Tanıtım
TANITIM
“Bir sigara izmaritiyle bir yıllık emeği kül ettin.” Araf ağa, en değerli tarlasını kaybetmişti..
Leyla, karşısındaki adama öfkeyle bakıyordu..
“İsteyerek yapmadım ben.” diye korkarak cevap verdi pek belli etmese de..
Adamın koyu gözleri yüzünde gezindi.
“Ateş, niyetini sormaz, yakmışsın işte.” diyerek kızın gözlerine bakıyordu Araf Ağa.
“Özür diledim.”
“Özür, yanan tarlayı geri getiriyor mu?”
Leyla dişlerini sıktı.
“Peki ne istiyorsunuz benden?”
Araf ağa birkaç saniye sessiz kaldı. Kızın güzel fiziği, mahçup bakışları dikkatini çekmişti. Hem ilk defa karşısında konuşan bir kadına denk gelmesi de cabasıydı..
Sonra öfkelenerek konuştu..
“Henüz karar vermedim.”
“Benim bir hayatım var. Birkaç gün sonra geri döneceğim.”
Adamın dudaklarında soğuk bir tebessüm belirdi.
“Kader bazen insanın planlarını umursamaz.”
“Ben kadere inanmam.”
“İnanacaksın.”
Leyla ilk kez adamın adını duyduğunda neden herkesin ondan çekindiğini anlamıştı.
Araf Sancaktar…
Bu toprakların en güçlü ağalarından biri.
Ve Leyla henüz bilmiyordu…
Karşısındaki adam, yakında hayatının en büyük sınavı olacaktı.
Leyla, arkadaşlarıyla birlikte çıktığı Türkiye gezisinin hayatını tamamen değiştireceğini bilmiyordu.
Mardin'in tarihi sokaklarından Mezopotamya'nın sıcak topraklarına uzanan bu yolculuk onun için sadece bir tatildi. Ta ki yol sormak için durdukları bir tarlada kaderinin yönü değişene kadar..
Asfalt yolun üzerinde sıcak hava seraplar gösteriyordu artık.. ''Kaybolduk'' diye seslendi yanında ki arkadaşı. Leyla, ona bakarak gülümsedi..
''Gülme Leyla! Tam yirmi dakikadır aynı yolu dolanıp duruyoruz, bu navigasyon bozuk herhalde'' diye söylenmeye başladı Eva!
Arabanın içinde hepsi gülmeye başladı, sıcak havanın üzerine bu hiç iyi olmamıştı. Dört arkadaş, Almanya'dan tatil için önce İstanbul, sonra Kapadokya ve şimdi de Mezopotamya'yı geziyorlardı. Ama navigasyon sonunda onları yarı yolda bırakmıştı.
Yolun kenarında çalışan işçileri görünce arabayı durdurdular. Tarlada onlarca kişi çalışıyordu. Kadınlar baş örtüleriyle güneşten korunmaya çalışıyor, erkekler sıcağa rağmen durmadan çalışıyorlardı. Leyla, arabadan indi.. Üzerinde ki beyaz keten elbise rüzgarla birlikte savruldu. Bu hali bile onun bu topraklara ait olmadığının kanıtıydı aslında..
''Merhaba'' diye seslendi yola yakın tarafta çalışan bir ırgata doğru. Adam şaşkınlıkla ona baktı. ''Şeyy, biz kayboldukta acaba Alhan Otele nasıl gideriz?'' Adam elinde ki çapayı yere koyup yolu tarif etmeye başladı. Leyla, teşekkür edip arabaya doğru giderken sigarasından son nefesini çekti ve izmariti yere attı. Ayağıyla ezip söndürdüğünü sanıyordu. Ama ezmemişti ve kimse de fark etmedi. Leyla'ların araba uzaklaşırken önce ince bir duman yükselmeye başladı, sonra dalga dalga yayıldı alevler.. Irgatlar yolun aşağı tarafında kaldığı için önce kimse fark etmedi, alevler koskoca Sancaktar'ların tarlasını neredeyse yarıdan fazlasını yakmıştı.
Irgatlar, fark ettikleri an kovalarla su taşımaya başlasalar bile artık çok geçti. Hemen Araf Ağaya haber verdiler.. Çok sürmedi gelmesi ve aracından hışımla indi.. Gözleri öfkeden deliye dönmüş gibi bakıyordu, bir yıllık emek vardı bu tarlada!!
''Kim yaptı bunu?'' diye saldırmaya başladı ırgatlara ama kimse cevap veremiyordu.. ''Size sordum lan kim yaptı bunu? Dilinizi mi yuttunuz?'' diye öfkeyle bağırıyordu.
Sonunda biri dile gelip; ''Ağam, sabah dört yabancı gelmişti, yoldan tarafta durup yol sordular. Yolu soran kadın sigara içiyordu.. Sanırım o kadının sigarası böyle yaktı kavurdu bizi!'' dediğinde Araf ağanın yüzü öfkeden kızardı..
O sırada Leyla, Alhan Otel'in balkonunda Mezopotamya'nın kızıl gün batımını izliyordu. Birkaç saat önce attığı sigara izmaritinin nelere sebep olduğundan habersizdi.
Ama kader çoktan onun kapısını çalmaya başlamıştı.
Çünkü Araf Sancaktar affeden bir adam değildi.
Ve Leyla, bir tarlayı değil, kendi hayatını da ateşe verdiğinin henüz farkında değildi.
Bir yabancı olarak geldiği bu topraklarda kendini aşiret kurallarının, kanunların ve erkek sözünün arasında bulacaktı.
Üstelik onu bekleyen tek şey öfke değildi...
Araf'ın aşiretinin arzusu, ağalarının bir erkek evlat sahibi olmasıydı.
Fakat Araf'ın karısı yıllardır çocuk doğuramıyordu.
Ve bir gün aşiretin yaşlıları önüne korkunç bir çözüm koydu...
"Konağa bir kuma gelecek."
Leyla kaçmak isterken, kader onu Araf'ın en büyük günahına dönüştürecekti.
Bir tarafta nefretle başlayan bir evlilik...
Bir tarafta kıskançlıkla yanıp tutuşan ilk eş...
Ve yasak olmasına rağmen her geçen gün büyüyen bir aşk...
Peki Leyla, kuma olarak girdiği konakta aşkı mı bulacaktı, yoksa kendi sonunu mu?