. Beni görünce kollarını açtı. Zoraki bir gülümsemeyle yanına gidince eğilip bana sarıldı. "Naber?"
"İyidir." Bakışlarım karşıda bana bakan Berker'e kaydı. Bana göz kırpınca bakışlarımı kaçırıp geri çekildim.
"Dersin yok mu senin?"
Alp kolundaki saate baktı. "Var ama öncesinde seni görmek istedim."
"Hadi derse git, gecikmeni istemiyorum."
Eğilip yanağımı öptü. "Sonra görüşürüz."
Ger çekilince ona el salladım. Arabasına binip yanımızda uzaklaşınca Berfu elindeki telefonla yanıma geldi.
"Seninki gelmiş."
Başımla onayladım. "Derse gitmeden önce beni görmeye gelmiş."
Berfu yüzünü buruşturdu. "Aman ne tatlı."
"Karışma Alp'e."
Dil çıkardı. "Neyse ben sevgilimle buluşmaya gidiyorum."
Uzanıp bana sarıldı. "Sonra görüşürüz."
Berfu uzaklaşırken bende arabama doğru ilerledim. Arabamın yanında tanıdık bir araba duruyordu. Kaşlarım havalandı, Evran Beyin arabasıydı. Birden arabanın farları yanınca arkama döndüm. Evran Bey arabaya doğru ilerliyordu. Beyaz gömlek ve siyah güneş gözlükleriyle öyle yakışıklı ve çekici duruyordu ki iç çekmeden alıkoyamadım kendimi.
Berker kendine gerçek bir erkek demesi nedense şu an komik gelmişti. Evran Beyin yanında onun hiç şansı yoktu. Evran Bey bana yaklaşınca dolgun dudaklarında oluşan gülümseme dikkatimi çekti. Saçımı geriye doğru atarken önümde durup gözlüklerini çıkardı.
"Merhaba hocam."
Başıyla selam verdi. "Beni gördüğüne sevinmiş gibi görünüyorsun."
Açık sözlü hali üzerine gözlerim irileşti. "Bu da nereden çıktı?"
Bana doğru bir adım atınca aramızdaki mesafe gözle görülür bir şekilde azaldı. Başını bana doğru eğince yüzünde karanlık bir ifade belirmişti. "Gözlerini üzerimden çekemiyorsun."
Kan yanaklarıma hücum ederken gözlerimi kaçırdım. "Size öyle gelmiştir."
Eli bir an yanağıma dokundu. Şaşkın bakışlarım onu bulana kadar elini çekmişti.
"Yanakların kızardı."
Sertçe yutkundum.
"Hava sıcak olduğu için."
Dudaklarında sinsi bir gülümseme oluştu.
"Öyle diyorsan."
Boynumu gergince ovarken "Öyle diyorum," dedim.
Bir adım geri çekildi. "Şirkete gidiyorum, sen de gel."
"Ben mi neden?"
Sorum karşısında omuz silkti. "Anlaşmayı imzarsın ve nerede çalıştığın konusunda bilgi sahibi olursun".
Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Heyecan dolu bir sesle "Olur," dedim.
"Gel hadi, bu trafikte iki arabayla gitmeyelim."
Haklıydı aslında. Bu yüzden kabul edip arabasına bindim. Arabayı çalıştırırken kemere karasız gözlerle baktım. Takıp takmamak da kararsızdım. Evran Beyin sesini duyunca ona döndüm.
"Korkma, tamir ettirdim."
Günler önce yaşananlar aklıma gelince yüzümdeki kızarıklık arttı. Farkında olmadan dudağımı ıslattım. "Korkmuyorum," diye geveleyip kemeri bağladım. Halbuki bal gibi korkuyorum işte. Hem ondan hem ona yenilmekten... Ama en çok da kendimden.
Bakışlarımı cama çevirdim. Ona yenilmeyecektim, öyle bir seçeneğim yoktu zaten.
"Yarın ödevini kontrol için getirecek misin?"
Başımı ona doğru çevirdim. "Evet, birkaç değişik ve ekleme yaptım."
"Bekliyorum."
Yolun geri kalanı sessiz ve yoğun geçmişti. Yanımdaki varlığı tüylerimi diken diken ediyordu. Bu yüzden rahatsızlıkla kıpırdanıyordum.
"Bir sorun mu var?"
Sorusunu duyunca gözlerimi kırpıştırdım. "Hayır, radyoya açabilir miyim?"
"Tabii."
Uzanıp radyoyu açtım. Yabancı bir müzik kanalında durup şarkıyı dinlerken parmaklarımla ritme eşlik ediyordu.
Müzik sayesinde biraz daha gevşemiştim.
"Geldik."
Arabayı park edince ikimiz de indik. Başımı kaldırıp camlarla kaplı olan büyük şirkete baktım. Dudaklarım zevkle kıvrıldı. Hayallerimin kapısını aralıyordu bu şirket. İçime yayılan mutluluğun tarifi yoktu.
"Gel hadi."
Evran Beyin sesini duyunca başımla onaylayıp onu takip ettim. Beyaz ve şık olan lobiye beğeni dolu gözlerle baktım.
"Burası çok güzel."
Hafifçe gülümsedi. "Benim çizimim."
Ona olan hayranlığım bir kat daha arttı. Asansöre doğru yürürken onu gören çalışanlar saygıyla selam veriyordu. Odasının bulunduğu kata çıkana kadar bu selamlar devam etti. Odasına girince her şeyin beyaz ve griden oluştuğunu gördüm. Odası son derece şıktı. Duvarlara astığı tablolar odaya farklı hava katarken duvarı kaplayan camlara doğru yürüdüm. Şehir ayaklarının altındaydı.
"Çok güzel," diye soludum. Ona doğru döndüğümde sessizce beni izliyordu.
"Teşekkürler."
Evran Bey arkasını dönüp masasına doğru ilerledi. Ben de onu takip edip karşısında oturdum. Bilgisayarı açtıktan sonra "Anlaşmada değişmek istediğin bir şey var mı?" dedi.
Gözlerimle her hareketini takip ederken "Yok," dedim.
Anlaşmayı yazıcıdan alıp bana doğru uzattı. Sıcak çikolatayı andıran gözlerine bakarken uzanıp sözleşmeyi aldım. Bana adının yazdığı kalemi uzattı. Onu da aldıktan sonra derin bir nefes alıp adımın yazdığı kısımları imzaladım. Bakışlarının altında ellerimin titremesi haricinde bir sorun yoktu.
Başımı kaldırıp ona baktım. "Bitti."
Ayağa kalkıp yanıma geldi. Bana doğru eğilip sözleşmeyi incelemeye başladı. Yakınlığı karşısında tenim ürperdi. Sıcaklığını bile hissediyordum!
Biraz daha eğilince nefesi saçlarıma çarpmaya başladı. Gözlerimi kırpıştırırken kalp atışlarım hızlanmıştı. Erkeksi kokusu içime dolarken sıcak bastı.
"Evran Bey?" derken başımı ona doğru kaldırdım. Bakışlarını sözleşmeden çekip bana çevirdi. Yüzlerimiz arasında çok az mesafe vardı. Nefesi yüzüme çarpınca nefesim kesildi. Yakıcı bakışları gözlerimden aşağı inmeye başladı. Dudaklarımın üstünde durunca dudaklarım karıncalandı. Hafifçe bana doğru eğilince dudaklarımızın arasındaki mesafe iyice azaldı. Artık gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.