GİRİŞ

1026 Kelimeler
"Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte.." Karanlığa yumduğu gözleri, iki dudağının arasından dökülen sözcüklere el birliğine tutuldu. Gecenin çöken karanlığı ıssızlığının bir köşesiyle, bir tutarken kendini; kulaklarına ulaşan dalga sesi, cennetini vurguladığını hissettirmişti. Belki küçük.. Belki çaresizliktendi; sığındığı ölümü.. Uzatılmayan ellerin çaresizliği onu bir başına koymaya ant içerken, sığındığı sözcükleri.. İzlerini boş sayfalara bırakırken, dünyanın adaletsizliğine karşı çıkan ruhu gibi günlüklerin dolan sayfaları usul usul uçmuştu uçurumdan aşağıya. İnsan diyordu içten içe, acı çektiği zaman değil kendisi geriye korkuları bile kalmıyormuş, Korktuğu denizlere göğüs açıyordu şimdi, o küçük kız çocuğu. Bir uçurum kenarında, gözlerinin görmeyi reddettiği sulara açtığı kolları ölümü korkutuyordu ona. Çiğ süt içen insanoğlu her şeye alışır, derlerdi. Geriye bıraktığı ailesinin de elbet bir gün alışacağını biliyordu. Babasının kurduğu yeni hayatı, onca yılın ardına sakladığı bir kız kardeşi daha olmuştu. Var olanı gizlemişti ya babası. Prensesliğini ellerinden çekip alırken geriye ondan harici hiçbir şey bırakılmamıştı. “Senden nefret ediyorum!” diye hiddetle bağırdı, kor karanlığa. Gözleri kapalı, bedeni soğuğun etkisiyle titrerken sarstı kendini. Ayağındaki beyaz spor ayakkabılarının altından kayan taşların pürüzlü sesi, esen rüzgarın şiddetli sesine rağmen ulaştı kulaklarına. “Senden nefret ediyorum, baba!” Avuçlarına batan tırnakları sert baskıyı hissettirirken, dudaklarından dökülen hıçkırıkları kendine mâni olamadan gelişirken devam etti. “Senden nefret ediyorum! Nefret ediyorum senden. Ben senden nefret ediyorum baba..” demeye devam etti. Derdi hep dedesi, küçük bir kız çocukken ona; yaşamayı öğrenmeden yaşama atılma kızım, diye. Oysa içine düşen kor sevdası onun yüreğini dağlandırırken, birkaç saat önce şahit olmuştu daha! Yıllar sonra öğrendiği kız kardeşinin, sevdiği adamla birlikte aileler vesilesiyle tanıştırıldığını. Aşıktı. Çok aşık olmuştu! İlk defa sevmeyi öğrenmişti. İnsan uzaktan uzağa da sevebilir miydi? Ama sevmişti! Umut etmeden sevmeye devam ederken, hayatına baharlar açtıracak el uzatılmıştı ona. Gerçek olan hayallerinin birer kağıt parçalarına sığmaya yetemeyecek kadar çok fazla his biriktirdiğini biliyordu. Fakat geride ne heyecanını onunla birlikte hissedecek bir annesi, ne de heyecanını anlatabileceği babası kalmıştı geriye. Kendini bildi bileli sahip olduğu dünyasına atılan ilk darbenin baş kaynağı olan babası, yıllar önce aldattığı eşiyle.. Geleceklerini çalmıştılar. Çocuktum göremedim, diyordu şimdilerde. Çocukken, kim bilebilirdi ki aldatmayı? diye soruyordu da kendisine. Gözleri görüyorken görmeyi reddetti bazı zaman. Kulağı duyduğunda, duymaktan kaçındıkları olurdu. Belki de insan kendine dek, kaçardı her şeyden. Sözlerden, görünenlerden, duyulanlardan.. Eğer abisi haricinde, yaşıtı bir başka kız kardeşi çıkmasaydı babasına karşı sardığı kolları yine sımsıkı olurdu. Her seferinde Koray ile tartışmalarındaki öne sürülen tek sebep, babalarıydı. “Acını dindirmek için çırpınıyorsun küçük.” dedi bir ses. Hıçkırıklarına karışan sesin varlığı irkilmesini sağlarken, refleksle çevirdi başını. Ela gözleri, yabancı bir adamın varlığı karşısında donuklaşırken baştan aşağı üsten süzdü genç adamı. “Sen kimsin?” diye sorduğunda, aracına yaslı bedeni usul usul içtiği sigarasının eşliğinde kendisini izliyordu. Ne zamandır burada? diyerek sorguladı kendini. “Atlayacaksan eğer kim olduğumun ne önemi var.” “Ölmeden önce belki aklımdaki tek ismin, önünde çırpındığım adamın ismi olmasını istediğimdendir bir ihtimal. Olamaz mı?” “Öleceksin. Ha? Kesin sonuca bağlandırmışsın işi.” Yutkundu. Önüne dönüp korka korka uçurumdan aşağı baktı. “Bu yükseklikten düşen birinin yaşama ihtimali olmaz.” “Bir ihtimal.” dedi. “Ama sen atlayacağa da benzemiyorsun küçük?” “Beni rahatsız mı etmeye devam edeceksin? Yoksa çekip gitmeyi düşünüyor musun bay ukala!” “Seçimini bekliyorum.” dedi, sakinlikle sigarasını dudaklarına götürüp içine bir nefes çekerken. “Boş mu yere atıyorsun yoksa oradan atlamaya cesaretin var mı? Onu sorguluyorum.” Kaşlarını çatarak genç adama bakmaya devam etti. “Herkesin işine mi karışırsın böyle? Atlarsam atlarım, sana ne be adam!” Son bir nefes daha alıp elindeki sigarayı yere attığında, bay ukalanın kendisine doğru gelmesiyle kasılan bedeni, olabildiğince daha çatılan kaşları olmuştu. “Tanışalım mı seninle, küçük?” “Seninle niye tanışacağım?” derken, gözleri kısılıp kendisine yaklaşan adamda dolaştırdı üstün körü. Kendisi oldukça uçta olduğundan, her attığı adımıyla birlikte sarsıldığını hissediyordu sanki. Fakat attığı adımlar öyle diriydi ki, olduğu yeri sarsıyordu sanki. Güçsüzlüğünü vurgular gibi, kendi gücüyle ezip geçiyordu. “Sen kimsin, diye sormadın mı bana?” dedi. “Ben sana, sen kimsin diye sordum. Seninle tanışmak istediğimi belirtmedim bay ukala.” “Her şeyin karşılıklı olduğu dünyada, karşılığı olmadan olmaz.” demişti genç adam. “Nazlı.” derken, bedenini biraz daha ondan tarafa çevirmiş aradaki mesafeye rağmen elini uzatmıştı Nazlı. “Esved.” dedi. Ve hemen ardından kendisine uzatılan eli tuttu. “Esved.. İlk defa duyuyorum. Anlamını biliyor musun?” “Kara.” “Kara?” diyerek kaşlarını kaldırdı Nazlı. “Pek yaygın olmasa gerek. İlk defa duyuyorum şahsen.” “Önemsiz detaylara takılıyorsun Nazlı.” “Ve sende çok yaklaşıyorsun Esved.” dedi. Uçurumun epey yakınında olan Esved’e. “Atlayacak olan benim. Sen değil.” diyerek homurdandı. “Senin atlamaya cesaretin yok gibi.” “Benim mi?” Gözlerini kırpıştırıp atıldı yeniden. “Sen öyle sanarsın! Bir bakarsın; bir varım, bir yokum.” “Yapamazsın.” “Ne bu? Kışkırtma çabaları mı?” “İsteğini sorgulama.” “Ne yani, ölmeyi isteyip istemediğimi mi sorguluyorsun?” diye sordu Nazlı. Uçurumun birkaç adım gerisinde olan Esved’in bedeni, tüm tehlikeye karşın Nazlı’ya döndüğünde dudaklarını mühürleyip başını sallamakla yetindi. “İstiyorum. Yok olmak istiyorum, Esved. Hiç olmamış gibi kuş olup uçmak istiyorum. Sorduğun buysa, evet ölmek istiyorum! Ama aptal gibi yükseklik korkumdan ötürü bir adım atamıyorum. Çakıldım kaldım sanki buraya!” dedi isyanla. “Ölmeyi çözüm mü buluyorsun kendine?” diye soran Esved. Elini uzattığında Nazlı yüzünden doğru indirdi eline, bakışlarını. Belki saçmaydı, ama yüreğinin ölümden başka hiçbir şeyi görmeyen gözleriyle mantıkta aramıyordu. Uzattığı elini tuttuğunda Esved’in, bedeni çekiştirildi ona doğru. Nazlı’nın, Esved’in bedenine çarpan bedeni aralarındaki tüm mesafeyi kapatırken gözleri birleşmişti. “Bazı insanların ölümden başla çaresi olmaz, Esved.” dedi güçlükle. Zorluğu, ölümün boğazına oturttuğu yumrudan değil bedeninin bedenine hissettirdiği akımdan ötürüydü. “O şarkıyı söylesene küçük.” dedi, adını öğrenmesine rağmen. “Hangi şarkıyı?” diye sordu Nazlı. “Geldiğimde söylediğin şarkıyı.” “Ben şarkı söylerken mi geldin sen..” “Evet. Hadi..” “Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekte.."Gözlerini yumarken Nazlı, belinde hissettiği baskı, bedeninin hafifçe hareket ettirildiğini hissederken son defa Esved’e bakma şansına ulaşamadı. Bir geceye kazındı, iki beden. Yüksekliğe korkan küçüğe, eşlik eden oldu bay ukala. İki ölümü arzulayan bedeni, içine aldı denizler. Karanlığa pusu kurmuştu, ölüme kanat tutanlar..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE