Deli İlaçları

1303 Kelimeler
Devin'den Huzurum olsa ahşap üstü örtünün içinde yatmak sorun olmazdı. Daha lüks bir yatak aramazdım mesela. Sadece huzur istiyorum. Her günüm, bir önce ki günden kötü geliyor ve ben artık yaşayacaklarımı kestiremiyorum. Dün kimsenin yüzüne bakmadım ama onlarla yüz yüze yaşamak zorundaydım. Onlar daha benimle yüz yüze gelmemişken yaşadıklarımın ön fragman olma ihtimali beni umutsuzluğa sürüklüyordu. Gece boyunca uyudu. Ben ise uykumu sürekli irkilerek, bölünerek geçirdim. Sürekli yer değiştirmekten göçebe hayata alıştım. Beni oradan oraya sürüklüyor, bir çiçek gibi yerimi beğenmezse değiştiriyordu. Onun da yüzünde huzur yok ama bana kıyasla onun ki deve de kulak gibi. Islak gözlerimle tavanı izlerken kapının çalınması ile irkildim yine. Başıma ne geleceğini bilmediğim için diken üstündeydim. Oturur pozisyona geldim. Yatakta uyuyan adama kaydı gözlerim. Yüzü bana dönük uyuyordu. Günlerdir uykusuz olmalıydı ki kapıyı bile duymamıştı. Kapı daha şiddetle çalınca sinirli bir nefes verip gözlerini araladı. İlk bana baktı. Saniyelik bakıştan sonra toparlandı. "Kapıda kim var?" diye seslendi sert ses tonuyla. "Benim ağam Saliha" "Ne için geldin?" "Hanımağamın emri var gelin hanımın konakta ilk günüymüş" kadın çekindiği için kelimeleri dilinde yuvarlıyor çekiniyordu. Kır saçlı bir süre duraksadı. "Birazdan gelecek, sen gidebilirsin" dedi. Kadının sesi kesildi. Kır saçlı yataktan indi. Bana hiç bakmadan "Annemin sözünden çıkmayacaksın. Bu evin dilsiz gelini olacak her denileni yapacaksın. Senden şikayet duymayacağım" içim yine kötü olmuştu. Bana tahammülleri yoktu ama benden her şeyi bekliyorlardı. Beni kadın olarak değerlendirmediği için bana dokunmuyordu. Bana yaptığı en büyük ikinci iyilik buydu, ilki Merve'ydi. "Bir gün senin de dilinin dönmediği yerler olacak. İnan o gün bende sana acımayacağım" Bana dönüşü bir canavarı andırıyor olsa da ilk aklıma geleni söylemiştim. Değerdi. Beni kendisi ezdiği yetmemiş gibi birde ailesinin önüne sürüyordu. Bu adamı yetiştirenler normal insanlar olamazdı. "Ne dedin sen?" diye tısladı. Üst kısmı çıplak, alt kısmında ise eşofman altı vardı. Allah ona her şeyi fazla fazla vermiş hiç bir güzelliğinden kısmamıştı. Dışı güzel içi kararmıştı. Yerden kalktım. Yastığı yatağa koyup örtüyü katlamaya başladım. Sinirli bakışları üzerimdeydi. "Merhamet dilenen her zaman sen olacaksın. Bu sözümü aklına sok. Sen bu konakta, hatta bu odada öleceksin. Benim gözlerimin içine bakarak son nefesini vereceksin. Sakın umutlanma" yine zehrini kusmuştu üzerime. Üzerini giyinmeye başladı. Örtüyü titreyen ellerimle zor katladım. Onun sözleri değil ama içmediğim ilaç beni acıdan öldürecekti. Örtüyü yatağın üzerine atıp ona döndüm. Dün akşam ilacımı almadığım için kendimi iyi hissetmiyordum. "İlacım nerde?" diye sordum. Elin anlık durdu. "Akşam getiririm" dediği zaman paniğe kapıldım. "Olmaz" dedim o sözünü bitirir bitirmez. Öfkeyle bana döndü. Bedenimi süzdü. Titrediğimi fark etmiş olmalıydı. Yüzüne yerleşen bıkkın ifade beni daha fazla öfkelendirdi. Beni alıştıran oydu bu illete. Şimdi ise istediğim için kızıyordu. "Seyfi ile gönderirim" dedi başından savmak için. O ilaç olmazsa kendimi toparlayamayacağımı bilmiyor belki de. Ceketini giydiği zaman hazırdı. Gardroba yöneldi. Kapısını açıp içinde göz gezdirdi. Elini uzatıp sade gri bir elbise çıkardı üzerine aynı renk bir şalı alıp yatağın üzerine bıraktı. "Bugün tüm hazırlıklara yardım edeceksin. Konakta ki ilk günün değil her günün böyle geçecek." geride bıraktığım her yeri arar duruma getirmişti beni. Şimdi de şirkette çalışmak için her şeyi yapardım. Beni sırtlanların önünde bırakıp kendisi istediği hayatı yaşayacaktı. " Acele et" diye uyardı beni. Yavaş adımlarla banyoya yöneldim. İhtiyacımı giderdikten sonra yüzümü yıkadım. Yüzümde ki çizikler yerini koruyordu. Belki de iyileşmeleri bir ayı bulurdu. Benim onun karısı olduğumu bilmiyor olmalıydı o kadın yoksa böyle davranmazdı. Bu adamın neyini sevdiğini de anlamış değildim ama demek ki içinde bir ışık görmüştü. Odada çılgına döndüğüne eminim ama umrumda değildi. Odaya geçip yatağın üzerinde ki elbiseyi alıp banyoda giydim. Diğer üzerimde ki elbise kırışmıştı. Ben onun gitmesini beklerken o beni bekliyordu. Saçımı elimle biraz düzeltip gelişi güzel bir topuz ettim. Şalı elime alıp "Bunu takmak istemiyorum" dedim. Mavi delici gözleri beni buldu hızla. "Tak" diye emir verdi. "Bu konağın kadınları şal takar" Ben bu konağa isteyerek gelmemiştim. Ne elbisesini giymek istiyor nede şalını takmak istiyordum. Onunla uğraşmak istemediğim için taktım. Kapıyı açtı geçmem için. Nezaketten değil yavaşlığıma tahammülü yoktu. İki kat inerek girişe geldik. "Annem nerde?" diye sordu kır saçlı. "Odasında ağam" Bana yeni bir emir verme gereği duymadan uzaklaştı. Saliha denen kadın bana kaçamak bakışlar atarak "Mutfağa gideceğiz" dedi. Emir aldığı belliydi. Başımı sallayıp titreyen ellerimi birbirine dolayıp kadını takip ettim. Bu halde iş yapamazdım ama mecburdu. Nerdeyse tam bir gündür ilaç almıyordum. Mutfağa girince iki kadın daha çıktı karşımıza. Hepsi kendini tanıttı. Bende ismimi söyledim. Şimdilik sorun görünmüyordu ama aralarından biri mutlaka hanımağanın yalakalarından biriydi. Bana çok iş bırakmadan çoğu işi onlar yapmıştı. Aslında ellerimin titremesine engel olamadığım için yapamamıştım fazla bir şey. Daha ilk günden hiç bir şey yolunda gitmemişti. Masayı kurmak için kahvaltılıkları taşıma görevinin çoğunu onlar aldı. Ellerimin titremesi yüzünde pek bir şey yapamadım ama taşımak zorunda olduğumu biliyordum. Konak haklı yavaş yavaş toplandı. İki erkek iki de kız kardeşi vardı. Toplam beş kardeşlerdi. Annesi olduğunu düşündüğüm kadın engelliydi. Beni masaya davet etmeyeceklerini biliyordum ama yine de kır saçlının emrini bekledim. Çok şükür o davet gelmedi ve bende kurtuldum. Mutfağa döndükten sonra bir daha çıkmadım. Kahvaltı bitimini mutfak kapısında bekledim. Gözüm Seyfi'yi arıyordu. Bana ilacımı ne zaman getirecekti. "Malik ağayı yolcu etmen lazım gelin hanım. Diğer gelin kocasını her gün yolcu eder. Buranın adeti böyledir" aman ne güzel bir adet. Saliha denen kadından pozitif enerji alıyordum ama güvenmek için erkendi. Kır saçlı arabasına doğru yürürken uzak bir mesafeden onu izledim. Bizden karı koca değil iki düşman bile olmazdı. Beni kendine mecbur bıraksa da bu evlilik gerçeğe hiç bir zaman dönüşmeyecekti. Onu takip ettiğimi hissetmiş gibi arabanın yanına gidince arkasına döndü. Bana göre uzun sayılan saniyeler boyunca bana baktı. Adımlarım durmuştu. Bakışlarını çekip arabaya bindi. Bahçeden çıkana kadar orada dikilip geri döndüm. Masada ki bulaşıkları mutfağa taşırken bir gözüm hep kapıdaydı. Beynim sürekli alarm verdiği için fazlasıyla huzursuzdum. Bulaşıkları mutfağa götürdükten sonra mutfakta küçük bir masa kuruldu. Kadınlar oturunca bende oturdum. Dün sabah yemiştim en son. Stresten hissetmesem de acıkmıştım. Sadece açlığımı bastıracak kadar yemiştim. Mutfağı toparlayınca yine mutfak kapısına çıktım. Seyfi neden gelmemişti? Diğer kadınlar görev dağılımı yaptı bana kaldığım odayı temizlemek düştü. Buraya geldikten sonra belki de tek güvenli alanım. İki kat yukarıya çıkıp odayı zor da olsa topladım. Odadan çıkıp girişi görmek için kenara yaklaştım. Yaklaşık 10 dakika sonra Seyfi araba ile bahçeye giriş yaptı. Onu gördüğüme sevinmiştim. Merdivenlere yönelip korkuluklara tutunarak merdivenleri indim. Gözüm sadece önümü görüyordu. Bir an önce ilacıma kavuşmaşıydım. "Nereye gidiyorsun?" duyduğum sert kadın sesiyle adımlarım durdu. Arkama dönünce kır saçlının ki gibi koyu mavi gözlerle karşılaştım. Tekerlekli sandalyesi ile avludaydı. Bense ondan uzakta değildim. Ne cevap vereceğimi bilemedim. "Hayırlı sabahlar hanımağam" Seyfi'nin sesi sessiz bakışmayı böldü. Kadın başını salladı sadece. "Elindekiler ne Seyfi?" kısa bir an sessizlik oldu. "Bunlar gelin hanımın" diyen Seyfi ile kadının sert bakışları bana döndü. "Getir" diye emretti. Seyfi'nin rahatsız olduğunu hissettim. Kadının yüzünde ki emredici bakış direncini kırdı. Seyfi'nin ona gidişini izledim. Kadın poşeti eline alınca içine baktı. "Bunlar ne ilacı?" diye sordu. "Antidepresan" Seyfi'nin sesi kısıktı. Hanımağanın yüzünde ki ifadenin değiştiğini bakışlarının küçüksemeye döndüğünü fark ettim. Oğlunun eserini oda küçümsüyordu. "Bunlar deli ilaçları yani?" sesli söylediği şeyi etrafta ki herkes duymuştu. Şimdiden lakabımın deli gelin olacağını tahmin ediyordum. Elinde tuttuğu poşeti önüme doğru fırlatınca bu gururumu incitmişti. "İlaçlarını düzgün kullan etrafına saldırma" dedi tiksintiyle. Bir şey söylemek için dudaklarımı araladım ama konuşamadım. Kır saçlının emri netti. Herkese kötülüğü dokunan aile bana zararlı bir varlıkmışım gibi davranıyordu. Kadın bana son bakışını attıktan sonra tekerlekli arabasını sürmüş gitmişti. Üzgün gözlerle yere eğilip poşeti alan Seyfi'yi izledim. Poşeti bana uzatınca göz göze geldik. "İlaçları bol bol aldım artık sorun yaşamazsın. Bitmeye yakın bana haber ver yenilerini getiririm tamam mı?" burnumun direği sızlarken başımı salladım. İlaç poşetini elime aldım. Beni izleyenler olduğunu bilirken mutfağa yöneldim. Neyse ki mutfakta kimse yoktu ve ilacımı rahat bir şekilde aldım. Mutfakta işim bitince odaya döndüm. Bir işim olmadığı sürece odadan çıkmayacaktım. Ne zaman beni görseler aşağılamak için fırsat kollayacaklarını biliyordum. Tüm aile bireylerinin yüzünde nefret vardı. Onlara göre ben sadece katilin kızıydım ve onların gözünde hepte öyle kalacaktım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE