Gün ağarmış. Yanıltıcı bir güneş, kendini Ocak ayına sunmuştu. Sıcaklığı değil, göstergeliğini veriyordu. Uykusuzluğun tanımlandığı bedenimde, ağacın gövdesine yaslı bedenim saatlerdir olmaya devam ettiği gibi yerinde sayıklamaya devam etti. Bu sefer farklılık olarak sadece üzerimde Zahir’in ceketi vardı. İnce elbiseme, desteğini verir gibi sarıp sarmalamıştı beni. Yolu mu kaybetmiştim? Yoksa, kaybolmuşluk hissiyle çöküp beni bulmalarını mı istemiştim bilmiyordum. Eve Esved gelmiş miydi? Oda bilinmezliğin içinde yüzüyordu. Baktığım yön. Gördüğüm an. Sanki o anlarla bir tutulmuyordu. Acı vardı ve göz yaşına el birliği veriyordu. Gelmişse bile beni bulmamıştı. Dediğini yapıyordu belki de, gözlerinin önünde ölümüme gitsem beni durdurmayacaktı. Ölümüme çırptığım kanatları tutmayan bir ada

