GİRİŞ
Düşünceler sokaklara saçılıyor ve yaratıcı artık merhamet etmiyordu ne yazık ki.
Zar döndükçe kayıplar dağ gibi yığıldı üst üste. Fırsat kollayan gözyaşları da anında eşlik etti.
Ne de çok yağmur yağıyordu o gün!
Yaratıcı değil de şeytan acımıştı sanki bu sefer. Sert iniyordu damlalar. Delik deşik etmek isteyen öfkeli öpücükler gibi artarda tenime çarpıyordu.
'Alnımda kanlı bir dudak izi
Sanki nefretle öpmüş birisi'
Gözleri seyrime düşünce şeytanın kolları sığınılacak gibiydi artık. O canlı bedenindeki ölü gözleri, şeytana değil yaratıcıya lanet ettirecek kadar hüzün dökmüştü yüreğime.
Yağmur ve gözyaşına eşlik eden kırmızı da o gözlerin eseriydi.
Dans ettiler. Hiçliğe ithaf ettiler.
Sağlıklı olmayan tavırlarını, hatırımda kalabilmesi için, O'nu taklit ederek tekrar tekrar sergiledim.
Zihnim, hangisinin ne olduğunu ayırt edemez hale gelene kadar tekrar tekrar...
Nefesler eski hızından soyunurken sakinliğine, yavaş yavaş bastıran ağırlığın son olana kadar durmayacağını bilerek uzandım soğuk taş zemine.
İşte buydu şeytan! İşte buydu yaratıcı!
Her ikisini de sonunda hissediyor olmanın şaşkınlığı ve huzuru kaldı üstümde yalnızca. Ve yağmurun eşlik etmekten zevk duyanlarıyla dansının büyüsü.
Ne de çok yağmur yağıyordu o gece!
Bir hastane bahçesinde olmamın ironisi bana birkaç yorgun ve histerik kahkaha attırdı.
Ölmek komik bir şeydi galiba?
Gülüyorsam öyleydi.
Kahkahama eşlik eden kahkahasını duymak yüzümde hasret çiçekleri soldurdu gülümsememle birlikte. Daha fazla ne isteyebilirdim ki!
Bu yüzden teşekkür ettim ve sükutun renklerine müsaade etmeden kapanmak için yalvaran gözlerimin isteğini yerine getirdim.
Artık yalnızca karanlık ve dans kalmıştı. O'nun varlığının sayılmasına gerek yoktu çünkü O her daim olduğu gibi, vardı.
Lanet ettim. Ve bir kez daha. Ardından lanet ettiğime O'nun iyiliğinin sürekliliği için dua ettim. Ve tekrar lanet ettim.
İşte şeytan! İşte yaratıcı! İşte sen! Ve işte seninle senden giden ben!