Devin'den
Asansör ile farklı bir kata indik. 5 temizlik çalışanı vardı benle 6 olmuştu. Bunlar tahmin tabi bildiğimden değil. Dikkatimi tek çeken şey ise sadece benim yüzümde hemde siyah bir maske vardı. Birde başıma çalışan bonesi vermişti. Çıkarmamam konusunda beni uyarmıştı. (tehdit)
Ben arkasında kalmıştım o ise benden bir kaç adım uzağa gitti. Çalışanlar kaçamak bana kaçamak bakış atarak canavara saygısını sundu.
"Zeliha hanım" dedi yaşı en büyük kadına hitaben.
"Aranıza yeni bir temizlik elemanı aldım. Şirketin giriş katını ve şirketin önü ve bahçesi de dahil olan alanları o temizleyecek. Kimsenin onunla konuştuğunu yada yakınlık kurduğunu görmeyeceğim. Görürsem soru sormaksızın kovulacak" sesi o kadar sertti ki herkes sadece başını sallayıp onaylıyordu.
"İsmi nedir Malik bey? Yani ona seslenmemiz gerekirse..."
"Kezban" dedi hiç beklemeden. Kaşlarım çatıldı. Kezban mı? İsmimi bile almaya niyet etmişti. Adımı bile hakkıyla yaşatmıyordu.
"Peki efendim"
"Herkes işinin başına dönsün." dediği zaman herkes başıyla onaylayıp alandan ayrıldı. Uzaklaştıklarına emin olunca
"Adım Devin" dedim soğuk sesimle.
"Hafızan güçlü değilse hatırlatayım" Bana öyle bir döndü ki nefesimin kesildiğini hissettim anlık.
"Hatırladığım şeyler senin sonun olacak. Şimdi süpürgeni alıp girişten işe başla. Kaytardığını yada birileri ile konuştuğunu görürsem seni mahvederim" gözlerime sinirle bakıyordu. Beni bir bela olarak gördüğü belliydi. Bu umrumda değildi. Asansöre döndüm.
"Yemeğini yemekhane de yiyeceksin. Söylediğim her şeyi eksiksiz yapacaksın. Aksi taktirde sonuçlarına katlanırsın" Beni elinde oyuncak etmişti. Seyfi denen adamı bana yol gösterirken ona cevap verme gereği duymadım. Asansör ile giriş kata indik. Bana bir süpürge birde kürek zimmetlediler. Sabahın erken saatlerinde girişi, geriye kalan zamanda ise şirketin önünü arkasını süpürecekmişim. Benim o kadar gücüm yoktu ama onun evde ki esiri olmaktansa burda bir kaç insanı uzaktan görmeyi tercih ederdim.
Giriş dediğimiz yer epey büyüktü. Sadece burayı bile temizlemek akşama kadar sürecek gibiydi. Önce arkadan başladım süpürüp silmeye. Ön tarafa gelirken kızlar kendi aralarında konuşuyordu.
"Malik bey yeni kameralar taktırıyor, kesin birinin açığını yakaladı. Kimse bizi de yaktı." maskeye doğru bir nefes verdim. Zaten nefes kontrolüm yoktu şimdi bu maske ile iyice nefesim kesilmişti. Beni bir anda öldürmek yerine yavaş yavaş öldürüyordu. Kameraları benim için taktırdığını biliyordum. 7/24 beni izleyecekti demek ki.
Kızlar sitemkar konuşmalarına devam ederken Seyfi geldi yanıma. Bana bir yaka kartı verdi. Üzerinde sadece Kezban yazıyordu. Devin Dilber, Kezban. Bakalım daha sonra neler eklenirdi buna. İşime gelirdi. İsmimi onun ağzından duymayı bende istemiyordum.
"Hey sen" diye seslendi az önce konuşan kızlardan biri. Onlara döndüm. Beni süzdüler tekrar.
"İşe mi başladın burda? Neden maske takıyorsun?" dudakları mı oynatamadan
"İkinizde işinizin başına dönün. Mesai saatleri içinde olduğunuzu unutmayın" Seyfi onları uyardı. Diğeri kameradan, Seyfi ise gölgem gibi beni izleyecekti anlaşılan. Onlar önüne ben işime döndüm. Daha çalışmaya başlayalı 2 saat olmasına rağmen çok yorulmuştum. Yüzümde ki maske kumaştan olduğu için içim daha fazla daraldı. Başım döndü doğrulurken. Nefes almak için bir alana ihtiyacım vardı. Yoksa bayılacaktım.
Hızlı adımlarla dış kapıya yöneldim. Seyfi peşimden geliyordu. Dışarıya çıkınca şirketin kenarından yürüyerek arkaya doğru yürüdüm. Maskeyi çıkarır çıkarmaz derin derin nefesler almaya başladım. İki büklüm olmuştum.
"Sorun ne?" elimi göğsümün üzerine koyup sakinleşmeye çalıştım.
"Sanırım tansiyonum düştü" dedim. Ne olduğunu bende bilmiyorum. Baş ağrılarım giderek artıyordu. İlacın etkisi biraz geçince ve stres yapınca böyle oluyordu. Şimdi çalışıyorum hantal bedenimle ve yüzümde maske var. Ben aylarca yatağa mahkum etti. İhtiyaçlarım dışında o yataktan kalkamadım. Şimdi ise beni o hantal hayatımdan çıkarmış yoğun bir iş temposuna sokmuştu.
"İşine dönmen gerek, yoksa kızar"
"Girişte bayılıp kalmam için iyi fikir" dedim. Bir süre düşündü.
"Ağama haber vermem lazım" dedi. Yere sindim. Şu an kalkacak gücüm bile yoktu. Ağasına haber verecekmiş. Onu anınca bile içime fenalık geliyordu. Onu aramıştı ama cevap veren olmadı. Ben kendime gelmek için temiz hava almaya çalışırken oda başımda bekledi.
"Nasıl oldun?" diye sordu. Ayağa kalktım. İyi olmasam da biraz toparlamıştım. O şeytanı görmeye, muhatap olmaya gerek yoktu. Derin bir kaç nefes daha alıp verdikten sonra maskemi taktım. Geldiğim yolu geri döndüm. İşimin başına döndüm. Bir ara Seyfi o canavar ile konuşmuştu. Öğlen olmaya yakın
"Yemek 12 ile 1 arasında yeniliyor. Geç kalırsan aç kalırsın. Bugün seni ben götüreyim, yarından sonra kendin gideceksin" aman ne güzel. Başımı salladım. Maske varken nasıl yiyecektim bilen biri var mıydı? Yemekhaneye önden girdik. Çalışanlar bana tuhaf bakarken Seyfi her gün bu saatlerde gelip yemeğimi yiyeceğimi onlara anlattı. Yemeğimi alınca beni en kuytu köşe bir yere getirdi.
"Yemek için 10 dakikan olacak. Kimse gelmeden yemeğini bitirmelisin" dudağım acıyla hareket etti. Boğazımdan zaten zor geçen lokmaları 10 dakika da yememi istiyordu. Ben 10 dakika da 3 5 lokma bile zor yerdim. İlaçlar normalde kilo aldırırmış ama bana onlar bile etki etmedi. Kilo almaya yatkın bünyem üzüntüden kilo almıyordu.
Başımı sallayıp onu onayladım. Sadece çorba ve ekmek almıştım. Daha fazlasını yiyemeyeceğimi biliyordum. Maskenin tek bir ipini çıkarıp kaşığı elime aldım. Ben yerken Seyfi başımda bekliyordu. Bir lokma aldıktan sonra bir dilim ekmeği içine doğradım rahat yemek için. Minik doğradığım ekmekleri çorba ile içtim. Seyfi önüme bir ilaç attı. Ağrı kesiciydi. İçip içmeme arasında kaldım. Sonuç olarak acı istemediğim için içtim.
Arkadan gelen sesler diğer çalışanların geldiğini gösterirken geriye bile dönüp bakamadım. Pencereden gökyüzüne son kez bakıp maskemi yüzüme geçirdim. Ayağa kalktım. Şimdi gidip şirketin ön tarafında ki çöpleri ve otları temizlemem gerekiyordu.
Yemekhane de ki fısıltılı konuşmalar herkesin beni gördüğünü ve merak ettiğini gösteriyordu. Uzun bir süre konunun ben olacağı kesindi. İnsanlar haklıydı. Tek maskeli insan bendim. Merak etmeleri çok normaldi. Seyfi gün boyunca yanımdan ayrılmadı. Arka bahçeye geçince arada soluklanmak için maskeyi çıkarmıştım. Kızıyor mu, öldürüyor mu umrumda değildi.
Gün boyu tuhaf bakışlara maruz kaldım. Seyfi başımda beklemese de az öteden izlediği için herkes durumu anlıyordu. Saat 4:30 olunca Seyfi eve dönmem gerektiğini söyledi. Yere bir şey düşürdü.
"Onu al" dedi. Şaşkınlıkla yerde ki karta baktım. Otobüs kartıydı. Eğilip aldım. Elime vermek yerine neden yere attığına takıldım en çokta. Benden tiksiniyor muydu oda? Ağası gibi beni mi suçluyordu? Öyle düşünüyorsa da şaşırmazdım. Açıkçası umrumda da değildi.
" Seni otobüs durağına götüreceğim. Bugün her şeyi iyice öğren yarın kendin yapacaksın" bakışları bile yüzümde değil etraftaydı. Bu neyin saçmalığıydı anlam veremiyordum.
"2. Durakta inip bekle. Seni yeni evine götüreceğim" dedi. Benim için yeni bir ev ayarlanmıştı demek ki. Bir şey söylemedim. Birlikte şirketin bahçesinden çıkıp yürümeye başladık.
"Bak bacım" dedi Seyfi uyarırcasına.
"Onun dediklerini yaparsan daha azıyla kurtulursun. Eğer karşı gelirsen çok daha kötüsü olur. Kimseyle muhatap olma. Gözü her zaman üzerinde olacak unutma. Sana bunları tavsiye verebilirim. Bana güvenmiyorsun biliyorum ama sözlerimi dikkate al."
"Kendi iyiliğin için" Ne söylemem gerekiyordu? Yüzümde maske ile iş çıkışı otobüse yürürken Seyfi'nin tavsiyelerini dinliyordum.
"Otobüs orada. Gerisini tek başına git. Ve söylediklerimi sakın unutma. Ben söylerim... O uygular"
"Seni şikayet etmem den korkmuyor musun?" Bana neden güveniyordu? Anlık gözlerime bakıp önüne döndü.
"Ona en yakın insan benim." Sadece bunu söyledi. Ne söylersem söyleyeyim bana inanmayacağını anlatmıştı. İnansa bile sorun olmaz der gibiydi.
"Şimdi hızlan. Otobüs çok geçmeden gelir" Seyfi'yi geride bırakıp yürürken yaka kartımı kapattım. Kezban diye anasına derlerdi. Canavar. Otobüs durağında bekleyen bir kaç kişinin arasına girerek beklemeye başladım. Otobüs geldiği zaman önden binenlerin bi ekrana kart bastığını görünce cebimde ki kartı çıkardım. İlk seferde okutamadım. Şöför bana nasıl okutulduğunu söyleyince yaptım.
Otobüsün içine bakıp boş yer ararken bana tuhaf bakan insanlara göz gezdirdim. Ayakta kalmıştım, boş yer yoktu. Boş alana geçtim. Beni hastalıklı düşünmüş olmalılar ki bir kaç kişi olduğum yerden uzaklaştı, diğerleri ise benden uzağa kaydı. Utandığım için cama döndüm. Her durakta insan aldığı için alanım daraldı. 2. Durak dediği zaman zor bela indim otobüsten. Seyfi az ötede beni bekliyordu. Ona doğru yürüdüm.
"Geri kalan yolu yürüyeceğiz. Evin yolunu iyi ezberle" dedi. Bir tepki vermedim. Yan yana yürümeye başladık. Zaten ev uzakta değildi. Eski bir binanın önünde durduk. Benim için 1. Katı kiralamıştı. 1+1 evin anahtarını bana verdi Seyfi. Hareketlerime dikkat etme mi, evde kamera olduğunu anlattı. Umarım şeyime de kamera takmamı istemezdi diye düşündüm. Yada popoma. Kilidi kapıya takıp açarken Seyfi gitmişti. Kapıyı açtığım zaman burnuma ilk dolan koku rutubetti. Buraların havası sıcak olduğu için fazla rutubet olmazdı ama o benim için en rutubetli olanı seçmişti.
Küçük olan evin içini gezdim. Her yer olduğu gibi bırakılmıştı. Üzeri kapalı eski mobilyaların üzerini açtım. İlk iş günü benim için gerçekten yorucu geçmişti. Gerçi o beni çalışan olarak değil kapısına pas pas olarak almıştı. Tüm ağır işleri bana vermişti.
Banyoya giderek su ve temizlik malzemeleri buldum. Temizlik yapmadan ne oturabilir nede yatabilirdim. Bugünlük sadece yatacağım odayı temizleyecektim. Pencereleri açtım ilk önce. Yapabildiğim kadar camları ve pencere pervazını sildim. Üstten bir toz aldım. Maskeyi çıkardığım için ciğerlerim daha iyi durumdaydı. Banyoda ki sıvı sabundan temizlik kovasına dökmüştüm. Yerleri süpürüp sildikten sonra yatağın üzerine oturdum. Hava sıcak olduğu için şanslıydım. Kıyafetlerle yatacaktım. Örtüleri yıkamam gerektiği için onları banyoya atmıştım.
Oda kuruyana kadar örtüleri makineye yerleştirdim. Odada ki gardroba baktım. İçinde bir kaç günlük kıyafet, bir kaç çalışma kıyafeti vardı. En azından bu kadar düşünecek beyni vardı. Buna da şükür. Mutfak ve oturma odası aynı yerdeydi. Buzdolabını açtım. İçinde kahvaltılık bir kaç parça bir şey vardı ve su. Su alıp içmeye başladım. Yiyecek halde değildim. İlacımı aldım bol su ile. Daha sonra her yeri dikkatle inceleyip yatak odasına girdim. Kat 1 olsa da daire alt kattaydı. Hırsız falan girebilirdi.
Odanın pencerelerini kapattım. Odada ki kamerayı görmüştüm. Üstümü nerde değişirim diye düşündüm. Banyoda değiştirmek zorunda kaldım. Aramızda ki mahrem çizgisi çoktan aşılmış olsa da ona bedenimi göstermeyecektim. Kirli olamama rağmen sırf kamera olur diye duş bile alamadım. Sabah her yeri daha iyi inceleyecektim. Üzerimde ki kıyafetlerle yatağa girdim. Üzerime hırkamı almıştım uyurken. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar kolay bir uykuya daldığım için yorulmaya minnettardım...