3.Bölüm (Sayın Savcı)

1148 Kelimeler
Hastane acilinde ailecek birbirimize sarılmış bekliyorduk. Babamdan henüz gelmeyen haber bizi daha çok telaşa sürüklüyordu. Yoğun bakım koridorunda sırtımı duvara yaslamıştım. Gözümün yaşları hala kurumamış halde etrafa buğulu bakışlar atıyordum. Ağlayan annemde duran gözlerimi kırpıştırıp "Babam sağ salim çıkcak." demiştim titreyen sesime engel olamadan. Gözyaşım akmak üzereyken gözlerim, hastanenin kalabalık koridorunda birileriyle hararetli konuşma yapan Emre'ye takıldı. Siyah saçları alnına düşmüş konuşmasına eşlik edercesine her hareketiyle sallanıyordu. Uzun kirpikleri gözkapağıyla kısa sürede kapandı ve açıldı. Sonunda konuşmayı bırakıp yoğun bakıma doğru döndü. Ani dönüşü beni hazırlıksız yakalamıştı. Hala üzerinde olan gözlerimi kaçırma fırsatı vermemişti. Bu durum anlık seyirmeme neden olurken hemen kendimi toparlayıp gülümsedim ve yaslandığım duvardan destek alıp doğruldum. Ona doğru adım attığımı gördüğünde olduğu yerde durdu ve beni bekledi. Ona ilerleyişimin her adımını gözünü kırpmadan izledi. Gözlerinin üzerimde olması utanmama yol açarken istemsizce bakışlarımı yere çevirdim. Sonunda ayaklarını gördüğümde durdum ve yüzüne bakmak için cesaretimi topladım. Gözleri hazırda bakışlarımı bekliyor olacak ki kafamı kaldırdığım gibi göz göze geldik. Bu kadar yakından birbirimize bakıyor olmak kalbimi yakan bir alevle doldurdu. Gözleri seğirmiyor, doğruca gözümün içine bakıyordu. Derin nefes alarak "Teşekkür ederim." dedim ve nefes verdim. Bu nefes alışverişi beni toparlamıştı. Kalbim, diğer dramaları bırakıp sadece kan pompalamaya başlamıştı. Kollarını arkasında birleştirip "Teşekküre gerek yok. Yapmam gerekeni yaptım." diye cevaplamıştı. Bakışları normal, sesi dümdüzdü. Bir anlam yoktu ya da şuan anlam aramak istemedim. Bakışlarımı yere çevirdiğimde "Nasıl oldu?" diye sormuştu. Bu soru gözlerimi doldurmaya yetmişti. Yutkundum ve pişmanlığımı gizlemeden gözlerine baktım. "Benim yüzümden." Bu dediğim ile gözlerini kıstı. Uzun kirpikleri dikkatimi dağıttı. "Reyhan'la babamın yanında tartıştık. Bir anda fenalaştı." Emre anladığını ifade eder şekilde başını aşağı ve yukarı doğru salladı. Dudaklarını yalayıp nemlenmesini sağladı. İstemsizce bakışlarım her hareketini takip ediyordu. Yüzünde farklı bir ifade oluştuğunda kendime geldim. Tatlı bir tebessüm ile bana bakıyordu. "Kendini suçlama, bu babanı daha iyi yapmayacak. Pişmanlığı bırak ve dua et." Kafamı sallayıp dediklerini onayladım. Fakat duyduğum pişmanlık babam yoğun bakımdan çıkan kadar gitmeyecekti. "Teşekkür ederim." Tebessüm ile söylediğim cümle kısa ve netti. Duyduğum samimiyeti ve ne kadar minnettar olduğumu hissedebilirdi. O ne kadar yıllar önce gitmiş olsa da yine aynı Emre'ydi. Samimiyetini, sıcaklığını hissetmeye devam ettiğim biriydi. Büyümüş vücudu ve oturmuş yüz hattı onu farklı biri yapıyordu. Bıraktığı kirli sakal ona farklı bir hava katmıştı.Otuzlu yaşlarının getirdiği kırışıklık, yüzünün belli yerlerinde görünüyordu. Zaman öyle bir geçmişti ki, yıllardır yolunu gözlediğim adam, sonunda farklı bir görünüşle kalbimde aynı sıcaklığı hissettirerek gelmişti. Sanki ondan ayrıldığım zamandaymışım gibiydi. Tek fark biz artık yetişkin insanlardık. Ona arkamı dönüp annemlerin yanına yürüdüm. Duvara yaslanıp yoğun bakım kapısına baktım. Daha ne kadar bekleyecektim bilmiyordum. Bu bekleyiş çoğu şeyden daha acı vericiydi. Dünya'ya neşe saçan, verdiği nasihatlerle birçok kişinin derdine çare bulan, hep iyilik yapan bir babam vardı. Kalbinde olan, karşılık beklemeyen bu iyilik yaşadığı rahatsızlığı hak etmiyordu. "Ah benim hayat arkadaşım! Bu da mı gelecekti başına Ciğerimin parçası. Al kalbim senin olsun, yeter ki aç gözlerini." Anemin sesindeki acı dolu yakarış kalbimi paramparça ederken duyduğum pişmanlık beni daha çok ele geçiriyordu. Benim yüzümden ailemin saç teline dahi zarar gelse kalbimi büyük bir hüzün kaplıyordu. Ama şuan ki durum hüzünden fazlasıydı. Kalbim parçalara ayrılıyor ve her bir parçası birleşmemek üzere sonsuza dek kayboluyordu. Yoğun bakım kapısı açıldığında bir doktor göründü. Maskesini çıkarıp her birimizde gözlerini gezdirdi. "Doktor." dedi annem "Ömer'im nasıl?" Doktor ciddi bakışları arasında hiçbir ipucu vermeden "Ömer beyin durumu stabil, bu gece yoğun bakımda müşaade altında kalacak. Endişelenmenize gerek yok." diyerek aynı ciddiyetle koridorda kayboldu. "Allah'ım çok şükür." demişti annem gözyaşları arasında. Ben ise tarifini veremediğim bir mutluluğun gülümsemesini yüz ifademe takınıyordum. Babama bir şey olmadığının ve onu tekrar görecek olmanın mutluluğunu yaşıyordum. Annemle Reyhan sarılırken onları izledim. Birbirleinin aynılarıydı. İkisi de sulu gözdü ve şuan olduğu gibi duygusal her durumda ağlıyorlardı. Bir şey söylemedim. Çünkü akan bu gözyaşları mutluluk gözyaşlarıydı. Onlara bakıp gülümsemekten kendimi alıkoyamadım. Omzumda hissettiğim el vücudumun titremesine neden oldu. Sanki daha önceden de olduğu gibi o el yine vücudumu yakıyordu. Omzumda kıpırdamadan duran ele baktım. Kemikli, uzun, esmer parmaklar. Tanıdık gelmesine şaşırmadım. Bu zamana kadar özlemle beklediğim bir dokunuş, ne olursa olsun bana yabancı gelemezdi. "Çok sevindim." Ses tonu kulağımı okşuyordu. Erkeksi ama aynı zamanda kibar ve naifti. Yüzünde ki samimi gülümseme banada bulaştı. Tebessümüm ile "Her şey için teşekkür ederim, Emre ağabey." demiştim istemsizce. Ona küçüklüğümden beri böyle sesleniyordum. Ağabey, yaşı benden büyüktü ve büyüklerimiz kendimizden büyüklere bu şekilde hitap etmemizi söylerdi. Emre'nin yüzünde kaybolan gülümsemesi yerini, ağabey hitabına bozulmuş bir yüz ifadesine bıraktı. Nedensizce onun bu hitaba bozulması hoşuma gitmişti. Çocukken onunla geçtiğim dalgalar aklıma geldiğinde sesli güldüm. Fark ederek hemen sustum ve bana bakan gözlerden utanarak Emre'ye baktım. Neden güldüğüme anlam veremediği bariz ortadaydı ama soru sormadı. Bende sorması için bir şey yapmadım. Emre'nin omzunun üzerinden koridora giren Murat'ı gördüm. Üzerinde giydiği polis üniforması vardı ve kemerine takılı olan telsizi tutarak yürüyordu. Emre de baktığım yere bakmak için arkasını döndü. Murat bana yaklaştı ve sıkıca sarıldı. Bu duruma şaşırmıştım ve karşılık verip vermeme arasında gidip geliyordum. Emre'nin huzursuzca yerinde kıpırdamaları dikkatimi çektiğinde Murat'a mesafe koyması için ellerimi göğsüne koyup yavaşça geri çekildim. Murat sarılmayı bırakıp bir adım geri çıktı ve Emre'ye baktı. Emre'yi yeni fark etmiş olacak ki duruşunu düzeltti ve "Merhaba sayın savcı." dedi. Emre, saf arkadaşımı gözleriyle değerlendirerek süzdü. Kafasıyla selam verip "Merhaba memur bey." demişti. Murat duruşunu bozmadı ama Emre'nin kendisine baktığı gibi onu değerlendirerek bakıyorudu. Sonra bana döndü ve inceledi. "Yeni duydum. Ömer baba nasıl?" diye sordu. Ömer baba denmesini babam istemişti. Murat'ta bunu sürekli kullanıyordu. Murat'ın küçük yaştayken babasının öldüğünü duymuş, çok üzülmüş ve ona öyle seslenmesini istemişti. Babamda onun babası gibi olamayacağını biliyordu ama Murat'a dayanak olmak istedi. Bu yüzden bazen Ömer baba, bazen amca diyordu. Ben bu duruma alışıktım ama Emre garipsemiş ve aramızdaki konuşmaya kulak kabartıp tüm dikkati ile dinliyordu. "Çok şükür durumu iyi. Bu gece yoğun bakımda kalacak." Murat vrdiğim cevaba kafasını sallayıp "Sen nasılsın?" diye sordu. Gözlerim yanında duran Emre'ye kaydı, sonra bakışlarımı Murat'a çevirip "İyiyim." dedim. Annem Murat'ı görünce yanımıza yaklaştı ve sarıldı. Sonra geriye çekilip Emre'ye sarıldı. Her hareketi biraz geri çekilip izlemeye koyuldum. "Geldiğiniz, düşündüğünüz için sağolun oğullarım." demiş ve Emre'ye dönüp "Ömeri'mi hastaneye yetiştirdiğin için sana ne versem, söylesem yetmez. Çok sağol oğlum." dedi ve tekrar sarılarak ağlamaya başladı. Emre, annemi şefkatli kollarına sararak bana baktı. Sanki beni de teselli eder gibi annemin sırtını sıvazladı ve destek oldu. Tıpkı benim, o giderken ağladığım zaman ki gibi. Onu son gördüğüm ana gittim. Bekleyen taksinin korna sesi kulaklarımı tırmaladı. Çalışan arabanın motor sesi o günki gibi hala rahatsız edici geliyordu. Bu gürültüye eşlik edercesine yağan yağmurun damlaları yere vuruyordu. Oysa yağmuru seviyordum. Hatta o yağmur ve toprak kokusu bana güzel şeyler hissettirirdi. On dört sene öncesine kadar hep sevmiştim ama sevgilimi yitirmiştim. Emre'nin bakışlarıyla buluştu hüzünlü gözlerim. Milyonlarca sorumun cevabına bakıyordum. Baktıkça kırılıyordum. Gözleri, o yıllar öncesine aitti. Ben ise yıllar öncesinin özleminde takılıp kalan biriydim. Kendimi geliştirmeye çalışsam bile yaşadığım tek gerçek duygunun esiri olmuştum. Şimdi o gerçek karşımda sanki onun kolları arasındaymışım gibi bana bakıyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE