Günler geçiyordu. Hiç bir şey düzelmiyor aksine kötü gidiyordu. Malik odaya sadece uyumak için geliyor beni görmeden uyuyordu. Ben yerde yatarken rahattım, şikayetçi değildim. Onu görmediğim içinde şikayetçi değildim. Bana bulaşmasın ne yaparsa yapsın.
Örtüyü yere serip üzerine yastık attım. Üzerimi değiştirmek için düğmeli pijama mı aldım. Malik bu saatte gelmezdi. İçki içiyordu. İçki kokusu midemi bulandırıyordu. İçki kokusu tüm odaya yayıldığı için her gün saatlerce havalandırmak zorunda kalıyordum.
Pijama takımının alt kısmını elbise altından giydim. Elbiseyi hızla üzerimden çıkarırken bir yandan kapıya bakıyordum. Pijamanın üst kısmını giyince rahatladım. Elbisemi yerine koyarken kapı gürültü ile açıldı. Korkuyla irkildim. Tamam diğer günler de nazik girmiyordu ama bugün ekstra vahşiydi. Göz göze geldik. Bakışma kısa sürdü. Gözleri beni bir tur süzerken rahatsız hissederek bakışlarımı kaçırdım. Elbiseyi yerine koyup yere bakarak yürürken
"Yanıma gel" dedi. Stresle bedenim kasıldı. Benden ne istiyordu? Yine beni aşağılayıp kendini tatmin mi edecekti? Duraksamam onu kızdırdı.
"Derhal" diye ekledi sabırsız sesiyle. Yüzümü ona döndüm. O kadar sarhoştu ki harfleri yutuyordu. Yanına gidersem olacaklardan korkuyordum.
"Ne-neden?" bakışları koyulaşırken üzerime yürüdü. Geri kaçmaya fırsat bulamadan bileğimi yakaladı. Panikle çığlık attım. Elimi kurtarmaya çalışırken elim ayağım boşaldı. Ne zaman zorlansam titriyordum. Beni sürüklemeye başladığı zaman
"Bırak beni" diye bağırdım ama duymuyordu. Beni sert şekilde yatağa ittiği zaman korkum katlandı. Gözlerim şokla açılırken kendimi yatak başlığına doğru çektim. Elini gömleğine koyup sert şekilde çekip düğmeleri kopardı. Şaşkınlıkla ona bakarken yatağa çıkıp ayak bileklerimi yakaladı. Beni uzatmaya çalışırken çığlık attım.
"Kapat çeneni" diye tısladı.
"Çek ellerini" bacaklarımı aralayıp araya girdi. Korkudan ne yapacağımı bilemez hale geldim. Ellerimi yakalayıp yanlarıma getirdi. Parmaklarını parmaklarımın içine geçirip ellerimi yatağa bastırdı.
"Kıpırdama yoksa canını daha fazla yakarım" dedi. Onu dinlemedim. Bir süre kurtulmaya çalıştım ama olmadı. Nefes nefese kalmıştım. Sabırla beni bekledi. Sarhoş olmasına rağmen benden çok daha güçlüydü. Sonunda durup gözlerine baktım.
"Bana ne yapacaksın?" diye sordum.
"Sadece sus" dedi elini giydiğim takımın düğmelerine atınca dolu gözlerle ona baktım.
"Lütfen yapma" dedim yalvararak. Bana dokunmasına rızam yoktu. İstemiyordum. Yüzüme doğru eğilip içki ile karışık ılık nefesini yüzüme verdi. Midem bulanmıştı anında. Dudaklarıma gelirken başımı yana çevirdim. Bu onu sinirlendirdi. Çenemi tutarak beni kendine çevirdi. Büyük dudakları dolgun alt dudağı mı dudakları arasına sıkıştırıp hiçte nazik olmayan bir sıkıştırma ile emmeye başladı. Hareketleri her geçen saniye hızlandı.
Acıyla dudaklarına inlemem onu daha da alevlendirdi. Durmak yerine daha da sert davrandın. Onu üzerimden atmaya çalışırken üstten 2 yada 3 düğme çoktan çözülmüştü. Dudaklarımda işini bitirince çeneme geçti. Çene mi aynı sertlikle emerek boğazıma indi. Boğazımda ki sert hamleleri beni iyice acıtırken boynuma ve göğsümün üst kısmına kadar her yeri emerek acıttı. Devamında daha ağır şeyler olacağını biliyordum. Gözyaşlarım durmadan akarken ne kadar çaresiz olduğum bir kez daha tokat gibi yüzüme çarptı. Onca bağırıp çağırmaya tek bir kişi bile gelmemişti. Tekrar ve tekrar bağırsam kim gelecekti? Boşuna nefesimi tüketiyordum. Ben ne olacaksa olsun bitsin kafasında kendimi serbest bırakmışken bir anda üzerimden çekilip kendini yana attı.
"Yerine geç" dedi sert sesiyle. Hem şaşkınlık hem buruk bir sevinçle hızla kenara kayıp yataktan inerek ışığı kapatıp yerime girdim. Kendimi tutamadığım için ağlamam dakikalarca devam etti. Bana acıdığı için mi bırakmıştı? Bunun mümkün olmayacağını düşünsem de ihtimal vardı. Belki de benden iğrendiği için geri çekildi. Bilmiyorum. Söz konusu o olunca ne yapacağı belli olmuyordu. Yine de ileri gitmediği için sevinmiştim.
Sabaha karşı ancak uyumuştum. Sabah kapının çalması ile sıçrayarak uyandım.
"Gelin hanım" dedi Saliha. Bu kahvaltı hazırlığı başlayacak gel demekti. Saliha bu kadar sesleniyordu ve gidiyordu. Bende hazırlanıp mutfağa iniyordum. Canımın acısıyla elim boynumu buldu. Bir an ne olduğunu anlamasam da daha sonra aklıma gecenin görüntüleri doldu. Tenimi sert şekilde emdiği için böyle olmuştu. Bazı yerler daha fazla sızlıyordu. Ayağa kalkarken bir kaç kez sendeledim. Uykumu tam alamadığım için başım dönüyordu. Ve ilaçlar beni uyuşturduğu için kendimi toplamam daha zordu.
Yavaş adımlarla banyoya yöneldim. İhtiyacımı giderdikten sonra elimi yüzümü yıkamaya başladım. Ayna da ki görüntüme baktığım zaman gözlerim kocaman açıldı. Dudaklarımda hafif olsa da geri kalan yerlerimde ki morluklar büyüktü ve sızlıyordu. Bunu neden yapmıştı? Elimi morlukların üzerinde gezdirirken yüzümü buruşturdum. Vahşi bir hayvan gibi saldırmış bedenimde izlerini bırakmıştı. Nefesimi alırken titremişti. Bu kadarı ile kurtulduğum için bile şükrediyordum.
Kendime bakmayı bırakıp odaya döndüm. Yatakta uyuyan adama öfkeyle baktım. Bir gün yaptığı her şeyin bedelini ona ödetecektim.
"Sana yeminim olsun canavar, bana yaptıklarının bedelini sana ödeteceğim. Bana acımadığın gibi bende sana acımayacağım" derin bir kaç nefes alıp Gardroba yönelip boğazı kapalı bir elbise aradım. Hiç biri boğazı kapatacak şekilde değildi. Dakikalarca dikilip ne yapmam gerektiğini düşündüm ama bir çözüm bulamadım. En kapalı elbiseyi elime alırken yatakta ki canavar hareket etti. Yataktan indiğini anladım. Arkama geldiğini hissedince elimde ki elbiseyi sıktım. Şimdi ne istiyordu?
Kenara doğru kaydım. Gardrobun içinde göz gezdirip en açık renkli elbiseyi eline alıp bir süre baktı. Bana doğru dönüp elbiseyi fırlattı.
"Bunu giyeceksin" dedi. Sinirle yüzüne baktım. Amacı neydi? Daha önce giydiğim kıyafete karışmıyordu.
"Bunu giymek... " Beni böldü.
"Giy" diye emir buyurdu arkasına dönerken. Banyo kapısını açınca
"Yoksa ben giydiririm" diye ekleyip gözden kayboldu. Sinirli bir soluk bıraktım. Amacı neydi yine? Söylenmenin bir anlamı yoktu. Banyodan su sesi gelince giyinmek için yeterli zamanımın olduğunu bilerek hızla üzerimi değiştirdim. Ayna da kendime bakınca iç çektim. Bu şekilde insan içine nasıl çıkacaktım. Şalımı yaparken gözlerim morlukların üzerinde geziyordu. Nasıl bu kadar morartabilmişti beni?
Seçtiği elbisenin önü hafif açıktı. Şalı önüme tutacaktım mecbur. O banyodan çıkmadan odadan çıktım. Şalı önüme getirip boynumu, boğazımı kapattım. Merdivenleri inerken etrafıma bakıyordum. Mutfağın önüne geldiğim zaman bir an duraksadım. Mutfağa girdim. Herkesin bakışları bana çevrildiği zaman yüzlerinde ki şaşkınlık okunuyordu. Çenemde de morluklar vardı ve benim saklama çabalarım gereksizdi.
"Günaydın" dedikten sonra bir işin ucundan tutmaya başladım. Çalıştıkça stresim azaldı. Ben mutfakta iş yaparken diğerleri masaya taşıyordu. Sadece çaylar kaldığı zaman aileden hiç kimseyi görmediğim için memnundum.
"Gelin hanım" dedi Saliha. Benden büyük olduğu için abla demek daha doğru olsa da Saliha hanım diyordum ona. Zamanla aramızda sıcak bir yakınlık oldu. Bunu apaçık göstermese de bana yardım ettiğini fark ediyordum. Diğerleri daha soğuk ve umursamazdı.
Bakışlarım Saliha'yı buldu.
"Malik ağam çayını, senin götürmeni istedi" dedi. Bacaklarımda ki dermanın kesildiğini hissettim. Neden ben? Amacını bilmem kaçıncı kez sorguladım. Sahi amacı neydi? Çaylar doldurulana kadar zaman kazanmıştım. Saliha elinde ki bir bardak çayı bana uzatınca kalbim sıkıştı. Bana acıyarak baktı. Bende kendime acıyarak bakıyordum. Bunun bir mecburiyet olduğunu bildiğim için elinde ki çayı aldım. Bu çayı ona götürmeye mecburdum. Yavaş adımlarla başım öne eğik çıkıp masaya kadar geldim. Bir elim şalımın iki ucunu bir arada tutuyordu. Çayı koymak için eğildim.
"Elini şal dan çek" dedi dişleri arasından. O zaman anladım ki bu izler ailesi içindi. Erkekliğini bana değil onlara gösteriyormuş. Bunu reddederek bardağı masaya koydum. Doğrulurken bir Boğa gibi nefes alıp veriyordu. Ben onun oyuncağı, tatmin olma stres topu değildim. Çenemde ki izler yeterince görülüyordu zaten. Birde dudaklarımı ezip morartmıştı. Ona bu zevki yaşatmayacaktım. Arkamı dönüp tek bir adım attım.
"Bekle" dedi otoriter sesiyle. Bir ayağım havada asılı kaldı.
"Kahvaltı bitene kadar yanımda duracaksın" verdiği emir beni öfkeden deliye döndürmüştü. Mutfağa doğru bakıp kendimi geriye çevirdim. Aklınca benden intikam alıyordu. Karşı gelirsen bunlar olur demek istiyordu. Çaprazına gelip ayakta beklemeye başladım. Tüm bakışların bende olduğunu biliyordum. Umursamadım. Başta bana ağır gelse de artık alışmıştım. Onları umursamayacaktım. Bana acı çektirdiklerini düşündürmeyecektim. Kim için burda olduğumu biliyorum. Merve iyi olduktan sonra tüm bunlara katlanabilirim.
Ayakta dikilirken bakışlarım masanın kenarında duran tuzluğa takıldı. Onunla bile ortak noktam vardı ama bu aile ile hiç bir ortak noktam yoktu. Kahvaltı ben olduğum için sessiz geçmişti sanırım. Kimse doğru düzgün konuşmadı. Kır saçlı ayaklanınca geriye çekildim.
"Ben işe geçiyorum ana" dedi. Bir kaç saniye bekledikten sonra arabasına doğru yürümeye başladı. Annesinden onay almış olmalıydı. Kadının sadece bakışları bile konuşuyordu. Yüzünde gram nur yoktu. Kalpsiz bir patron gibi tepeden bakıyordu. Kendi ailesine karşı bile soğuktu.
Malik'i uzaktan takip ettim. Bugün inadına yavaş yürüyordu. Her gün onu yolcu etmek zorundaydım. Aramızda 4 5 metreden fazla varken bana döndü. Ona karşı hiç bir sorumluluk hissetmiyordum. O benim hiç bir şeyim değildi, olamazdı da. Bakışları aşağıya doğru indi. Bıraktığı izlerden memnun olmalıydı. Bakışları elime geldi. Şalı hiç bırakmamıştım. Bu benim için bir başarı olmadı. Çünkü herkes o morlukların sevişme esnasında olduğunu düşünecekti. Yine de kır saçlı memnun olmuştu. Bana tecavüz etmedi ama bağırışlarımı duydularsa beni zorladığını biliyorlardı.
Arabaya binip gidişini izledim. O bahçeden çıkınca yönümü konağa döndürdüm. Malik'in annesi ile göz göze geldiğim zaman şaşırmıştım. Beni tiksintiyle süzdü. Beni oğluna layık görmüyordu. Bilmediği şey ise bu umrumda değildi. Bana doğru sürdü tekerlekli sandalyesini.
"Saliha'ya söyle bana bir kahve yapsın" dedi ağzının içinde geveleyerek. Benimle konuşmaya bile tahammülü yoktu. Başımı olumlu anlamda salladım. Yanından geçerken
"Tıpkı hak ettiğin gibi" dedi duyacağım şekilde. Kaşlarım sinirle çatıldı. Sadist oğlunun yaptıklarından övgüyle bahseden sadist bir anneydi. Aslında Malik bu kadın yüzünden kötü olmuştu büyük ihtimalle. Annesi gibi insanların acılarından beslenmeye başlamış zamanla hoşuna gitmiş olmalıydı.
Cevap vermeyi düşündüm ama Malik ile muhatap olmak istemediğim için söylediği şeyleri içime attım. Kadın sırf bana laf sokmak için arkamda beklemiş oğlu gidince zehrini bana kusmuştu. Oda bir kadındı ama intikam hırsı yüzünden benimle empati yapamıyordu. Yapmak istemiyordu.
Bugünler geçecek Devin dedim kendimi teselli etmek için. Ömür boyu burda kalmayacaktım. Bir gün bile özgür yaşayacağımı bilsem o günü özgür olarak yaşayacaktım. Ölmeden önce tek isteğim kardeşimi iyi görmek öyle ölmekti. Bugüne kadar hiç bir isteğim olmamıştı, umarım bu isteğim olurdu. Beni öyle bir duruma getirmişlerdi ki, hayal bile kuramıyordum... Mutfağa gidip Saliha'ya kahve yapmasını söyledim. Hızla bulaşıkları toplayıp yıkamaya başladım. Bir an önce odama giderek kimseyi görmek istemiyordum. Onları görmek bile benim için ekstra azaptı ve benim fazladan azaba ihtiyacım yoktu...