Lanet olsun! Lanet olsun! Arabanın lastiğini tekmeliyordum sinirden.Gece deli gibi yağan yağmur suları caddeleri mahvetmişti, bende ara sokaklardan sabahki davaya yetişmeye çalışırken ana yola çıkamadan çamura saplanmıştım. Babam beni mahvedecekti. Allah kahretmesin! Çıkartmaya uğraştıkça daha da batmıştım. Hemen yol yardımını arayıp çekici çağırmıştım ama onlar da sinirimi iki katına çıkartmıştı. Bir saat bu çamurun içinde çekici beklemek zorundaydım. Konuştuğum kızın sesi bu kadar güzel olmasa ortalığı yıkacaktım ama kadınlara karşı zaafımı yenemiyorum. Hele de o kadar tatlı dille konuşurken. Gece telefonumu kapattığım için sabah açar açmaz Simay'dan seçmelerle karşılaştım. Bu kız hiç mi akıllanmayacak ya? Çocuk gibi, birde bu kızla evlenmemi bekliyorlar. Ömrümü yedi resmen, bir takip cihazı takmadığı kaldı peşime, onu da yapmıştır diye baya diken üzerindeyim aslında. Telefon yine çalmaya başlamıştı. Kaçışım yok açmalıydım.
"Efendim Simay"
"Dün geceden beri neredesin sen? O kadar mesaj attım, aradım, neden cevap vermiyorsun?"
"Sana da günaydın Simay. Keşke Fatih iyi misin? Başına bir şey mi geldi deseydin ama nerede! Aklın fikrin beni araştırmakta."
"Özür dilerim aşkım. Kötü bir şey mi oldu."
"Çamura saplandım. Telefonun şarjı da bitti. Dağın başında kaldım. Ancak şimdi şarj bulup çekici çağırdım." Felaket yalan sallıyordum, hem de birbiri ile bağlantısı olmayan ama şuan onun duymak istediği bunlar olduğu için, konuların alakasızlığını bağlayamıyordu. Onun için varsa yoksa ben. Her yalanıma kolayca kanıyordu."
"Aşkım çok özür dilerim. Ofise geçince yanına gelirim. Kendine iyi bak bay."
Ya bu kız cidden geri zekalı. Beni sevdiğini söylüyor, ama sadece gezelim, yiyelim içelim derdinde. Ben bile bu ukalalıkla bazı şeyleri artık idrak etmeye başladım. Simay'ı gördükçe babama acımıştım. Neler çektirmişim adama yıllardır. İşe başlayalı bir yıl olmuştu. Daha önceleri aylak aylak para harcıyordum sadece. Gerçi işe başladım diyorsam da ofiste biraz takılıp, bir kaç davaya bakıyordum. Bu bile benim için iyiydi.
Hele şükür çekici görünmüştü yolda. Arabanın arkasına takılıp asfalta kadar çıkartmıştı beni. Daha sonrada elim ayağım çamur içinde yola koyulup ofise gittim aceleyle. Bilerek öyle gittim ki babam gerçekten yolda kaldığımı anlasın, yalan söylediğimi düşünmesin. Ofise girer girmez güzel sekreterim Merve telaşlanıp yanıma gelmişti.
"Fatih bey iyi misiniz? Size kıyafet getirebilirim isterseniz?" Gülerek yüzüme bakıyordu. "Yada ben değiştirebilirim sizin için uygunsa?"
"Belki daha sonra Merve'cim babam ofisinde mi?"
"Evet, Burak Bey ile beraber sizi bekliyorlar." Ceketimi çıkartıp, pantolon paçalarımı sıyırdım.
"Merve'cim sen bana kıyafet hazırla banyoya, ben geliyorum." Apar topar babamın yanına gitmiştim. Kapıyı çalmadan içeri girdim.
"Selam millet."
"Bu ne hal oğlum? Nerelerdeydin? İyi misin?"
"Fatih hayırdır?" Burak kıçıyla gülüyordu halime.
"Arabam çamura saplandı."
"Neredeydin de araban çamura saplandı? Evde değil miydin? Nerede saplandı çamura? Babam doğal olarak soru yağmuruna tutmuştu beni. Ağzımı arıyordu aklınca. Aradan Burak lafa karıştı. Nereye gittiğimi gayet iyi biliyordu çünkü.
"Mustafa amca dün benim bir müvekkilim ile görüştü. Annem rahatsızlandığı için ben gidemedim. Eskişehir'e gitmişti."
"Evet, yağmur bastırınca yola çıkamadım sabah çıktım bende erkenden, ama yollar çok kötüydü."
"Oğlum haber versene bende yine çapkınlık yapıyorsun sandım. Simay gece beni aradı." Ne salak kız ya, bir dakika haber alamasın benden herkesi ayağa kaldırıyor.
"Baba şu kıza çok yüz veriyorsun. Hangi akla hizmet seni arıyor."
"Çocuk daha öğrenecek. Sadece sana çok aşık"
"Boğuyorsunuz beni sabah sabah. Ofisime gidiyorum ben. Burak sende gel, konuşacaklarım var." Burak ile beraber kapıdan çıkana kadar sesimiz çıkmadı. Ofise girince kapıyı kapatıp perdeleri indirdim.
"Burak var ya hatun yıkılıyor." Banyoya geçip üzerimi değiştiriyordum
"Ulan Fatih. Şu dünyada yatmadan duramayacağın bir kız var mı acaba?"
"Kilolular kardeşim. İnce bel, iri göğüs olsun yüzüne kese kağıdı bile geçiririm ama beni mahvetti." Üzerimi giyip dışarı çıkmıştım.
"Bu yağmurda değdi mi şu çektiğin rezilliğe?" Koltuğa yayılmıştı.
"Hem de her dakikasına. İki ay koşturdu beni hatun peşinden. İhtiyacı olduğunda gitmeseydim hayatta yatağa atamazdım. Ayrılık acısı çekiyormuş. Bizde ağrı kesici verdik. Bir şeyler içelim mi?"
"Olur abi. Benimki yeşil çay olsun " Merve'yi arayıp kahve ve çay söyledim. İçeri girerken hınzırca gülüyordu Merve. Sanırım Burak'ta fark etmişti. Kapıdan çıkarken giydiği daracık eteğe bakıyordu.
"Ne oluyor buna böyle, aranızda bir şey geçmedi değil mi?"
" Oğlum benim tadıma bakan bir daha bırakamıyor. Şeytan tüyü var bende."
"Bak iş yerinde yapma böyle şeyler. Geldiğinden beri üç kız oldu, kimse üç aydan fazla çalışamıyor yanında."
"Ya iyide Simay her an tepemde. Babamda öyle. İş yerinde yapamazsam hiç yapamam. Kasamam vallaha, ben böyleyim."
"Başına iş alacaksın, bak bir gün Simay anlayacak göreceksin?"
"Hiç bir şey yapamaz, kör kütük aşık bana, benden ayrılamaz. Akşam yemeğe götürürüm onu, hemen gönlü olur. Biliyorsun benim için hayat seksten ve kadınlardan ibaret ise onun içinde alışveriş ve selfy den ibaret."
"Vallaha korkulur senden Fatih. Hadi kaçtım ben işlerim var. Sabah sen gelmeyince Ekrem Bey ile ben gittim davaya."
"Sağ ol kardeşim. Bende biraz takılıp Simay 'a hediye almak için dışarı çıkarım."
Merve ile Simay'a pırlanta kolye almaya gittim. Tabi ona alırken Merve'yi de ihmal etmedim. Kadınları kıskandırmayacaksın özellikle diğerinden haberi olanı. Zaten kolyeyi görünce kendinden geçmişti. Merve ödülümü de avm otoparkında vermişti. Akşam Simay'ı da alıp Çadır restorana gitmiştim gönlünü almak için.Kapıdan girerken hızla gelen bir teyzeyle çarpıştık. Kadın kafasını bile kaldırmadan özür dileyerek gitti. Ağlıyordu sanırım.
"Neden çarptı bu kadın şimdi sana?"
"Simay çıldırtma beni, nereden bileyim? Koskoca kadın. Görmedin mi kadını O kadarda abartma durumu olur mu? Bir derdi vardır,ağlıyordu zaten."
"Her neyse keyfimize bakalım. E, ne aldın bana hadi ver hediyemi?" İşler böyle şeylere gelince kafası baya basıyordu. Genelde onu hediye ile susturuyordum. Oda her hediye aldığında Aşkımın hediyeleri adlı sosyal hesabında takipçilerine gösteriyordu. Ben onu çok iyi tanıyordum oda beni tanıdığını sanıyordu. Bir yıldır nişanlıydık. Ama tek istediği benimle gecelerde boy göstermekti. Allah'tan kafası pek derslere çalışmıyor da bizim nişanlılık işi uzadıkça uzuyordu.
"Aşkım bu çok güzel. Seninle olduğum için çok şanslıyım. Okulda seninle nişanlı olduğumu bilen kızlar kıskançlıktan çatlıyor."
"Buda senin çok hoşuna gidiyor değil mi? Doğru düzgün insanların içine çıkamıyoruz bile"
"Ben sana yeterim. Kimseyle tanışmana gerek yok." Böyle bir kızla nasıl yaşarım ben, nasıl hayat geçiririm. Sonrada bana çapkınlık yapma diyorlar. Karda yürürüm izimi belli etmem.
----------
Asansör 40.kata çıkınca danışmadaki sekretere işten atıldığımı ve tazminat için görüşmek istediğimi belirttim. Beni hemen Burak Bey diye iş hukukunda yetkili avukatın yanına götürdü. Aslında elim ayağım titriyordu. Hala nasıl cesaret ettim bilemiyorum. Yani en azından konu ile ilgili bilgi alırım diye düşünmüştüm. Bürodan içeri girince gözüme ilk çarpan asistan kızların güzelliğiydi. Özenle seçildikleri çok belliydi. Aslında en çok yapmak istediğim işi yapıyorlardı benim. Lisedeyken hiç unutmuyorum öğretmenimizin "Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz" sorusuna yarım akıllı ben "Çok yakışıklı bir adamın asistanı olmak istiyorum" demiştim. Bir sorun, asistanlık için ne vasfın var? Hiç bir bok yok. Ne İngilizce, ne prezentable bir görüntü... Burak Bey ile karşılaşınca şaşırmıştım. Eli yüzü düzgün üstüne üstelik benden gencecik bir avukattı. Kendimden gençlerde yakışıklı birini görünce her sene yaşlanmama nefret ediyordum. Yani düşünsenize siz yaşlanıyorsunuz ama gelen yeni jenerasyon dehşet yakışıklı. En çok korkum da 70 yaşında bile milletin torununun hayalini kurma ihtimalimin olması. Gerçi belki o zaman hormon filan kalmayabilir bende ama yine de kalp yaşlanmıyor ya, kahrediyorum bu duruma. Kendime gelip karşısındaki sandalyeye oturdum. Telefonla konuşuyordu. Gözleri ile hoş geldiniz gibi bir imada bulundu bana. Kedi yavrusu gibi pısmıştım. Hani acınası, çaresiz bir görüntü iyi bir izlenim bırakır diye. Telefonu kapatıp, ayağa kalkarak bana elini uzattı.
"Hoş geldiniz Burak ben"
"Teşekkürler Gamze bende"
"Buyurun Gamze Hanım size nasıl yardımcı olabilirim?" İçim daralmaya başlamıştı. Adama nasıl anlatacaktım tacize uğradığımı? Hem de bu tiple. Kesin inanmazdı.
"E, nasıl anlatsam bilemedim? Yani nereden başlasam?"
"Lütfen rahat olun. Siz her şeyi bana detaylı anlatırsanız, bende işimi daha iyi yaparım. Çekinmenize gerek yok."
"O zaman baştan alayım. Ben bu plazanın onuncu katındaki bir çağrı merkezinde çalışıyordum. Yani 6 sene oldu."
"Devam edin lütfen."
"Dün gece patronum beni taciz etti. Kabul etmeyince de işten atıldım."
"Hım. Nasıl bir taciz bu?"
"Aslında kayıt ettim. İsterseniz dinleyebilirsiniz?"
"Tabi ki. Lütfen " Telefonu çıkartıp, kayıt ettiğim sesi açıp Burak Bey'e dinlettim.
"Şimdi Gamze Hanım. Bu ses kaydından yola çıkarak önce benden ne istediğinizi öğrenmek istiyorum."
"Ben sadece o adamdan tazminatımı almak istiyorum. Herhangi bir tazminat vermeden beni bu yüzden işten çıkarttı.6 yılım var. Bunun onun yanına kalmasını istemiyorum."
"Gamze Hanım şöyle bir durum var. Bu ses kaydı mahkemede delil olarak kullanılamaz. Mail ya da mesajı dikkate alır mahkeme. Öyle bir şey var mı daha önce size yolladığı?"
"Hayır yok." Bütün moralim bozulmuştu.
"Sizi ne öne sürerek işten çıkarttılar."
"Yani performansımın düşük olduğunu söylediler. Aslında bana terfi teklif etmişti. İşimde çok iyiydim."
"Bu durumda sadece kıdem tazminatı için dava açabiliriz. Oda bir yıl sürer. Aldığınız maaşı bilmiyorum ama oda bizim avukatlık ücretine denk gelir. Ben sizi caydırmak istemiyorum, tabi ki böyle pis bir adamın cezasız kalmaması temennim ama kanunlar ve gerçeklerde bu"
"Anlıyorum sizi. Zaten hayatımda ilk kez başımı eğmek istemedim. Ondada zorla eğdiriyorlar."
"Gamze hanım meraktan soruyorum kaç yaşındasınız siz? Yani eğer iş arıyorsanız aklımda bulunsun."
"34 yaşındayım. Sanırım bu tiple tacize uğramam sizi şaşırttı. Bana bu yaştan sonra kimse iş vermez. Yine de teşekkürler." Kalkıp gitmek üzereydim ki, yerinden kalkıp önüme geçti.
"Bakın beni cidden yanlış anladınız. Ben sadece durumunuza çok üzüldüm elimden sizin için bir şey gelirse mutlu olurum. Sonuçta aynı binadaymışız. Sizi bugüne kadar hiç görmemiş olsam da, komşuyuz. Bana özgeçmişinizi yollarsanız en azından bir kaç tanıdığıma yönlendiririm. Bu benim kartım. Samimiyetime inanın lütfen."
Akşam moral sıfır bir vaziyette eve gittim. Annem işten ayrıldığımı duyunca çok üzüldü. Ben ondan daha da üzgündüm aslında. Bu yaştan sonra cidden iş bulmak benim için hayal gibiydi. Sanırım çocuklu bir adamla evlenmek tek çıkar yoldu benim için. Doğurmadan boy boy çocuklarım olurdu. Hem de bu güzelim vücudum bozulmazdı. Ağlasam mı gülsem mi bilemedim..
"Ver o çikolatayı Gamze" Elimdeki Nutellayı kapmıştı.
"Bu davul sesi ne anne?" Mutfak balkonuna çıkıp etrafa bakmıştım. Karşı binada kapının önünde baya büyük bir kalabalık vardı.
"He, o mu? Sen anlamazsın adına kına diyorlar. Kız bir doktor bulmuş. Görevlinin karısı söyledi. Ah ah! Ben bu günleri görebilecek miyim? Allahtan bir kızım evli de kendimi böyle avutuyorum. Senide artık küçükken yataktan düştü, beyin özürlü evlendiremiyorum diyeceğim zaten millete" Hiç umursamazcasına kaşığı nutellaya batırıp ağzımda eritene kadar çıkartmadım. İyice sinir olmuştu.
"Telefonun çalıyor. Değiştir şu müziği" -Telefon müziğim All about bass bu arada.-Sözleri tam beni anlatıyor. Tombul bir kızın hikayesi. Tanımadığım bir numara arıyordu. Kaşığı ağzımdan çıkartıp iyice yutkundum .
"Efendim."
"Gamze hanım merhabalar. Burak ben akşam akşam rahatsız ettim sizi ama, sizin bu olayla ilgili bazı sevindirici haberlerim var. Yarın büroya gelebilir misiniz erkenden?"
"Cidden mi? Ne oldu biraz bahsetseniz?"
"Yüz yüze konuşsak daha iyi. Sabah onda bekliyorum sizi." Çocuklar gibi şendim. En sonunda iyiye giden bir şeyler oluyordu hayatımda.
Sabah kahvaltımı yaptıktan sonra Burak Bey'i görmeye ofise gittim. Asansörden çıkarken de bir ihtimal Limonatamı görmeyi bekledim, ama göremedim. Bari son defa görseydim. Ankara'da gördüğüm en yakışıklı erkekti kendileri ama ayda yılda bir görünüyordu. Çok çalışkan ve zeki olduğuna emindim. Öyle bir adam aptal olamazdı. Sekreterin yanına gidip "Günaydın, Burak Bey ile randevum vardı." dedim mutlu vir şekilde.
"Buyurun Gamze Hanım sizi bekliyorlar." Kapıdan içeri girdiğimde yine telefondaydı. Adam karınca gibi çalışıyor. Bu sefer konuşurken elini uzattı.
"Ah, çok özür dilerim hep telefonda oluyorum ama çok yoğunum bu ara. Davalarım baya çoğaldı."
"Millet suç işliyor desenize. Oh oh ne güzel" Ne diyorum ben aptal! Kapa çeneni!
"İşlerimiz çoğalıyor ama, bu insanların ne kadar haksızlığa uğradığını gösteriyor bir yandan. Gelelim sizin mevzuya. Dün siz bana onuncu katta çağrı merkezinden çalıştığınızı söylemiştiniz."
"Evet. Yol yardımı firması."
"Patronunuzun adı Ömer değil mi?"
"Evet nereden tanıyorsunuz?"
''Kendileri bizim patronumuzun maalesef uzaktan bir akrabası ve bizim kiracımız olur. Ayrıca bizde onlar ile çalışıyoruz. Bu plazada bazı katlar bizimdir. Onuncu katta onlardan biri. Ben Mustafa Bey ile bu durumu konuştum. Oda tabi duruma sinirlenip Ömer Bey ile konuşmuş. Zaten pek haz almayız kendisinden ama işte akraba diye göz yumuyordu bazı şeylere. Hukuki açıdan uğradığınız şeyi telafi edemeyiz ama, size tazminatınızı fazlası ile verecek bilginiz olsun. Çünkü kendisinden ayrıca manevi bir parada alacaksınız." Gözlerimden yaşlar akıyordu. Hayatımda başımı kaldırıp, kendi başıma yapmış olduğum tek gurur verici şeydi bu.
"İyi ki buraya gelmişim. Burak Bey çok teşekkür ederim. Yani bunun benim için ne demek olduğunu anlayamazsınız. İnanın çok sevindim."
"Sizi mutlu ettiğime çok sevindim inanın. Bu arada akşam özgeçmişinizi istemiştim ama sanırım umursamadığımı düşündünüz. Ben size yardımcı olmak konusunda ciddiyim."
"Çok, çok teşekkür ederim."
"Parayı alınca artık bizim içinde güzel pastalar filan yaparsınız diye düşünüyorum."
"Pasta?"
"Şey, yani hamur işlerini sevdiğinizi düşündüm. Yani şey! Yapıp, yediğinizi." Sanırım kilolu olmamı güzel yemek yaptığıma bağladı. "Çok pardon benim hatam."
"Hayır hayır. Çok güzel yaş pasta yaparım. En kısa sürede sizin için bir tane yapacağım ama önce İtalya'ya gitmeyi planlıyorum."
"Umarım güzel bir tatil olur. Firma size yarın bir ödeme yapacak. Sizde tatil işlemlerinize başlayabilirsiniz. İyi günler tekrardan. Ben sizi yolcu edeyim." Mutlu mutlu gözlerimdeki yaşları silerken. Salonda iki kişi ayak üstü konuşuyordu. Biri yaşlı bir bey ,diğeri de Limonatamdı...