Malım Olduğunu Unutma K

1593 Kelimeler
Devin'den Söylediği şeyi düşündükçe kalbime daha ağır gelmeye başladı. Tüm kan sanki vücudumdan çekiliyor gibi hissediyordum. Celladım benimle evlenmek, beni her gün öldürmek istiyordu. Ya o yaşlı olan ağa? Onunla aynı şehirde bile soluk alamazken birde aynı evde mi yaşayacaktık? Bu olamazdı. Beynim durmuş gibi sadece zonkluyordu. Beni işkence yuvasına götürmek ailesine yem etmek istiyordu. Bir an duraksayıp "Vicdan azabı çekiyor olabilir mi?" diye düşündüm. Yaptıkları için değil ama benimle seviştiği için vicdan azabı duyuyor olabilir miydi? Tüm düşüncelerim iç içe geçmişti. Kapının kilit sesiyle irkildim. Kalbim korkuyla daha hızlı çarptı. Ayağa kalkınca göz göze geldik. Mavi gözleri sertliğini koruyordu. Ben ise nasıl baktığımı bilmiyordum. "Sakinleşmişsin" başımı sağa sola sallayıp "Bana bunu yapmaya hakkın yok. Seninle evlenmek istemiyorum" dediğim zaman yüzü korkutucu bir hal aldı. "Kendini ne zannediyorsun küçük şeytan? Ben seninle evlenmek için can mı atıyorum zannediyorsun? Bu evlilik senin işine gelir, bana bir şey kazandırmaz. O yüzden o çeneni kapat, elini yüzünü yıkayıp şu imzayı at" sesinde tahammül bile yoktu. Sessiz kalıp yüzüne baktım. Elinde beyaz bir elbise vardı, sonradan fark ettim. "Vicdan azabı mı çekiyorsun? Öyleyse çekme, beni azat et" dedim bakışlarımı gözlerine dikerek. Ne tam minnet, ne de onu kızdıracak kadar üzerine gitmiyordum ama yine de sinirden kıpkırmızı kesilmişti. "Neden vicdan azabı çekeyim?" tükürür gibi sormuştu. "O gece yüzünden. Eğer öyleyse..." "Ne olacak öyleyse? Seni bırakmamı söyleyeceksen çeneni kapalı tut. Bana ne yapacağımı söylemek yerine saçını biraz tara, topla bir şeye benze" dedi beni küçümseyici bir tavırla beni süzerken. Bu beni sinirlendirmişti. "Sana layık olanla evlen o zaman" İki adımla önüme geldi. Korkuyla bir adım geriye attım. Elini kaldırdığı zaman bana vuracağını düşünüp başımı yana yatırdım. Elini enseme götürüp fermuarımı indirmeye başlayınca panikleyip onu ittim. Gücüm ona yetmediği için elbiseyi kollarımdan çıkarıp yere düşürdü. Bir adım geriye giderek elinde ki elbiseyi yüzüme fırlattı. "Giy" diye emretti. Kendimi çapraz şekilde kapatmıştım. Yüzüm dışında bir yere bakmıyordum. Eğilerek yere düşen beyaz elbiseyi aldım. Tüllü güzel bir elbiseydi. Fermuarını indirirken ellerim titriyordu. Gözlerim yine dolmuştu. Onunla evlenmek cehenneme düşmekle eş değer olacaktı eminim. Elbiseyi başımdan geçirip giyindim. Elimi fermuarına attığım zaman sırtım ona dönüktü. Elimin titremesini durduramıyordum. Fermuarı ne kadar çabalarsam çabalayayım yukarıya çekemedim. Kalbim sızlıyordu bugünün her ayrıntısına. Kendime yapılanları aşamamışken kız kardeşi mi uzaklara göndermişti. Şimdi tapulu malı olmak için kendimi hazırlıyordum. Elimi tutup ittiği zaman sinirden çığlık attım. "Bırak beni iblis" diye haykırdım sesim yettiğince. Fermuarı yukarı çekip uzaklaştı. "Saçını tara" dedi beni duymazdan gelerek. İçimden çığlıklar atarken ben kenarda duran fırçayı elime alıp lastik tokamı çıkarmış saçımı tarıyordum. Bana tekrar dokunmasını istemiyordum. Saçlarımı öne alıp yavaş yavaş tararken sabırsız nefesleri kulağıma doluyordu. Umursamadım. Ne kadar geç o kadar iyiydi. "Bağla" dedi sesi tahammülden uzak. Üzerinde kumaş pantolon ve beyaz gömlek vardı. Damat olduğunu belli ediyordu. Saçımı toplayıp at kuyruğu yaptığım zaman ayna da ki görüntüme baktım. Kendimi artık tanımakta zorlanıyordum. Zayıflamıştım. Göz altlarım şişmiş ve morarmıştı. Beğenmemekte haklıydı. Normalde herkes eserini beğenirdi ama o beğenmiyordu. "Geç önüme" sesi duygudan yoksun, bir köleye bilgi verir gibiydi. Derin bir nefes alıp kendime bakmayı bıraktım. Kapıya yöneldiğim zaman son kez gözlerine baktım. Neden benimle evlenmek istediğini anlamıyorum. Amacı ne olabilirdi? "Bir sorun çıkarırsan bedeli olur." yüzümde alaycı bir ifade oldu. "Biliyorum" dedim taviz vermeden. Yine sinirlendiğini biliyordum. Adımlarımı oturma odasına yönelttim. Evlenmek yerine kaçmak istiyordum. Kız kardeşim elinde olmasa hiç bir güç beni onun yanında tutamazdı, ölüm olsa bile. Oturma odasına girmeden önce duyduğum seslerle adımlarım durdu. Arkamda ki boğanın burnundan sert solukları duyuldu. Yanıma gelip kolumu kavradı. Oturma odasına soktu beni. Nikah memuru bile gelmişti. Beyaz örtü serilmiş masanın arkasına geçtik. Bakışlarım masanın üzerinde gezindi. Kocaman nikah defteri ile bakıştık. Umudum olmasa da bakışlarımı nikah memuruna çıkardım. Bana bakıyordu. 45 yaşlarında olgun bir adamdı. Yüzümden istemediği mi anlayabilir miydi? Beni inceledi. Yardım etmek ister gibi güven veriyordu. Kolumun sıkıldığını hissettim. Bakışlarım masaya indi. Benim yüzümden kimsenin zarar görmesini istemezdim. "Nikaha başla" dedi kır saçlı canavar. Adam boğazını temizledi. Genel konuşmasını yaparken kaç kez boğazım düğümlendi. "Konuşmayı kısa kes" diye uyardı onu Malik. Kaçamak bir bakış attım nikah memuruna. Sanki benden bir işaret bekliyormuş gibi oda bana kaçamak bakışlar atıyordu. Ama ben o işareti ona hiç belli edemedim. Anne baba adlarını bile Malik söyledi nefretle. Kendi anne babasının ismini söyledikten sonra memur ilk bana soruyu yöneltti. O an beni tek anlayan insana, nikah memuruna bakarak "Evet" dedim sessiz bir şekilde. Kim bilir kaç genç kızı celladına bu şekilde teslim etmişti. Bakışlarında mahcubiyet vardı. Buralarda zoraki evlilik çoktu. Kızların genellikle fikri sorulmazdı. Bir kaç istisna olsa da genel olarak büyükler karar verirdi evlenilecek gence. Zoraki evlilik sadece kızlar için değil, erkekler içinde geçerliydi. Soru yanımda ki adama yöneltilince tok bir sesle "Evet" dedi. Sesi boğazımın kurumasını sağladı. Eveti hayatımı mahvetmeye evetti. Nikah memuru defteri önüme koyduğu zaman elim kaleme gitmedi. Malik kalemi sert bir hamle ile alıp titreyen elime tutuşturdu. Kalemi elime verirken etimi tehditle sıkmıştı. Elini geriye çektiği zaman hıçkırıklarımı geriye ittim. Bulanık gözlerimle, titreyen parmaklarımla imzaları attım. Kalemi elimden çekip aldı ve kendi imzalarını attı. Nikah şahitleri kendi adamlarıydı. Onlar da imza attıktan sonra aile cüzdanını kendi eline almıştı. Nikah memuru bizi tebrik etti. Sesime güvenemediğim için bir şey diyemedim. "Memuru geçirin" dedi adamlarına. Hiç tanımadığım adamın gidişini buğulu gözlerle izlerken kalbimin acısı büyüdü. Sanki son umudum ellerimden kayıp gidiyordu. Belki o umut hiç yoktu ama yine de üzülmüştüm. Baş başa kaldığımız zaman kısa bir an sessizlik oldu. Ayakta kıyılmıştı zaten nikah. Kapıya yöneldim. "Bundan sonra benim tapulu malımsın" diye hatırlattı kendini. Adımlarım durdu. "Ben ne dersem, ne istersem onu yapacaksın. Malım olduğunu, bana itaat etmek zorunda olduğunu sakın unutma. Hatırlatırken bu kadar nazik olmam" dedi taviz vermeden. Bana her şeyi zorla yaptırıyordu, bunları söylemesine gerek yoktu. İçinden ne geçirdiğini bilmek dahi istemiyordum. Hiç bir sözünün altı boş değildi. Bunu defalarca yaşayıp görmüştüm. Cevap vermeden odama gittim. Gelip kapıyı kilitlemesini bekledim ama bunu yapmadı. Üzerimde ki beyaz elbiseyi sert hamlelerle çıkarıp yere attım. Pijama takımı giydim. Hem söyleniyor hem ağlıyordum. Kendimi yatağa attığım zaman nefes almak için bile halim yoktu. Boş boş duvara baktım. İçi boş bir kutu gibi hissediyordum. Sanki tüm hislerim sökülüp alınmıştı. Saatlerce boş boş duvarı izledim. Önceden yemek su gelirdi ama onlar bile gelmedi bugün. Kapıyı açık bırakmasının sebebi buydu herhalde. Kendi ihtiyaçlarımı kendim halledecektim artık. *** Sabahın ilk ışıklarıyla kalkıp ihtiyacım için tuvalete gittim. Daha sonra sürekli guruldayan karnımı doyurmak için mutfağa gittim. Evde olmadığını biliyordum. Gitmişti. Pencereden dışarıda ki adamları kontrol etmiştim. Seyfi denen adamını başıma bırakmıştı. Boğazımdan zorla geçen lokmalardan sonra masanın üstüne bırakılan ilacımı almıştım. Tozu düşürülüyordu yavaş yavaş. Kirlettiğim tabakları yıkadım. Mutfakta bir süre oyalandım. Dış kapının sesini duyduğum zaman ise irkilmiştim. İkinci kez çaldığı zaman benim açmam gerektiğini anladım. Kapıyı açtım. Seyfi karşımdaydı. Bana uzattığı poşete takıldı gözlerim. "Bunu Malik ağam gönderdi. Sen giyin, burda bekleyeceğim" dedi. Poşeti bana doğru ittirince aldım. Şaşkınlıkla içini açtım. "Bu nedir?" diye sordum. İki parça kıyafet çalışanların üzerinde gördüklerimle aynıydı. "Ben sadece emirlere uyarım" diyerek geriye çekildi. Cevap vermeyeceğini göstermişti. Poşet elimde bir süre dikildim. Yeni işkence yöntemi mi deneyecekti üzerimde? Kapıyı kapatıp odaya döndüm. Poşetin içinde ki iki parça çalışma kıyafetini çıkardım. Kahverengi altlı üstlü bir takımdı. Üzerimde ki pijama takımını çıkarıp bana gönderdiği takımı giydim. Üst kısım popoyu kapatacak şekildeydi. İnce bir hırka vardı poşette ayriyeten. Onu da giymem gerektiğini anlamıştım. Hırka dizlerime kadar iniyordu. Hazır olduğum zaman bahçeye çıktım. Seyfi beni görünce arabanın kapısını açtı. Açtığı kapıdan arabaya bindim. Araba hareket etti. Kırsal alandan çıkıp büyük bir yapının önünde durduk. Seyfi bana siyah bir maske uzatıp "Bunu tak, Malik ağamın emri" dedi. Kaşlarım çatıldı. Seyfi arabadan indi. Arabanın kapısı açılınca tereddüt ederek maskeyi taktım ve indim arabadan. Koskoca şirkete bakarken "Gidelim" dedi Seyfi. Yavaş adımlarla yürümeye başladım. Bakışlarım her yerde geziniyordu. Köy dışında bir yer görmeyen ben bu aralar farklı yerler, farklı yapılar görüyordum. Şirketin kapısına gelince Seyfi öne geçti. Güvenlik onu görünce hemen kapılar açılmıştı. Seyfi geçmem için bekledi. Kapıdan geçip ortaya kadar yürüdüm. Her yeri lüks olan girişte iki de güzel sekreter yada danışman vardı. Onlar bana şaşkınlıkla bakarken benim de durumum farklı değildi. "Gidelim" diyerek bana sağı gösterdi. Gözlerimi önüme çevirip asansöre yöneldim. Seyfi kapısını açtı bindim. Seyfi bindiği zaman en büyük sayıya bastı. Ceketini düzeltip benden uzak bir köşeye çekildi. Asansör büyüktü. İlk defa bindiğim için biraz stres yapmıştım. Bir kaç dakika süren asansör yolculuğu bitip kendimi dışarıya atınca derin bir kaç nefes aldım. Sanki midemde kelebekler uçuşuyordu. Nabzım yüksekti. "Bu taraftan" diyerek beni bir odaya yönlendirdi. Biz kapıya henüz varmıştık ki "Seyfi bey" dedi naif bir ses. İkimiz aynı anda kadına döndük. Kadın şaşkın şekilde bana bakıyordu. O anda odanın kapısı açıldı. "Duygu" dedi nefret ettiğim sesi. "Buyrun Malik bey?" "Tüm temizlik çalışanlarını topla, birazdan onlara konuşma yapacağım" dedi. Sessiz bir nefes verdim. Temizlik çalışanlarına ağanın karısı da eklenmişti anlaşılan. Yanılmamıştım. Duygu denen kadın onaylayarak yanımızdan ayrıldı. "Geç odaya" dedi şeytan. Yüzüne bir kez bile bakmadan odaya girdim. Bakışları üzerimdeydi. Kapı kapanınca "Beni neden buraya getirttin?" diye sordum hafif alayla. Cevabı biliyordum. "Evliliği ciddiye aldın sanırım" dedi soğuk sesiyle. O zaman dönüp kararlı bir şekilde gözlerine baktım. "Sen söylüyorsun ben yapıyorum. Sen söylemeden ciddiye almak ne haddime?" bakışları koyulaştı. Her an üzerime atlayacak gibiydi. "En azından yerini biliyorsun" dedi. Sessiz bakışma yaşandı aramızda. "Burda temizlikçi olarak işe başlayıp gözümün önünde olacaksın. Kimseyle konuştuğunu yada bağ kurduğunu görmeyeceğim. Bir sorun olduğu zaman sadece beni yada Seyfi'yi bulacaksın" dedi. İçimde kabaran öfkeyi bastırmak benim için zor olmuştu. Beni gözünün önünde tutmak için temizlik çalışanlarına eklemişti. Sanırım onun hayal gücünü sınırını tahmin etmek benim düşüncelerimin çok ötesindeydi. Kafa yormaya da gerek yoktu... Devin :167 boyunda, 55 kilo. Yaşı 20, kahverengi gözlü, kahverengi saçlı kumral güzel bir kız. Malik: 185 boyunda 27 yaşında, kır saçlı, mavi gözlü yakışıklı bir adam.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE