bc

FİRÂK ‘Aslanın Pençelerinde Bir Yavru Ceylan’

book_age18+
1.9K
TAKİP ET
20.6K
OKU
dark
forced
opposites attract
mafia
heir/heiress
drama
serious
kicking
small town
love at the first sight
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ece, koltuğunda titreyerek doğruldu, gözleri Aslan’ın bakışlarıyla çarpıştı. Sesi hem kırılmış hem de kararlıydı:

“Aslan Bey… ben senin kültürünü bilmem, yaşamına uyamam!” dedi, kelimeleri hızlı ama keskin çıkıyordu. “Mutsuz olurum… Beni mutsuz etmek mi istiyorsun? Beni sevmiyorsun, belli! Acımıyor musun hiç bana?”

Aslan, sigarasını yavaşça söndürdü; bakışları derinleşti, yüzündeki sert hatlar bir an yumuşar gibi oldu ama sesi hâlâ keskin ve kararlıydı:

“Ece…” dedi, adeta fısıldar gibi. “Sevgi… benim bildiğim şekliyle serttir, doğrudur ve teslimiyet ister. Ama acımıyor değilim sana. Her sözcüğün, her bakışın içimi yakıyor. Bunu hissedebiliyorsan… demek ki kalbin hâlâ bana karşı tepki veriyor, direniyor. Ve bu, benim için yeterli.”

Ece, bir adım geriye çekildi, nefesi hâlâ düzensizdi. İçinde korku, öfke ve istemsiz bir çekim bir araya gelmiş, onu hem savunmasız hem de büyülenmiş hâle getirmişti.

“Ben… ben buna alışamam,” dedi Ece, sesi titrek ama kararlı. “Senin dünyanda yaşayamam. Mutlu olamam. Ve seni sevmek zorunda değilim.”

Aslan, ona doğru bir adım attı; duruşu hâlâ tehditkar ama bakışları biraz daha yumuşamıştı. “Sevmek zorunda değilsin, Ece,” dedi, sesi derin ve tok. “Ama istediğim… senin benim yanımda olman. Ve içindeki direnç… zamanla değişecek. Bunu hissediyorum.”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
İLK ATAMA
Ece, İzmir’deki sıcak ve güneşli sabahın erken saatlerinde bile, ışıkların nazikçe sızdığı odasının penceresinin önünde oturmuştu. Masanın üzerinde bilgisayarının ekranı açıktı; ekranın soğuk mavi ışığı, henüz tam uyanmamış gözlerini hafifçe kamaştırıyordu. Parmakları, klavyenin üzerinde titreyerek gezinirken, içinde beliren tuhaf bir karışıklık vardı; heyecan, korku ve istemsiz bir huzursuzluk bir araya gelmiş, göğsünü hafifçe sıkıştırıyordu. “B… Köyü, Mardin… Matematik öğretmeni olarak atanmış bulunmaktasınız.” Ekranda beliren bu cümle, Ece’nin gözlerinin önünde donup kaldı. Kendi kendine, “Bu… gerçekten mi?” diye fısıldadı. Sesi bile şaşkınlıktan titriyordu. İzmir’in sıcak sabah güneşi, odanın köşelerinde yumuşak gölgeler oluştururken, Ece’nin içi büsbütün karışmıştı. Bir yanda uzak, bilinmez bir köy; bir yanda evinden, ailesinden, alıştığı şehirden uzaklaşmak zorunda kalmanın ağırlığı vardı. Gözleri istemsizce kardeşine kaydı. O sorunlu, inatçı ve başına bela açan abisine… Son zamanlarda annesinin gözlerinde gördüğü kaygıyı unutamıyordu. Annesi hâlâ oğluna delicesine düşkündü; onun hatalarını görmezden gelmek için kendini zorlamıyor değildi. Ama oğlanın yakında mahkemesi vardı, ve ne olacağı tamamen belirsizdi. O kaygı, Ece’nin sabah kahvesinden bile daha sert bir tat bırakmıştı dilinde. Ece, bir an için başını ellerinin arasına aldı, derin bir nefes çekti. “Gidecek miyim gerçekten? Mardin… B… Köyü… Matematik öğretmeni… Üstelik yalnız…” Düşünceler birbirine karışıyor, kalbi hem hızla çarpıyor hem de sanki taşlaşıyordu. Bilgisayarın ekranındaki o cümle, bir nevi kader tebliği gibiydi; bir karar verilmiş, ama Ece’nin haberi daha yeni ulaşmıştı. Odanın sessizliğinde, uzaklardan gelen bir çocuk sesi veya sokaktan geçen bir motorun uğultusu, gerçekliğin yavaşça farkına varmasını sağlıyordu. Ece, masanın kenarına bırakılmış eski defterlerden birini aldı; kalemi eline aldığında bile titriyordu. Düşüncelerinin ağırlığıyla başa çıkmak için kendine bir yerden tutunması gerekiyordu; belki de yazmak, belki de sessizce nefes almak… Ama aklı sürekli abisine kayıyordu. Mahkeme günü yaklaşıyor, annesinin gözlerinde kaygı ve korku var, ve Ece bunu düşündükçe, kendi geleceğine dair korkularıyla birleşiyordu. Bir yandan da, bu atama onun için bir kaçış mıydı, yoksa yalnızlığın ve bilinmezliğin daha sert bir yüzü mü? Bilgisayarın ekranındaki yazıya tekrar baktı. Bir köy, uzak bir şehir, yeni bir hayat… Ama kalbinin bir köşesi hâlâ evde, İzmir’de, annesinin endişeli bakışlarında ve sorunlu abisinin hayatındaki karanlık belirsizlikte kalmıştı. Ece, gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve içinden sessizce fısıldadı: “Başlayacağım… ama hazır mıyım, bilmiyorum.” O sabah, Mardin’in B… köyüne doğru atılan adım daha başlamamıştı; ama Ece’nin iç dünyasında fırtınalar kopuyordu. Hem uzak bir köyün sessizliğine, hem de kendi ailesinin karmaşasına hazırlıklı olması gerekiyordu; neyin doğru neyin yanlış olacağını, hangi duygularla başa çıkacağını ise zaman gösterecekti. YENİ HAYATA İLK HAZIRLIKLAR Ece, İzmir’deki eviyle son defa göz göze gelir gibi uzun uzun bakarak valizini hazırlıyordu. Her eşya, her kıyafet, sanki geçmişin bir parçasını taşıyordu. Annesi mutfaktan yanına geldi: “Ece… bunun için hazır mısın, kızım? Ne olacağını bilmeden gitmek… Yalnız kalacaksın orada.” Ece, annesinin endişesini duyumsayarak başını salladı: “Anne, ne kadar isterdim yanınızda kalmayı… Ama bu görev benim için bir şans. Hem, gidip deneyim kazanmalıyım.” Annesi gözleri dolu dolu, ama sesi hâlâ titriyordu: “Sen… Sen büyüdün ama ben hâlâ seni küçük görüyordum. Ama sen büyümüşsün kızım…’ Ece’nin aklı yine abisindeydi. Kendi heyecanı ve korkusu, bir anda kaygıya dönüşüyordu. Sustu; cevap vermek yerine annesini kucakladı. Sessizlik içinde, her ikisinin de içinde farklı bir hüzün dalgası yükseldi. Ertesi sabah, İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na doğru yola çıktılar. Ece, camdan dışarı bakarken şehri ardında bırakmanın ağırlığını hissetti. Uçak havalandığında, gökyüzüyle birlikte kalbindeki korkular da yükseliyor gibiydi. Mardin’e indiğinde, hava sıcak ve hafif rüzgârlıydı. Şehir, geçmişin izlerini taşıyan taş binalar, dar sokaklar ve uzaklardan yükselen ezan sesiyle karşılıyordu onu. İlk iş olarak merkezde bir ev tutmak zorundaydı; çünkü B… köyüne minibüsle ulaşım gerekiyordu. Merkeze iner inmez, kısa süreli bir ev arayışına girdi. Küçük bir apartman dairesi buldu; pencereden görünen sokaklar, ona hem yabancı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu. Ev sahibi, neşeli ama bir o kadar da temkinli bir kadındı: “Hoş geldiniz, hanımefendi. Evin anahtarını alabilirsiniz. Eşyalarınız yerleşik, her şey hazır.” Ece, evi gözden geçirirken hafifçe gülümsedi. Masasını pencerenin kenarına yerleştirdi, bilgisayarını açtı . Ertesi gün okul müdürüyle telefonla görüştü. Telefonu açan ses ciddi ama samimiydi: “Ece Hanım, B… köyüne ulaşım için merak etmeyin. Her sabah merkezden köye minibüs kalkıyor. Saatlerini ve duraklarını size ileteceğim. Kendi aracınız olmasa bile ulaşım sorun olmayacak.” Ece, rahatlamış bir nefes aldı: “Teşekkür ederim, müdür bey. Benim için çok önemliydi.” Müdür gülümsedi: “Endişelenmeyin, köyde sizi sıcak karşılayacaklardır. Öğrenciler de sabırsızlıkla sizi bekliyor. Biz her zaman yanınızdayız.” O akşam, Mardin’in merkezindeki evde Ece yalnız başına otururken, bilgisayarının ekranına bakarak köye gidiş planını yaptı. Valizleri hazırdı; aklında hem İzmir’in güvenli sokakları hem de abisinin belirsizliği vardı. Kendi kendine mırıldandı: “Başlıyorum… Hem korku hem heyecan içinde… Ama bunu yapacağım. Hem kendim hem öğrencilerim için.” Ve o gece, Mardin’in taş sokaklarından yükselen sessizlik içinde, Ece ilk defa kendi hayatının sorumluluğunu tüm ağırlığıyla omuzlarında hissetti; bilinmez bir köy ve yeni bir görev, onu hem bekliyor hem de sınav ediyordu. Ertesi sabah Ece, Mardin merkezindeki küçük dairesinden çantasını alarak minibüs durağına doğru yürüdü. Güneş, taş binaların arasından süzülen sıcak ışıklarıyla yolu aydınlatıyordu; rüzgâr, hafifçe yüzünü okşuyordu. Minibüs durağına vardığında, önünde bekleyen sararmış metal minibüs ona hem sevimli hem de biraz korkutucu görünüyordu. Şoför, yaşını tahmin etmek zor olduğu bir adam, gülümseyerek Ece’yi karşıladı: “Hoş geldiniz, hanımefendi. B… köyüne mi gidiyorsunuz?” Ece başıyla onayladı, valizini minibüse yerleştirdi: “Evet, öğretmen olarak atandım. İlk defa gidiyorum.” Şoför, başını salladı: “Merak etmeyin, hanımefendi. Yol uzun ama manzara güzeldir. Köy halkı sizi iyi karşılayacak.” Minibüs yavaş yavaş hareket etti. Dar sokaklardan, taş döşeli yollar boyunca ilerlerken Ece, camdan dışarı bakıyor, hem Mardin’in tarih kokan sokaklarını hem de içindeki heyecanı, korkuyu ve merakı izliyordu. Kalbi hem hızlı hem de ağır atıyordu; İzmir’deki hayatının güvenliğini geride bırakmıştı artık. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından, minibüs B… köyünün girişinde durdu. Küçük taş evler, dar patikalar ve uzaklardan gelen çocuk sesleri, Ece’yi karşıladı. Minibüsten inerken şoför tekrar konuştu: “İşte burası. Okula giden yol biraz taşlı, dikkat edin.” Ece çantasını alarak okula doğru yürümeye başladı. Yol boyunca birkaç çocuk yanından geçerken meraklı gözlerle bakıyordu ona. Ece, gülümseyerek el salladı: “Merhaba çocuklar! Ben yeni öğretmeninizim.” Çocuklardan biri çekingen bir şekilde yaklaştı: “Öğretmenim… siz hep burada mı kalacaksınız?” “Evet,” dedi Ece, yavaş ve sakin bir sesle… Okula vardığında, okulun müdürü onu kapıda karşıladı. Orta yaşlı, ciddi ama sıcak bir yüzü vardı: “Ece Hanım, hoş geldiniz. Öğrenciler merak içinde, sizi bekliyorlar. Sınıfınız bu tarafta.” Ece derin bir nefes aldı, sınıfa doğru yürürken kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Öğrenciler masalarının başında oturmuş, sessizce onu izliyordu. Birkaç tanesi utangaç bir şekilde el salladı; diğerleri fısıldaşıyordu. Ece, sınıfın önüne geçerek hafifçe gülümsedi: “Günaydın çocuklar. Ben Ece öğretmeninizim. Ece TAŞDEMİR. Hep birlikte güzel bir yıl geçireceğiz.” Sınıfta kısa bir sessizlik oldu; sonra yavaş yavaş çocuklar kendilerini tanıtmaya başladılar. Ece, her birinin adını not alıyor, gözlerindeki merakı ve heyecanı hissediyordu. Kalbindeki korku, yerini küçük bir umut ışığına bırakıyordu. O gün, Ece köydeki ilk gününü tamamladığında, akşam güneşiyle birlikte evine dönerken taş sokakların sessizliği onu hem yormuş hem de güçlendirmişti. Minibüs yolculuğu, çocuklarla ilk buluşması ve köy halkının sıcak karşılaması, ona yalnız olmadığını, bu yeni yolculuğun hem zorlu hem de öğretici olacağını göstermişti. Ece, küçük dairesine dönerken pencerenin önüne oturdu, telefonu eline aldı ve İzmir’deki annesine kısa bir mesaj yazdı: “Anne… geldim. Her şey düşündüğümden daha farklı ama iyi gidiyor. Merak etme.” Ve o gece, B… köyünün taş evlerinden yükselen sessizlik içinde, Ece hem kendi yalnızlığıyla hem de yeni görevinden doğan sorumluluklarla baş başa kaldı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
91.9K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
34.1K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
56.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
547.8K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.0K
bc

HÜKÜM

read
230.7K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
35.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook