“Ah! Donuyorum.” diye uyku mahmurluğuyla söylenirken, çift kişiliğe çalan yatağın içerisinde büyük bölümünü kaplayan Esved olmuştu. Bedenimi ona döndürüp bacağımı, bir bacağının üzerine atarken başımı da koymuştum göğsüne. “Kıpır kıpırsın Nazlı. Dur yerinde.” diye söylendi. Sesi kısıktı.
“Ama donuyorum..” dedim, istemsizce.
“Biraz daha sar kollarını. Geçer.” dedi.
“Mm. Böyle mi?” dediğimde, bedeniyle adeta bir bütün olan bedenim ona hafifçe sürtünmeyi de ihmal etmemişti. İçini çekip, belime yerleştirdiği eli bedenimi sabitledi. “Uslu dur.”
“Nasıl?” Ah! Biraz saçmalıyor muydum ben? Ama çok uykum vardı. “Çok güzel kokuyorsun..” diye mırıldandım, kokusunu içime içime çekip dururken. “Sanki böyle.. Bergamot ve karabiber karışımlı,” kapalı gözlerim, uyku sersemliğinin üzerime kaptırdığı cesaretiyle karşı elimi göğsünde gezdirmeye koyuldum. Tanrım! Bu buz gibi havada nasıl üstü çıplak uyuyabiliyordu ki?
“Nazlı..” dedi, farklı bir sesleniş karşıtıyla.
Nazlı’ydım değil mi ben?
“Efendim,” diye cevap verdim ona. Göğsüne yaslı elim, parmağımı öne çıkartıp tırnağımı tenine sürterken bedenine yaslı bedenim onun kaskatı kesildiğini hissedebiliyordu. “Hay sikeyim.”
“Sen üşümüyor musun?”
Dudağım, uzanabildiği yere göğsüne temas ettiğinde nefes aldı. Derin bir nefes aldı Nazlı.
“Farkında bile değilsin. Siktir.”
“Neyin farkında bile değilim?” diye sordum, bu defa.
“Beni yaktığının.”
“Nasıl yaktığımın?” diye sorarken, gözlerimi aralamaya çakıştım. Fakat öyle güçlü yumuluydu ki, aramama fırsat verilmiyordu. Titrekçe içime çektiğim nefeslerle birlikte, tenimi ürperten soğuğa rağmen içimi ansızın yakan sıcağın kuruttuğu dudaklarımı yaladım.
“Uyu, yaban gülü.”
“Biliyor musun Esved..” diye mırıldanırken, kıpırdanıp ona daha sıkıca sarıldım. “Ben yıllar sonra ilk defa bu kadar güvende hissettim kendimi.”
Duraksadı.
Ve sadece duraksayan o değildi.
“O nasıl?”
“Güven..” Yutkunup. “Güveni hissettim. İlk defa. Abimden sonra.” Belli belirsiz bir tebessüme ev sahipliği oldu dudaklarım.
“Ne oldu abine?”
“Öldü.” dedim bir çırpıda. “İki yıl önce öldü.”
“Başın sağ olsun, yaban gülü.”
“Kapasana sende gözlerini.”
“Kapalıdır belki.”
“Gözüm görmese de hissediyor gönlüm. Belki.”
“Öyle diyorsun yani?”
“Evet..” dedim, uykunun beni yavaş yavaş içine aldığını hissettiğim son anlarda. “Sende uyu..” diye mırıldandım son kez.
•
“Ula oğlum ne bu aceleniz! Kaçmıyor ya hele.”
Çolpan nene ellerini iki yanına koymuş bize bakarken, gülümseyerek oturduğum yerden doğrulup yanına gittim. “Çok uzakta olmayacağız ya nene. Hemen şurasıymış.” dedim. “Hemen! Hemen şurasıdır zaten evladım! Vallahi de köyün bir ötesinde kalıyor o Ceyhun’ların evi.”
“O kadar uzakta mı?” diye sordum, Esved’e dönüp.
“Biraz.”
“Ama çok güzel diyordun sen nenem. Ne oldu şimdi birden böyle de gönül koyuyorsun?”
“Ben alışıverdiydim size güzel kızım. Nasıl dan diye ayrılayım ben?”
“Ayrılmayacağız ki. Ben gelirim. Sen gelirsin.” dediğimde ellerinden tutarak gönlünü almaya çalıştım. “Hem öyle eşyalar da gelivermez ki öyle canım! İki çekyatla niye kalacaksınız?”
“Hele dur ahiretliğim. Yuvalarında kalmak istemişler belli ki. Yeni nikahlılar onlar şimdi. Kaçmıyorlar ya çocuklar.”
“Ey Ayşe! Mini minnacık Nazlı kızım. Koskoca evi nasıl çekip çeviriversin?”
“Ufalsın da cebime girsin hele!”
“Sen merak etme Çolpan nenem. Esved, sen yap taş olsa yerim der hep.” derken, kıkırdayarak baktım kocama. Ah kocacım! “Değil mi Esved?”
“Öyle. Öyle tabi Nazlı. Zehir olsa içerim ellerinden, Çolpan nenem.”
“Ama.. İki çekyat?”
“Bugüne ayarlamaya çalışacaklardı nenem. Olmazsa yarına gelir.”
“Eh.. Kuş gibi geldiniz, kuşlar gibi uçup gideceksiniz uşağım!”
“Ya nenem..” diyerek yanaklarından öpüp, sımsıkı sarıldım. “Siz hiç kurtulabilir misiniz o kuşlardan? Ben daha hiç bilmiyorum ki buraları. Buraları tanıtırsınız hem bana.”
“Oy tanıtırız tabi. Pazara gideriz. Aşağılara ineriz. Havalar güzelleşsin bizim göl kenarlarında piknikler yaparız kızım.”
“Çolpan’ım, bizim şu Hasibe’nin kızı Balkız’ın düğünü var ya dört güne.”
“Unuttum ya ben hele onu!”
“Sizde gelirsiniz Esved oğlum. Şöyle görünün köylüye. Bu güzel kız, salına salına yürüsün hele kocasının yanında.”
“Geliriz, Ayşe teyze.” demişti Esved. “Siz hazırladınız mı eşyaları?” Ayşe teyzenin sorusuyla başımı salladım. “Çolpan nenem verdi.” Esved’in telefonunun çalmasıyla birlikte cevaplamak için salondan çıkmıştı. Çolpan nene, bir süre daha bana sarılıp dolu gözlerle bana baktığında mahçup mahçup baktım ona. Belki birlikte geçirdiğimiz birkaç gündü ama, o birkaç güne sığan çok fazla anı ve değer biçilmişti.
“Biz gidelim artık nene. Aradılar. Getiriyorlarmış.”
“Hepsi geliyor muymuş?” diye sordu merakla Ayşe teyze.
“Getiriyorlarmış.”
“Uy hele! Ne de çabuk getiriyorlar böyle.”
“Bir tanıdığımın dükkanıydı. Rica edince süreci hızlandırdılar.” dedi. “Vallahi bende bir masa aldıydım hala getirtilmedi ya uşağım! Bir şey alacağımız zaman gidiversek ya oraya?” Gülerek Esved’e döndüm. “Gideriz Ayşe teyze. Model de atarlar istersen.”
“Ne iyiymiş oğlum. Vallahi görüyor musun Çolpan’ım. Tek tıkla her şey ilerledi hele.”
“Öyle öyle.” dedi Çolpan nene. “Haydi o zaman. Geliveriyormuş madem. Sen yolu bildin dimi oğlum?”
“Biliyorum, nene.”
“Sende dikkatli ol oralarda, kızım benim. Göl’e yakın olduğundan biraz ilerisi orman. Göl’den ileri gitme sakın ha.”
“Merak etme nenem.” dememle, çok geçmeden eşyaları arabaya yerleştirip bindiğimizde Esved arabayı çalıştırmadan elimi salladım Ayşe teyzeyle, Çolpan neneye.
Ve çalışan araba, bizi bizim evimize götürmeye koyulmuştu..
•
Salon ve yatak odası takımları, mutfak masası ve bahçe takımı..
Her biri usul usul getirtiliğinde, yerlerine kurulmuştu. Bir evi, ev yapan eşyalardı. Gözlerim etrafı incelemeye aldığında dudaklarımı saran koskocaman bir gülümseme eşliğinde baktım. Eşyaların kurulmaları üzerine Esved’in getirttiği temizlik şirketi, diri bir temizliğe girmişti. Ve akşam üzerine doğru her şey tamamlandığında, şimdi evin içerisini saran sessizlik kendini var ediyordu.
İki katlıydı. Küçük görünüyor, ama içi ısıtan sıcacık bir hissi vardı içinde. Salondan bahçeye açılan boylu boyunca sürgülü bir kapı mevcuttu. Eve rağmen, büyük bir bahçe el alırken çimden bahçe ve geçiş yolu vardı.
Arka tarafında kalan kış bahçesi, konulan şömine ile taçlandırılırken Esved’in bahsettiğine göre göl yoluna uzanan yere bakıyordu.
“Sessiz duruyorsun.” dedi.
Salondan içeriye girip, salonun sürgülü camının önünde bahçeyi izlerken yanıma gelmiş ve hemen yakınımda durmuştu.
“Biraz, garip hissettiriyor gibi.”
“İyi mi, kötü mü?”
“İyi. İyi yönüyle.” dedim.
“Güzel.”
Göğsümde bağladığım kollarımı indirip salarken, elim eline hafifçe çarptı. Göğüsümü kabartan heyecana karşı derin bir nefes aldım. İri eli, elimi kavrayıp bedenimi kendine doğru çektiğinde başımı ona çevirip alt dudağımı ısırdım.
“Gece ne yaptığını hatırlıyor musun?” diye sordu. “Gece.. Ne yapmışım ki Esved? Yani kocacım!” Kıvrılan dudakları, belli belirsiz başını salladı. “Demek hatırlıyorsun.”
“Aslında hatırlamıyorum ama.”
“Daha ilk günden kocana yalan mı söylüyorsun?”
“Hiçte bile!” diye atılıp, hafifçe vurdum koluna. “Hangisinden bahsetmemi istiyorsun?”
“Sürtünmelerinden mi? Gecenin bir körü, kondurduğun öpücüklerinden-” sözünü kesip heyecanla atıldım. “Kocam değil misin? Günah mı mahrem mi? Öperim de! Sürtünürüm de..” Dudaklarımı yalayıp verdim nefesimi hafifçe. Ona doğru bir adım atıp, mesafelerimizi kapatmayı yeğledim. Parmak uçlarımda yükselen bedenim, üzerindeki gömleğinin açıkta kalan düğmelerinden boynuna sızdırdığım dudaklarım tenine ilişti. “Böyle.” dedim, öperken.
“Nazlı.”
Bileğimi, elinden çekiştirip kurtardığımda göğsüne yasladım. Öptüm. Öpmeye devam ederken, dudaklarımı çenesine doğru oradan doğru dudaklarına çıkartırken belimi kavrayan eli sertçe kendine yasladı.
Öpüşü sertti.
Sahiplenici.
Ve arzuluydu.
Bedenimi, bedeniyle geriye geriye yürüttü. Bacaklarımın çarptığı koltuğa fazla kalmadan sırtım hızla koltukla buluştuğunda, dudaklarımızı ayırıp baktı yüzüme. İlk dudaklarımdı, baktığı yönü. Burnum, gözlerim.. Ve yeniden dudaklarım oldu.
“Çok güzelsin, yaban gülü.”
“Esved..”
Dudakları, dudaklarımı kavradı.
Elleri ise, öpüşüyle bir tutumla kazağımın eteklerini kavradığında usulca çekiştirdi yukarıya doğru. Bir anlığına uzaklaştırdığı dudakları, o anı kullanıp kazağımı çıkarttı. Elini karnıma koyduğunda, ellerinin soğukluğunu şimdi hissedebildiğimde heyecanın kasılmamı sağladığı dokunuşuyla derin bir nefes aldım.
Parmak uçları, karnımın üzerinde usul usul gezinirken dün gecenin hatırlarını bahşediyordu.
“Esved..”
“Söyle, yaban gülü.”
“Esved!”
Seslenişime karşı, dudakları kıvrıldı. Yüzünü boynuma indirip sütyenimi alt kısımlarından aşağı çekiştirirken, açıkta kalan kısmına değirdi dudaklarını. Dili, göğüslerimin arasına daldırdığında aşağından doğru yukarıya yukarıya yaladı.
“ESVED!” diye inleyerek bağırdım, nefes nefese. “Esved! Esved!” Aşağıya doğru çekiştirdiği sütyenimin askıları tenime geçerken, başımı koltuğa sürterek verdim nefesimi.
“Esved..”
Tenime, hafifçe dişlerini geçirdi. Acıtmadı ama şehveti işledi tenime. Bacaklarımın arasında hissettiğim yangıya karşı nefes nefese verirken, ellerimi sırtına atıp avuçlarımı sürttüm gömleğine.
“Esved!”
Göğüslerimin arasında gezdirdiği dilini boynuma çıkartıp, emmeye koyulduğunda parmaklarımın arasına aldığım gömleğinin kumaşıyla, inlemelerimin doldurduğu odanın içiyle altında kıvranıyordum.
Bilmediğim bir duyguydu.
Adına konulan, şehvet..
“Dur-Ah! Esved! Ah! Esved!” Yüzünü boynumdan kaldırıp gözlerime baktı.
“Söyle, yaban gülü.” dedi.
“Seni istiyorum!” dedim iniltiyle. “Seni.. İçimde istiyorum!”