Tazminat paramla, kıyarak aldığım Samsonite bavulumu çektire çektire Yeliz'in arkasından dış hatlarda havayolu firmasının bölümünü arıyorduk. Hala gittiğime inanamıyordum. Annem önce ortalığı yıksa da, babam ve kardeşim onu ikna etmişlerdi. Sanki İtalyanların işi gücü yok beni sikecek. Aslında yapsalar memnun olması gerekir, ama bu tiple bence bana kesinlikle güvenmesi gerekirdi. Vay efendim "Kız başına benim İtalya'lar da ne işim varmış" Bu kadının evlendirme merakı yüzünden zaten evde kalmıştım. Azıcık özgür bıraksaydı beni keşke, en çok istediğim şeydi farklı yerleri gezmek ama şimdi istediğime kavuşuyordum.
"Kızım neye dalıyorsun yürü sıraya girelim şu kafileden önce, deli gibi sıra var daha bunun pasaport kontrolü var."
"Sen ayarladın değil mi? Arkadaşın bizi gelip alacak."
"Evet evet. Sıkıntı yok."
"İtalya'da arkadaşın olduğunu bilmiyordum."
"Yoktu zaten yeni yaptım."
"Nasıl yani? Yenimi tanıştın sen bu kızla?"
"Ne kızı ya, erkek o Fernando." Bavul elimde kala kalmıştım hava alanının ortasında.
"Ne yani sen bizi tanımadığın birinin evine mi götürüyorsun? Lan ya bize bir şey yaparsa? Deli misin, ya keser böbreklerimizi çalarsa."
"Vallaha umarım bana bir şey yapar. Zaten onun için gidiyorum. Sana giren çıkan bir şey yok. Sen kafanı takma. Ne kadar yakışıklı olduğunu görünce bana hak vereceksin."
"Allahım sen bizi koru. Annem haklıymış. Bu delinin ipiyle kuyuya inersem böyle olur. Bana bak, adamı gözüm tutmazsa otelde kalırız ona göre."
"Tamam tamam çok evham yapma. Aynı annen gibisin." Check inler ve pasaporttan geçtikten sonra uçakta yerlerimizi aldık. Cam kenarı boştu. Yeliz ortada, bende koridor kenarında oturuyordum. İkimizde şok geçirmiş gibi Alitalya hava yolunun hostlarına bakıyorduk.
"Gamze bunlar ne böyle kızım."
"Vallaha havadakiler böyle ise, ben yerdekileri düşünemiyorum Yeliz. Keşke daha zayıf olsaydım. O yediğim sucuklar çikolatalar boğazıma takılsaydı inmeseydi aşağıya. Yeliz bana bir söz ver.''
"Ne oldu yine?"
"Dönünce beni ne olursa olsun zayıflat. Sonra yine İtalya'ya gelelim." İkimiz de uçakta yerlerini arayan yakışıklı erkeklere bakıyorduk. Bizim yanımıza kesin bayan oturur diye dalga geçerken. "Gelene bak Yeliz."
"Umarım yanıma oturur. Yoksa bu kadar saat seninle yol çekilmez."
"Adi pislik. Hemen sattın beni." Ve beklenen an gelmişti. Adam Yeliz'in yanındaki koltuğa oturdu. Tabi benim ayağa kalkıp yer vermem gerekti. Koca bir totoyla adam yanımdan geçemezdi. Yalnız bu kadar yakışıklı erkeği hayatımda toplu bir arada hiç görmemiştim. Onlar için sıradan insanlardı belki ama benim için kumral ve renkli gözlü fantezi dünyamdı. Tabi tahmin ettiğim gibi Yeliz ile adam hemen çat pat İngilizce konuşma edalarına girdi. Yolculuğumuz ilk önce Roma'ya oradan da Floransa'yaydı. Ben hiç onların konuşmalarına kulak asmadan uykuma dalmıştım. Uçak inerken Yeliz beni uyandırmıştı sürterek. Oda bu arada adamla al gülü ver gülü hesabı telefon filan almıştı bir şeye ihtiyacımız olursa diye. Hava alanında gördüğümüz manzara, İtalya ve İtalyan erkekleri ile ilgili olan tezimin çok doğru olduğunu kanıtlıyordu. Allah'ın bu dünyalık yarattığı canım insanoğlu, sizinle bu dünyada yaşamak istiyorum.
"Çağır şu taksiyi. İngilizcen bir işe yarasın."
Taksiciye burada kalacağımız otelin adresini uzattık. Adam durmadan Bella donna deyip duruyordu. Meğer güzel kadın demekmiş. Bir de işin komik tarafı Yeliz in dediğine göre bu lafı benim gözlerime söylüyormuş. Ben burayı baya sevmeye başlamıştım. Öz güvenim yerine geliyordu yavaş yavaş. Otelimiz çok güzeldi. Tarihi bir evi otele çevirmişlerdi. Zaten burada her sokak tarih kokuyordu. Eşyaları odaya fırlatarak kendimizi dışarı atmıştık. Hava kararmaya başlamıştı o yüzden karnımızı doyurmak için güzel bir kafede makarna yemek istedik. Burada kışta olsa insanlar genelde dışarıda oturuyor. Çünkü manzara yemek yerken görülmeye değerdi. Aslında en çok görmek istediğim yer namı değer aşk çeşmesi idi. Bulunduğumuz yere yakın olduğu için önce bolonez soslu makarnamı keyifle yedim. Sonrada Roma manzarasının keyfini çıkarta çıkarta kahvemizi içtik .Roma'da sokaklar çok dar olduğu için insanlar yürüme ya da bisikleti kullanarak ulaşımı sağlıyorlardı. Zaten yürümekten sıkılmayacağınız bir yerdi İtalya. Aşk çeşmesine doğru yürürken içimden tek geçen, yeniden aşık olmaktı. Umarım binlerce kilometre geldiğim bu yerde aşk çeşmesi işe yarardı.
"Ne düşünüyorsun?"
"Yeliz burası harika ya, zamanımı niye işe gidip gelmekle geçirmişim şimdi ona pişmanım. Para biriktirip çeyiz yapana kadar buraları gezseydim keşke. Çok pişmanım."
"Bundan sonra gezeriz sen üzülme. Şimdi kitapçığa göre bu güzelim çeşmeye para atmadan önce dileğini dileyip, sağ elinle sol omuzunun üzerinden parayı havuza atman gerekiyormuş. Bak dileğini iyi tut. Olursa buraya yeniden geliyormuşsun"
"Çeşme o kadar güzel ki. Biraz bakınayım sonra dilerim." Binlerce insan vardı. Hava kararmasına rağmen bir sürü kişi çeşmenin etrafındaydı. İlk önce resimlerimizi çekmeliydik güzel anılar için. Yeliz psikopat gibi resim çektirip nete koyuyordu. Hatun yıkılıyordu güzellikten nede olsa Bense dökülüyordum. Bir resim bile paylaşamıyordum bu yüzden.Kalbimin derinliklerinde istediğim tek şey, imkansızda olsa, deli gibi sevip aşık olmanın heyecanını yeniden yaşamaktı. Paramı suya atarken öyle fırlatmışım ki, para önce büyük erkek heykele çarpıp sonra diğer erkek heykele uçtu, oradan da suya düştü. Çok gülmüştük bu duruma sanırım milyonda bir olabilecek bir şeydi.
"Kızım iki erkek arasında kalırsan çok gülerim. Biraz daha sakin atsaydın şu parayı."
"İki erkek mi? Birini bulursam razıyım. Benimle dalga geçme. Hem senin şu Fernando aradı mı? Ses seda yok."
"Aslında aradım. Mesajda bıraktım ama dönmedi."
"Heh! Tam oldu. Al sana bir kaya nere dayarsan daya. Kızım sen manyak mısın? Tanımadığımız bilmediğimiz bir adamın aklına uyup, mal gibi kaldık. Otelden yarın ayrılmamız gerekiyor. Nasıl gideceğiz? Paralar suyunu çekecek burada sanırım. Var ya, bütün keyfimin içine ettin"
"Sıkma canını şekerim. Yarında dönmez ise buluruz bir çaresini. Gecenin keyfini çıkartalım. Hava buz gibi, götüm donuyor ama için yanıyor. Gel bir yerlerde içelim, Kendimize gelelim. Belki bir iki erkek düşürürüz."
"Vallaha ben kıçımda açılan şemsiyeleri sayıyorum şu an Yeliz. Hiç içki havamda değilim" Koluma girerek beni çekiştirdi. "Gel beraber sayalım şemsiyeleri ama önce şu bara girip ısınalım"
Çekiştire çekiştire beni içeri sokmuştu. Normalde içmezdim ama burası cidden çok soğuk bir ülkeydi. Hafif olsun diye sadece bir kokteyl almıştım ama o bile beni sarsmıştı ve şu an kafam bir sağa, bir sola dönüyordu. Kime baksam bilememiştim hepsi birbirinden yakışıklıydı bu çıtırların. Sadece bakınıyordum. Çünkü aç gözümü doyurup, beynime dolduruyordum hepsini. Geri döndüğümde geceleri tek tek hatırlamak için ama Yeliz iyice sapıtmıştı. Adamın kucağına oturmuş ne yaptığını bilmiyordu. Gitme zamanı gelmişti bizim için. Ayakta zor duruyordum. Ona rağmen gidip onu oturduğu kucaktan kaldırdım ve otelin yolunu tuttuk. Yalnız hiç böyle bir baş dönmesi yaşamamıştım. Resmen dağılmıştım bir kokteyl ile.Oda kapısını bile açana kadar canımız çıktı ve öylece yatağa devrilmiştik ikimizde.
"Senin ne işin var burada."
"Senin için geldim. Parayı alma mı istemiyor musun?"
"O para sevdiğim içindi?"
"İstemezsen almam."
"Hayır hayır! Al lütfen. Beni gerçekten sever misin?"
"Denerim."
"Gamzeeee! Başım ağrıyor. Ölüyorum kızım dün ne içtik biz?"
"Allah aşkına bağırma beynim çatlıyor. Ne güzel rüya görüyordum. Zaten ayda yılda bir görüyorum." Gözlerim açılmıyordu.
"Lan deli misin? Bu sarhoşlukla ne rüyası görüyorsun? Hızır mı geldi rüyana. Seni günahkar diye."
"Hayır, Limonatam geldi." Yeliz elleriyle yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına aldı beni görebilmek için.
"Hangi Limonata. Şu iş yerinde ki sarışın adam mı?"
"Evet, aynen o. Suya attığım parayı alıyordu."
"Kızım bildiğin uçmuşsun sen. O kim sen kim? Rüyan da sana benziyor. Şişirme hatun." Yastığı kafasına patlatmıştım.
"Bugün ben seni şişireceğim. O adam aramazsa kendine bir ölüm beğen."
"Kalk ta kahvaltıya inelim. Bir kahve içmem lazım. Gözlerim açılmıyor."
"Umarım çay vardır. Sallamada olsa çaysız duramam."
Kahvaltılarımızı alıp masaya geçmiştik. Kahvaltı dediysem bizim evdeki gibi değildi. Kültür olarak bize yakın olsalar da, biz yemek konusunda kesinlikle daha iyiydik.
"Kızım ne diye jambon alıyorsun. Domuz etidir o."
"Gerçekten mi? Iy!"
"Yelloz sen onu bunu bırak ta biz ne halt yiyeceğiz şimdi? Aramadı değil mi adam?"
"Aramadı bebeğim. Şu uçakta tanıştığımız adamı arasam mı? Oda Floransa'daydı. Belki bize yol gösterir"
"Denize düşen yılana sarılır Yellozum ara bir bakalım."
"Bu Yelloz nereden çıktı be! Buradakiler anlamaz da Türkiye'de deme sakın"
"Vallaha dün geceden sonra Yelloz tam sana göre bir isim oldu. Hiç şansın yok. Ara adamı." Heyecanla bekliyorduk. Allahtan adam telefonu açmıştı. Bizimki bir kırılıyordu konuşurken, ama olumlu geçtiği kesindi. Yüzü baya gülüyordu konuşurken azda olsa anlıyordum konuşmalarından.
"Tamamdır. Siz trene binin ben karşılarım dedi. Adres verdi. Taksi tutar gideriz."
"Umarım bunda da bir siklik çıkmaz. Yoksa elimden kurtulamazsın. İtalya maceramız başladığı gibi biter."
. Bu tren olayı da baya iyi olmuştu aslında, inanılmaz güzel manzaralar vardı bu şehirde bakmaya doyamadığım. Keşke burada yaşasam diye geçirdim içimden sürekli bu kısacık zamanda. Gökdelenler yerine tarih kokan eski binalara bakarak gökyüzünü seyretmek, şimdi düşünüyorum da aslında dünya üzerinde güzelin de daha güzeli varmış. Bu arada Zehra deli gibi mesajlar atıyordu bana. Her gittiğim yerden ona resimler yolluyordum.
***Bugün senin Limonatayı gördüm.***
***Bende dün gece rüyamda gördüm. Beni sordu mu:))Gamzem ne yapıyor diye:))***
***Evet gece bana gelsin, boşum dedi. Salak yanında süper bir hatun vardı. Tartışıyorlardı bizim yemek yediğimiz yerde***
***Kesin benim içindir.:))***
***Vallaha kız kıskançlık krizi geçiriyordu.***
***Çok çapkın bu adam. Bana yar olmaz.***
***Bana yeni yakışıklılar yolla. İyi eğlen mutlu ol.***
***Sağ ol şekerim.***
"Kim ile yazışıyorsun?"
"Zehra ile. Limonatayı görmüş bugün manitası ile kavga ederken. Onu söylüyor."
"Rüyan gerçek oluyor kızım ben diyeyim sana. Gamze yaklaşmak üzereyiz." Birden istasyonu kaçırmamak için ayaklanmıştık.
"Nasıl geçti anlamadım ne kadar güzel yer burası böyle."
"Onu bunu bırak ta umarım adam gelmiştir."
Valizlerimiz elimizde ikimizde tren istasyonunda hayatımızda bir defa gördüğümüz bir adamı arıyorduk.
"Bak Yellozum eğer evinde filan kalmayı teklif ederse kesinlikle kabul etmiyoruz. Yani küçük bir pansiyon filan bulalım. Bir kaç gün kalıp geri dönelim evimize."
"Tamam be! Ne pimpirikli kızsın sen böyle" Gözlerimiz tren garında bir kere gördüğümüz adamı arıyordu. "Gelmiş bizi bekliyor Gamze." Gerçekten de yolun karşısında bizi bekliyordu. Çok garip şeyler olacak diyordu hislerim. Felaket bir İtalya macerası olacaktı.
"Hoş geldiniz" dedi kumral yakışıklı Alex elimizdeki valizleri almaya çalışırken. "Teşekkürler. Tekrar merhaba. Kusura bakmayın, sizi rahatsız etmek istemezdik ama buradaki bağlantımıza ulaşamadık. Sanırım ailesel bir durumu var. Rica etsek bize uygun ve kalabileceğimiz bir yere götürebilir misiniz?"
"Tabi ki binin lütfen. Türkler ile İtalyanlar birbirine çok benzer. Sanırım sizin için çok uygun bir yerim var. Çok fazla bir ücret alacağını sanmam. Kız arkadaşım ve ailesi işletiyor. Türkleri çok severler."
"Kızım bu adam bize saçma sapan bir yere götürmesin? Vallaha çok korkuyorum. Sapık filandır. Baksana Türkler filan deyip duruyor"
"Gamze saçmalama başka seçeneğimiz mi var? Ayrıca şu an hala şehir içindeyiz. Issız bir yere gidersek de iki kişiyiz adamın hakkından geliriz. Sen üzerine otursan yeter. Gerisini ben hallederim."
"Geri zekalı aptal" Kahkahalar atarak gülüyordu. Sonra Alex geldiğimizi belirtti. Cidden de çok komik bir durumdu. Çünkü alt kat makarnacı dükkanı, üst kat ev gibi bir yerdi. Ayrıca kapısında Türk ve İtalyan bayrağı vardı. Kapıda bir kaç tahta masa ve çok şirin sandalyeler vardı. Floransa nehri manzarasında makarna yiyip kahve yudumluyorlardı insanlar. İçeri girdiğimizde 50' yaşlarında aslında hala oldukça güzel olan bir hanım, önünde önlüğü ile hamur yoğuruyor ve taze makarna yapıyordu. 25 yaşlarında yine onun kadar güzel bir kız ise yaptığı makarnaları pişiriyordu. Meğer bizim bu Alex o yemekleri yapan hatunun sevgilisiymiş. Yeliz bunu duyunca resmen yıkımlara uğramıştı. Alex bizi köşede bir masaya aldı. Akşam saati olduğu için çok yoğunlardı ve garsonları gelmediği için Alex onlara yardım etmeye başlamıştı ama oda tek başına yetiştiremiyordu.
"Yeliz bizde yardım edelim mi? Sonuçta hizmete meyilli kızlarız."
"Saçmalama ya tatile geldik buraya."
"Lan ne manyaksın. Biraz gözüne girelim de, azıcık indirim alalım bari. Hem kadının yardıma çok ihtiyacı var. Görmüyor musun hallerini?" Aceleyle bir yandan yemek bir yandan servis bütün müşterilere yetmeye çalışıyorlardı. Alex'in yoğunluktan kırdığı tabaklarda cabasıydı. "Ben gidiyorum sen oturabilirsin Yellozum. Adam o kadar iyilik etti bize. Senin yaptığına bak."
"Tamam be!" Yeliz Alex'in yanına gidip "Bizde yardım etmek istiyoruz" dedi. Alex yaşlı kadına bir şeyler söyleyip onay aldıktan sonra ikimizin de önüne birer önlük verdi. Yaşlı kadının adı Elanor ve aşçımızda kızı Natali'imiş. Aslında oldukça iyi idare etmiştik akşamı, fakat felaket kalabalık bir restorandı. Tadına bakamadığım makarnalar kokusu ile beraber ellerimden kayıp müşterilere gidiyordu. En son servisimizi saat 11'de verip,12'de de Elanor dükkanın kapısını kilitlemişti artık. Yalnız felaket yorulmuştuk ikimizde ve aç olduğumuzu da düşünürsek kendimizi masaya attığımızda halimiz kalmamıştı. Natali bizim içinde makarna yapıp, masamıza gelmişti annesi ile sanırım onlarda aç olduğumuzu fark etmişlerdi.
"Tanışmanız biraz acele oldu ama ben sizleri tanıştırayım." Elanor çok güzel bir kadındı. Kendimi ona bakmaktan alamıyordum. Kızı bile ona bakarak güzel değildi diyebilirim. "Gamze, Yeliz. Bunlarda nişanlım Natali ve annesi Elanor" Kadın o yaşta İngilizce biliyordu. Sanırım aramızda tek bilmeyen bendim. Rezillik diz boyu. Geri dönünce mutlaka öğrenmeliydim.
"Hoş geldiniz ve yardımlarınız için çok teşekkür ederim. Garsonumuz ufak bir kaza geçirmiş ve ayağını alçıya almışlar. Bugün siz olmasaydınız çok felaket olurdu. Yarın içinde bir çare bulmalıyız." Dedi Elanor kızına bakarak.
"Ben yarın bir garson bulurum anne merak etme sen" Bende o arada enfes makarnayı yiyordum ağızımdan akıtarak.
"Yalnız inanılmaz lezzetli" Aptal aptal good good deyip duruyordum. Ay çok salağım. Bir dil bir insan diye boşuna dememişler.
"Anne Yeliz ile Gamze'nin kalacak bir yere ihtiyaçları var. Floransa'ya gezmeye gelmişler. Aynı uçaktaydık. Bende sizin boş odalardan birini kiralayabiliriz diye düşünmüştüm."
"Tabi ki memnuniyetle" dedi Elanor. O kadar cana yakınlardı ki, hiç yabancılık hissetmemiştim aralarında. Burası eskiden beri makarnacı dükkanıymış ve Elonor'un dedesi de dahil bütün aile yıllar boyu bu işi yaparak, yine burada yaşamışlar. Evin kapısı arka taraftandı ve kapıdan girince içeride ağaçların olduğu bir avlu vardı. İnanılmaz güzeldi bahçesi. Odamız tam dükkanın üst kısmı ve nehire bakan taraftı. Sanırım daha önce kızı burada yaşıyormuş. Şimdi ise nişanlısı ile kaldığı için oda boşmuş. Gerçi fiyat filanda konuşmamıştık ama, o kadar da fukara gelmemiştik buraya. Ücretini karşılayabiliriz diye düşünüyordum. Aslında gece yine dışarı çıkmak istiyorduk ama gözlerimden uyku akıyordu. İkimizde aynı yatağa çat diye düşüvermiştik.
"Yeliz burası çok güzel. İnsan sonsuza kadar yaşamak ister burada."
"Kızım çok ballısın. Ye ye dur makarnaları. Sanki çok ihtiyacın varmış gibi. Şu Alex'te ne hoş adam ya, vallaha çok üzüldüm nişanlı olmasına. Düşün ilk kez bir erkek için duygu besleyebilirdim. O derece beğendim yani"
"Sen ve duygu beslemek he! Erkek olsan adın çapkın olurdu ama ne yazık ki bayansın ve sana Yelloz diyerek kibarlık ediyorum. Şimdi zıbar yat, geberiyorum." Yastığı kafasına atıp, sırtımı dönerek yattım. Belki yine rüyamda Limonatamı görürüm diye.
"Yeliz kapımı çalıyor?"
"Evet, kadın günaydın diyor. Çok erken ya!"
"Kadın işe gidiyor senin benim gibi değil ki, saat 12 de geç kahvaltı vermiyorlardır burada şekerim. Kalk ta bir şeyler yiyelim."
Güzelce yıkanıp kendimize geldikten sonra, kahvaltı için salona gitmiştik ama ne kahvaltı nede Elonor vardı. Kadın bizi bekleyecek değildi ya, ikimizde daha sonra önce dükkana inip, sonrada dışarıda kahvaltı etmeye karar vermiştik. Hava soğuktu ama, insanın içini yakacak kadar güzel bir güneş vardı dışarıda. Gezmek için süper bir gündü. Dükkana indiğimizde Elonor yine hamur yoğuruyordu. Bizi görünce ellerini temizleyip yanımıza geldi. Bizim için köşe masaya kahvaltı hazırlamıştı. Birde demleme çay yapmıştı gözlerime inanamıyordum. Bir sürü çeşit peynir, zeytin. Bildiğin Türk kahvaltısı hazırlamıştı bizim için. Bizi masaya buyur edip "Eat Eat" deyip duruyordu. Konuştuklarını anlıyorum aslında da, işte uzun cümle kuramıyordum utancımdan. Ama tarzanca olaya girmeye karar vermiştim artık. Bu şekilde olmayacaktı. Telefona yazıp, çevirip konuşuyordum. Yoksa konuşmadan duramazdım. Hele de bu kadar çenem düşükken. Kahvaltıdan sonra dükkandaki objelere, duvardaki resimlere bakıyordum. Bir sürü eski resim vardı. Sadece biri çok dikkatimi çekmişti. Kız kulesi önünde çekilmiş küçük bir çocuk. Çokta güzel bir çocuktu 2 yaşlarında filan. Sohbet muhabbet şeklinde birbirimizi tanıyorduk. Sabah 8 olduğu için arada gelip kahve filan almak isteyen tipler oluyordu. Meraklı Melahat çenem yine susmadı tabi ki.
"Elanor Hanım, Türkiye'yi neden bu kadar çok seviyorsunuz?" Çevirip okuyana kadar canım çıkmıştı. Kadın heyecanla ağızımdan ne çıkacak diye merak ediyordu.
"Kızım ne kasıyorsun. Ben çevireyim. Resmen can veriyorsun soru soracağım diye."
"Olmaz geldim, konuşacağım. Bu bokuda öğreneceğim kafayı bozdum." Kadın birden durulmuştu. Hatta gözleri bile dolmuştu diyebilirim. Sorduğuma çok pişman olmuştum.
"Yine şom ağızını açtın Gamze. Kadını nasıl üzdün baksana."
"Elanor Hanım, Elonor Hanım. Üzgünüm. Unutun. Çok özür dilerim" Elim ayağım birbirine dolanmıştı kadın birden ağlamaya başlayınca. Allah beni kahretmesin.
"Canımın yarısı orada benim" dedi kadın ağlayarak. Bende daha ağzımı açamamıştım. Zaten sorduğuma it kadar pişmandım. Bir konuşmak istedim onda da işin içine ettim. Daha sonra kalkıp hamurun başına geçti. Ağlaya ağlaya makarnaları açıyordu. Kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki yemek bile yiyememiştim.
"Yeliz bugün gezmesek mi? Yani ben çok kötüyüm. Kadına yardım mı etsek diyorum"
"Bence de sıçtın bütün keyfimin içine. Yazık kadına. Kalk masayı toplayıp yardım edelim. En azından makarna yapmayı öğreniriz." Kahvaltıyı topladıktan sonra dün taktığımız önlüklerimizi önümüze bağlayıp, Elonor'un yanına gittik. Hata yapmış çocuk gibi sesim çıkmıyordu. Yeliz makarna yapmayı öğrenmek istediğimizi söyleyince Elonor'un yüzü birazda olsa gülmeye başlamıştı. Çok sakin ve zarif bir kadındı. Niye ise güçlü olduğumu düşünüp, hamuru benim yoğurmamı istemişti. Baya sert bir hamur olması gerekiyormuş. Aslında çok eğlenceliydi burada olmak. Teker teker müşteriler geldikçe Yeliz siparişleri alıyordu, bende mutfak kısmında Elonar ile Natali'ye yardım ediyordum. Bu arada dün yediğim soslu makarnanın tarifini vereceğine de söz verdi bana. Harika makarnalar yapıyorlardı. Neden bu kadar dolu olduğunu anlayabiliyordum. Günümüz dükkan da hizmet etmekle geçse de felaket yakışıklı tipler düşüyordu dükkana. Yeliz hem sipariş alıyor hem de telefon dağıtıyordu. Önce alış veriş, sonra fiş hesabı. Bu gece kesin birine verecekti. Ben her zamanki gibi arka tarafta hayatın arkasına saklanmıştım. Bir daha gelirsem buraya kesinlikle zayıflayarak gelmeliydim. Makarnayı makinaya atarken Elonor'un beni dürtmesi ile irkildim. Makarnaları makina yerine yere atıyormuşum. Apar topar hamurları yerden alıp, özür diledim. Aslında halime gülmesi benim içimi rahatlatıyordu. En azından yaptığım hatayı telafi ediyormuşum gibi geldi. Sonra yanıma gelip "Sen çok güzel bir bayansın. Neden kendini gizliyorsun" Söyleyecek kelime bulamıyordum. "Nerelere gideceksiniz?"
"Venedik'e gitmek istiyorum." Basit cümleler ile anlatıyordum.
"Cumartesi maskeli karnaval var. Bence görmelisin."
"Karnaval?"
"Kesinlikle görmelisiniz. Gerisini biz hallederiz. Siz gezin. Gidin hadi." Yeliz'in yüzüne bakıyordum. O hayatından memnundu aslında ama gelmişken de gezmeliydik. Elimizde bir harita, sonu görünmeyen nehir boyunca yürümeye başladık. Elanor bize haritadan bir kaç yer işaretlemişti. Hepsi de yürüme mesafesi olduğu için gezinerek gidiyorduk.. PONTE VECCHİO köprüsü, CAMPANİLE Dİ GİOTTO çan kulesi, FLORANSA KATEDRALİ daha adını sayamadığım bir sürü yer. Burada her şey görülmeye değerdi. En çokta nehir kenarını sevmiştim. Yazın kim bilir nasıl güzel olurdu.
"Gamze lan gebereceğim. Ayaklarıma kara sular indi. Hadi geri dönelim, Lan resim çekilmeyi bırak. Çinlilerden beter oldun."
"Dur be aman! Ayda yılda bir yurt dışına çıkmışım. Tabi ki çekileceğim" Kolumdan çekiştirerek beni restorana götürdü. Ne yazık ki yine ful dolulardı ama bizim ayaklarımıza kara sular inmişti. Anahtarları alıp, direk odaya çıkmıştık.
"Yellozum biraz ayaklarıma masaj yapsana? Hadi Hadi"
"Sevimli olmaya çalışma. Her yerim ağrıyor. O zaman sen benimkilere masaj yap, bende seninkilere. 69 pozisyonunda."
"Kızım tam manyaksın. Ben o pozisyonu unutalı yıllar oldu. Defol git."
"Şaka yaptım be! Gel yapayım saf. O kadar telefon numarası verdim. Bir tanesi yazmıyor."
"Sanırım seni beğenmeyen bir ırk çıktı."
"Ben senin kadar karamsar olmazdım" Hınzır bir gülümseme vardı suratında. Telefonunu bana doğru uzattı. Sanırım biri mesaj atmıştı.
"Konuş sen yeni yavuklunla ben duş alıp dinleneceğim biraz." Yeliz'in sarsıntısı ile uyanmıştım.
"Kalk hadi artık. Yeter dinlendiğin. Senin içinde birini buldum. Dörtlü eğlenmeye gideceğiz"
"Manyak hatun, bunlar bizi halletmeden bırakmazlar. Ben istemem sen git."
"Satma beni. Ben o kadar uğraştım burada."
"Yeliz lütfen, cidden hoşuma gitmiyor gecelik olaylar. Adamlar o kadar gezdirip içirip yapmadan da bırakmaz. Hele de bende bu vücut varken adam kahrından ölür. İstemiyorum."
"Tamam, sen bilirsin. Ben çıkıyorum o zaman."
"Bana bak, gittiğin her yerden bana konum at ne olur ne olmaz diye. Ben kafeye inerim zaten sen eğlenmeye bak."
Aşağıya inip Elanor'un yanına gittim yine. Bir masada oturup onları seyrettim. Keşke bende onun yaşında o kadar güzel olsam. Kadın saçlarını boyatsa benden güzel olurdu. Nasıl zayıflayacaktım ben? Hayatımın en güzel yaşlarını teyze gibi geçirmek istemiyordum.
"Ne düşünüyorsun?"
"Senin kadar güzel olmayı istedim." Bu Google çeviriden Allah razı olsun.
"Sen zaten çok güzelsin. Sadece zayıflaman gerek."
"İçimden gelmiyor."
"Sana aşk lazım."
"Aşk için çok geç."
"Hiçbir şey için geç değildir. Bir şeyler yemek ister misin?"
"Aslında olabilir. Bende size yardım edeyim."
"Sana makarnanın tarifini vereyim. Gel bakalım."
Elanor ile yemek yaparken çok eylendik. Aslında çok merak etmeme rağmen ona soru soramıyordum. Herkesin bir derdi vardı bu hayatta. Benimki bence devede kulak kalır. Aslında hayattan zevk almayı öğrenmeye başlasam iyi olacak. Yani bu kadın tek başına bu yaşında hala bazı şeylere inanıyorsa benimde inanmaya başlamam gerekiyordu. Bunun ilk sinyallerini de Avukat Burak Bey'den gelen mesaj ile almıştım.
****Gamze Hanım Merhaba. Hala iş bulamadıysanız benimle acil olarak irtibata geçin lütfen. Görüşmek dileğiyle..****
En sonunda öğrendiğim kereviz soslu makarnamı yaşamdan zevk ala ala, yeni dostlarımla afiyetle yiyordum. Yediğim yemek kadar, hayattan zevk almak yeni önceliğim olacaktı…