Tarık her sabah olduğu gibi yine saat altıda uyanıp her zamanki gibi olmayan yaşadığı rezidansın spor salonunda değil fakir kızın evinin yakın olduğu Ortaköy sahilinde sabah sporunu yapıp kafasında genel bir durum değerlendirmesi yapıyordu bir taraftan.
Bir hafta olmuştu şirketten ayrılalı evlenebilse idi balayında fazla rahatsız edilmemek için işyerini düzene soktuğu için her şey yavaş yavaş çökecekti ve bir hafta sonra büyük ihtimalle kapısında ilk önce alt kademeden birisi daha sonrasında üst kademeye doğru birkaç şirket çalışanı gelecekti ve en sonda yerine terfi olunan kılkuyruk Murat gelecek ve o da bir sonuca ulaşamayacağı için en sonda Recep KARALAR gelecekti. Çünkü Tarık her ihtimale karşı zaten sistemi sadece kendini anlayacağı bir sistem oturtmuştu.
Dönüşte su ve gazete alıp suyunu içtikten sonra onu kesen kızlara en seksisinden bir göz kırpıp saç uçlarından damlayan terleri elleri ile aşağıya sıvazladıktan sonra tekrar eski temposunda fakirhaneye koşmaya başladı.
Sıcak ekmek ve simiti tezgaha koyduktan sonra dolapta yok yok olan fakir bir insana göre oldukça kaliteli malzemelerle doldurulmuş yiyeceklerle enfes bir kahvaltı hazırladı ve demlediği çayını masaya koyup bir tane küp şeker koydu. Nedense fakir hayatından kalan ender alışkanlıklarının günlük rütüel olarak tekrarlananı sadece çay içmekti. Diğer ceo'lara ters oranla türk kahvesi yada sert kahve içmiyordu halis mulis Karadeniz çayı içiyordu. Tabi bir tane de şeker olmaz ise olmazı idi.
Nehir ise bütün gece uykusuz içeriye aldığı neydiği belirsiz adam hakkında psikopatça teoriler üreterek geçirmiş ve ancak sabaha karşı uykuya dalmıştı. Bu gün ilk olarak Sedat Bey'den onun hakkında bilgi toplamasını isteyecekti.
Çalan alarm sesi ile kafasını daha fazla yatağa gömmek istese de kalkıp şirkete gitmesi gerekiyordu. O yüzden kot bir tulum ve altına kolları kesilerek atlet havası verilen siyah tişörtünü hızlıca giyip salona geçti ama gözleri kahvaltı masasında takılı kaldı. O nasıl bir masaydı öyle bu gereksiz kalkıp kahvaltı mı hazırlamıştı, söz konusu gereksiz çayını yudumlarken bakışları salonun ortasında dikelen güzelliğe takılı kaldı. Uykudan yeni uyanmış hali ile bile bir katolag dergisinden çıkıp gelmiş gibiydi.
"Günaydın" diyen ilk Tarık oldu ilk olarak çünkü Nehir onun ıslak saçlarının ve spordan geldiğini ele veren kıyafetlerini inceliyordu. Evinde bir adet yunan tanrısı Türk kahvaltısı hazırlamıştı. Türk kahvaltısı olduğunu nereden anladı derseniz o masada ki çaydan. Almanya'ya dayısı özel getirtirdi çayları kargo ile karadenizden organik olarak kurutulup poşetlenir ve mis gibi memleket havası bütün salonu kaplardı.
"Gü..Günaydın" diye cevapladı Nehir.
"Kahvaltı hazırladım istersen buyur" dedi Tarık bu defa nehirden gözlerini ayırmadan.
"İstersen yap mı?" dedi Nehir sesi sinirli çıkmıştı. Resmen kendi evinde dış kapının mandalı gibi hissettirilmeye çalışıyordu. "Tabi ki de her gün olduğu gibi kahvaltımı edeceğim ve sen bakıyorum bir gecede evi sahiplenmişsin"
Tarık kızın agresif tavrını ciddiye almayıp ona da çay koydu içip içmeyeceğini sorma gereği bile duymamıştı, evinde market çayı değil de kendisi gibi Karadeniz köyünden getirilen özel kurutulmuş çay bulunduran biri kesinlikle tiryakiydi ve bu kız aynı zamanda fakirdi de. Nedense onun sabahları nescafe cold içtiğini hayal edememişti bu bile onun üstünde eğreti duruyordu. Fakir olmak gibi. Bu düşünceye yarım ağız gülerken ince belli bardağa koyduğu çayı kızın yanına koydu ve onun iştah ile önce kocaman peynir dilimini ağzına götürürken yüzünde oluşan ifadesini izledi. Yemekten korkmayan peyniri kibrit kutusu kadar olmayan bir boyutta tüketmenin yanında masada ki zeytinlerden de tabağına alıp simitten kocaman bir parça almasını izledi. O karın kası için fazla iştahlı gözüküyordu.
Acaba bu kız fakir değil miydi?
"Nerede çalışıyorsun?" sorusu da bu yüzden ağzından döküldü.
Nehir ağzında ki lokmayı yutup ona baktı.
"Otağ Holding'de" dedikten sonra bir tane yeşil zeytini parmakları ile ağzına atıp Tarık'a baktı. Yüz ifadesinden şaşırdığı belli oluyordu ne kadar belli etmek istemese de gözlerinde ki şüphe kendini gösteriyordu.
Tarık ince belli bardağı elinde kavrayıp bir yudum almadan önce sordu,
"Ne iş yapıyorsun"
Yönetici pozisyonunda olduğunu duysa ne güzel olacağını düşündü biran. Kesinlikle onunla birlikte olmak için bir saniye düşünmezdi.
"Ofis Boy" dediğini duyduğunda ise içtiği çayı püskürtmesi bir oldu. Arkasından da gülmeye başladı. Nehir adamın verdiği tepkiden hiçbir şey anlamıştı. Yoksa yalan söylediğini anlamış mıydı. O yüzden şaşkınca ve birazda çekingen bir sesle,
"Komik olan ne?" diye sordu.
Tarık ağzı kulaklarında cevapladı,
"Gerçekten biran ceo'yum diyeceksin diye beklemedim değil hani" dedi.
"Ceo mu?"
Tarık etrafta hızlı bir göz turu atarken, "evin çok marjinal küçük olmasına rağmen zevkli ve kullanışlı mobilyalar tercih edilmiş üstelik hepsi de İtalyan bir markanın ürünü, dolabında ucuz ürünlerden ziyade en kaliteli yiyecekler ve markalarla dolu ne tuhaf değil mi? Ayrıca kıyafetlerinden bahsetmiyorum bile tişörtünü kesip marjinal bir hava katıp zengin bir fakirlik oluşturmuşsun o üzerinde ki tulum da baya pahalı bir kadın markasına ait diye biliyorum.Bir fakir için fazla zengin gözükmüyor musun?" dedi.
Nehir biran ne diyeceğini bilmez bir panikle ayağa kalktı,
"Hayal gücün harikaymış Ceo'lar gerçekten zeki ve ulaşılmaz olanları yada herkesten farklı bakarlar derlerdi de inamazdım. Eşyalar arkadaşımın kıyafetlerde çakma, neyse oturup seninle konuşmak isterdim ama işe geç kalıp bir ton azar yemenin anlamı yok değil mi? Bir ceo olsam kimse geç kaldığım için beni azarlamazdı sanırım." Dedi yalanlarını bastıran bir gülümseme ile.
Tarık kızın hızla banyoy girip hızla çıkmasını ve ona bağırması ile her şeyi unuttu.
"Bu banyonun hali ne"
Karşısında kıp kırmızı olan kıza bakıp rahat bir şekilde cevap verdi,
"Bir haftadır evsizim onlarda kirliler"
Nehir adama sinirli bir bakış atıp kapıyı çarpıp çıktı ve merdivenleri inerken Sedat Beyi aradı.
"Sedat Bey Günaydın"
"Günaydın Nehir hanım"
"Bana Tarık Ozanoğlunu araştırır mısınız?"
*****************
Nehir şirket tabelasına bakıp gülümsedi, "Otağ Holding Şirketler Grubu" çok küçükken daha okumayı yeni öğrendiği her şeyi merak ettiği zamanlarda babasına Otağ ne diye sorduğu yerde idi. Heceleyerek "O-tağ" demişti. Sonrada dönüp babasına
"Otağ ne demek?" diye sormuştu. Orkun bey ise kızını kucağına alıp şirketin isminin tamamını okuyup cevaplamıştı onu.
"Otağ, görkemli çadır demek. Önceden insanlar böyle bizim gibi evlerde yaşamazlarmış çadırlarda yaşarlarmış ve en büyük ve en güzel olana da Otağ derlemiş." Dediğinde Nehir şaşırıp kocaman gözlerle babasına bakmıştı.
"kafam çok karıştı çadır ne demek ki?" demişti. Yeni çıkmaya başlayan dişleri ile mahcup bir şekilde gülümserken.
Şimdi çok iyi anlıyordu babasını burası eviydi onların ve iş yerinin dışında çalışanlar tarafından benimsenmesini sağlamanın yanında dışarıdan bakanların hayranlık uyandırılmasını tema edinmekti gayesi. Nitekim başarılı olunmuştu, şirket babasının yönetiminde iken en parlak atılımları yapıp hiç kimsenin beklemediği bir büyüme oranıyla yurt dışına kadar bir çok alanda şubeye ulaşmıştı bunların başında tekstil, gıda ve hizmet sektörü olarak tabanlarının ve yönetim anlayışının farklı olmasına rağmen kurulan düzen şirketi babasının kaybından sonra iflas olunacağı beklenirken ondört yıldır aynı varlığını hissettirmişti. O kaza olmasa idi belki de şuanda Avrupa'da kurulacak pazarın muhtemel olasılığı gerçekten çok yüksekti. Ne olursa olsun Annesinin dayısı ve Sedat bey şirketi başı boş bırakmayıp bugünlere kadar getirmeyi başarmışlardı. Belki de artık kimliğini açıklama vakti gelmişti Nehir'in. Şirketin başına geçip babasının yarım kalan hayallerini tamamlamalıydı. Ofis boyluk yaptığı sürede şirket çalışanları ile ilgili gerekli gözlemleri ve bilgileri de tamamlamıştı. Buna şirkette dönen dedikoduların yanında kendine asılan üst kademede ki yöneticilerden en alt kademede internette sörf yapan çalışanlara kadar herkes hakkında bilgi sahibiydi. Buraya geçmeden önce şube binalarda da çalıştığı için istediği ağı kurmayı başarmıştı. Dikkat çekmemek için şimdiye kadar kimseye dokunulmamış ama ayrıntılı bir rapor oluşturulmuş ve şirkete geçer geçmez terfiler ve görev sonlandırmalar yapılabilecekti. Tek bir sorunları vardı arada profosyonel şekilde kaybolan paralar dışında bir türlü bunu yapan kişiyi bulmayı başaramamıştı ve Sedat bey de bu konuda yetersiz kalıyordu, ayrı ayrı denetim şirketlerinin yaptığı incelemelerde başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bütün gün yine katlar arasında mekik dokumaktan başka bir şey yapmamıştı akşam bütün şirket çıktıktan sonra Sedat bey ile onun odasında Tarık hakkında hazırlanan dosyayı açıp incelerken Sedat beyi dinlemeye devam ediyordu bir yandan da.
"Tarık Ozansoy, Antalya Aksu doğumlu, Antalya Fen Lisesi, Boğaziçi İngilizce elektrik elektronik mühendisliği mezunu, Dünyanın en iyi ekonomi üniversitesi Academic Rankıng Of World Universities (ARWU) listesinde zirveyi kimseye bırakmayan Harvard 'da yüksek lisans yapmıştı..
Zeki, yakışıklı ve çapkın olarak tanınıyor. Siz düğününü basmasa idiniz şuanda ülkenin en zengin şirketinin ceo'su olmanın yanında sahibi de olacaktı.
Nehir yazılanları ve dinlediklerini karşılaştırıyordu. Sedat bey Nehir'in okuduğu sayfayı görünce susmayı tercih etti.
Nehir ise Tarık'ın günlük yaptığı alışkanlıklarını okuyordu.
Maslakta bir rezidansta yaşıyor sabahları 6'da kalkıp yarım saat sporunu yaptıktan sonra kendisi için hazırlanan Türk kahvaltısını yapıp saat 7 de işinin başında oluyor. Saat 11'de tavşan kanı tek şekerli çayını içip saat 3 de annesi ve ailesinden biri ile görüşmesini aksatmıyor. Ailesi Antalya'da Aksuda yaşıyor bir kız kardeşi ve bir de erkek kardeşi var, Zeynep ve Turan ikizler. Baba emekli anne ev hanımı.
Okuduklarını tamamladığında Sedat'a döndü, bu adam zaten başarılı neden zengin bir hayat peşinde koşuyor zaten yurt dışından da bir çok firma tarafından teklif almıştır ve bu kalitede bir insan asla ama asla fakirlik endişesi yada işten atılma korkusu yaşamaz gittiği her yerde istediği her imkan sağlanacakken. Neden aşk evliliği değil de o kızla parası için evlendiğini söylemişti. Derin bir nefes verip Sedat beye olanları anlatmaya karar verdi. Çünkü sabah ki şakası içine kurt düşürmüştü.
"Tarık bey benim evimde, dımdızlak ortada kaldığını söyledi"
"Doğru Nehir Hanım Recep Karalar, bütün hesaplarına el koydurtmuş ve iş bulmasını ve ona yardım edecek herkesi tehdit etmiş. Kızına çok düşkün bir süre ortalığın durulmasını bekliyor olmalı. Bu süre zarfında da Tarık'ı kaybetmek istemiyor sadece burnunu sürtmek istiyor "
"Olabilir ama riskli değil mi yurt dışında bir şirkette de çalışabilir"
"Haklısınız ama zaten ülkeye dönmeden önce yurt dışından birkaç teklifi reddetmiş."
"Neden Ki, Türkiye'de bir şirkette çalışmaktansa Yurt dışında başka firmalarda çalışmayı bir çok insan tercih eder"
"Bir ekonomi röpörtajında bu konuda, sadece ülkesinde çalışmak istediğini beyin göçünü kabul edemeyeceğini söylemiş"
Nehir'in duyduklarından sonra iyice kafası karışmıştı, parası için bir kızla evlenebilecek kadar basit karakter sahibi bir insan tutup da ülke çıkarlarından bahsetmesi çok enteresandı. Ona ait bir şeyler eksikti ve parçalar bileşmiyordu.
"adam hakkında sadece bunlar mı var?"
"Evet" dedi sedat bey ve birkaç saniye aklından geçenleri söyleyip söylememe konusunda karasız bir şekilde Nehir'e baktı. Konuşmaya karar vermiş olmalı ki yalancı bir boğaz temizleme senfonisinden sonra hala dosyayı dikkatle inceleyen Nehir'in ona bakmasını sağladı.
"Nehir Hanım, sizcede kaçırılmayacak kadar büyük bir balık oltamıza takılmadı mı?"
Nehir 65 yaşının hakkını veren beyaz saçların ve kırışmış yüz hatlarının arasında parlayan lacivert gözlerin ona ne demek istediğini anlamıştı.
Tarık'ı bu kargaşada şirketin başına getirip büyük bir hamle yapmaktan bahsediyordu. Akıllıca bir atak olurdu, Tabi Tarık kabul eder miydi ve Nehir ona güvenebilir miydi? Orası biraz karışıktı o yüzden,
"Düşüneceğim" dedi en sonunda Nehir. Şirket bu şekilde yürümezdi biran önce köstebeği bulup ipleri eline almalıydı.
****