Devin'den
2 hafta sonra
2 haftadır burda çalışıyorum. İş yükümü hafifletmişti. Girişi değil bahçenin temizliği artık bendeydi. Bu benim için iyi olmuştu. İlk günler her gün fenalık geçirdiğim için öleceğimi düşünmüş olmalı ki iş yükümü hafifletmişti. Beni süründürmek istiyordu. Erken ölüm yok diyordu.
Arka bahçeye gittiğim zaman etrafı kontrol ettim. Her gün mutlaka maskeyi çıkarıp hava alıyordum. Yoksa ölecek gibi hissediyor sırtımdan soğuk terler boşalıyordu. Bunun sebebi en ufak eziyete artık tahammülüm olmayışıydı. Tahammülüm olmadığı için her şey bana ağır geliyor maske ise iyice nefesimi kesiyordu. Dediği olmuş hiç bir temizlik çalışanı benimle bağ kurmamıştı. Zarar görmelerini istemezdim. Sonuçta herkes evine ekmek götürüyordu. Sırtıma dokunan elle kendimi geriye attım. Önüme geçen genç adam beni süzdü. Yüzümde maske olmadığı için beni görmüştü. Elimi hızla maskeye attım. Şaşkın bakışlarım genç adamın yüzündeydi.
"Çokta güzelsin" dedi şaşkınlıkla.
"Çirkin olduğun için maske taktığını düşündük arkadaşlarla" kaşlarım biraz daha çatıldı. Hafif mahcup bir ifade ile
"Yanlış anlama, sadece merak" diye açıklama yaptı. Bakışlarım yüzünde gezdi kısa bir süre daha. Gitmek zorunda olduğum için yana doğru bir adım attım. Önüme çıktı. Bana fazla yakın olduğu için geriye adımladım.
"Tanışmak istiyorum" dedi. Ben çok insan tanımıyordum ama insanların kötü niyetlerini hissediyordum. Bu adam bana masum gelmiyordu.
"Üzgünüm ama seninle tanışmak istemiyorum" dedim. Yine gitmek için hareket ettiğim zaman omuzuma dokundu tekrar. Panikle kaçmaya çalıştım.
"Bir daha bana dokunma" dedim soğuk sesimle.
"Ben burda müdür yardımcısıyım. Benimle aranı iyi tutarsan sana faydam dokunur" yüzünde ki pis sırıtış midemi bulandırdı. Başımdan bir taciz olayı birde istemediğim bir adamla sevişmek geçtiği için erkeklerden nefret ediyordum. Bu genç adamda benden faydalanmak istiyordu.
"Be-ben evliyim. Eşim kıskanç" dedim. Bunu derken dilim birbirine dolaştı. Evli ama değil. Onun oyuncağıydım.
"Hadi ama" dedi üzülmüş gibi yaparken.
"Benden korkmana gerek yok."
"Gitmem lazım" dedim. Tekrar önüme çıkacağını bildiğim için paniklemiştim. Aynen de dediğim gibi olmuş adam beni köşeye sıkıştırmaya çalışmıştı.
"Sönmez bey" diye Seyfi'nin sesi duyulmasaydı adam tekrar beni durdurmak için kolumu tutacaktı. Genç adam korkuyla geriye çekip arkasına baktı. Hızlı adımlarla Seyfi'nin yanına gidip arkasına geçtim. Beni koruyacağını biliyordum. Beni yönlendiren kişi oydu tıpkı koruduğu gibi.
"Malik bey seni odasında bekliyor" paniklemişti Sönmez denen adam.
"Bir hatam mı oldu?" Seyfi'nin bedeni gerilmişti.
"Malik bey gerekli bilgilendirmeyi yapacaktır" Genç adam anlamaya çalıştı bir süre ama kurtuluşu olmadığını bildiği için yürümeye başlamıştı. O gidince Seyfi bana döndü.
"Sen iyi misin?" diye sordu. Cevap veremedim. Değildim. Boğazıma bir acı oturmuştu. Bir süre yanımda sessizce bekledi. Daha sonra hareketlendi.
"Malik ağanın yanına gitmemiz gerek" dedi.
"Gitmek istemiyorum" dedim. Yine her şeyden beni sorumlu tutacaktı. Artık buna tahammül edemiyordum.
"Ona karşı gelme" Bunu arada hatırlatıyordu.
"Şimdi gidelim" dedi. Dönüş gidiş yoluna baktım. 2 haftadır birbirimizi görmek zorunda olmadığımız için sevinmiştim ama bugün beni ayağına çağırıyordu. Bu başımın belada olduğunu gösteriyordu. Gitmekten başka çarem var mıydı? Yoktu. Ağır adımlarla şirketin önüne geldim. Seyfi bana hızlı olmamı söylemediği için minnettardım. Girişten geçip tam orta alana geldiğimiz zaman Sönmez denen adamla karşılaştık. Bana öfkeyle bakıyordu. Bir kolu diğer elinin içindeydi. Malik onu dövmüş müydü. Yüzünde bir şey yoktu ama kolu incinmiş görünüyordu.
Şaşkınlıkla gidişini izleyip
"Ona vurdu mu?" diye sordum Seyfi'ye. Şaşkındım.
"Ne gördüysen o" dedi. Tekrar önüme döndüğüm zaman ise düşüncelere boğulmuştum. Asansörü Seyfi çağırdı ve önden binmem için yer açtı. Asansöre bindiğim zaman yine benden uzak bir yerde kalmıştı. Bunu başından beri fark ediyordum aslında. Seyfi bana bir şey verirken bile temas etmiyordu. Bana sadece kaçamak bakışlar atıyordu. Başta bunu benden nefret ettiğine yorsam da aklımda farklı şüpheler de vardı.
Asansör durunca sessiz bir nefes verdim. Beni rahat bıraktığı bir kaç günün hesabını soracaktı. Adımlarım geriye ben ileriye gittim. Kapısının açık olduğunu görünce endişelenmemin yetersiz olduğunu, çok daha fazlasının geleceğini anlamıştım.
"Dışarıda bekleyeceğim" dedi Seyfi. Gözlerimi kapatıp saniyelerce ayakta dikildim. Odasına girerken yere bakıyordum.
"Kaldır başını" dedi soğuk sesiyle. İtiraz etmedim kaldırdım. Poposunu masaya vermiş bana bakıyordu. Bir eli cebinde çok tehditkar görünüyordu. Ben tehdit edilmeye alışmadan bedel ödeyen biri olduğum için tuhaf gelmedi.
"Beni neden çağırdın?" bedenini masadan çekince kapıdan kaçmamak için kendimi zor tuttum.
"Sana ne dediğimi hatırlıyor musun?" diye sordu. Kimseyle konuşmamam gerektiğini söylemişti.
"Maske taktırıp bone ile başımı kapatınca beni kimsenin görmeyeceğini mi sandın?" Bu sorunun bana pahalıya mal olacağını bilsem de kendimi savunmalıydım.
"Seni boş bıraktım son zamanlarda" dedi dişleri arasından. Öfkesi yüzünü daha korkunç bir şekle sokmuştu. Bakışlarımı yüzünden çekmedim ama konuşmadım. Sessiz kalmam işe yaradı. Bir adım geriye çekildi.
"Bundan sonra bu kattan sorumlusun. Yemeğin de bu kata gelecek. Maske her zaman yanında olacak biri geldiği zaman takacaksın" Beni suçlamamıştı. Buna şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Bu kadar kolay kurtulabileceğimi düşünmemiştim. Mavi gözleri, açık kahverengi gözlerimdeydi. Onun ifadesi sert, benim bakışlarım boştu. Saniyelerce bakışma bitmemişti. Ben düşüncelere dalmıştım. Neden yaptığını sorguluyordum. Ona nedenini sorsam bir cevabı yok. O yüzden sorma gereği duymadım. Ona yakın olmak istemiyordum ama anlaşılan epey yakınlaşacaktık.
"Şimdi çıkabilirsin" dedi. Sadece bakışlarımı çektim. Kapıya yöneldim. Odadan çıkınca Seyfi bana döndü.
"Maskeni çıkarabilirsin artık" dediği zaman şaşırdım.
"Bu kata artık 3'ümüz dışında mecbur kalmadıkça kimse girmeyecek. Sadece gerekli durumlarda maskeyi kullanacaksın" her bilgi beni biraz daha şaşırttı. Başına taş mı düşmüştü? Kokusu yakında çıkardı.
Günler sonra
İş yüküm her zamankinden daha azdı. Ben odasını ve orta alanı temizlemekle görevliydim. Yemeğim bu kata geliyor. Artık istediğim gibi yiyip içebiliyorum. Zaman kısıtlaması yok. En azından bir konuda beni rahat bırakmayı seçmişti. O çıkmadan odasına girmiyordum. Temizlik esnasında etrafımda olmasını istemiyordum. Her zaman yetiştiremesem de aynı ortamda olmayı en aza düşürüyordum.
Burda küçük bir mutfak vardı. Çay kahve yapmak serbestti. Seyfi burda çay yapıp içerken bana da ikram ediyor. Bunu gizli yaptığını bilsem de bir insanın benim için bir şeyler yapması umudumu biraz artırıyor. Benim bir sonum var mı? Varsa nereye varacak? Bu soruların hiç birine cevabım yok.
Yediğim bulaşıkları yıkadım. Mutfak çalışanları 1 de çıkıyordu. Ben ise genellikle 1 den sonra yiyordum. Arkamdan birinin yaklaştığını hissettim.
"Az müsaade et bacım" dedi Seyfi. Bu olduğun alandan uzaklaş demekti. Bana temas etmemek için çaba gösteriyordu. Bir kaç adım öteye gittim. Burda da kamera vardı. Olmasa belki daha yakın davranırdı bilmiyorum. Bacım demesi güvenimi kazanmasının başka bir sebebiydi. Bana acıyarak baktığı zamanlar oluyordu. Çalışma hayatına yeni yeni alışıyordum. Eskisi kadar ağır gelmiyordu çalışmak.
Seyfi kahve yaptı. Bunu o pislik için yaptığını biliyordum. Hazırlanan kahveyi küçük tepsiye koydu.
"Boş fincanı sen alırsın, çıkmam lazım" dedi. Küçük mutfaktan çıktı. Yapılan bulaşıkları yıkadım tezgahı temizledim. Mutfaktan çıkınca yarım kalan işime döndüm. Canavarın çıktığını görünce rahat bir nefes verdim. O etrafımda iken huzur bulmam imkansızdı. Elimde ki işi bırakıp boş fincan için odasına girdim. Tepsiyi alıp çıkarken kapıda esmer güzeli bir kadın belirdi. Beni en ince ayrıntıma kadar süzerken kaşlarım çatıldı. O canavarın ailesinden biri olmalıydı. Yaka kartıma dikkatle bakıp
"Malik nerde?" diye sordu. İmalı sorusu beni hazırlıksız yakaladı.
"Bilmiyorum" dedim. Kadın direkt üzerime yürüdü. Öfkesi o canavarı andıracak cinstendi. Elimde ki tepsiyi alarak yere atınca hafif panikle geri çekildim. Yarısı dolu olan fincan parçalara bölündü yerler hep kahve oldu. Kolumu tutup sıkıştırdı. Ben ne olduğunu anlamadan yüzüme tüm gücüyle tokadı patlattı. Başım yana düştü. Saçımı tutup başımı kaldırırken ancak aklım başıma gelmişti. Algılama yeteneğim körelmişti. Geç anlıyordum. Kızı geriye doğru iterek
"Bana ne hakla vurursun?" sesim düşündüğümden fazla çıkmıştı. Kendini topladığı zaman yine üzerime geldi. Beni dövmek için hamle yaptı. Kendimi korumaya çalışsam da benden güçlüydü.
"Malik'in orospusu olduğunu biliyorum" dedi nefretle. Bana saldırmaya devam ediyordu. Özellikle yüzümü hedef alıyordu. Yüzümün bir kaç yerine tırnaklarını geçirdi. Yüzümü çizmişti. Ben sadece savunma yapıyordum.
"Neler oluyor burda?" Malik'in kükremesi ve kızın geriye çekilmesi aynı zamanda oldu. Kurtulunca derin derin nefesler aldım. Çizdiği yerlerin acısı nefesimi kesiyordu. Sanki yüzümü yırtıyorlardı her an. Malik yüzüme bakınca burnundan bir nefes verdi.
"Ona neden saldırdın?" diye sordu kıza.
"Bizim evliliğimiz konuşulurken sen metres yapmışsın. Ne yapma mı bekliyordun?" O an dünya durdu benim için. Acımı bile unuttum. İkisine bakakaldım. Bu bana bir anlam ifade etmemeliydi ama şok olmuştum. İçimde kabaran öfkeye engel olamadım.
"Yerleri temizle ve çık" dedi bana bakarak. Diğer kıza ise
"Otur sakinleş" Sadece. Kız ile bakışlarımız anlık kesişti. Bana olan öfkesi o canavara olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Nefesim içimde kırıldı. Benim sonum nereye varacaktı Allah'ım.
"Malik'i duymadın mı?" diye tısladı bana kız. Ancak o an kendime gelebildim. Kendimi odadan nasıl attım bilmiyorum. Burun direklerim sızladı. Faraş setini elime alırken elimin titrediğini fark ettim. Yüzümde ki acı yerini hatırlatın merhaba sert bir soluk bıraktım. Odaya girdiğim zaman karşılıklı oturuyorlardı. Kızın nefret dolu bakışları arasında yerleri süpürdüm. Gururum incinmişti sanki. Neden kırılacak diye düşündüm.
"Gerisini sonra yaparsın, çekilebilirsin" dedi bana canavar. Onlara bakmadan odadan ayrıldım. Katta bulunan lavaboya ilerledim. Aynaya baktığım zaman yüzümün çeşitli yerlerinde çizikler gördüm. Elime havlu kağıt alıp ıslattıktan sonra yüzümde ki kurumuş kanları silmeye başladım. Su çizilen yerleri daha da acıtırken burnum akmaya başladı. Ardından yükselen hıçkırıklarım benden bağımsızdı.
Hırsla gözlerimi sildim. Ben sildikçe yenileri yüzümü ıslattı. Hıçkırıklarımı bastırmak için boğazımı zorladım. Hıçkırıklarım içime doğru giderken boğaz ağrım arttı. Kendimi biraz biraz toparlamışken bu olayı yaşamak zorunda kaldım. Kendimi korumaktan bile acizdim. Sakinleşmek benim için kolay olmadı. Kapı çalınana kadar boş gözlerle önümde ki aynaya baktım.
"Seni eve götürmeye geldim bacım" dedi Seyfi dışarıdan. O zaman kendimde biraz güç bulabildim. Elimle gözlerimi sildim. Cebimde ki maskeyi çıkarıp yüzüme taktım. Bone mi düzelttikten sonra lavabodan çıktım. Ne Seyfi'ye baktım, ne başka bir yere. Yüzüm yerde çıktım şirketten. Beni otobüs durağına götürüp benimle otobüse bindi. Yol boyunca ikimizde konuşmadık. Beni eve bıraktıktan sonra birazdan döneceğini söyledi. Sadece başımı salladım. Kapı çalındığı zaman delikten dışarıya bakıp açtım. Eczaneden merhem ve yarayı temizlemek için malzemeler almıştı. Ona gözlerimle teşekkür ettim. Konuşacak mecalim yoktu. Yüzüm sızlarken sadece hayal kırıklığı hissediyordum. Fazlasıyla hayal kırıklığı...