Devin'den
Kısa bir duş almış olmalı ki banyo kapısı açılınca içeriye şampuan kokusu doldu. Yatağın kenarında oturmuş boş boş duvarı izliyordum. Ona bakmak gibi bir amacım yoktu. Seslerden giyindiğini anlamıştım.
"Koltuğa geç yat" dedi ondan beklendiği gibi. Anlaşılan bu gece benimle bu odada kalacaktı. Yavaşça kalktım. Yatağın başlığına giderek yastık ve pikeyi aldım. Hikayelerde ki o centilmen erkeklerden biri değildi. Yastığı koltuğa atıp örtüyü serdim. Ona hiç bakmadan örtünün altına girdim. Sırtım ona dönüktü. Üzerimde ki çalışma kıyafetlerimle yatmıştım yatağa. Tam anlamıyla perişan haldeydim. O giyin dese giyiniyor, ye dese yiyor, uyu dese uyuyordum. Benim sözlerimin yada hislerimin hiç bir önemi yoktu. Tek tesellim Merve'nin iyi bir hayat yaşıyor olmasıydı. Ona zarar vermemiş canavar amcasından korumuştu.
Işıkları söndürdü. Hafif ışıkta düşünmeye devam ettim. Yatağa girdi. Kulaklarım her sese duyarlıydı. Gece boyunca dönüp durdum. O benden önce uyumuştu. Ayağa kalkıp onu boğmak istedim ama uykusunda bile benden daha güçlüydü eminim. Sabahı zor ettim. O kalkana kadar yatmaya devam ettim. Odanın içinde bir şeyler yapıp birini aradı.
"Yukarı getirin" diye talimat verdi. Sesler kısa bir an kesildi.
"Bir kaç gün bu odadan çıkmayacaksın. Kapıyı Seyfi dışında kimseye açmayacaksın." dedi. Cevap vermedim. Bir kaç gün burda olmak bile benim için olumlu bir gelişmeydi. Ne ona yakın olmak istiyordum, nede ailesi ile bir arada yaşamak. Bugün fark ettiğim bir şey varsa oda beni amcasından koruma isteğiydi. Neden yaşamıma son vermediğini bilmiyorum. Onlar için bu basit bir olay. Kapı çalınınca adım sesleri duyuldu. Kapıyı kapatıp geri döndü. Ne yaptığını anlamadan dönüp odadan çıkınca bir süre gittiğine emin olmak için sesleri dinledim.
Gittiğinden emin olunca dönüp koltuktan indim. Uzun süredir tuttuğum ihtiyacım için banyoya koştum. İhtiyaçlarımı halledip odaya döndüm. Duş almam gerekiyordu ama kıyafet yoktu. Yatağın üzerine bakınca benim için alınan kıyafetler gördüm. Hepsi de uzun elbise ve şaldan oluşuyordu. Hepsi de sade ve tek renkti. Bu benim giyim tarzım değildi ama giyimime de o karar veriyordu. Seçme hakkım yoktu. Ağanın sözünün üzerine söz söylemek ne haddimeydi?
Elbise alıp banyoya geçtim. İhtiyacım olan her şey gelmişti. Kısa bir duş alıp üzerimi banyo da giyindim. Buralarda bir yerde kamera var mıydı bilmiyorum. Banyo da olma ihtimali, odada olma ihtimalinden azdı. Saçıma havlu sarıp odaya döndüm. İlk defa odayı ayrıntıları ile inceledim. Koskoca bir televizyon bile vardı. Her şey benim için çok lükstü. Dokunmaya bile çekiniyordum.
Televizyonun kumandasını elime aldım. Televizyonun ne olduğunu biliyordum ama nasıl açıldığını unutmuştum. Elimi tuşların üzerinde gezdirirken gürültülü bir ses duyup irkildim. Kelle koltukta gezen biri için bence cesaretli bile sayılırdım. Kaderin benim elimde derken yalan demiyormuş kesinlikle. TV de açılan programa baktım. Şansıma bir film çıkmıştı. Kumandayı yerine koyup izlemeye başladım.
Dram filmi olmalıydı ki acı geçmişi olan bir kızın hayatını konu alıyordu. Zengin patronuna aşık zavallı bir kız. Diğer çalışanlar onu ezerken o sadece ayakta kalmaya çalışıyor. Sonunda patronun ilgisini çekince aralarında ateşli bir sevişme başlıyor. Onlarla birlikte benim de kalbim hızlanıyor. Aklıma onunla arabada geçirdiğimiz gecenin anıları dolunca kendi mi kötü hissediyorum. Neden bana dokundu o gece? Sadece sarhoş olduğu için mi yoksa intikam almak için mi? Bu soru sürekli zihnimde yankılanıyor ama cevabını bulamıyorum.
2 gün sonra
Televizyon gece gündüz açıktı. Gece uyurken sesini kısıyordum onun dışında hep seyrediyordum. Kır saçlı iki gündür ortada yoktu ve bunun fırtına öncesi sessizlik olduğunun farkındaydım. İki günüm iyi geçmişti. En azından kötünün iyisi. Seyfi dışında gelen yoktu. Yemeğimi suyumu ve diğer ihtiyaçlarımı hep o getiriyordu. Keşke her böyle devam etse.
Kapı açılınca korkulu rüyamın geldiğini anladım. Akşam olmak üzereydi ve gelmişti. Görünmez olmak için her şeyi yapardım şu an. İlk işi televizyonu kapatmak oldu. Daha sonra önüme geçip
"Bu akşam konağa gidiyoruz hazırlan" dedi. Cümlenin ağırlığı altında ezildim. Bir süre hareket dahi edemedim. Yine sinirleniyordu. Üzerimde ki örtüyü çekerken yüzüne baktım.
"Ben" dedim.
"Sadece itaat bekliyorum" konuşmama izin vermedi. Gözleri kan çanağına dönmüş uykusuz olduğu belliydi. Ailesi ona bunları yaşattıysa bana hiç acımadı. Banyo da değiştirdim üzerimi. Boynuma geçirdiği görünmez tasmayı elinden hiç bırakmıyordu. Ben hazır olunca odaya döndüm. Beni göz ucuyla süzdü.
"Bundan sonra şalın olmadan odanın dışına çıkmayacaksın. Tak onu" dudaklarım aralandı.
"Sadece dediğimi yap" dedi tahammülsüz sesiyle. İstemiyorum desem de değişen bir şey olmayacaktı o yüzden elbisenin şalını bulup taktım. Hazır olduğuma kanaat getirince
"Dilini tutmayı öğreneceksin. Saygılı olacak göze batmayacaksın. Bir sorun olduğu zaman bana anlatacaksın ben karar vereceğim ne yapılacağına. Bu dediklerimi iyi hatırla yoksa yaşadığın cehennemi arar hale gelirsin." yine aynı sözler. Bunları duymaktan nefret ediyordum.
" Benden rahatsız olacaklar neden beni götürüyorsun? " sorumla gerildi. Sinir hastası olduğu belliydi.
" Sadece söyleneni yap. " sorumu umursamadı. Kapıya giderek açtı. Çıkmam için yana geçti. Güvenli alanımdan çıkmak beni endişelendiriyordu. İçimin titrediğini hissettim. Korkudan mı yoksa başka bir şeyden mi bilmiyordum. Arkamda ki yerini koruyarak benimle arabaya kadar yürüdü. Açık kapıdan girerken hiç bir şey eskisi gibi olmayacağı başka bir yola giriyordum.
Yanıma oturdu. Sessiz yolculuk başladı. Evler azaldıkça içimde ki fırtına büyüdü. Kurak toprakları arabanın ışığıyla izliyordum. Araba büyük bir kapının önünde kısa bir an durdu. Kapılar ardına kadar açılınca araç yeniden hareket etti. Bu işin geri dönüşü yoktu. Araba durur durmaz kır saçlı indi. İnmemi bekliyordu. Hiç istemeyerekte olsa arabadan indim. Yüzünü konağa çevirmiş bekliyordu. Yanında ki yerimi aldım. Adımlarımız aynı ritimle yürürken ruhlarımız bambaşka alemdeydi.
Az ötede sedirlerde oturan insanlara doğru yürürken bakışları üzerimdeydi. Kır saçlı ile aynı anda durduk. Şimdi ne olacaktı?
"Onu karşılamamızı mı bekliyorsun?" Soğuk ve sert bir ses duyuldu. Yanımda ki adam gerildi.
"Onun evi artık burası."
"Görmek istemiyorum"
"Ana" diye uyardı kadını. Onlara bakmamamın sebebi korku değildi. Kimseyi görmek istemiyordum. Nefreti, küçümseyen bakışları... Kısacası kötülüğü yansıtan hiç bir şeyi görmek istemiyordum.
"Saliha hanım karımı odasına çıkar" diye emretti. Bir kadın koşarak yanıma geldi.
"Bu taraftan" dedi eliyle önümüzü göstererek. Beni istememeleri işime gelirdi. Odada takılıp hiç birini görmemek en doğru seçenekti. Kadını takip ederek bir odaya çıktım. İkinci katta olması iyiydi. Geldiğim oda kır saçlının odasıydı. Bundan sonra onunla aynı odayı paylaşacak olmanın düşüncesi bile bana ağır geliyordu. Kadın gidince yapayalnız kaldım. Ne kadar hoşlanmasam da etrafımda insanlar olmasını istiyordum. İnsan gürültüsüne alışmıştım. O gürültüyü arıyordum.
Hiç bir yere dokunmadan sadece ayakta bekledim. Belki odamı değiştirirdi. Kapıyı ahıra girer gibi açtı. Varlığı beni iyice gerdi. Ben yokmuşum gibi soyunmaya başladı. Sırtım ona dönüktü. Banyoya gitti geldi.
"Yerde yatacaksın" diyerek yastık ve örtü attı yere. Beni bu şekilde aşağılıyordu. Işığı kapatıp yatağa girdi.
"En ufak bir ses duymayacağım" dedi. Burnumdan benden bağımsız bir nefes çıktı. İhtiyacım için karanlıkta yolu bulmaya çalıştım. Bir kaç kez sendelesem de düşmeden banyoya girdim. İhtiyacımı giderip odaya döndüm. Sadece şalı çıkarıp örtüyü yere serdim ve yastığı üzerine attım. Açıkta kalan örtünün yarısını üzerime çektim. Bu gecelik ailesinden kurtulmuştum ama yarın ne olacaktı veya sonra ki gün?
O erkenden uykuya dalsa da benim uyumam kolay olmadı. Hayatım onunla bile yeterince zorken birde ailesi çıkmıştı başıma. Katil bir amca ve beni istemeyen insan sürüsü arasında yaşamak zorundaydım.