Giriş
Hata payı
Sonunda mimarlığın en zorlu, en çok kurban verilen 3. senesine adım atmıştık. Ama benim için bu yılın anlamı sadece ağır dersler veya uykusuz geceler değildi.
Üniversiteye girdiğim ilk günden beri tek hedefim olan o adamın, sonunda asistanı olmayı başarmıştım.
Doç. Dr. Sancak Çağan Yıldıran
Fakültenin yüksek tavanlı amfisinin orta sıralarında, en yakın arkadaşım Selin ile yan yana oturuyorduk.
Önümdeki çizim masasına yaydığım boş kağıtlar ve kalemlerim sanki benim heyecanımı yansıtıyor, yerlerinde duramıyordu. Gözlerim ise sürekli kapıdaydı.
Onun asistanı olmak bu fakültede hem en büyük onur hem de en ağır yüktü.
Çağan sadece bir hoca değil mimarlık dünyasında ismi dev projelerle anılan bir otoriteydi.
İlk iki sene boyunca onun gözüne girmek için yapmadığım şey kalmamıştı. Pes etmeden peşinde gezmiş, derslerinde en zor soruları sorup her fırsatta parmak kaldırmıştım. Her şey, o aşılmaz mükemmeliyetçiliğinin içinde bir yer edinebilmek içindi.
Onun bu kadar genç yaşta bu unvana sahip olması herkesin dilindeydi. Otuzlarının henüz çok başında olmasına rağmen odasının kapısında "Doç. Dr." unvanının yazması insanı hem şaşırtıyor hem de ona karşı büyük bir hayranlık uyandırıyordu.
Bir keresinde merakıma yenik düşüp bu başarısının sırrını sorduğumda yurt dışındaki eğitimini ve projelerini üstün başarıyla erkenden tamamladığını mesafeli, keskin tavrıyla anlatmıştı.
Adam tam anlamıyla kusursuzdu. Ve sonunda yüksek standartlarının içinden beni fark etmiş, bu sene yanında olmam için beni seçmişti.
Bu benim hayatımın fırsatıydı. Ne yapıp edip bu sene ona yaklaşmalı, o mesafeyi eritip kendimi kanıtlamalıydım. Yoksa iki yıllık tüm emeğim ellerimin arasından kayıp giderdi.
"Mina? Hayırdır, daldın yine... Sancak Hoca'yı mı düşünüyorsun kızım?"
Selin'in fısıltısı amfideki uğultunun arasından sıyrılıp beni kendime getirdi. Yan dönüp ona baktığımda muzip bir tavırla bana bakıyordu.
"Zaten iki senedir adamın peşinde koşuyorsun sonunda seni asistanı olarak seçti. Daha neyi düşünüyorsun?" dedi sesindeki hayreti gizlemeyerek.
"Kızım, sadece seçilmek yetmez." dedim sesimi alçaltarak ama kararlı bir tonla.
"Onu elde etmem, o sert disiplininin altında kalıcı bir yer edinmem lazım. Bu sene benim şansım."
Selin başını sallayıp güldü.
"Bence bu konuda bile imkansızı başardın. Bak etrafına herkes Sancak Hoca'dan kaçıyor. Sınıfa girdiğinde millet korkudan nefesini tutuyor. Sen ise adamın dibinde bitiyorsun resmen."
Ona hafifçe gülümseyip önüme döndüm. Gözüm duvardaki saatteydi. Dersin başlamasına sadece saniyeler vardı.
Sancak Çağan Yıldıran asla geç kalmazdı. Dakiklik onun için bir nezaket değil bir zorunluluktu.
Tam o anda amfinin kapısı sert bir hamleyle açıldı. İçerideki tüm uğultu anında kesildi.
Çağan jilet gibi ütülü siyah gömleği ve elindeki deri evrak çantasıyla içeri girdi. Bakışlarını sınıfın üzerinde gezdirmedi bile. Doğrudan kürsüye ilerledi. Onun içeri girmesiyle birlikte amfideki hava sanki bir anda ağırlaştı.
Çantasını masaya bıraktı. Kolundaki saate kısa bir bakış attı ve tam saniyesinde başını kaldırıp sınıfa baktı.
Delici bakışlar bir anlığına benim üzerimde durduğunda kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim.
"Günaydın." dedi tok ve otoriter sesiyle.
"Bu yıl mimarlığın sadece bir meslek değil mutlak bir disiplin sanatı olduğunu öğreneceksiniz. Ve benim dersimde hata payı sıfırdır."
Bakışları tekrar beni bulduğunda, hafifçe çenesini kaldırdı.
"Asistanım Mina Nil, birazdan proje listelerini dağıtacak. Zaman kaybetmiyoruz hemen başlıyoruz."
Yerimden kalkıp kürsüye doğru yürüdüğümde dizlerim titriyordu.
Masasına yaklaştığımda eğilip listeleri uzattı. Sadece benim duyabileceğim boğucu ve alçak sesle konuştu.
"Zamanlama konusunda hala zayıfsın, Nil. Yanımda kalacaksan hızlanman gerekecek."
Herkes bana Mina derken, onun dudaklarından dökülen "Nil" ismi çizdiğim tüm düz çizgileri bir anda darmadağın etmişti.