"Simay Allah aşkına beynimi yeme benim. Neyin kafasındasın sen yine?"
"Neyin kafasında mıyım? Sekreterinin instangramda paylaştığı resmi gördün mü?"
"Ne paylaşmış? Bak, gel bir yerde konuşalım. Herkes bize bakıyor. Rezil oluyoruz."
"Hiç bir yere gitmiyorum. Çünkü birazdan çıkıp o asistanının saçını başını yolacağım." Sinirle binanın içine girmişti. Arkasından koşturarak onu yakalamaya çalıştım. Kesin babama kadar gidecekti bu olay.
"Simay bak, gel bir yerde sakin sakin konuşalım. Yanlış anlaşılma var. Sinirlisin, yanlış şeyler yapma." Babam bu sefer beni kesin gebertirdi. Ofise gidene kadar, yalvar yakar asansörde dil döktüm ama nafile. Bütün plazaya rezil olmuştum. Simay içeri girer girmez Merve'nin masasına gidip, resmi açarak önüne telefonu bıraktı. Hiç müdahale etmedim. Çünkü Simay bir şeyi kafaya taktıysa mutlaka yapardı. Çıkacak cümbüşten en az yarayla kurtulmak için dua ediyordum.
"Nasılsın şekerim. Yeni sevgili yapmışşın. Hayırlı olsun ama keşke sevgilinin yüzünü saklamasaydın."
"Hım, o mu? Kendisi pek görünmeyi sevmez. Başka resimlerimizi de koyarım yakında Simay Hanım"
"Sen kimi kandırıyorsun aşifte! Fatih senin nereden sevgilin oluyor? Sen ancak onun oyuncağı olursun arada bir oynadığı. O benim nişanlım. Şimdi pılını pırtını topla defol buradan."
"Buna siz karar veremezsiniz." Merve iyice Simay'ın inadına gidiyordu.
"Ben her şeye karar veririm." İki kadın kavga edince araya girmek mümkün değildi. Seslerinden bütün ofis ayağa kalkmıştı. Çıkan gürültüye babamda ofisinden çıkınca, iş daha da kötü oldu.
"Neler oluyor burada. Bu rezillikte ne böyle."
"Babacım. Fatih'in kaçamaklarından bıktım artık. Babamla konuşup nişanı atmak istiyorum."
"Ne kaçamağı," Yüzüme bakıyordu ters ters? "Sakın öyle bir kelime duymamış olayım ağızından. Fatih!" Buyurun cenaze namazına. "Ne diyor Simay?"
"Sanırım bir yanlış anlaşılma var baba. Anlattım ama anlamadı."
"Yanlış anlaşılma filan yok." O sırada Burak'ta görüşmesini kesip dışarı çıktı.
"İçeride görüşmem var. Ne oluyor burada böyle?" Kurtar beni diye gözlerine bakıyordum.
"Babacım bak asistanı ne paylaşmış. Zaten şüpheleniyordum. Buda kanıtı."
"İyide kızım burada yüzü görünmüyor ki?"
"Bu saati Fatih'e ben doğum günü hediyesi aldım. Paris'ten getirttim. Bence herkesin takabileceği bir saat değil."
"Doğrumu lan bu?"
İş bu noktaya geldiyse yalan söyleyemem pek erkekçe olmazdı. Usulca kafamı salladım onaylar gibi.Simay birden ağlamaya başlamıştı. Nefret ediyorum bu kızdan keşke nişanları atsa. Hala nasıl benim gibi bir erkekle nişanlı kalabiliyor anlamıyorum. Bir gram guru yok.
"Babacım ben size dedim. İstemiyorum artık nişanları atacağım."
"Sen üzülme kızım. Ben her şeyi halledeceğim." Merve'ye dönüp "Sen muhasebe ile görüş tazminatını versinler. İş yerinde böyle münasebetlere izin veremem. Sende sakin ol kızım, ailene bir şey söyleme ben onunla sonradan ilgileneceğim" Daha sonrada bütün hıncını benden alarak. "Fatih pılını pırtını topla bu iş yerinden defol. Masaya kartların ve araba anahtarını da bırak. Aklın başına gelene kadar buraya adım atmak yok. Çık hemen! "
"Mustafa Bey! Durun lütfen biraz ani karar vermiyor musunuz? Değil mi Simay? Biraz fazla büyütmedin mi bu konuyu?" Babam resti çekmişken bende bundan faydalanıp Simay'dan kurtulmalıydım.
"Hiç umurumda değil. Neyin varsa senin olsun. Kendi başımın çaresine bakarım" Cüzdan dahil her şeyi bırakıp ofisten sadece ceketimi alarak çıktım. İşin bu raddeye geleceğini düşünmeyecek kadar salaktı bu kız. Kendi ofisimde beni rezil ederken aklından ne geçiyordu abaca? Arkamdan bağırarak koşması bile umurumda değildi. Hayatımda o olmayacaksa her şeye değerdi bu kovulma..
-------------
"Mustafa bey bu biraz fazla olmadı mı sizce? Yani Simay'ın şımarıklıklarını siz de biliyorsunuz?"
"Oğlum nişanladık onu. İstemeseydi. Ona sormadan zorla nişanlamadım ya, Hem dışarıda ne bok yerse yesin ama ekmek yediğin tekneye işeyemezsin. Bunu asla kabul edemem. Zaten yaptığı çoğu şeyi göz ardı ediyorum."
"İyide şu an ki durum çok farklı. Sonuçta ne olursa olsun işinde çok iyi bir avukat Fatih. Bence sinirle hareket etmeyin. Mutlaka bir yol buluruz. Lütfen bu konuyu bana bırakın. Ben halletmeye çalışacağım."
"Tamam, git bul şunu. Biraz para ver. Oda sakinleşsin. Yeniden gelir işe ama iş yerimde böyle şeylere kesinlikle müsaade etmiyorum. Ona göre birini bulun."
-----
Keşke cüzdandan biraz para alsaydım çaktırmadan. Taksiye binecek param bile yoktu. Simay bende bunu senin burnundan getirmezsem bana da Fatih demesinler. Tek iyi tarafı bu bahane ile ondan kurtulma şansım olabilirdi. Bu yüzdende bu durumu bir şekilde idare etmem gerekiyordu. Boş boş soğukta durmaktansa Kentpark'a doğru yürümeye karar verdim. Sanki Ankara'nın ayazı beni bulmuştu bugün. Ceketime sıkıca sarılarak yola düştüm. Keşke montumu arabada bırakmayı alışkanlık edinmeseydim. İlk defa bir işe yarayacaktı, oda nasip olmadı. Arabaya alışınca bu tür şeyleri hiç düşünmüyordum genelde. Kesin hasta olacaktım bu ayazda. En azından orada üşümezdim. İçeri girince iliklerim ısınmıştı yemin ediyorum. Allah dışarıda çalışanlara yardım etsin diye düşündüm içimden. İçeri girer girmez Burak'tan telefon geldi.
"Alo! Fatih neredesin? Müşterim şimdi gitti."
"Kentpark'a geldim. Ceketim arabada kaldı, cepte de para yok, yürüyerek geldim. Dondum lan."
"Takılma sen çok, hallettim ben olayı. Baban daha yumuşak davrandı."
"Aman aman davranmasın Simay'dan kurtuldum ya, hiç bir şey istemiyorum ondan. Burak işin bitince gelip beni buradan alda eve götür. Minibüse binecek param bile yok. Bu arada unutturma da bir tane Ankara kart alalım." Artık olayı geyiğe sarıyordum.
"Manyak ne yapacaksın Ankara kartı? Ben sana araba bulurum."
"Simay gitti ya, hiç umurumda değil."
"O konuda da bu kadar kesin karar verme."
"Neyse bitir işini de gel. Acıktım ben."
"Tamam kardeşim. Görüşürüz."
Hayatımda ilk kez beş parasız ortada kalmıştım. Hiçbir şey düşünemiyordum açlıktan. Food cord'ta oturdukça, yemek kokularından daha da kötü olmaya başlamıştım. Param olursa bu seferlik diyeti bozup her şeyden yemek istedi canım. O sırada Burak yürüyen merdivenlerden görününce, dünyalar benim olmuştu.
"Odalarda ışıksızım Burak." deli gibi gülüyordu.
"Salak, bir kız için aç kalmaya değer miydi?"
"O kız Simay değilse değer. Çok açım, önce karnımı doyur. Sonra konuşuruz."
"Tamam gel, salata filan alalım sana"
"Ne salatası lan! Aç insanın halinden anlamıyorsun galiba? Fast food yemek istiyorum bugün. Kendimi ödüllendiriyorum."
"Bu işten kolay yırtamayacaktın ama yine kardeşine dua et." Beraber yemeklerimiz alıp muhabbet etmeye başladık.
"Şimdi Fatih'cim babanın kesin talimatı var. Dışarıda ne halt ederse etsin ama iş yerinde müsaade etmem diyor. Buda demektir ki artık sekreterlerine bakmak yok."
"Nasıl yani. Dışarıda yaparsam kızmayacak mı?"
"Aslında evet. Sanırım ona çektiğinin farkında. Onun kızdığı şey senin bunları iş yerinde yapman. Bak kızda senin yüzünden ekmeğinden oldu. Bence haklı bu konuda."
"İyide bu mümkün değil. Neredeyse gördüğüm tek kadın sekreterim ,ayrıca güzel kadına dayanamıyorum."
"İşte bu yüzden kardeşim senin şu güzel olmayan kadın tarifini bir ver bana? Hangi kadına bakmazsın mesela?"
"Sorumu bu? Tabi ki çirkin kadına."
"Oğlum sen demedin mi kese kağıdı geçirir yine işimi görürüm diye. Bana belirgin bir kaç şey söyle."
"Yani, bir düşüneyim. Kese kağıdı konusunda haklısın galiba kardeşim. Vücudu güzel ise her şekilde gideri olur benim için. O zaman öncelikle, bir kere ince belli hatun severim. Kilolu insanlar bana sağlıksız gelir, nefret ederim. Birde saçı başı bakımsız yani makyajsız kadını sevmiyorum abi. Azda olsa kendine bakmalı kadın dediğin."
"Makyajlı kadının her yeri badana gibi oluyor. Hiç haz etmem"
"Lan makyaj dediysek yüzünü boyamasın. Yani bir kalem çeksin, ne bileyim bak aklıma geldi. Böyle güzel bakan gözleri olan kadınlara bayılıyorum. Bayıldıklarımı söyleyeyim sen içinden seç abi, bu ne böyle."
"Kriterlere göre birini bulacağız işte sana."
"Bana bak, ucube gibi bir şey dikme gözümün önüne. Bu seferde sekreter yüzünden işe gelmem. Evli filan olsun o zaman, onlara bakmıyorum."
"Riskli, ya o sana bakarsa. Birde koca derdimiz olur. Baban kesin vurur seni. Zeki arkadaşın bununda bir çaresini buldu sanırım. İşe dönmeye hazır ol"
--------------
"E, anlatın bakalım İtalya nasıldı? Gittiğinize değdi mi?"
"Süperdi Sevim teyze çok güzeldi. Gamze ile makarna yapmayı öğrendik."
"Anne kaldığımız yerin sahibi çok tatlıydı. Bize makarna yapmayı öğretti"
"Yararlı bir şey öğrenme zaten. Yap yap ye artık."
"O! Anne ya, sende oto boka kulp buluyorsun. Eğlendik geldik işte.Bundan sonra kendim için yaşayacağım kimse umurumda değil dünyayı gezeceğim"
"Gez gez. Biz ölünce gelip tek başına bir Fatiha okursun. Evlenmeyi hiç düşünme."
"Anne hala evlilik mi diyorsun bana? Yeter artık. Sence beni bu halle kim alır. Bırak artık evliliğin yakasını. Benden rahatsız oluyorsan ayrı ev tutayım. Sende rahat et bende. Yoksa bir daha bu evlilik lafını açma bana" Annem iyice bozulmuştu. Hakikatten sinirlerimi bozuyordu bu evlilik meselesi.
"Yelizim eve bıraktığın için sağ ol sende yorulmuşsundur. Hadi eve git dinlen artık. Bende yarınki görüşme için hazırlanayım"
"Ne görüşmesi bu?" meraklanmadan da duramazdı annem.
"Yarın davaya bakan avukatın yanına gideceğim. Bir iş varmış, bana mesaj attı."
"Hadi bakalım inşallah olur."
----------------
Ertesi gün öğleden sonra heyecanla Burak Bey'in yanına geldim. İnce göstersin diye siyah bir elbise, zorda olsa ayaklarımın sığdığı topuklu botumu giydim. Makyaj konusu bana çok angarya geldiği için saçlarımı toplayıp sade bir şekilde gelmiştim. Burak Bey'in ofisine gidip, gelmesini bekledim. Kendisi adliyedeymiş ve biraz gecikecekmiş. Gelirsem beklememi rica etmişti. Ofiste beklerken kapıyı birden Limonatam açtı.
"Ah! Pardon! Burak'a bakmıştım da, gelmemiş sanırım." Öyle mal mal bakındım. Konuşamadım bile onu birden karşımda görünce. Yani önemli değil diyemeyecek kadarda salak olabilir mi bir insan? Adamı gördükçe resmen kendimden utanıyorumdum. Yanında teyze gibiydim bu halimle ama onu hayal ederek uyuyordum geceleri utanmadan. O sırada Burak Bey İçeri girmişti. "Yine beklettim değil mi sizi? Çok özür dilerim. Tatil nasıl geçti.?" Ayağa kalkıp Elini sıktım. "Çok iyiydi. Çok teşekkür ederim Burak Bey."
"Bende gitmek istiyorum aslında İtalya'ya ama işte yoğunluktan fırsat bulamıyorum."
"Sizi anlıyorum. Bende bu şekilde uzun yıllar geciktirdim bütün hayallerimi. Şimdi daha erken gitseydim diyorum."
"Doğru söylüyorsunuz aslında. Sizi çağırma nedenim, bizim şirkette bir pozisyon açıldı. Fatih Bey'in bir sekretere ihtiyacı var. Benimde aklıma siz geldiniz. Sonuçta telefonla konuşma yeteneğiniz var. Fatih Bey'inde zaten çok yoğun olmuyor işleri. Belli firmalara bakar. Aklı başında olgun birine ihtiyacımız var."
"Yani, şey, daha önce hiç asistanlık deneyimim olmadı. İngilizcem filanda pek yok."
"Olsun sorun değil. Şu an bizim için kişilik daha önemli. Bunlar değişebilir yetenekler ama kişilik değişemez. Açıkçası ben sizin bu işi kıvırabileceğinizi düşünüyorum. Eğer sizde kabul ederseniz sizi bir kaç kişi ile tanıştırmam gerek."
"Tamam olur." Şansım mı dönüyor ne?
"Anlaştık o zaman. Aramıza hoş geldiniz." Beraber odadan çıkıp, büronun sahibinin ofisine gittik. İçeride çok güzel bir bayan ve Limonatam vardı. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı onu görünce. Demek ki aylardır burada saklanıyormuş benim onu keşfetmem için.
"Sizi yeni sekreteriniz ile tanıştırayım Fatih Bey, Gamze Hanım, Mustafa Bey firmamızın sahibidir, ayrıca Fatih Bey'in babasıdır." Fatih Limonatam mı? "Bu hanım efendi de Fatih Bey'in nişanlısı Simay Hanım." Nişanlı mıymış? Zaten boşta olsaydı şaşardım. Adam en iyi park yeri sonuçta. Yeni sekreteri olduğumu duyunca Limonatamın yüzü kireç gibi olmuştu birden, sanırım beni beğenmemişti. Bunu ben bile anlayabiliyordum.
"Burak'cım seninle biraz kapıda konuşabilir miyiz" Limonatam ve Burak Bey dışarı çıktılar ama seslerini içeriden duyabiliyorduk.
"Lan sen manyak mısın? Senin bulduğun sekreter bu mu? Bu bildiğin menopoza girmiş, bir ayağı çukurda teyze. Alzheimer olmadığına emin misin? Buraya gelirken bile aynaya bakmaya tenezzül etmemiş.
"Sessiz ol duyacaklar. Bu kadar öfkelendiğine göre ilgini çekmeyecek kişiyi bulduk demektir. Hiç şansın yok Fatih"
"Burak, bak sinirlerime hakım olamıyorum. Sen nasıl böyle bir şey yaparsın? Her gün ben bu kadının yağlı suratını mı çekeceğim" Gözlerim dolmaya başlamıştı. O an Mustafa bey bağırdı. " Fatih! İçeri gel çabuk." ikisi birden içeri girdi. Duyduklarım karşısında gözlerimden yaşlar akmak üzereydi.
"Sanırım bu iş benim için uygun değil Burak Bey. Kusura bakmayın." Herkes üzülüp ağladığımı görmüştü ama o piç umursamamıştı bile
"Eğer bu işi kabul ederseniz size aylık 5 bin TL vereceğim" dedi Simay Hanım.O an atmakta olduğum adımlarım olduğu yere çakılmıştı.5 bin mi? Hayatım boyunca bu parayı başka bir iş yerinde alamazdım.
"Lütfen kabul edin. Mustafa baba izin verirseniz Gamze Hanım'ın girişini babamın şirketi üzerinden yapalım ve maaşını babam ödesin. Ben kesinlikle Gamze Hanım'ın bu işi yapmasını istiyorum aksi halde ayrılmamız gerekecek." Kabul etmemek mümkün mü? O Fatih'in burnundan getirip, kabusları olacağım bundan sonra. Adi herif.
"Sorun değil güzel gelinim. İstediğin ödemeyi biz yaparız. Gamze Hanım, bu hergelenin aklı başında bir yardımcıya ihtiyacı var." 5 bin mi? bir kaç ay çalışsam, araba alsam, biraz para biriktirsem, eve de maaşım 2 bin derim. Gamze dört ayak üstüne düştün.
"Tamam, kabul ediyorum. Hemen bugün başlayabilirim. Masam neresi?" Fatih'in ağzı açık kalmıştı ama ben o ağıza sallana sallana zıçacağım haberi yok.
' "Süper. Hayırlı olsun. İçim rahat bir şekilde okula gidebilirim artık." dedi Simay Hanım.
"Gamze Hanım ben size masanızı göstereyim, hem Fatih Bey ile de daha detaylı tanışma fırsatı bulursunuz." dedi Burak Bey. Adi piç, odasına giderek kapıyı sertçe kapattı. Bende masaya çantamı koyarak yerime yerleştim. Etrafa bakınırken Burak Bey yanıma gelerek kulağıma doğru eğildi. "Aslında Fatih çok iyi biridir. Onu tanıdıkça anlarsın. Sadece biraz zamana ihtiyacınız var."
"Bugün ki düşüncelerinden sonra iyiliği neresinden öğrenmiş merak ediyorum."
"Güldürdün beni. İkinizi izlemekten çok keyif alacağım" o an telefonumun ilk çalış sesini duydum. "Efendim Fatih Bey?"
"İçeri gel hemen." Kapıya vurarak içeri girdim. Ortalarda deli divane dolanıyordu. "Öncelikle Gamze Teyze. Kusura bakmayın teyze dedim ama? Yaşınızın 40 üstü olduğunu düşünerek bu şekilde konuşuyorum"
"Yaşım 34 Fatih Bey" Gamze diren 5 bin var.
"34 mü? Nüfus kağıdınizda da bu yaş mı yazıyor. Kusura bakmayın 25 'ten sonraki sayılar benim ilgi alanıma girmiyor. Öncelikle benim asistanım sadece benim kurallarıma uyar. Herhangi birine rapor vermenizi istemiyorum."
"Bu konuda söz veremem Fatih Bey. Babanızın kesin talimatı var."
"Babam umurumda değil. Ben ne dersem o olur." Elini masaya vurarak bağırıyordu. "Ayrıca buradaki işin uzun sürmez yakında gidersin zaten."
"Ben bu konuda bu kadar emin olmazdım. Bir yerde işe başlarsam zamp gibi yapışırım. Gitmeyi düşünmüyorum. Ben istifa etmediğim sürece buradan gönderileceğimi sanmıyorum."
"O zaman kendi isteğinle gidersin. Bekle ve gör."
"İnadım konusunda herhangi bir bilginiz yok. Ağır hakaretleriniz bir işe yaramayacak. İstediğiniz başka bir şey yoksa ben masama dönüyorum." Yürü be kim tutar seni. Babası arkamda olmasaydı bu konuşmayı hayatta yapamazdım ama 5 bin, 5 bin. Allah'ım ilk maaşımı almak için sabırsızlanıyorum. Akşam 6 ya kadar bir kaç kişi aramıştı. Onları da diğer sekreterlerden yardım alarak Sarı Çiyana aktarmıştım. Burak Bey'in sekreteri Elif evliydi. Güzel bir kız olmasına rağmen burnu havalarda değildi. Zaten herkes yaşımdan dolayı bana daha saygılı davranıyordu. Büro aslında oldukça büyüktü. Sadece Fatih Bey, Mustafa bey ve Burak Bey'in ayrı odaları vardı. Yoksa dışarıda 10'a yakın avukat çalışıyordu. Şefleri de Burak Bey' miş. Gelen müvekkilleri iş yoğunluğuna göre avukatlara yönlendiriyormuş. İş akışı ile ilgili Elif bana her şeyi anlatıyordu. Benim patronsa rahat rahat takılıp bir kaç davaya bakarmış. Kendini yormadan sözde avukatlık yapıyormuş. Eşyalarımı toplayıp çıkmak üzereydim. Çıkacağımı ona bildirmek için aradım. "Fatih Bey, eğer benden bir isteğiniz yoksa çıkabilir miyim?"
"Bitirmem gereken işlerim var. Bana kahve hazırla ve ben çıkana kadar beni bekle."
"Peki efendim. Kahvenizi nasıl içersiniz?"
"Deneyerek öğrenirsin." İçinden güldüğüne adım gibi emindim. Kahveyi nasıl içer ki? Ne yapacağım ben şimdi? Elim ayağıma dolanmıştı. Çaycılar da çıkmıştı. Elif çıkmasaydı ona da sorabilirdim. Önce mutfağa gidip etrafa bir göz attım. Bir kaç çeşit kahve makinası vardı. İçtiğim tek şey çaydı benim. Kahveden zerre kadar hoşlanmadığım için kahve kültürümde yoktu. Üçü bir arada kahve bulunca hemen su kaynatıp, kahveyi hazırladım. İçeri doğru giderken Burak Bey ile karşılaştım. "Sen çıkmadın mı hala?"
"Hayır Burak Bey, Fatih Bey'in işleri varmış. Beklememi istedi. Kahvesini götürüyordum"
"Bak sen, Fatih'in mi işleri varmış? Sütlü kahve içmez o. Sakın götürme"
"Ya! Gerçekten mi? Nasıl içiyor peki?"
"Gel beraber hazırlayalım" beraber mutfağa gitmiştik.
"Şu küçük kahveden, bu makinaya bir tane at ve bardağı altına koy. İçine herhangi bir şey koyma. Şekerden nefret eder. İşte oldu. Bunu götürebilirsin."
"Çok teşekkür ederim Burak Bey" Kahveyi alıp odasına gittim. Bir bok yapmıyordu geri zekalı. Gözlerimin içine baka baka oyun oynuyordu. Masaya bardağı koyup arkamı döndüm gitmek için. "Canım artık kahve istemiyor. Çıkıyorum ben, sende çık. Bu günlük bu kadar yeter değil mi? Dana çok zamanımız olacak Gamze Hanım. Bu hanım kelimesine de dilim çok zor alışacak. Normal şartlarda abla daha uygun olurdu sanki?" Eşyalarını çantasına koyup, montunu giydi ve gelecekte neler yaşayacağımızın sinyallerini ufaktan vermişti bana giderken.
Sarı Çiyan, çük kafa sanki kendi beyni varmış gibi birde gelmiş bana bok atıyor. Sinirle montumu giyerken telefon cebimde titremeye başladı. Sarı Çiyan sesten rahatsız olduğu için telefonu titreşime almamı istemişti. Vay efendim Adriana Lima olsam telefonum bu kadar çalmazmış. Bu tür şeyleri sevmiyormuş. Kendininki orospu telefonu gibi gün içerisinde sadece aşk meşk muhabbetlerinde. Kadın bulamasa müşteriler ile bile flört ediyordu salak.
"Efendim? Şimdi çıkıyorum. Sinirim bozuk ya, sen neredesin? Otobüs durağında beklerim gel de bir yerlere gidelim. Dışarıda yağmur vardı ve oldukça soğuktu hava. Durağa vardığımda amsalak arabası ile önümden hızlıca geçmişti. Allah bilir nerede söndürecek feneri. Yeliz durağa yanaştığında arabaya bindim.
"E! Anlat bakalım ilk günün nasıldı?"
"İlk gün mü? Günlerim sayılı kızım. Ne kadar sabredersem o kadar para demek. Bu herif bildiğin amsalağın teki. Kovamayacağı için bana eziyet edip istifa ettirecek aklınca salak. Bende ne kadar çekerim bilmiyorum ama çok iyi para verdiler."
"Kızdığı zaman gözlerini kapat ve arabanı düşün:))"
"Ya saf mısın? Şizofrenin teki. Bana ettiği hakaretleri bir bilsen. Menopoza girmiş teyze dedi bana öküz. Yok 40 yaşındaymışım bilmem ne. Her yerimle dalga geçiyor. Bildiğin olgunlaşmamış şımarık piçin teki."
"Ha ha! Ay sen beni öldürürsün. Birde geberiyordun bu adama."
"Lan ben ne bileyim. Dışarıdan gören bey efendi, adam sanır yanılmışım? Yine bozuldu sinirlerim tatlı yemem lazım."
"Ye güzelim yede sana bu sefer 50 yaşında desin. Hiç zayıflamayı düşünme şu güzelim gözlere yazık be. Bende öyle göz olsa erkekleri önümde diz çöktürürüm. Aslında paralarını yemek daha keyifli olurdu. Pool pub a gidiyorum. Uyar mı? Sizde kalırım hem biraz içmek istiyorum."
"Zıkkım iç. Artık koca Ankara'da erkek kalmadı be! Daha kim diz çöksün. Bir evlendirseydik de seni milletin önü açılsaydı."
"Oh! Yedi kocalı Hürmüz'ün neler hissettiğini anlıyorum. Her güne bir erkek en iyisi. Hepsini bir arada bulamayacağım için bende parçalara bölüyorum. Sadece erkekler mi çapkın olur? Sana da öğreteceğim her şeyi çekirgem benim."
"Kızım manyak manyak konuşma ömrün yetmez." Bara geldiğimizde kapıyı açınca yüzümüze vuran sıcaklıkla beraber bir irkilme hissetmiştim. İçerisi kalabalığında etkisi ile felaket sıcaktı.
"Kızım burası harika bir yer. Etraf erkek kaynıyor."
"Bilmem mi? sende zaten o yüzden kıçına kadar giyiyorsun. Bakalım evde anamın yanına nasıl gireceksin bu etekle."
"Yatana kadar montumu çıkartmam" Yeliz'i gören garson hemen yanımıza geldi. Fingirdekliği bazen işe yaramıyor dersem yalan olur. Güzel bir masaya geçmiştik sayesinde. Zaten bütün potansiyel yakışıklılar sigara içtiği için dışarıdaki masalardaydı. Öylece etrafa bakınırken Burak Bey ile göz göze geldik. Yanındaki beyinsiz de benim yeni patronumdu .Götleri dona dona sigara içmek için dışarıda dikiliyorlardı. Götü donsun salağın Hastalıktan perişan olsun. Burak Bey hafifçe gülümseyince Fatih Bey'de arkasına dönüp baktı. Beni görünce pis pis gülümseyerek oldukları yerden içeri doğru girince yanıma geldiğini fark ettim. Burak Bey gitme der gibi kolundan tutuyordu. Mani olamayınca da oda arkasından yanımıza doğru geldi. Birden panik yapmıştım. "Geliyor geliyor"
"Kim geliyor kızım?"
"Burak Bey ve Fatih Bey" Yeliz arkasına dönerek ikisine baktı.
"Şu sırıtan sarı şey seninki değil mi? Yanız felaket seksi he! Ama yandakini daha çok beğendim. Arkadaşımın aşkına bakamam."
"Merak etme gelir gelmez sana asılır. Tepe tepe kullanabilirsin canım. Benim ebatlarım ona göre değil."
"Asistanımın böyle yerlere geldiğini bilmiyordum. Yaş itibari ile baş ağrısı yapabilir." dedi salak başımda dikilerek.
"Bence yaşa çok takıldın Fatih, ben Gamze Hanım'ı gayet genç buluyorum. Bu arada Burak ben" Yeliz'e elini uzatmıştı tanışmak için.
"İş yerinde olmadığımıza göre kayıt dışı sayıyorum. Öncelikle gece hayatım sizi hiç ilgilendirmez. Ayrıca olgun olmak her zaman daha iyidir. Yanında çocuk taşımaya benzemez. Siz bunu anlayamazsınız."
"Ooo! Fatih bu laftan sonra bence sen Simay ile takıl. Oturabilir miyiz biraz?"
"Tabi Burak Bey buyurun."
"Sadece Burak mı? Yarın sabahtan akşama kadar senin patronunum unutmazsan iyi edersin. E, neyi kutluyoruz?"
"Gamze'nin işe başlamasını. Burak Bey adınızı çok duydum. Tanıştığımıza çok sevindim." dedi Yeliz. Pislik inceden yürüyordu adama.
"Vay vay! Hangi ara Burak hakkında bu kadar konuştunuz? Kendimi kötü hissettim. Genelde ilk sırada ben olurum."
"Yine aynı konuya değiniyoruz Fatih Bey, işin ucu olgunluğa bakıyor. Hani sizin tabirinizde gezilecek kız evlenilecek kız ayrılıyor ya. Biz bayanlar için ise aklı başında erkek ve olmayan diye ikiye ayırıyoruz. Burak Bey aklı başında kategorisinde"
"Utandırıyorsunuz beni. Bu arada samimi arkadaşsınız sanırım." dedi Burak bey
"Sanırım bir 9 yıl filan olmuştur Gamze ile tanışalı. Hayatınızda görebileceğiniz en anlayışlı ve sabırlı insandır benim arkadaşım."
"Sabrını göreceğiz ne kadar sürecek. Bu arada Burak, telefonunu isteyeceksen iste, yoksa ben daha hareketli bir yere kaçıyorum" dedi Fatih Bey ortamdan sıkılarak.
"Siz ona bakmayın çakır keyif şu an. Tanıştığımıza memnun oldum. Yarın görüşürüz Gamze Hanım iyi geceler." İkisi de bardan ayrılmışlardı. Adamı bütün gün çekmemişim gibi, birde gece görüyordum.
"Kızım ben birde bu salağı rüyalarımda görüyordum. Ya, bir insan tipiyle bu kadar mı zıt olur? Hakikatten âsalak
"Vardır bir hayır. Yalnız şaka maka Burak giderliymiş. Anlattığın kadar düşünceliyse yazdım ben bu herifi bir yere. Öğlen yemeklerinde artık seninleyim."
"Len ben kendime vakit ayıramıyorum, yemek diyor. Adam dışarı çıkartıyor mu ki beni?"
"Ben hallederim sen takma"
Ertesi gün sabah işe gittiğimde Burak Bey Fatih Bey'in bugün işe gelemeyeceğini ve rahatsız edilmek istediğini söyledi. Ben gayet huzurlu bir gün geçireceğim derken şımarık nişanlısı aradı. "Fatih'e ulaşamıyorum. İş yerinde değil mi?"
"Hayır Simay Hanım. Burak Bey ile görüşmüş işe gelemeyecekmiş ve rahatsız da edilmek istemediğini söylemiş"
"Ne haltlar karıştırıyor bu yine. Tamam, bir haber alırsan bana haber ver." Telefonu kapatınca kendi kendime söylenmeye başladım. Hala çocuktu bu kız. Şımarık çocuk gibi. Bu adamın neden bunları yaptığı açık bariz belli. Adama nefes aldırmıyordu. Bütün odak noktası Fatih Bey olmuş. Allah'tan akşama kadar başka bir olay olmamıştı da gayet güzel bir gün geçirmiştim. Bakalım yarını nasıl atlatacaktım.
Sabah uyanıp ne giysem diye düşünmüyordum artık. Keşke bugünde gelmese diye dualar ettim sadece. Bütün hayallerim suya düştüğü için, bakım yapmanın da pek bir anlamı yoktu benim gözümde. Ne kadar çirkin, o kadar iyiydi yeni iş yerimde göze batmamak için. Hazırlanıp aceleyle metroya yetişerek iş yerine gitmiştim. Daha iş yerine gelmemişti bile. Bilgisayarı açıp, rahat rahat kahvaltımı yapmaya başladım. Arada magazin haberlerini okuyordum. Nedense dedikodu haberleri çok ilgilimi çekiyordu. Burak Bey yanıma uğrayıp gelip gelmediğini sordu. Saat 11 olmasına rağmen hala gelmemişti, haberde vermemişti. Bütün gün süper geçecek diye mutlu olurken, direk hattan telefon çaldı. Genelde santralden aktarırlardı telefonları. "Türkerler Hukuk Bürosu Gamze"
"Cep telefonun neden bende yok? Beni cepten ara hemen."
"Fatih bey?"
"Cepten ara beni, geberiyorum hadi." Cebimden numarasını çevirip aradım. "Buyurun Fatih Bey"
"İlk önce ofisten bir şoför bul ve Armada Beymen'e git. Orada bana ayrılmış bir takım var onu alıp şoförle beraber benim evime getir. Telefonu da kendine yönlendir. Akşama babamla önemli bir görüşmeye gitmem gerek. Hazırlanmalıyım." Öksürerek konuşuyordu.
"Hasta mısınız siz?"
"O kadar mı kötü sesim ?"
"Travesti gibi."
"Ayakta duramıyorum. Hazırlanmam gerek acele et."
Eşyalarımı acele ile toparladım. Mustafa Bey'in şoförünü arayıp beni götürmesini istedim. Armada'ya gittiğimizde otopark yerine başka bir yere girmişti şoför.
"Neden otoparka girmediniz?"
"Burası Beymen'in kendi oto parkı müşterileri sadece buraya girebiliyor. Kapısı da ayrıdır. Buradan girebilirsiniz. Yani bütün avmyi dolanmanıza gerek yok." İşte zenginlik böyle bir şey sanırım bende yerin dibine geçtiğimle kalmıştım. "İlk önce bende bilmiyordum. Alışırsınız" Dedi şoför. Zenginin malı züğürdün çenesini yorar hesabı. Çene çalmadan gidip takımı almıştım. Daha sonrada şoför beni Fatih Bey'in evine götürdü. İncek tarafında yeni yapılan lüks binalardan birinin önünde durduk.
"25 kat. 2507 numaralı daire, güvenliğe söyle. Ben seni burada bekliyorum."
"Teşekkürler. Hemen teslim edip geliyorum."
Güvenlikten geçip asansörde yukarı doğru çıktım ve zile bastım. Aslında içeri girme gibi bir niyetim yoktu. Kapıdan teslim edip çıkacaktım. Kapıyı öyle bir açtı ki, battaniyeye sarılmış, yüzü gözü solmuş haldeydi.
"İçeri getir. Odama bırak takımı" Ayakkabılarımı çıkartıp içeri girdim. Kendini direk koltuğun üzerine attı. Onun gibi bakımlı bir erkekten böylesine pis bir evi hiç beklemiyordum.
"Karışıklık için kusura bakmazsın artık. Normalde temizlikçi gelir. Ama bu aralar ev pek müsait olmadı. Anlıyorsundur umarım" Manyak adam bu halde bile hala hatunları düşünüyor.
"O evi dağıtan hatunlar keşke şimdide yanınızda olup size baksaydı Annenizi aramamı ister misiniz?"
"Kimseyi görmek istemiyorum. Bu durumdan da kimseye haber verme. Zaten Simay dün bütün gün başımı yedi. Geçen gece sigara içerken üşüttüm herhalde." Birden aklıma ettiğim dua geldi. Yine kabul etmişti yüce rabbim. Niye iyi dileklerimi kabul etmiyor da hep böyle içten ettiğim bedduaları kabul ediyor ki? Direkt vicdan yapmıştım bu duruma.
"Benim kalmamı ister misiniz? Yani hazırlanmanıza yardım etmek için. Hani akşam için, evraklar filan, o bakımdan." Aslında bahaneydi.
"Olabilir. Pek bir anaç gördüm seni. Biraz daha büyük olsan annem olacak yaştasın aslında. Neyse bu durumda mızmızlanamam en azından Simay'dan iyisin."
"Doğru söylüyorsunuz aslında çocukların dilinden anlıyorum. Sizinle ilgili sıkıntı çekmem gibi geliyor. Ben şoföre gitmesini söyleyeyim." Telefon edip şoföre gitmesini söyledim. Daha sonrada mutfağa doğru gittim onun için yapabileceğim bir şey var mı bakmak istedim dolapta. Bira ve benzeri şeyler vardı sadece. Evde pek takılmadığı belliydi. Dolapta ki çürümüş peynirleri saymıyorum bile.
"Bence siz temizlikçinizi değiştirin. Hayatımda bu kadar pis bir ev görmedim."
"Aldığın parayı düşünürsek temizlikçiye fazla para vermemeliyim. İyi düşündün, bundan sonra evimi sen temizle." Mutfağı salon ile birdi ama bölmeleri vardı. O yüzden konuşmalar birbirimizi görmeden oluyordu. "Dalga geçiyorsunuz herhalde" Yattığı koltuğun yanına gitmiştim. Başına dikildim elinde kumanda sabah programı izliyordu salak.
"Yo, Simay ile konuşurum. Sence sadece telefona bakma ile o kadar para alınır mı? Hele de senin özgeçmişinde biri için. Nasıl zengin oluyoruz sanıyorsun. Zenginler cimridir, bunu unutma. Haftada iki kere gelmen gerek. Hafta sonu olabilir ya da hafta içi akşam olabilir. Benim evde olmadığım saatlerde gelirsin. Bence Simay bunu duyunca çok sevinecek. Bu arada evde olanlar her sabah bu salak programlarımı izliyor?"
"Bende en az sizin kadar pisim. İşinize yaramam. Ayrıca cinayet programları harikadır. İnsanları nasıl öldürüyorlar bilemezsiniz. Hep de evlerine aldıkları kişiler ve yakınları işliyor cinayetleri." Gözlerinin içine bakıyordum korkması için. Battaniyeye iyice sarılarak pısmıştı.
"Bana 100 TL verin." Elimi uzatmıştım ona doğru
"Ne için bu para. Temizlik ücreti maaşının içinde."
"Malzeme almam gerek, bir kısmı malzeme parası gerisi de yemek yapma parası. Yoksa burada geberip gideceksiniz."
"Ben dışarıdan pizza söylerim."
"İyi siz bilirsiniz. Tavuk suyu yerine pizza size daha iyi gelir." Evdeki eşyaları yerden toplarken arkamdan bağırdı.
"Cüzdanım girişte, ayakkabılıkta, montumun içinde, oradan alabilirsin." Evin altı alış veriş merkeziydi. Üzerimi giyip markete gittim ve malzemeleri alıp yeniden eve geldim. Giderken anahtarı almıştım yine söylenerek kapıyı açmasın diye. Tavuğu yıkayıp hızlıca ocağa koydum. O kaynayana kadar evi biraz toplamaya karar verdim. Gerçi yerdeki çamaşırların çoğunu çamaşır odasına atmıştım. Yediği hazır yemekleri de çöp poşetine doldurunca ev biraz imana gelmişti. O sırada bile çenesi durmuyordu.
"Zehirlemezsin değil mi beni?"
"Bazı şeyleri güzel yaparım. Aslında pastada daha iyiyimdir ama yemek konusunda da iyi yaptığım şeyler vardır. Zehirde olsa içmek zorundasınız. Akşama kadar sizi iyileştirmeliyiz." Yanına gidip üzerindeki battaniyeyi kaldırdım.
"Pastadan nefret ederim ben. Ne yapıyorsun ver şunu?"
"İnce giyinmişsiniz. Terlemeniz gerek." Odasına gidip kalın ne bulduysam aldım. Ona getirip giymesini söyledim. "Bu arada bu şömine çalışıyor mu?"
"Aslında çalışıyor da ben kullanmadım desem yeridir. Şu kovanın içinde odunlar var." Şömineye doğru gidip biraz bakındım sobalı evlerde büyüdüğümüzü unutmamıştık. Az soba yakmadım gençken. Evde topladığım kağıt ne varsa, hepsini şöminenin içine tıktım, Üzerine de odunlardan bir kaç tane attım. Şimdi çakmak gerek. Sigara içtiğine göre çakmakta buralardır diye düşünmüştüm. Sehpanın üzerinde duruyordu. O halde bile sigara zıkkımlanıyordu. Çakmağı alıp, kağıdı tutuşturdum. Öyle güzel yanıyordu ki çıtır çıtır.
"Şimdi şu koltuğu biraz şömineye yaklaştırmamız gerek. Kalkıp bana yardım edin biraz"
"Ne! Elimi sürmem belim ağrır"
"Pardon da etimden sütümden bu kadar faydalanamazsınız altı üstü ittireceksiniz. Bu kadar ana kuzusu olmaya gerek yok." Ben koltuğun bir başında o ise hala koltukta yatıyordu.
"Ana kuzusu filan değilim ben."
"Belli belli. El bebek gül bebek büyümüşsünüz. Bu şımarıklık nereden geliyor acaba?" Bu arada verdiğim gazla yerinden kalkıp, beraber koltuğu şöminenin önüne doğru ittirdik. Sonrada yatırıp üzerini örttüm ve mutfağa geçtim. Bu arada sigara içmesin diye de çakmağı yanıma almıştım. Yemeği yaparken bağırarak konuşuyordu. "Terliyorum!."
"Biliyorum terleyin diye yaptık zaten."
"Ama şıpır şıpır normal mi?"
"Evet, lütfen artık ne diyorsam onu yapın bu sizin iyiliğiniz için." Çorbam harika olmuştu. Bir tabak ona koydum bir tabakta bana, çok acıkmıştım. Birde yanına tavuk suyu ile bulgur pilavı yapmıştım. Tepsiyi önüne götürünce şaşırmıştı. "Bol limon suyu döktüm içine, iyi gelecektir. Sıcak sıcak için."
"Çok tuzlu olmuş."
"Bence şu an çamur atıyorsunuz. Gayet güzel olmuş."
"Şu an hasta olduğum için içiyorum" önce çorbayı sonrada pilavı yedi. Bende bu arada ona zencefilli bitki çayı yapmak için kalkmıştım. Mutfaktayken sesini duydum. "Teşekkür ederim." Birden gülümseme belirdi dudaklarımda. Niye mutlu olduysam. Sanırım beğenmişti.
"Arkası geliyor hazırlıklı olun" Çayı götürüp önüne koydum.
"Bunu da sıcak sıcak için"
"O ne? Ne garip şeyler yapıyorsun?"
"Neresi garip, bildiğiniz taze zencefil çayı. Ne yapsam yaranamıyorum size. Çok mız mız bir çocuksunuz bence." Çayı içmeye başlayınca iyice terlemeye başlamıştı. "Aslında dediğin gibi baya mızmız bir çocuktum. Bu konuda haklısın. Bir dediğim iki olmadı ama bu durumdan şikayetçi değilim." Aslında konuşurken gözleri dalıyordu ama sonra toparladı ve yine eski çapkın moduna döndü.
"Bu arada akşam için istediğiniz kağıtları okuyabilirsiniz."
"Uykum geldi. Çay bitince uyumak istiyorum. Bir kaç saat sonra uyandır beni olur mu?"
"Tamam." Sırtını dönüp uyumaya daldı. Bende şömineye bir kaç tane daha odun attım. Sonrada evi biraz daha temizlemek için diğer odalara geçtim rahat uyusun diye. Yapacak bir şey yoktu nede olsa. Çamaşırları makinaya doldururken eşyalarının harika koktuğunu düşündüm içimden. Ne kullanıyorsa bütün eşyaları harika kokuyordu. İki posta çamaşır yıkayıp astım. İçerideki odalardan bir kaçını süpürmüştüm ama salonda uyuduğu için oraya geçmedim. Yatak odası haricinde bir odası daha vardı. Sanırım misafirleri içindi bu oda. Oradaki odayı süpürürken makinanın ağzı birden tıkandı. Yatağın altından hortumu çekince makinanın ağızına takılmış bir külot gördüm. Allahım ya! Kaç zamandır burada acaba? Eve hatun getiriyormuş demek. Nişanlısı kudurmakta haklı. Külodu alıp yattığı koltuğun önündeki sehpanın üzerine koydum. Uyanınca görsün diye. Saat 5 e geliyordu ve hala deliksiz uyuyordu. Tv nin sesini açıp kendi kendine uyanmasını bekledim.
"Saat kaç oldu?" telefona bakarak "5" dedim.
"Sen ciddi misin neden beni uyandırmadın?"
"Uyandırdım ya işte."
"Nasıl uyudum bu kadar. Geç kalacağım."
"Altı üstü bir takım giyeceksiniz. Evrakları da gidince okursunuz ama önce bir duş alın. Felaket terlediniz. Bu arada benden istediğiniz bir şey yoksa ben gidiyorum."
"Araba kullanabiliyor musun?"
"Hayır kullanamıyorum"
"O zaman bekle, ben seni yola kadar bırakayım buralardan çok otobüs geçmez, geç oldu." Duyduklarıma inanamıyordum. Adam düşüncelimi davranmaya çalışıyordu yoksa ben mi yanlış anladım. Bu arada araba olayını kesin çözmem gerekiyordu ama önce arabayı almalıydım. Az biraz peşinatım vardı kredi ile alabilirdim. Nede olsa maaşım iyiydi. Smokinle kapıdan bir çıktı aman Tanrım! O hızlıca evrakları ve eşyalarını hazırlarken ben nutkum tutulmuş bir şekilde ona bakıyordum. Yıllardır ilk kez bir erkeği yatağa atıp üzerine atlayasım gelmişti. Öyle harika görünüyordu ki?
"Hadi hazır mısın çıkmalıyız." Alıp cama koysam, baksam baksam dursam. Sanki bir gün önce saydığı o lafları o söylememiş gibi? Birden aklıma saçma sapan şeyler geldi. Erkek olsam makyaj yapamayacağım için cidden çirkin olurmuşum. Şu halimizle bile erkekleri kandırıyoruz ama erkekler olduğu gibi. Bence asıl güzel ve yakışıklı olan onlar, bizimkiler biraz