2.Bölüm (Birlikte Olmak İsterken)

1419 Kelimeler
'Geçmişim: Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşım. Limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum son bir kez daha Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma.' Reyhan "Abla!" diye salondan bağırınca okumuş olduğum Grapon Kağıtları isimli Didem Madak kitabından gözlerimi ayırdım. Göz yuvalarım göz kapağımın içerisinde bıkmışlıkla devrilirken kitabın arasına ayracı koyup kapağını kapattım. Nazikçe kitabı yatağımın üzerine bırakırken parmaklarımı son defa üzerinde gezdirip ayağa kalktım. Küçük ayaklarım mor ev terliklerimi ararken, bulmuş ve ayağıma geçirmiştim. Kısa bacaklarım kıvrıla kıvrıla odamın kapısına ulaştım ve açtım. Annemin mutlu kahkası aşağıdan duyulurken Ayşe teyzenin sesini işittim. Odamın kapısını kapatıp yavaş adımlarla aşağıya inmeye başladım. "İyi oldu geldiğin. Emre geldiğinden beri göremiyoruz birbirimizi Ayşem." Annem Ayşe teyzeye sarılırken bende yanlarına gelmiştim. Gülümseyip "Oo Ayşe sultan gelmiş hoş gelmiş." diyerek sarıldım. Ayşe teyze de bana sarılırken "Kusura bakmayın kızlar, oğlum gelince sizi unutmuş bulundum." demesiyle annem Ayşe teyzenin omzuna hafifçe vurup "Lafımı olur kız." demiş ve salona doğru yürümüştü. Ayşe teyzeyle ben annemin arkasından onu takip ederken "Kalıcı mı Emre oğlum?" diye sormuştu annem. Gülümsemesiyle çehresini süsleten Ayşe teyze "Evet Gülden. Artık ayrılık yok." diye cevaplamıştı. Bu durum beni tedirgin etmişti. Yıllarca onun yollarını gözlüyor, her an döneceğini umuyordum. O gün gelmişti ama ben artık o bekleyen küçük kız değildim. Büyümüştüm, insanların zamanla değişebileceğini öğrenmiştim. İçim buruklukla özlemini sindirmiş, gülüşlerim ise eskisi kadar ışıltılı değildi. Kopan bağlar, unutulan anılar ve kuytu sokaklarda uzun zaman önce yitirilmiş aşklar vardı. Yürüdüğüm İzmir'in sokakları, yaşadığım bu mahalle insan kalabalığına karışmış halde eski neşeyi kaybetmemek için direniyordu. "Ahuşen, sana diyorum kızım." Annemin sesi beni düşüncelerimden alırken "Efendim anneciğim." diyerek yüzüne bakmıştım. Annem kirpiklerini kırpıştırıp "Reyhan'ı alıp pazara gidin diyorum. Evde bir şey kalmadı." dediğinde kolumdaki saatime baktım. Saat henüz on bir olmuştu. Dışarısı sıcaktan kavruluyordu. Okulların yaz tatili yaklaştığı için son sınav kağıtlarını hazırlamam gerekiyordu. "Tamam anne, bu sırada kırtasiyeden eksiklerimi alırım." Ayaklandığım sırada annemde ayaklanıp "Babanın öğle yemeğini götürüver." demiş ve mutfağa koşar adım gitmişti. Ayşe teyze annemin arkasından gülüp "Tam aşk kadını, beyimde beyim diyor başka bir şey demiyor." diye dalga geçmişti. Annem elinde sefer tasıyla yanımıza gelirken "Öyle tabii Ayşe, Ömer olmasa bu saf Gülden hayatın böyle güzel olduğunu nereden bilecek. İyi ki benim hayat arkadaşım." deyip sevgiyle gülmüştü. Annemin babama olan sevgisi içimi ısıtırken uzattığı sefer tasını annemin elinden aldım. Annem üst kata doğru "Reyhan. Kız gel buraya, ablan bekliyor." diye bağırmıştı. Reyhan merdivenlerden inerken "Of anne ya, bu sıcakta bir de pazara mı gidilir?" diyerek şikayet ediyordu. Annem ayağındaki kahverengi ev terliğini göstererek "Reyhan hanım, beğenmediyseniz elimizde başka seçeneklerimizde mevcut." demişti. Bu atışma benimde gülmeme neden olurken "Sende istiyorsun herhalde?" diyen anneme "Yok Gülden Sultan, ben hazır ve nazırım gördüğün üzere." deyip bana düşen terlik payından yırtmıştım. Reyhan kabullenip yanımda durduğunda "Bir şey lazım olursa ararsın beni anne." diyerek kapıya yöneldim. Reyhan beni takip ederken, annem "Dikkatli gidip gelin." diyerek bizi uğurlamıştı. Önce babamın yanına gitmek için hareketlendiğimizde, Emre'nin siyah arabasının yanında telefonla konuştuğunu görmüştüm. Oldukça dikkatli ve odaklanmış görünüyordu. Elindeki telefonuna odaklanan Reyhan durumdan habersizdi. Yutkunarak Emre'nin yanından geçmek üzereyken bakışları yerden ayrıldı. Etrafta gezinen gözbebekleri mahallenin binalarını geçip beni bulduğunda arabasına yaslanmıştı. "Sonra konuşuruz." Emre'nin telefon konuşmasının sonlandığını ellerinin cebine gitmesiyle anlamıştım. Olduğundan fazla üzerinde gezinen gözlerim utançla başka yöne dönerken Reyhan elindeki telefonu çantasına koyup heyecanla Emre'ye yaklaştı. "Emre ağabey nasılsın?" Emre Reyhan'ı anımsamaya çalışırken "İyiyim bücür, sen nasılsın?" diye sormuştu. Reyhan, Emre'nin ona bücür demesini hoş karşılamış görünüyordu. "İyiyim bende. Ablamla babama gidiyoruz." Dikkatler bana çekildiğinde "Merhaba Ahuşen." diyen Emre'ye döndüm. Bu isim, bu dudaklardan uzun zamandır duyulmuyordu. Kalbim hızlanırken dilim bana karşı çıkmış haldeydi. Ona karşılık vermem, sadece bir kelime söylemem gerekiyordu. Yıllar sonra konuşmaya fırsat olmamıştı. Ne o bunca yılın hesabını bana vermişti ne de ben bunca yılın hesabını ona sormuştum. Aramızda bir sessizlik hakim gelirken "Merhaba Emre... Ağabey." diye karşılık vermiştim. Bakışları omuzlarıma uzanan kıvırcık saçlarımı özlemle okşarken "Önceden olduğu gibi..." deyip susmuştu. Bu susmanın arkasında bana sıkıca sarılan ve saçlarımı sevgiyle okşayan adam vardı sanki. Dil susuyordu ama gözlerinde ki acı bakış fazlasını yapıyordu. Söylememesi gereken bir şey söylemiş gibi dilini ısırmıştı. Onca senelik özlem kavuşmaya dönüşmemişti. Kendimi çok özlediğim birine kavuşmuş gibi hissetmiyordum. Bir yerlerde bir şeyler eksikti ve bu eksiklik gitmiyordu. Şuan karşımda onu görüyor olmama ve dokunacak kadar yakın bir mesafede olmasına rağmen bu eksiklik bizi kavuşmuş ilan etmiyordu. Sessizlik içinde Emre bana bakarken ben, gözlerimi kaçırıp "Öncedendi işte." demiştim derin bir nefes vererek. Gözlerini üzerimde hissetmiştim. Bakışlarımı ona çevirdiğimde yanılmadığımı anladım. Gözleri bir düşünce ile bana bakıyordu. O an Emre'nin aklından neler geçirdiğini merak etmiştim. O da on beş yaşındaki Ahuşen'i, on sekiz yaşındaki Emre'yi özlüyor muydu? On dört yıl öncesine gidip pişmanlık duyuyor muydu? Beni hatırlıyordu. Buna emindim ama benimle konuşmaya cesaret edemiyordu. İkimizde derin bir nefes alıp vermiştik. Reyhan, ortamdaki gerginliği fark ederek "Abla acele etmemiz lazım." diyerek araya girdi. Gülümseyip "Hoşçakal Emre ağabey." demiş ve Reyhan ile yürümeye devam etmiştik. Arkamdan bakışlarını hala hissediyordum ama dönmeye cesaret edemedim. Kalbim heyecandan çok hızlı atıyordu. Beni hala hatırlıyordu. Bakışım, gülüşüm... Onun anılarında yeri duruyordu. Verilen sözler vardı. Acaba o zaman çocuktum deyip geçiyor muydu? Sorulacak çok fazla soru vardı. Zamanı gelince cevapları alacağımı umdum. "Abla iyi misin?" Reyhan'ın sorusuyla ona döndüm ve "Her şey eskide kaldı." diye geçiştirdim. Bunu söylerken ses tonum kendinden emin çıkmıştı. İçimde bir şeyler emin olmasa da geçmişte yaşananlar, geçip gitmemişti. "Ben çocuk değilim. Yirmi beş yaşındayım abla. Gözlerinden her şeyi anlayabiliyorum." Reyhan'a doğru dönüp "Bak sen Reyhan hanıma. Büyümüşte ablasıyla dertleşiyor." diyerek dalga geçmiştim. Benim aksime düz olan siyah saçlarını düzeltip "Tabii ki Ahuşen hanım. Her derdinizde hemen yanınızdayım." diyerek reverans yaptı. Bu haline güldüğüm sırada "Her dert dinlemede beğendiğim elbiseyi alıp giyerim." diyerek sırıttı ve yüzüme baktı. "Her zaman kendine bir malzeme çıkarıyorsun." İkimizde gülerek babamın saatçi dükkanına doğru ilerledik. Artık tek düşündüğüm eskiden olduğum kişi değildim. Ne Emre ne ben o küçük çocuklar değildik. Artık büyümüş ve hayatlarına bir şekilde devam etmiş yetişkin bireylerdik. Toplum için evlenme yaşına gelmiş biriydim ama kalbinde birini bekleyerek on dört sene geçirmek, belki büyük bir hataydı. Yirmi dokuz yaşındayım ve iki ay sonra otuz yaşında olacaktım. Hala bekar bir kadındım. Kalbimin sızısı olan adam gelmişti. Ne değişmişti? Babamın dükkanına geldiğimizde düşüncelerimi savurup şuanki zamanıma odaklandım. Sürekli geçmişe dönmek insanı yoruyordu. Reyhan babama koşup sarıldığında babam da yaşlı kollarını aynı şekilde sarmalamıştı. Zamanla yitip giden insanlardan biri de babamdı. Yaşlanmak, yaş almak kimsenin önüne geçemeyeceği bir yok oluştu. Babama yaklaşıp "Bugün yoğun görünüyorsun, nasılsın babacığım?" diye sormuştum. Kırışmış yüzünde oluşan tebessümü hepimizin içini ısıtırken "İyiyim kızım. Pazara mı yolladı ömür çiçeğim?" diye sormuştu. Anneme sürekli ömür çiçeğim derdi. Bunu duymak bizi çok sevindirirdi. Ne kadar yaş alsada aşkları hep başka boyuta evriliyordu. Kendimi sürekli onlara imrenir halde buluyordum. "Evet babişim ya, hem de bu çöl sıcağında." Reyhan sitem ederken "Reyhan, kaç kere dedim sana şu kelimeyi söyleme." diye kızdım. Reyhan kollarını birbirine bağlayıp "Aman abla, söyleyince ne oluyor? Artık herkes böyle konuşuyor, bence sende alış." diye cevapladı. Sinirimi gizlemeden "Alış diye bir şey yok. Türkçemizde olmayan, anlamsız kelimelerden geleceğe ne gibi hayır gelecek. Böyle mi sahip çıkacaksın diline?" diye sordum. Reyhan sandalyeye oturup "Ablacığım, bu kadar sinirlenecek bir şey yok. Edebiyat öğretmeni olman bir şey değiştirmeyecek." diye alay etti. Sinirle kaşlarımı çatıp "Sen öyle san. Öyle bir değiştirecek ki, sana öğreteceğim babiş mi baba mı demeyi." derken kafamı salladım. Reyhan cevap vermek için hareketlenirken babam "Kızım..." diyerek masaya tutundu ve dengesini korumaya çalıştı. "Baba, ne oluyor?" Telaşla omuzlarından tutup sandalyeye oturmasını sağladım. Zar zor aldığı nefesi görüp yakasındaki düğmeleri açtım. "Reyhan ambulansı çağır." Reyhan telefonla ambulansı ararken babamın rahat nefes alabilmesi için vantilatörü yaklaştırdım. "Sakin ol babacığım. Geçecek, lütfen sakin ol." İstemsizce akan gözyaşımı silip "Reyhan çabuk ol." diye bağırdım. Reyhan bir ileri bir geri giderek "Açmıyorlar abla." dedi ve dükkandan çıkıp gitti. Babamın nefes alışı yavaşlarken içimi daha çok korku sardı. "Baba lütfen diren, kapatma gözlerini nefes al." Görünen durumun kötüye gittiğini fark etmem gözyaşlarıma hakim olamamamı sağlamıştı. "Ömer amca." Dükkandan içeriye hışımla giren Emre, babamı omzuna alıp dışarıya yürümüştü. Kapının önüne park ettiği arabasına yaklaştı ve dikkatlice babamı arka koltuğa koydu. Düşünmeden babamın yanına binip "Eve git anneme haber ver." demiştim duvara yaslanıp ağlayan Reyhan'a. Reyhan olduğu yerde hareketlenip giderken bizde çalışan arabayla hareketlenmiştik. "Baba." Titreyen sesimle ve gözyaşı içinde babamı kendine getirmeye çalışmıştım. "Özür dilerim, bir daha Reyhan ile tartışmayacağım. Ne olur bize dön." Hıçkırık eşliğinde ağlamaya devam etmiştim. "Ahuşen." Emre adımı söylediğinde hıçkırığım kesilmişti ama gözyaşım akmaya devam ediyordu. "Baban iyi olacak, sen dirayetli ol. Ben buradayım." Ben buradayım. Bu cümle şuan ki durumda beni sakinleştirmişti. Sanki on dört yıl önceki küçük Ahuşen olmuştum. Kalbimdeki sıcaklık o zamanki gibiydi. Şuan beklemek yok. Çünkü o burada... ... Bölüm sonu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE